Biri bana Netflix üzerinden izleyebileceğim kaliteli bir dizi önerebilir mi? Fantastik izlemeye bayılırım. Aslında ilgimi çeken herşeyi izleyebilirim. Böyle Shadowhunters, Supernatural ya da Anne with an E tarzında birşeyler belki.
" Başkalarının görüp bilip benim göremediğim, tanıyamadığım, aynanın karşısındaki yabancı görüntünün karşısında dikilip duramazdım. Başkalarının, yaşadığını gördüğü ama benim göremediğim adamı keşfetmeliydim." Nasıl görünüyorum başkalarının gözünde? İnsanlar beni gördükleriyle mi yargılıyorlar? Göründüğüm kişi miyim? İnsanların bana baktığında gördükleri kişi miyim…devamı" Başkalarının görüp bilip benim göremediğim, tanıyamadığım, aynanın karşısındaki yabancı görüntünün karşısında dikilip duramazdım. Başkalarının, yaşadığını gördüğü ama benim göremediğim adamı keşfetmeliydim."
Nasıl görünüyorum başkalarının gözünde? İnsanlar beni gördükleriyle mi yargılıyorlar? Göründüğüm kişi miyim? İnsanların bana baktığında gördükleri kişi miyim yoksa? Aynaya baktığımda kendimi göremiyorum sadece yanılsama. İnsanlar bana isimlerle, kendi düşünceleriyle, gördükleriyle, konumum nedeniyle yeni benlikler oluştururken nasıl kendim olabilirim ki? Kendimi nasıl tanıyabilirim? İnsanların yarattıkları beni öldürüp nasıl gerçekten kendim olabilirim?
Gibi gibi birsuru soru soruyor Moscarda kendisine. Ve bu doğrultuda deliriyor, bizde ona eşlik ediyoruz. Haklı olduğu noktalar, kafanızın karışacağı noktalar var. Günümüzün problemleri aslında, etiketlenmek. Etiketlenmek sadece cinsiyetiniz, işiniz, maddi durumunuz, yöneliminiz konusunda olmaz. Yani öyle diyor Moscarda insanlar size baktıklarında kafalarında sizin için bir profil oluşturur aslında size benzemeyen. Bu yüzden siz bir bedende yaşayan binlercesisiniz.
"Yeraltindan Notlar" tadında karmaşık düşüncelerle başlayan bir kitap. Moscardanin zihninin içinde yavaş yavaş delirmesi ve deliliğiyle harekete geçmesini okuyoruz. Sonunda hareketlenmese çok sıkılabilirdim. Ben okurken eğlendim, bir şans verebilirsiniz bence. Pes etmeyin sonunda sizi güzel şeyler bekliyor.
Spoiler içeriyor
Filmin konusuyla ilgili pek konuşmayacağım bu gönderide çünkü ne diyebilirim emin değilim. Çok mu iyi ?değil ama izlemeye değer. Vaktiniz varsa tabi. Metin Akdülger oyunculuğunu konuşturmuş. Dilan Çiçek pek sevmem ama çok da sırıtmamış zaten film ikisinin diyologlarindan ibaret. Bayılmadım…devamıFilmin konusuyla ilgili pek konuşmayacağım bu gönderide çünkü ne diyebilirim emin değilim. Çok mu iyi ?değil ama izlemeye değer. Vaktiniz varsa tabi. Metin Akdülger oyunculuğunu konuşturmuş. Dilan Çiçek pek sevmem ama çok da sırıtmamış zaten film ikisinin diyologlarindan ibaret. Bayılmadım ama sevdim, bir çoğunun aksine pişman da değilim izlediğim için.
Filmlere yapılan göndermeler, bahsi geçen kitaplar, dinlenilen müzikler filme güzel bir hava katmış. Ali'nin ilk sahnelerdeki pozitifligi cana yakınlığı filmin atmosferini biraz daha boğucu olmaktan kurtarıyor. Her şeyi bırakalim bir kenara son sahnedeki yürüyüş filmin temasını özetliyor sanki. Biriyle ilişkiye nasıl başladığın değil nasıl devam ettiğin önemlidir. Yolda partnerine ayak uydurabilmek, bazen birine yetişmek, bazen biri yetişsin diye yavaşlamak, bazen aynı ritmi tutturabilmek, konuşmadan anlaşmak belki de. Bu güne kadar izlediğim en güzel sahnelerden biriydi.
Olay akışını sevdim aslında ama karakterlerin hikayeleri çok sıradan, boktan. Aslında daha derin işlense fena olmazmış ama olayları bu kadar yüzeysel bırakıp yaşadıkları depresyonu bu kadar ön plana koymaları filmi sıkıcılaştırmış. Mesela Leyla'nın araba, hamilelik olayları, Ali'nin hastalığı biraz daha işlenebilirdi.
Biraz keyifleneyim diye başlayıp ağlamaktan harap olduğum o animasyon. Çocukken birkaç kere denk gelmiştim ama izlemek için çok geç kalmışım. Yeri bende hep ayrı olacak sanırım. Gerçekten çok ağladım. Aile ve dostluk çok güzel işlenmiş. Şiddetle tavsiye ederim. Yetim kalmış…devamıBiraz keyifleneyim diye başlayıp ağlamaktan harap olduğum o animasyon. Çocukken birkaç kere denk gelmiştim ama izlemek için çok geç kalmışım. Yeri bende hep ayrı olacak sanırım. Gerçekten çok ağladım. Aile ve dostluk çok güzel işlenmiş. Şiddetle tavsiye ederim.
Yetim kalmış bir abla kardeş, hayatlarını yoluna koymaya çalışırken yolları ölüm makinesi olarak tasarlanmış Stiç ile kesişir. Duygusuz ölüm makinesi olarak yaratılmış Stiç, meclis tarafından tıp etiğini ihlal ettiği düşüncesiyle imha edilmek istenir. Bir şekilde kaçar dünyaya gelir. Ama bu sosyal hizmetlerin gözünün üzerinde olduğu abla için hiç iyi olmaz, kardeşini kaybetmenin eşiğine gelir. Yine de Stiç artık aileden biridir.
"Ohana aile demektir. Ailede kimse geride bırakılmaz ya da unutulmaz."
SPOİİLEEEER!!
Keyifle izlediğim ve güldüğüm çok sahne olsa da bir o kadar da ağladım. Stiç'in ormanda tıpkı ördek yavrusu gibi ailesini beklemesi, kimsenin gelmemesi, sonunda yaratıcısının gelip ona sadece canavar olduğunu söylemesi... Birlikte sörf yaptıklari sahnelerin güzelliği...
Sadece 50 dakika dayanabildim daha da erken bırakırdım ama oyuncuların hatrina izledim. Ne eksik çözemiyorum. Sıkıcı, boğucu bir olay akışı var. Elli dakika boyunca uyuşturucu, kumar ve pislikten başka hicbir şey yok. Bitirmediğim için çok da yorum yapmak istemiyorum. Ama…devamıSadece 50 dakika dayanabildim daha da erken bırakırdım ama oyuncuların hatrina izledim. Ne eksik çözemiyorum. Sıkıcı, boğucu bir olay akışı var. Elli dakika boyunca uyuşturucu, kumar ve pislikten başka hicbir şey yok. Bitirmediğim için çok da yorum yapmak istemiyorum. Ama şunu soylemeliyim ki mideniz kaldıramayacaksa başlamayin.
Mitlere dayanan bir hikaye. Sirenler ve onların terk ettiği çocuklar, Tidelandlar. Bu terkedilmiş çocukların anne hasreti ve bu uğurda yapabilecekleri. Bir şans verilebilir. Fantastik açıdan can sıkıcı görüntüler yoktu ama daha iyisi de olabilirdi. Cast, müzikler, mekan seçimi gayet güzeldi…devamıMitlere dayanan bir hikaye. Sirenler ve onların terk ettiği çocuklar, Tidelandlar. Bu terkedilmiş çocukların anne hasreti ve bu uğurda yapabilecekleri.
Bir şans verilebilir. Fantastik açıdan can sıkıcı görüntüler yoktu ama daha iyisi de olabilirdi. Cast, müzikler, mekan seçimi gayet güzeldi ama ne bileyim eksik birşeyler var. Belki de yarım kaldı o yüzden. İkinci sezonu var mı bilmiyorum ama olsa izlerim. "Deniz Dulları' olayını asla anlamadım çok üstün körü gecilmişti. Kaosa dahil edilebilirlerdi. Bilmiyorum söyleyecek pek bir şeyim yok.
Çok çok çooook sevdiğim bir yapım. Görseliyle, atmosferiyle, karakterleriyle ve değindiği mesajlarla... Kiminin kıyameti, kiminin kurtuluşu olabilir. Böyle miydi? Her neyse bu söz bu evren için yazılmış olabilir. İnsanlığın kıyameti, bir salgın bir " İllet", doğa için ve sevimli dostlarımız,…devamıÇok çok çooook sevdiğim bir yapım. Görseliyle, atmosferiyle, karakterleriyle ve değindiği mesajlarla...
Kiminin kıyameti, kiminin kurtuluşu olabilir. Böyle miydi? Her neyse bu söz bu evren için yazılmış olabilir. İnsanlığın kıyameti, bir salgın bir " İllet", doğa için ve sevimli dostlarımız, melezler, için bir umut. Ama tabiki insanoğlu savaşmadan yenilmeyi kabullenmez. Kendi çıkarları için can almaktan, kendinden olmayanı yabancı gördüğü melezleri kullanmaktan çekinmez.
Melezler aslında onlar da insanlığın bir parçası, doğanın bir kadının rahmine bıraktığı hediye. Ama insanlık onları illetin sorumlusu ve tedavisi olabilecek yaratıklar gibi görmekte kararlı. Kaosun ortasında kimsesiz kalmış çocukların birbirine nasıl sıkı sıkı bağlandığını merhamet ve sağduyunun Jepp ve Amie için herşeyden önemli olduğunu izliyoruz. Kendi ailesini kaybetmiş ikili kaosun ortasında kendilerine yeni bir aile buluyor ve onlar uğruna savaşıyor.
Aslında değinmek istediğim çok nokta var, her bir hikayenin kendine özgü bir güzelliği var. Ama çok uzatmayacağım. İzleyin ve görün.
Çok tatlı, bir solukta okuduğum bir kitap. Benim gibi iç çözümlemeler, karanlık zihinler okumaya alışık biri için hafif bir kitap. Mola niteliğinde, tatlı bir aşk hikayesi oldu. Cadı diyince aklınıza öyle mor/siyah cübbeli ucubeler gelmesin. Burada ormanın ortasında kendini yetiştirmiş,…devamıÇok tatlı, bir solukta okuduğum bir kitap. Benim gibi iç çözümlemeler, karanlık zihinler okumaya alışık biri için hafif bir kitap. Mola niteliğinde, tatlı bir aşk hikayesi oldu. Cadı diyince aklınıza öyle mor/siyah cübbeli ucubeler gelmesin. Burada ormanın ortasında kendini yetiştirmiş, hoşgörüden bir haber olmasına rağmen pek çok leydiden naif bir genç kızdan söz ediyoruz.
Ama şunu da belirtmem gerek ki sadece bir aşk hikayesi değil. Toplumun hoşlanmadığı, korktuğu insanları yaftalamasının ve dışlanmasının açık bir örneği. Din ve dindarlık konularındaki garip fikirleri şöyle özetliyor;
" Olesya çok inançlı biri olsaydı, perhizleri gözetseydi, tek bir kilise ayinini bile kaçırmasaydı, onun dindarlığına karşı alaycı bile olabilirdim (yalnız pek az zira her zaman inançlı biriydim ben) ve zihninin eleştirel merakını geliştirmeye girişebilirdim."
Ancak Olesya tanrıdan öyle uzak ki kahramanımız onu çeşitli tezlerle dindar yapmaya çalışıyor. Tabi bu kitabın içinden uçuk bir örnek. Sakin olun derin bir nefes alın ve doğanın, hislerin derin ve tozpembe betimlemelerine kendinizi bırakın.
" Kaderi iki defa sınamak olmaz... Uymaz... Öğrenir,kulak kesilir... Kader, kendisine soru sorulmasını sevmez. Bütün falcılar bu yüzden talihsizdir."
Sürgün ve nefret, bağışlama. Kitabın duygusunu anlatacak olsam bu üç kelimeyi kullanırdım. Ama bu kitapta benim dikkatimi daha çok çeken birşey var; yazım tarzı. Kitabın içinde de bahsettigi gibi sıra dışı bir deneme. Kitabı iki kişinin kaleminden okuyoruz; arkadaşının hayatını…devamıSürgün ve nefret, bağışlama.
Kitabın duygusunu anlatacak olsam bu üç kelimeyi kullanırdım. Ama bu kitapta benim dikkatimi daha çok çeken birşey var; yazım tarzı. Kitabın içinde de bahsettigi gibi sıra dışı bir deneme. Kitabı iki kişinin kaleminden okuyoruz; arkadaşının hayatını yazmak isteyen bir yazar ve yazılanların iç yüzünü anlatan baş karakter. Evet baş karakter dedim. Eklenen her bir bölümün sonunda baş karakterimizin, Sami'nin, olayların gidişatını sebebini anlattığı bir bölüm var. Kitabın iki finali var.
Kitabın içinde bulmak isteyenler için çok fazla nefret söylemi ve mesaj var.Ama dibine kadar apolitik olan ben sadece edebi yanına odaklandım ve zevk aldım. Bir insanın ruhundaki çatışma, geçmişi affetmek, kendini affetmek, bağışlamak ve yalnızlık...
Hayatımda ilk defa bir kitabı yarım birakmak istedim. İlk defa bir karakteri o kadar çok sevdim ki kitabı yarım bırakmak uğruna başına gelecek kötü şeylerden kaçmak istedim. Aslında benim için kitabın iki finali var bu yüzden. 31. Bölüm ve gerçek…devamıHayatımda ilk defa bir kitabı yarım birakmak istedim. İlk defa bir karakteri o kadar çok sevdim ki kitabı yarım bırakmak uğruna başına gelecek kötü şeylerden kaçmak istedim. Aslında benim için kitabın iki finali var bu yüzden. 31. Bölüm ve gerçek final sahnesi. Kya herşeyi tam anlamıyla tırnaklarıyla kazıyarak kazanmış biri olarak bence iyi sonları en çok hak eden karakterlerden biri.
Toplum olarak insanların yargılıyoruz, sınıflandırıyoruz, cezalandırıyor, yaftalıyor ve dışlıyoruz. Vahşi doğada tek başına kalmış bir kız çocuğuna vahşi yaşamdan daha çok zarar veriyoruz. Renkleri yüzünden, yaşadıkları yer yüzünden, bütçeleri yüzünden insanları taşlıyor sonra dönüp açtığımız yaralara gülüyoruz. Kya her defasında üstüne gelen taşlardan kendine kaleler, insanı hayran bırakan saraylar yapmış bir kız. Onun hikayesine mutlaka göz atmalısınız.
Motivasyon arayanlar, insanlığın pisliğinin yarattığı etkiyi merak edenler, doğayı merak edenler en çok da yanlız ve terk edilmiş olanlar, ayağa kalmaya ihtiyacı olanlar bir göz atmalı bence. Çünkü bu kitap küçük bir kızın şarkı söylediği yerde nasıl tek başına ayağa kalktığını anlatıyor.