Martı Jonathan Livingston diğer martılar gibi değildi normalin dışına çıkmak isteyen ve bunun için tüm gücünü kullanan bir martıydı. Ancak biz insanlara yapıldığı gibi o da baskılandı ailesi tarafından ve kabullenme eğilimi içerisine girdi. "Ben bir martıyım" dedi bir baykuş…devamıMartı Jonathan Livingston diğer martılar gibi değildi normalin dışına çıkmak isteyen ve bunun için tüm gücünü kullanan bir martıydı. Ancak biz insanlara yapıldığı gibi o da baskılandı ailesi tarafından ve kabullenme eğilimi içerisine girdi. "Ben bir martıyım" dedi bir baykuş ya da bir şahin değil, ben bir martıyım. Bize yapılan da bu değil mi? Topluma uy,itaat et, sorgulama, sen bu'sun ve bu olmaya devam et!
Martı Jonathan Livingston sıradan olduğunu ve sürüye uyması gerektiğini düşündü ancak içindeki o ateşi söndüremedi ve evet ben bir martıyım ancak sıradan değilim dedi. Ben sıradan değilim diyerek baş kaldırdı.
Yani Jonathan Livingston anarşist anarşist uçan martı benim deyimimle :)
Peki Martı Jonathan Livingston'a yapılan bize de yapılmadı mı? Bütün topluluklar sıradanlaştırılmak istenmiyor mu? Farklılıklar yok edilmeye çalışılıyor. Yapılan toplumsal hareketler bastırılıp, itaat etmeyen itaate zorlanıyor ya da başı eziliyor. Bütün bunlar niçin? Sıradanlaştırılmak için değil mi?
Martı Jonathan Livingston hayatın anlamını sorgulamaya başladı ve bilgisizlikten kurtulup kendini geliştirmek, reform yapmak istedi ancak yüce kurultay ipini kesti ve " Kardeşlik öldü " dedi. Onun kurultaya karşı çıkmaya hakkı yoktu. Çünkü o özgür değildi. Normlara uymadığı gerekçesiyle sürgün edildi ve toplumdan dışlandı.
Martı Jonathan Livingston için bir okul bitip yeni bir okul başlamıştı, artık hiç kimseye bağlı değildi ve en iyisi olmak, özel olmak, seçilmiş yetkin kişi olmak için çok çalıştı ve normal olmaktan kaçındı.
Martı Jonathan Livingston bir eğitmen olup kendi bildiklerini kendisi gibi dışlanmış kişilerle paylaştı
ve onları eğitti.
Yetkin kişi olarak sürüsüne geri dönen Martı Jonathan Livingston'ın oluşturduğu azınlık, sürü tarafından yani çoğunluk tarafından kabul edilmedi. Yasalara uyanlar yasadışı bir olayı kabul etmezler ve sırtlarını dönerler bu hep böyle olmuştur ancak azınlığın çoğunluğa baş kaldırmasıyla ve kendi düşüncesini çoğunluğa benimsetmesiyle azınlığa destek verilmiştir.
Çıkarılan sonuç şu ki; Seni sen yapan bedenin değil ruhundur. Jonathan Livingston bir martıydı ancak sıradan bir martı değildi.
THE END.....
Erasmus deliliğe övgü eserinde, deliliği ne kadar da güzel anlatmış. İnsanın deli olası gelmiyor değil hani!!! Erasmus deliliği önce överek yerer, sonra da yererek över. Çünkü Erasmus'un yerdiği sıradan delilik,yani insana göre deliliktir; övdüğü ise kutlu delilik yani, Tanrı katında…devamıErasmus deliliğe övgü eserinde, deliliği ne kadar da güzel anlatmış. İnsanın deli olası gelmiyor değil hani!!!
Erasmus deliliği önce överek yerer, sonra da yererek över. Çünkü Erasmus'un yerdiği sıradan delilik,yani insana göre deliliktir; övdüğü ise kutlu delilik yani, Tanrı katında kutsal olan deliliktir. Kutlu delilik özünde hakiki bir bilgelik içerir.
Yazarın genel itibariyle dönemin şartlarını eleştiride bulunduğunu söyleyebilirim. Ancak kitabın ilginç tarafı yazarın yaptığı benzetmeler,Yunan mitolojisine ait ilahları kullanarak eleştirisini farklı kılmayı başarmış kendisi...
Kitabı bir bölümünde Papa ya da din görevlisi olan kişilerin giysilerinin ne anlama geldiğini yazar şu şekilde açıklamış.
" Bir düşünseler şu keten giysinin, ışıl ışıl bembeyaz kaftanın baştan sona masum bir yaşamı simgelediğini; bir düşünseler tepesine bir düğüm atılarak birbirine bağlanmış şu iki külahlı başlığın anlamının hem Eski hem de Yeni Ahit’in mutlak bilgisi olduğunu; bir düşünseler şu eldivenlerle korunan ellerinin anlamının saflık ve her türlü dünyevi yaşamından uzak durmak ve böylece kutsal ayinleri riyasızca yerine getirebilmek olduğunu; bir düşünseler şu asanın anlamının kendilerine kayıtsız şartsız emanet edilen sürüye gözlerini bile kırpmadan bakmak olduğunu; bir düşünseler şu önlerinde tuttukları haçın anlamının bütün insani tutkulara karşı kazanılan büyük zafer olduğunu."
Yaptığı benzetmedeki inceliğe,yüklediği anlamlara bakar mısınız...
Yazarın sohbet havası içinde yazmış olduğu bu eser 212 sayfa olmasına rağmen dipnot ve resimleri çıkardığımız zaman yaklaşık 100 sayfalık bir kitap elde etmiş oluruz diye düşünüyorum!
Sanırım kitapta dikkatimi en çok çeken yazarın Türk ve Arap ırkına sahip insanlara olan nefretiydi. Anlaşılan o dönemde Türk ve Arapların güçlü olması yazarın pek de hoşuna gitmiyormuş.
Sonuç olarak; kitap güzeldi okunmasını tavsiye ederim. Okuyan ve okumayı düşünen herkese keyifli okumalar dilerim...
Hemen herşeyin çok kısa tarihi derken yazar gerçekten de “HERŞEY”in çok kısa tarihini ele almış. Kitabı okurken şunu fark ediyorsunuz. Ben aslında ne kadar da az şey biliyormuşum. Her bilim dalının birbirleri ile bağlantılı olduğunun kavrıyorsunuz. Lise döneminde fizik, kimya…devamıHemen herşeyin çok kısa tarihi derken yazar gerçekten de “HERŞEY”in çok kısa tarihini ele almış.
Kitabı okurken şunu fark ediyorsunuz. Ben aslında ne kadar da az şey biliyormuşum.
Her bilim dalının birbirleri ile bağlantılı olduğunun kavrıyorsunuz.
Lise döneminde fizik, kimya gibi dersleri görürken benim hayatımla ne ilgisi var? Neden boş şeyler öğreniyorum? diye düşünürdüm ve dersi geçmek için çalışırdım. Bu kitabı okuduktan sonra ise şunu öğrendim. Aslında bu bilim dallarının hayatın bir parçası olduğunu ve bunları bilmenin bakış açımı ne kadar da değiştirebileceğini ve lisede öğrendiğim bütün konuları bir bütün olarak görmem gerektiğini öğrendim.
Aklınıza gelen birbiriyle ilgisiz görünen bütün bilim dalları aslında birbiriyle büyük bir ilişki içerisinde olduğunu öğreniyorsunuz.. Buna nasıl ulaşabilirim diye düşünecek olursanız eğer doğaya, dünyaya, ve hatta evrene bir bütün olarak bakmayı öğrenerek ulaşabilirsiniz.
Bill Bryson, hemen herşeyin çok kısa tarihi adlı bu kitabı, Kozmosta Kaybolmak, Yerkürenin Büyüklüğü, Yeni Bir Çağ Doğuyor, Tehlikeli Gezegen, Yaşamın Kendisi ve Bize Giden Yol olmak üzere altı ayrı bölümden oluşuyor.
Genel olarak kitap, genel bilim konuları hakkında yazılan bir bilim kitabı.
Dünyanın, evrenin oluşumundan başlayıp birçok bilim adamı,buluştan ........ dan bahsedip bitirmiş.
Elbette her konu ilginizi çekecek diye birşey yok. Ancak bir kere kitabı okumaya başlayınca ve merak uyandırınca elinizden bırakmak istemeyebilirsiniz. Kitap oldukça sürükleyici,espirili,sıkılmadan okuyacağınıza garanti verebilirim. Kitabı otobüste bile okuyabilirsiniz. Ben öyle yaptım çünkü.
Ölmeden önce değil, bir an önce okumanız gereken güzel bir kitap bence:)
"İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür,. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız... Yalnız..."
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Devletinde değişimin kurumlara, şehirleşmeye, kültüre, aileye ve günlük yaşama etkilerini,modernleşme sürecinin Osmanlı toplumundaki farklı yansımalarını işlediği Osmanlı'da Değişim ve Anayasal Rejim Sorunu adlı eserinde yazar, harita,tablo, grafik ve görseller kullanarak kitabı zenginleştirip dikkat çekmesini sağlamıştır.…devamıProf. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı Devletinde değişimin kurumlara, şehirleşmeye, kültüre, aileye ve günlük yaşama etkilerini,modernleşme sürecinin Osmanlı toplumundaki farklı yansımalarını işlediği Osmanlı'da Değişim ve Anayasal Rejim Sorunu adlı eserinde yazar, harita,tablo, grafik ve görseller kullanarak kitabı zenginleştirip dikkat çekmesini sağlamıştır. Bu eser Osmanlı'da yaşanan değişimlerin yanı sıra ||. Abdülhamid döneminde Kanun-i Esasî'nin ilanı ve Anayasal Rejim sürecini, farklı yönleri ve arka planıyla birlikte ele almıştır. Tarihi araştırma ve inceleme seven araştırmacı zihinlerin okumasını tavsiye ederim.
"Ben iki şeye inanırım, iki şeyin sonsuz gücüne, sonsuz yaratıcılığına,sonsuz değişimine: Halk ve doğa..." Yaşar Kemal deyince aklıma ilk halk, köylü, toprak, kahverengi ve sosyalizim geliyor... Çok iyi bir eleştirmen, dönemin şartlarını ve koşullarını geri durmayarak özgün ve özgürce dile…devamı"Ben iki şeye inanırım, iki şeyin sonsuz gücüne, sonsuz yaratıcılığına,sonsuz değişimine: Halk ve doğa..."
Yaşar Kemal deyince aklıma ilk halk, köylü, toprak, kahverengi ve sosyalizim geliyor...
Çok iyi bir eleştirmen, dönemin şartlarını ve koşullarını geri durmayarak özgün ve özgürce dile getiren cesur bir halk adamı.
Sanatını halktan ayırmamış olan usta yazar Yaşar Kemal, Baldaki Tuz adlı bu eserinde gazete ve dergilerde yayımlanan, 1959'dan 1974 yılına kadar 15 yıl boyunca yazmış olduğu yazılara yer vermiştir. Yazar, sanatı,politikayı,sosyalizmi ve halkı kalemine alarak kendi benliğiyle oluşturduğu bu yazılarında en genel, en temel doğrular ve gerçeklere yer vermiştir.
İnandığı, güvendiği halktan biri olarak, bir halk adamı olan Yaşar Kemal, okunmaya değer bize nice eser vermiş usta bir yazardır. Okuyun arkadaşlar kaybetmezsiniz.
Bildiklerimiz ya da yanlış bildiklerimizi bir liste şeklinde açıklamalarıyla beraber veren, gerekli ve gereksiz içerdiği bilgilerle bir çok bölümünde sıkıldığım, ama sonlara doğru ilgimi çekmeyi başaran bu kitabın verdiği bilgilerle beni aydınlattığını ve ayrıca sonlara doğru Osmanlı ve Türklerden bahsetmesiyle…devamıBildiklerimiz ya da yanlış bildiklerimizi bir liste şeklinde açıklamalarıyla beraber veren, gerekli ve gereksiz içerdiği bilgilerle bir çok bölümünde sıkıldığım, ama sonlara doğru ilgimi çekmeyi başaran bu kitabın verdiği bilgilerle beni aydınlattığını ve ayrıca sonlara doğru Osmanlı ve Türklerden bahsetmesiyle beni gururlandırdığını söyleyebilirim. İçerdiği bilgiler nedeniyle okunmasını tavsiye ederim. Okumayı düşünen ve okuyan herkese keyifli okumalar dilerim :)
"Bu şekilde ölmek istemiyorum. Mutlu bir hayat yaşamak istiyorum. Yarın, Eun ile onun yerine evlenen kişi olmak istiyorum. Fakat... bu sadece bir rüya. Hüzünlü bir rüya. Hayal kurmayı bıraktım." Diyor K... Her hikâye mutlu sonla bitmez ve her aşk ölümsüz…devamı"Bu şekilde ölmek istemiyorum.
Mutlu bir hayat yaşamak istiyorum.
Yarın, Eun ile onun yerine evlenen kişi olmak istiyorum.
Fakat... bu sadece bir rüya.
Hüzünlü bir rüya.
Hayal kurmayı bıraktım." Diyor K...
Her hikâye mutlu sonla bitmez ve her aşk ölümsüz ve sonsuzdur bir yerlerde...