Kitabın adı gibi kendi hayatı da garipliklerle dolu olan Anthony Burgess' in 1962 tarihli distopik romanı. 1971 yılında da aynı adla, ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından sinemaya taşınmıştır. Kitap, anti-kahraman Alex ve çetesinin şiddet, tecavüz, hırsızlık eylemlerini toplumun çürümüşlüğü ve…devamıKitabın adı gibi kendi hayatı da garipliklerle dolu olan Anthony Burgess' in 1962 tarihli distopik romanı.
1971 yılında da aynı adla, ünlü yönetmen Stanley Kubrick tarafından sinemaya taşınmıştır. Kitap, anti-kahraman Alex ve çetesinin şiddet, tecavüz, hırsızlık eylemlerini toplumun çürümüşlüğü ve devlet mekanizmasının işlevini yerine getirememesi düzleminde işler.
Romanin en önemli temalarından biri özgürlük ve kontrol arasındaki ilişkidir. Baskıcı yönetimler için her daim "özgürlük" tehlikeli bir ifadedir. Bundan dolayı Alex'e hapishanede "Ludovico" adında caydırma terapisi uygulanır. Bu terapi sonrası bırakın eskiden gerçekleştirdiği eylemleri icra etmeyi; onları düşünmesi bile midesini bulandırır. Tam anlamıyla doğru yola sevk edilmiş "Otomatik Portakal" dir artık.
İşte kitap bu noktada şu vurucu düşünceyi okuyucuya aktarır: "Tercih hakkı elinden alınmış, koşullandırılmış şekilde gerçekleştirilen iyilik de pek erdemli olmayacaktır."
Kitapta kullanılan üslup da kendine özgü bir argodur. Dilimize çok güzel aktarıldığını düşünüyorum.
Bu kült romanı okumanızı tavsiye ederim.
George Orwell' ın 1949' da yayımladığı distopik romanı. 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan soğuk savaş ve baskıcı yönetimlere ithafen yazıldığını tahmin ettiğimiz roman, kısıtlamalara ilişkin bir incelemedir aynı zamanda. Kitabı okurken zihnimde "V For Vendetta" ve "Equilibrium" filmlerinden sahneler dolaştı…devamıGeorge Orwell' ın 1949' da yayımladığı distopik romanı. 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan soğuk savaş ve baskıcı yönetimlere ithafen yazıldığını tahmin ettiğimiz roman, kısıtlamalara ilişkin bir incelemedir aynı zamanda.
Kitabı okurken zihnimde "V For Vendetta" ve "Equilibrium" filmlerinden sahneler dolaştı durdu.
Akıcı bir dile sahip, karakter yoğunluğu fazla olmamasından dolayı akıp gidiyor.
Okunması gereken klasiklerden.
Bu filmle tanıdığım yönetmen Jim Jarmusch' un ortaya çıkardığı sanatsal bakış açısını çok sevdim. Salt bir vampir hikayesi olarak ele almamak gerektiğini düşünüyorum. İnsanoğlunun adım adım kendini yok ediş sürecine asırlardır tanık olan vampirlerin, bu sürece ilişkin eleştirisini izleriz. Bu…devamıBu filmle tanıdığım yönetmen Jim Jarmusch' un ortaya çıkardığı sanatsal bakış açısını çok sevdim.
Salt bir vampir hikayesi olarak ele almamak gerektiğini düşünüyorum. İnsanoğlunun adım adım kendini yok ediş sürecine asırlardır tanık olan vampirlerin, bu sürece ilişkin eleştirisini izleriz. Bu kurgunun ekseninde tabi ki Adam ve Eve' in bohem bir atmosferde yaşadığı aşk hikayesi mevcut.
Film durağan ilerliyor. Müzikler harika. Oyunculuk üst düzey. Filmden zevk aldığımı söylemeliyim. Filmin atmosferine kendinzi bırakın.
İyi seyirler.
Bu karanlık ve sıkıntılı manzara ne kadar güzeldi! İçime çektiğim bu ıslak hava ne kadar tazeydi! Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir…devamıBu karanlık ve sıkıntılı manzara ne kadar güzeldi! İçime çektiğim bu ıslak hava ne kadar tazeydi! Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak...Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...
S. 94
Hayat dayanılamayacak kadar sıkıcı ve aptalcaydı, ağızda kötü bir tat bırakıyordu. İçgörüsünün önüne siyah bir perde gerilmişti ve hayalleri içine ışık sızmayan karanlık bir hasta odasına tıkılıp kalmıştı. S. 189
"Yalnız, gökyüzündeki yıldızlardan çayın dibindeki çakıllara, doğu tarafından kopup gelen bulutlardan batı tarafındaki denize kadar uzanan ve yayılan bu kocaman gecenin içinde, yapayalnızdı. Düşüncelerini hangi istikamete koşturursa koştursun, karşısına kimse çıkmıyordu." S.91
Norveçli ressam Lars Hertervig' in (1839 - 1902) gerçek yaşamı üstüne kurgulanan roman. Kitabın ilk bölümlerindeki yinelemeler, garip konuşmalar, anlatıcının sanrıları okumayı oldukça zorlaştırsa da çok geçmeden hayalle gerçek arasında gidip gelen hikayede kahramanımızın sıkıntısını idrak ediyoruz. Yazar, bu sıkıcı…devamıNorveçli ressam Lars Hertervig' in (1839 - 1902) gerçek yaşamı üstüne kurgulanan roman.
Kitabın ilk bölümlerindeki yinelemeler, garip konuşmalar, anlatıcının sanrıları okumayı oldukça zorlaştırsa da çok geçmeden hayalle gerçek arasında gidip gelen hikayede kahramanımızın sıkıntısını idrak ediyoruz.
Yazar, bu sıkıcı anlatımı okuyucuya o kadar güzel aktarıyor ki anlatıcının deliliğinden şüphe etmiyorsunuz.
Tavsiye ederim.
İskandinav sineması ve edebiyatı içerisine yedirilen "delilik" teması ile yeniden karşılaşıyoruz bu filmde. Melankoli' nin sınırlarını zorluyoruz dostumuz Phillip'le. Filmde geriye dönüşler, düşle gerçeğin iç içe girdiği bir anlatım ve alternatif geleceğe yönelik düşsel sahneler mevcut. Hatta bazı sahneleri bana…devamıİskandinav sineması ve edebiyatı içerisine yedirilen "delilik" teması ile yeniden karşılaşıyoruz bu filmde. Melankoli' nin sınırlarını zorluyoruz dostumuz Phillip'le.
Filmde geriye dönüşler, düşle gerçeğin iç içe girdiği bir anlatım ve alternatif geleceğe yönelik düşsel sahneler mevcut. Hatta bazı sahneleri bana "Amelie" filmini bile anımsattı.
Kişilerin iç dünyasına bakış atarken bir yandan da reklam, medya ve gösteri dünyası içerisinde edebiyatın konumuna ilişkin eleştirisini alkışlıyoruz.
Filmi ilk çıktığı yıllarda izlemiştim bugün tekrar izledim. Farklı bir film izlemek isteyenler için ideal.
"Ömürleri boyunca kimsenin dostu olamaz bu adamlar; ya efendidirler; ya köle. Gerçek özgürlük, gerçek sevgi, zorba ruhlu insanın hiçbir zaman tadamayacağı bir mutluluktur."