ben film boyunca şunu düşündüm: gerçekten kötü diye bir şey var mı, yoksa insanlar mı birbirini kötü yapıyor? çünkü yaratık başta masum. baya baya masum. ama yaşadıkları onu değiştiriyor. yani aslında izlediğimiz şey bir “canavarın doğuşu” değil, birinin nasıl canavara…devamıben film boyunca şunu düşündüm: gerçekten kötü diye bir şey var mı, yoksa insanlar mı birbirini kötü yapıyor? çünkü yaratık başta masum. baya baya masum. ama yaşadıkları onu değiştiriyor. yani aslında izlediğimiz şey bir “canavarın doğuşu” değil, birinin nasıl canavara dönüştüğünün hikayesi.
sorun yaratık değil. sorun, onu o hale getiren insanlar.
filmdeki en “insan” karakter aslında yaratığın kendisi gibi hissettirdi bana.
film canavarı değil, insanı sorgulatıyor.
filme bayıldım, bayıldım, bayıldım ve sonsuz kere bayıldım. hayatımda izledigim en iyi filmlerden biri o kadar guzel mesajlar veriyor ki her seyine bayıldım ve simdi aşağıda yazdığım sahne geldiginde donakalmıstım sahnenin guzelliginden muhtesem bi film. harika bi zeka, harika bi…devamıfilme bayıldım, bayıldım, bayıldım ve sonsuz kere bayıldım.
hayatımda izledigim en iyi filmlerden biri
o kadar guzel mesajlar veriyor ki
her seyine bayıldım ve simdi aşağıda yazdığım sahne geldiginde donakalmıstım sahnenin guzelliginden muhtesem bi film. harika bi zeka, harika bi terapist harika oyunculuklar,cok sevdim🤍
🦕🐢🦋🐝🦆🐴🦧🦍🐈🦥🌱☘️🍀🌻🎀💌sana sanat hakkında soru sorsam, muhtemelen yazılmış her sanat kitabının özetini anlatırsın.
Michelangelo hakkında çok şey biliyorsun. Hayatının eseri, siyasi emelleri, o ve papa, cinsel yönelimleri, her şey, değil mi?
Ama eminim Sistine Şapeli'nin nasıl koktuğunu söyleyemezsin. Orada durup o güzel tavana hiç bakmadın; onu hiç görmedin.
Sana kadınlar hakkında soru sorsam, muhtemelen kişisel favorilerin hakkında bir ders verirsin. Hatta birkaç kez birlikte olmuş bile olabilirsin. Ama bir kadının yanında uyanmanın ve gerçekten mutlu hissetmenin nasıl bir şey olduğunu söyleyemezsin.
Zor bir çocuksun.
Ve sana savaş hakkında soru sorsam, muhtemelen Shakespeare'den bir alıntı yaparsın, değil mi, "bir kez daha gediklere sevgili dostlar." Ama hiç savaşın yanında bulunmadın.
En iyi arkadaşının başını kucağında tutmadın, son nefesini verirken sana yardım için bakmasını izlemedin.
Sana aşk hakkında soru sorsam, muhtemelen bana bir sone okurdun. Ama sen hiç bir kadına bakıp da tamamen savunmasız kalmadın. Gözleriyle seni yerle bir edebilecek, sanki Tanrı senin için yeryüzüne bir melek göndermiş gibi hissettirebilecek birini tanımadın. Seni cehennemin derinliklerinden kurtarabilecek birini. Ve onun meleği olmanın, ona o sevgiyi duymanın, her şeyde, kanserde bile sonsuza dek yanında olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmezsin. Ve iki ay boyunca hastane odasında oturarak, elini tutarak uyumanın nasıl bir şey olduğunu bilmezsin, çünkü doktorlar gözlerinden "ziyaret saatleri" teriminin senin için geçerli olmadığını görebiliyorlardı. Gerçek kaybı bilmiyorsun, çünkü bu ancak kendini sevdiğinden daha çok sevdiğin bir şey olduğunda yaşanır. Ve sanırım hiç kimseyi bu kadar çok sevmeye cesaret etmedin. Ve sana bak... Zeki, kendine güvenen bir adam görmüyorum... Küstah, ölesiye korkak bir çocuk görüyorum. Ama sen bir dâhisin Will. Bunu kimse inkar edemez. Kimse senin derinliklerini anlayamaz. Ama sen benim bir resmimi gördün diye benim hakkımda her şeyi bildiğini sanıyorsun ve hayatımı mahvettin..🥀
Spoiler içeriyor
az önce annem ve babamla sinemasından çıktık, yani kadının üstün performans oyunculuğuna lafım yok da film genel olarak baya sıkıcıydı ya. hamnetin öldüğü sahne evet baya duygusaldı ağladım da ama filmde genel bi iletişimsizlik bi kopma vardı ya beklentimin baya…devamıaz önce annem ve babamla sinemasından çıktık, yani kadının üstün performans oyunculuğuna lafım yok da film genel olarak baya sıkıcıydı ya.
hamnetin öldüğü sahne evet baya duygusaldı ağladım da ama filmde genel bi iletişimsizlik bi kopma vardı ya
beklentimin baya altınaydı yani
Spoiler içeriyor
Stranger Things’in final bölümünü tam şu an bitirdim ve gerçekten koltuğa çakıldım. İlk başlarda gerilim öyle yoğundu ki ekrandan gözümü alamadım. Ama sonlara doğru, özellikle son 45 dakika falan, tempo biraz düştü. Herkes yaşadıklarından sonra kendi hayatında kaldığı yerden devam…devamıStranger Things’in final bölümünü tam şu an bitirdim ve gerçekten koltuğa çakıldım. İlk başlarda gerilim öyle yoğundu ki ekrandan gözümü alamadım. Ama sonlara doğru, özellikle son 45 dakika falan, tempo biraz düştü. Herkes yaşadıklarından sonra kendi hayatında kaldığı yerden devam etmeye çalışıyordu. Bu sakinlik ilk anda garip gelse de aslında dizinin vedası gibiydi. Büyük bir fırtınadan sonra gelen o sessizlik… biraz boş, biraz hüzünlü ama çok gerçekti.
En çok sevindiğim şey Steve’in ölmemesiydi. Gerçekten buna hazır değildim. Steve bu dizinin kalbi gibi; yorulmuş ama hâlâ ayakta.
Dustin’le aralarının düzelmesi ise finalin en güzel anlarından biriydi benim için. O sahnede dostluğun güçlü bir şey olduğunu tekrar hatırladım.
Jim Hopper’a ayrı bir parantez açmam lazım çünkü onu aşırı seviyorum. Hopper gerçek bir baba figürüydü. Eleven’a olan sevgisi, onu koruma şekli, sert görünmesine rağmen içinin ne kadar yumuşak olması… hepsi çok gerçekti. Babalık tam olarak böyle bir şey bence: kusursuz olmak değil, orada olmak. Joyce da aynı şekilde dizinin gerçek annesiydi. Will için verdiği mücadele, vazgeçmemesi, korksa bile ayakta kalması… onu izlerken hep içim doldu. Hopper ve Joyce birlikteyken dizinin duygusal yükü bambaşka bir seviyeye çıkıyordu.
Eleven’ın onlarla birlikte olmasını isterdim ama bunun nedenini de anlıyorum. O yanlarında olsaydı, kötü şeyler asla peşlerini bırakmazdı. Dr. Kay gibi insanlar hep hayatlarında olurdu. Bu yüzden bu ayrılık can acıtsa da gerekliydi.
Max’i anmadan geçmek imkânsız. Onun sessiz gücü, acısıyla baş etme şekli ve hayatta kalma mücadelesi beni en çok etkileyen şeylerden biriydi; güçlü olmanın bazen bağırmak değil, dayanmaya devam etmek olduğunu hatırlattı.
Nancy ve Jonathan’la ise hiçbir zaman güçlü bir bağ kuramadım açıkçası. Ama dizide sevdiğim o kadar çok karakter vardı ki bu hiç sorun olmadı. Oyunculuklar genel olarak çok iyiydi; neredeyse herkes rolünü gerçekten yaşadı. Holly de buna dahil. Özellikle son sezonda hikâyenin merkezinde yer aldı ve bunu gayet iyi taşıdı. Zaten Stranger Things’in en güzel yanı da buydu: kim ekranda olursa olsun, izlerken o dünyaya ait hissediyordun.
Dizi bittiğinde içimde garip ama tanıdık bir boşluk kaldı. Kötü değil, sadece biraz hüzünlü. Stranger Things benim için sadece bir dizi olmadı; dostluğu, aile olmayı, büyümeyi ve kaybetmemeyi anlattı. Bazı hikâyeler biter ama hissi kalır. Bu da onlardan biri oldu.
"diller ölebilir ama matematiksel fikirler ölmez" "matematikçilerin yarattığı desenler,ressamların ve şairlerinki gibi güzel olmalı; renkler veya kelimeler gibi fikirlerde de ahenkle birleşmelidir" "güzel bir şiirle ne kastettiğimizi tam olarak bilemesek bile bu, okuduğumuz şiirin güzel olup olmadığını anlamamıza engel değildir."…devamı"diller ölebilir ama matematiksel fikirler ölmez"
"matematikçilerin yarattığı desenler,ressamların ve şairlerinki gibi güzel olmalı; renkler veya kelimeler gibi fikirlerde de ahenkle birleşmelidir"
"güzel bir şiirle ne kastettiğimizi tam olarak bilemesek bile bu, okuduğumuz şiirin güzel olup olmadığını anlamamıza engel değildir."
"satranç problemleri matematiğin ilahi ezgileridir."
"matematiğin kesinliği onun tam soyut genelliğine dayanır."
"bir şey neyse odur başka bir şey değildir."
"317 bir asal sayıdır, biz öyle düşündüğümüz için ya da zihinlerimiz öyle ya da böyle şekillendiği için değil;öyledir çünkü matematiksel gerçeklik böyle inşa edilmiştir."
"zaman her şeyi değiştirebilir. hiç kimse matrislerin,grupların ve diğer pür matematik teorilerinin modern fiziğe uygulanabileceğini öngörememişti."
"matematik zararsız ve masum bir uğraştır."
bol bol aglamalık bir film. yer yer de guldum. konusu ayrı oyunculukları ayrı her sey muhtesemdi ve yazma geregi duydum. bittikten sonra uzun sure kendime gelemedim. cok sevdim her bir detayını, her seyini. filme bayıldım kısacası.
hayat bir gün o da bugün, su an bu soz beni o kadar cok etkiledi ki dusununce gercekten aslında dün, yarın gecen hafta, gelecek hafta yok sadece su an var yani ne oluyorsa su an oluyor ne olacaksa su an…devamıhayat bir gün o da bugün, su an
bu soz beni o kadar cok etkiledi ki
dusununce gercekten aslında dün, yarın gecen hafta, gelecek hafta yok
sadece su an var
yani ne oluyorsa su an oluyor ne olacaksa su an olacak
sahip oldugumuz tek sey su an
her mutsuzlugun otesinde yine yasam bekler ama insana özgü bir yeteneksizliktir yasayamamak. yoksa hangi balık bogmus kendini, hangi serce atlamis damdan ?