Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık. İzin vermiyorlar... İyi olamıyorum... İnsanlar, mutsuz olduklarında daha çok hata yaparlar. Sevginin bulunmadığı yerde aklı da arama. Hangisi daha iyidir, kolay elde edilmiş bir mutluluk…devamıBaylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.
İzin vermiyorlar... İyi olamıyorum...
İnsanlar, mutsuz olduklarında daha çok hata yaparlar.
Sevginin bulunmadığı yerde aklı da arama.
Hangisi daha iyidir, kolay elde edilmiş bir mutluluk mu yoksa insanı yücelten acılar mı?
Olmam gereken yerden çok uzaktayım, belkide yoruldum bilmiyorum. Öyle karışık, öyle yabancıyım ki, bu aralar kendime bile ...
Ne ben herhangi bir kişiye benziyordum ne de herhangi bir kişi bana. Ben tek başımayım, onlarsa hep birlikte...
Bana en çok dokunan, suçlu olsam da olmasam da her zaman bir çeşit tabiat kanununa uyar gibi, herkesten önce kendimi suçlu görmemdi.
İnsanların, çıkarları uğruna neler yapacağını kestirmek, çok zordur.
Aklıma bir şey takılmaya başladı mı kafam sadece onunla meşgul olurdu.
Bazen yüreğimin ta derinlerine zehir gibi acı veren bir düşünce saplanıyordu.
İnsan önce kendisini yaşamayı öğrenmeli, ondan sonra başkalarını kınamaya kalkışmalıdır!
Zira hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız
Kimseyle görüşmüyor, hatta insanlarla konuşmaktan kaçıyor, gittikçe daha çok köşeme çekiliyordum.
Yaşamın en çirkin yanlarını tüm derinliğiyle anlamaya çalışıyordum.
Ben kötü bir insan değildim. Ne aksi bir adamım, ne de uysal biriyim. Ne alçağın biriyim, ne de namuslu, ne onurlu biriyim, ne bir kahramanım,ne de bir korkak. Ben hiçbir şey olamadım.
Gerçek hayattan kopmuş biri olarak kendi köşemde, ruhen çürümüş kendi yer altımda, kendi yarattığım kini içime akıta akıta, hayatımı nasıl perperişan ettiğimi anlatmanın hoşa gidecek bir yanı olabilir mi?
Doğrusu, bizler bugün canlılığın nerede bulunduğunu, ne olduğunu, nasıl adlandırıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsanız bir anda ne yapacağımızı şaşırır kalırız; ne yapacağımızı, kime sığınacağımızı, neye tutunacağımızı, neyi seveceğimizi, neden nefret edeceğimizi, neye saygı duyacağımızı, neyi aşağılayacağımızı bilemeyiz. İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız.
ÖZET
Yeraltından Notlar, sıradan bir adamın hikayesi değil. Bu, bir insanın kendi içine gömülmesinin, kendi karanlığıyla baş başa kalmasının romanı. Kitabın kahramanı adı olmayan bir adam, ama aslında adı olmayan her şeyin sesi: yalnızlığın, öfkenin, kırgınlığın, anlaşılmamanın…
İlk bölümde, kendi dünyasına kapanmış bir adamla tanışıyoruz. O, toplumu reddediyor gibi görünse de, aslında reddedilmenin ağırlığını taşıyor içinde. Çok düşünüyor, düşünmekten yorgun düşüyor. Kendini toplumun dışına atmış değil, oradan itilmiş ve artık oraya ait olmadığını kabullenmiş biri. Konuştuğu şeyler, çoğu zaman bizim içimizden sessizce geçen ama hiç dile dökmediğimiz düşünceler gibi. Bir tür iç hesaplaşma bu. Ve bu hesaplaşmada kendine bile acımadan konuşuyor.
İkinci bölümde, onun geçmişine iniyoruz. Hiçbir zaman tam anlamıyla ait olamadığı bir hayatın kırık dökük anıları bunlar. Onu küçümseyen arkadaşlar, içinde büyüyen intikam duygusu, sonra birden karşısına çıkan Liza… Belki de o kızla birlikte bir şeyler değişebilirdi. Belki bu kadar kırık olmayabilirdi her şey. Ama o, sevilmeye layık biri olduğunu bir türlü kabul edemedi. Yakınlık kurmak istese de, korkularına yenildi. Tam el uzatacakken geri çekildi. Ve sonunda yine kendi yeraltına çekildi. Sessizce...
Bu roman bir iç çığlık. Yüksek sesle değil ama sarsıcı. Herkesin içinde az ya da çok tanıdığı o "yeraltı"na ışık tutuyor. Okuduktan sonra, sadece karakteri değil, kendini de sorguluyorsun. Belki de insanın en büyük savaşı, kendine karşı verdiği...