Dün Sleepy Hollow'a "yanlışlıkla" üçüncü rewatch atarken Karayip Korsanları'nı çok özlediğimi fark ettim. Bugün tüm seriyi tekrar izleyeceğim galiba.. Kendime çok güldüğüm için neden üçüncü kez yanlışlıkla izlediğimi anlatmak istiyorum bu olay sadecw benim başıma mı geliyor yoksa hepimizde B12…devamıDün Sleepy Hollow'a "yanlışlıkla" üçüncü rewatch atarken Karayip Korsanları'nı çok özlediğimi fark ettim. Bugün tüm seriyi tekrar izleyeceğim galiba..
Kendime çok güldüğüm için neden üçüncü kez yanlışlıkla izlediğimi anlatmak istiyorum bu olay sadecw benim başıma mı geliyor yoksa hepimizde B12 eksikliği var mı?
Filmin 36. dakikasında bir sahnede "lan ben bunu izledim, hatta 2 kere izledim" diye dehşete düştüm, ilk 36 dakikada neden fark edememiştim? Fark edebileceğim çok fazla sahne olmuştu ama ben fark etmemiştim.
Aynı olay My Little Monster animesinde de yaşanmıştı, 6. bölüme kadar daha önceden izlediğimi hatırlamamıştım.
Tim Burton x Johnny Depp uyumu tavan.
Filmin konusuna da kısaca değinmek istiyorum,
Sleepy Hollow adında bir köyde seri cinayetler işlenmekte ve yerel halk bu cinayetlerin arkasında 'başsız bir süvari' olduğunu düşünmektedir.
Ichabod Crane New York'da çalışan bir polis memurudur, bulunduğu yerdeki yargılama ve infaz davalarının yeni çağa girecek olmalarına rağmen Orta Çağdan kaldığını düşünmekte ve bilimi öne çıkartarak yargıyı değiştirmeye çalışmaktadır.
Yargıç onun sürekli olarak bu infazlara ve yargılama usulüne karşı gelmesinden ve (onlar için) garip gelen aletlerle çalışmasından bıktığı için onu bir nevi başlarından savmak ve sınamak için kesik başlı süvarinin bulunduğu yere, Sleepy Hollow'a gönderirler.
Ichabod başlarda doğaüstü bir varlığı reddetse de olayı yalnızca bilim ile çözmeye çalışsa da günler geçtikçe kendisinin de bizzat şahit olduğu bir olay sebebiyle olaya yaklaşımını değiştirir ve kesik başlı süvarinin peşine düşer.
Filmi hem gotik hem de bir daha unutmayayım diye favorilerime ekledim, estetik açıdan güzel dursa da "favori" filmlerim arasında değil gibi.
RAAAAAAAAGGGGHHHHHH are they lovers? worse. gay vampirler de ayrı bir ucube oluyormuş BDPWNFPEMDPEMFP şaka bir yana 30 dakikayı ben nasıl açıklayacağım inanın bilmiyorum, neresinden tutsam asla tam olarak açıklayamayacağım izlemesi çok keyifliydi ama, tekrar tekrar izleyip hiçbir şey düşünmeme hissini…devamıRAAAAAAAAGGGGHHHHHH
are they lovers?
worse.
gay vampirler de ayrı bir ucube oluyormuş BDPWNFPEMDPEMFP
şaka bir yana 30 dakikayı ben nasıl açıklayacağım inanın bilmiyorum, neresinden tutsam asla tam olarak açıklayamayacağım izlemesi çok keyifliydi ama, tekrar tekrar izleyip hiçbir şey düşünmeme hissini yaşamak istiyorum bence çok güzel bir deneyimdi 🦇
Evet... Nasıl konuşsam bilmiyorum açıkçası. Beklediğim gibi bir şey değildi, yetişkin komedi ağırlıklı bol bol meme içeren "komik" bir filmdi. The Craft, Nosferatu ve Vampyr filmlerinden sonra Elvira çok uçuk kaçık ve bir tık da rahatsız edici geldi meme muhabbeti…devamıEvet... Nasıl konuşsam bilmiyorum açıkçası.
Beklediğim gibi bir şey değildi, yetişkin komedi ağırlıklı bol bol meme içeren "komik" bir filmdi.
The Craft, Nosferatu ve Vampyr filmlerinden sonra Elvira çok uçuk kaçık ve bir tık da rahatsız edici geldi meme muhabbeti yüzünden.
İkonik bir film olduğunu kesinlikle söyleyebilirim, benim beklentim daha çok mistisizm ve cadılık üzerine olduğu için beklentilerimi karşılamadı sadece.
Bu filmin yetişkin/erotik? komedi filmi olduğunu bilseydim belki daha çok eğlenirdim, film izlemeden önce konusuna ve etiketlerine bakmanın önemini bir kez daha anlamış oldum bu sayede.
Kötü bir film asla değildi, ama 16+ bir film olduğunu ve aileyle izlemenin bir tık sıkıntı çıkartabileceğini söylemek istiyorum. Hele ki Elvira'ın yaptığı yemekten yiyen kasaba halkının kudurma sahnelerini eğer ailenizle birlikte izliyorsanız direkt atlayabilirsiniz.
Canım sıkıldığında bir kere daha izleyeceğim bir film olmaz yüksek ihtimalle, kötü bir film olduğundan değil, yalnızca benim beklentilerimi ve isteklerimi karşılamadığından.
Ama yine de iyi ki izlemişim diyorum, en azından hakkında konuşabileceğim ikonik bir film daha izlemiş oldum, güldüren kısımlarını hatırlayıp başk filmlere örnek bile verebilirim.
Spoiler içeriyor
The Craft uzun zamandır ilgimi çeken ve izlemek istediğim bir filmdi. Özellikle son zamanlarda Instagram'da repliklerinin kullanılması, artık bu filmi izleyeyim düşüncesini fitilledi ve dün gece bu filmi izledim. Filmimiz şehre yeni taşınan bir kızla başlıyor, bu kız okuldaki yeni…devamıThe Craft uzun zamandır ilgimi çeken ve izlemek istediğim bir filmdi. Özellikle son zamanlarda Instagram'da repliklerinin kullanılması, artık bu filmi izleyeyim düşüncesini fitilledi ve dün gece bu filmi izledim.
Filmimiz şehre yeni taşınan bir kızla başlıyor, bu kız okuldaki yeni kız olduğu için okuldaki öğrenciler tarafından sevilmiyor ve dışlanıyor.
Tüm okul tarafından dışlanan garipsenen, "cadı" diye çağırılan ve herkes tarafından onlardan uzak durması tembih edilen bu kızlarla ana karakterimiz (Sarah) tüm uyarılara rağmen tanışıyor ve aralarında bir bağ oluşuyor.
Her karakterin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir yarası, ayrı bir mücadelesi var. Bu kızlar toplum normları içinde olmamanın getirdiği yalnızlığın boşluğuyla, diğerleri gibi olmamanın cezasını çekiyorlar.
Mesela Rochalle ırkçılığa karşı savaşan siyahi bir kız, Boonie ise vücudundaki yanıklardan dolayı özgüven eksikliği yaşayan ve çirkin olduğu için zorbalanan biri.
Gelelim bence filmin ana karakterine, The Craft'ı The Craft yapan ve kült hâline getiren o karaktere, Nancy.
Bu filmi gerçek manada taşıyan ve günümüzde bile alt kültür tarzına yön veren ikonik bir kadın.
Mesela The Craft Nancy'den meşhur alıntılar,
"We are the weirdos mister."
"Jealous? You don't even exist to me!"
"-You are a witch!
+Uhh!
-They were right!
+They usually are."
"Oh he is sorry! He is sorry. HE IS SORRY HE IS SORRY!"
Nancy'in aile yapısı, onun öfkesini anlamamıza yardımcı oluyor, üvey babasının yalnızca derme çatma ve bir karavan genişliğindeki evlerinde oturup içki içmesi, annesinin ise gördüğü şiddete rağmen o adamdan ayrılmayıp Nancy'i sürekli ezmesi, zaten kendi evinde kendi ailesinde bile barınamayan bir ergenin okulda da farklı bir tarza sahip olduğu için dışlanıp zorbalanan bir kız olarak hayatına başka bir çamur atıyor.
Sarah da dahil olmak üzere bu kızların içlerindeki o boşluğu dolduracak bir şey onları bir araya getiriyor, büyü.
Başlarda zararsız eğlenceleri olan büyü, gün geçtikçe birbirlerine daha çok kaynaştırır bu dörtlüyü.
Her şeyi birlikte yapmaya ve birbirlerini iyileştirmeye başlarlar, her şeyin boka sarması ile fazla uzun sürmez çünkü bu kızlar topluma karşı oldukça öfkelidirler, yıllarca kendilerine yaptıkları zorbalıklardan dolayı o insanlara büyü yapmaya başlarlar. Sarah bu durumu fazla abartmamaları gerektiğini söylese de iş işten geçmiştir bir kere, önceleri sadece "ucube" olan kızlar şimdi olağanüstü güçlere sahip "cadı"lardır ve kendilerine yaptıkları şeyler yüzünden kötüleri cezalandırmak için kötünün ta kendisi olurlar.
Özellikle Nancy, Manon'la bağlantı kurup en derinden kafayı sıyırıp deliren, kendisini Manon'un (tanrı) kızı olarak tanıtmaya başlar ve yaptığı her şeyi diğer insanlar hak ettiği için yaptığını söyler.
Gün geçtikçe birbirlerini de yemeye başlayan bu kızlar arasında kendini kurtarmak isteyen Sarah kızları yaptıkları şey yüzünden uyarır ve çemberden çıkmak istediğini söyler. Kızlardan aldığı cevap ise oldukça keskindir ve bu karar onlarlı oldukça sinirlendirmiştir. Onlar da Sarah'a bir ceza keserler,
Ölüm.
Sarah, Nancy ve diğer kızlardan kaçarken büyü yapmak için kullandıkları malzemeleri aldıkları dükkana kaçar ve oradaki kadına olanları anlatıp yardım ister, kadın Sarah'ı daha önce asla girmelerine izin vermediği bir yere götürür ve ona Manon'la bağlantı kurması gerektiğini söyler; Sarah, Nancy'i delirten şeyin bu olduğunu söyleyerek bunu reddetse de orada Manon'la bağlantı kurmaya başladığı sırada kendisini doğururken ölen annesinin aslında cadı olduğunu öğrenir, bunu öğrendiği sırada delirmiş Nancy ve kız grubu tarafından saldırıyla uğrar ve koşarak evine kaçar.
Evine vardığında babasını ve üvey annesini göremeyince daha da korkan Sarah'a televizyonda yayınlanan bir haber kötü haberi verir. Babasının ve üvey annesinin bindiği uçak patlamış ve düşmüştür.
Bu haberi öğrenen Sarah daha ne olduğunu anlamadan evin etrafını çevreleyen yılan, fare ve kurtçuklar eve de dolmaya tuvalet giderinden, musluklardan taşmaya başlar, daha sonra Nancy gelir ve Sarah'ın bileklerini keserek aslında öldürülen herkesin kendisi tarafından öldürüldüğünü yazan bir mektup hazırlar Sarah'ın el yazısıyla.
Diğer kızlar başta buna fazla karışmasalar da gücün getirdiği canilikle Sarah'a saldırırlar ve onu öldürürler.
Daha doğrusu onlar öyle sanar, Sarah ise Manon'la bağlantı kurar ve onun güçlerine sahip olur. Nancy ile amansız bir kavgaya başlarlar ve en sonunda Nancy'i bir daha kötülük yapmaması için mühürler.
Filmin ilerleyen sahnelerinde gördüğümüz kadarıyla Nancy tımarhaneye kapatılmıştır ve diğer kızlar da güçlerini kaybetmiştir. Ayrıca babasının ve üvey annesinin bindiği uçak aslında hiç var olmamıştır sadece kızların oynadığı bir oyundur ve babası gayet iyi durumdadır. Sarah ise hâlâ güçlere sahiptir ama bunu kötülük için kullanmaz.
Çünkü, "ne yaparsan sana 3 katı döner".
The Craft kesinlikle arada bir izleyip feminen öfkenin, intikamın ve kadın ruhunun inceliklerini romantize etmeden olduğu gibi anlattığı için beni keyiflendirecek bir film olacak.
Özellikle de alt türden biri olarak, gotik müzik unsurlarına, mimarisine, edebiyatına, düşünce yapısına, resimlerine, kıyafetlerine, kısacası kültürüne aşık biri olarak, romantik gotik olarak Nancy'nin 90lar gotik modasını temsil eden ikonik biri olduğunu da göz önüne alarak belki de şaşırtıcı bir şekilde finalini çok beğendim. Üzücü ama tatmin ediciydi benim için.
Herkes gibi Nancy de aştığı sınırların, canını yaktığı insanların hesabını vermek zorundaydı. Zaten ana tema da tam olarak bu değişim ve kendini kaybetme olduğu için insanların beğenmemesine çok şaşırdım.
Hırs, rekabet, taht ve bolca kan. Aradığım her şey vardı bu kitapta, Machbet Shakespeare'den okumayı en çok istediğim ikinci kitaptı (ilki Hamlet) şaşırtıcı bir şekilde bu kitapla ilgili hiçbir spoiler yemedim bu arada. Ne bekliyordum, neyi karşıladı veya karşılamadı bilmiyorum...…devamıHırs, rekabet, taht ve bolca kan.
Aradığım her şey vardı bu kitapta, Machbet Shakespeare'den okumayı en çok istediğim ikinci kitaptı (ilki Hamlet) şaşırtıcı bir şekilde bu kitapla ilgili hiçbir spoiler yemedim bu arada.
Ne bekliyordum, neyi karşıladı veya karşılamadı bilmiyorum... Sadece tek oturuşta okuyup bitireceğim kadar akıcıydı. Machbet, ah Machbet...
Lady Macbeth'in davranışlarını, konuşma tarzını vs düşününce galiba o dönemde yaşasaydım tam olarak bu kadın olurmuşum diyorum.
Machbet'in şizofrenliği, üstündeki o baskı, en ufak bir dolduruşta gaza gelip en ufak şeyde yelkenleri suya indirmesi... Aslında her şeyin Lady Macbeth yüzünden olduğunu düşünüyorum, sürekli olarak "erkeklik" ve "yiğitlik"ten vurarak istediği şeyleri yaptırdı Machbet'e.
Yaptırdı yaptırmasına da Machbet'in de yapmayı istediği şeylerdi zaten bunlar, onun isteği dışında gelişen pek bir şey olmadı her ne kadar sürekli itiraz edip korksa da, kaçmaya çalışsa da..
Okurken her şey kafamda öyle bir canlandı ki gerçekten bir tiyatrodaymışım gibi hissettim. Gerçekten bu senaryoyu izlemeyi çok isterdim
7/10
-Kısaca konusu,
Savaşta gösterdiği yiğitlikten dolayı üstün makamlarla ödüllendirilen Machbet'in kralın huzuruna çıkmadan hemen önce üç cadı tarafından taht hayali ile dolduruluşa gelip korkunç bir cinayet işleyerek tahta geçmesi, tahtın varisleri (önceki kralın oğulları) ile yaşadığı mücadele ve yaptıklarından dolayı vicdan azabından kafayı sıyırması.
*Kitapta çok abartı (günümüze göre) bir cinsiyet eşitsizliği vardı, karakterlerin, özellikle Lady Macbeth'in hemen hemen her şeyde "erkek değil misin sen" , "nasıl erkeksin sen" gibi cümlelerle duygu gösterilmesini bile cinsiyete bölmüş sahnelerde çok rahatsız oldum, hele ki Machbet yaptığı şey yüzünden acı çekerken veya başka biri oğullarını ve karısını kaybettiği için ağlarken
"...
Kurşun gibi bir uyku çöküyor üstüme; Oysa hiç de uyumak istemiyor canım.
Ey insanoğlunun koruyucu melekleri.
Uzak tutun benden
Uykuda başıboş kalan kötü düşünceleri." syf 27
Az önce bitirdim, yer yer güldürüp yer yer iç ısıtan bir filmdi. Bir gün gerçekten robotların bir "ruha" sahip olup olamayacağını, bir şeyler hissedip hissetmeyeceğini çok merak ediyorum... Film bir robotun olmaması gereken bir yerde gözünü açmasıyla başlıyor, gözünü açtığı…devamıAz önce bitirdim, yer yer güldürüp yer yer iç ısıtan bir filmdi. Bir gün gerçekten robotların bir "ruha" sahip olup olamayacağını, bir şeyler hissedip hissetmeyeceğini çok merak ediyorum...
Film bir robotun olmaması gereken bir yerde gözünü açmasıyla başlıyor, gözünü açtığı adaya ait olmayan bu robottan herkes korksa da kaçsa da robot onların peşinden koşmaktan hiç vazgeçmiyor.
Daha sonra bir kaza sonucunda bir kaza annelik yapması gerekiyor, başlarda bu kaza sadece programlandığı için görev gereği olduğundan annelik yapsa da zaman geçtikçe arkadaşı Fink (tilki) ile birlikte o kaza bir yuva oluyorlar.
Devamı bayağı spoilerli, bir akşamüstü izleyip rahatlayacağınız bir film :)
bu sabah babamla izlemeye başladık... saat 10 ben izlemeyi bırakalı saatler oldu, babam hâlâ izliyor. Sadece bu ayrıntıyı yazmak için bunu yazdım. Sezon sezon inceleme yazarım yüksek ihtimalle, sürekli güncelleme alır bu post. 1. sezon 12. bölüm benim favorim Sayyid,…devamıbu sabah babamla izlemeye başladık... saat 10 ben izlemeyi bırakalı saatler oldu, babam hâlâ izliyor. Sadece bu ayrıntıyı yazmak için bunu yazdım. Sezon sezon inceleme yazarım yüksek ihtimalle, sürekli güncelleme alır bu post.
1. sezon 12. bölüm benim favorim Sayyid, babamınki ise Locke. En nefret ettiğim ama aynı zamanda en kolay okuduğum karakter ise "Sawyer". Diziye 0 bilgi ve 0 spoiler ile başladım. Oldukça komik ve garip teorilerim var, hangisi çıkacak göreceğiz ✴️
BABAM TÜM GECE UYANIK KALIP BİRİNCİ SEZONU BİTİRMİŞ ÇILDIRACAĞIM😭
NE DEMEK DEVAM EDECEK?? Sonunda. Gen alfa'nın izlediği çizgi filmler afedersiniz ama bok gibi. Elma ve Soğan nedir kardeşim? Geçen gün markette Keloğlan lorunu anlatırken çocuklara Keloğlan biliyor musunuz diye sordum hayır dediler. BİR NESİL KELOĞLAN OLMADAN NASIL BÜYÜYEBİLİR?? Şaka…devamıNE DEMEK DEVAM EDECEK??
Sonunda. Gen alfa'nın izlediği çizgi filmler afedersiniz ama bok gibi. Elma ve Soğan nedir kardeşim? Geçen gün markette Keloğlan lorunu anlatırken çocuklara Keloğlan biliyor musunuz diye sordum hayır dediler. BİR NESİL KELOĞLAN OLMADAN NASIL BÜYÜYEBİLİR??
Şaka bir yana bu neslin izlediği çizgi filmlerin hepsi vasat, Gumball, Keloğlan, Gravity Falls, Miles Yarının Ötesinde, Ben10, Kim Possible, Regular Show, Adventure Time, Doraemon, Tsubasa... gibi zamanında bize farklı dünyalar açan gelişimimizi destekleyen kreatif yönümüzü fişekleyen hayal gücümüzü besleyen bizi biz yapan o güzel çizgi filmlerin sahip olduğu hiçbir şeye sahip değiller. Gerçekten bu neslin ebeveynleri çocuklarına ne izletiyor çok merak ediyorum. Bir çocuğu Dede Korkut Hikayeleri olmadan büyütmek bana çok korkunç geliyor açıkçası.
Şimdiki nesilde "çocuk" kavramı kalmadı aslında, biz 12 yaşımızdayken sokakta oynar kendimize yeni bir dünya yaratıldık, şimdiki neslin oyun anlayışı sadece tablet ve telefon.
Mesela ben merdivende otururken çocuklar toplayıp futbol oynayalım dediler, izlemek için bilerek kalkmadım merdivenden, o çocuklar ceplerinden telefonlarını çıkardılar ve kafatopu oynadılar. Futbol oynamak için telefonlarını kullandılar, oğlum sizin topunuz mu yok niye telefondan oynuyorsunuz diye kızınca da telefondan daha eğlenceli olduğunu söylediler.
Belki de hayatımın en korkunç anlarından biriydi, hoplayıp zıplayıp koşup terlemek yerine oturdukları yerden dijital olarak oynamayı seçtiler...
Bu devrin ebeveynlerine de üzülüyorum aslında ama bence çok fazla "boşvermişlikleri" var, aman bir tabak yemek yesin de varsın tablete bakarak yesin, aman ağlamasın da telefondan oyun oynasın diye diye mal ettiler çocukları.
Biz çocukken ben10lu tişört altına fırfırlı etek giyerdik, bunlar benden daha modern ve şık giyiniyorlar, makyaj yapıyorlar, sosyal medyaya influencer gibi video yüklüyorlar...
Gumball postu yine sosyal çürüme postuna dönüştü... Tek sebebi Erdoğan. Teşekkürler.
Bu kitabı Ginza Hayaleti ve Diğer Gizem Öyküleri'ni çok beğendiğim için okumaya başladım. Ginza Hayaleti o kadar güzeldi ki, hem yazım tarzı hem anlatış biçimi beni çok tatmin etmişti, okurken gerçekten kitabın içine dalabiliyordum. Sırf onu çok beğendim diye biraz…devamıBu kitabı Ginza Hayaleti ve Diğer Gizem Öyküleri'ni çok beğendiğim için okumaya başladım. Ginza Hayaleti o kadar güzeldi ki, hem yazım tarzı hem anlatış biçimi beni çok tatmin etmişti, okurken gerçekten kitabın içine dalabiliyordum. Sırf onu çok beğendim diye biraz daha polisiye okuyayım dedim ve bu kitaba başladım, yazım dilimi hiç hoşuma gitmedi, neyse biraz daha okuyayım alışırım hoşuma gider dediysem de Ginza Hayaleti gibi harika bir eserden sonra çok büyük bir beklenti ile başladığım için bir türlü alışamadım ve hiç hoşuma gitmedi, o kadar garip bir atmosferi var ki, ya dümdüz cümleleri okurken bile 'bu ne yaa?' dedirtiyordu bana, o kadar beğenmedim ki gidip Aynalar Cehennemi ve Diğer Öyküler'e başladım, bu kitap ise öylece kaldı, yarım bırakmayacağım ama bayağı uzun aralıklarla okuyacağım anlaşılan.