Öncelikle John fowles'in aristos'unu okumak diğer kitaplarını anlamak ve düşünce yapısını kavramak için temel niteliğini taşıyor. Kitap herakleitosun ortaya koyup kavram olarak açtığı Aristos ( bir şeyin, kimsenin en iyisi ) ismiyle hayatımızı giriyor. Az önce söylediğim gibi kitabın kaynağı…devamıÖncelikle John fowles'in aristos'unu okumak diğer kitaplarını anlamak ve düşünce yapısını kavramak için temel niteliğini taşıyor.
Kitap herakleitosun ortaya koyup kavram olarak açtığı Aristos ( bir şeyin, kimsenin en iyisi ) ismiyle hayatımızı giriyor. Az önce söylediğim gibi kitabın kaynağı Efes'te yaşamış olan filozof herakleitosun notlarından geliyor.
Bir şeyi ikna etmeye çalışmaktan ziyade kitabını Bir sohbet, karşılıklı düşünce paylaşımı yapılabilecek bir ortama dönüştürmeye çalışmasının memnunyetiyle okumaya başladım. (Burdan da anlayacağınız üzere deneme türünde yazılmış). Okurken kendimi Bazen bir seminerde John'u dinlerken bazen bir sokak arası kıraathanesinde karşılıklı sohbet ederken buldum. Deneme okumaya alışmadiysanız başta okumayı sürdürmek zor gelebiliyor.
Kitabın içeriği din, sanat, eğitim , Bilim, psikoloji, ve hâlla güncelliğini koruyan birçok kavramdan oluşuyor.
*Alıntılar
__________&
*Dünyamızda felsefenin filozoflara, toplumbilimin toplumbilimcilere ve ölümün de ölülere bırakılması gerektiği yolunda çok yaygın bir görüş vardır. Sanırım bu, zamanımızın büyük sapkınlıklarındandır.(sf8)
*Bütün büyük başarılarımıza karşın bizler, dar profesyonel alanlarımızın dışında, zihinsel olarak şimdiye değin varolmuş en tembel ve en koyunsu kuşaklardan bir tanesiyiz. (sf8)
*hiçbirimiz tümüyle kusursuz; ve hiçbirimiz tümüyle kusurlu değiliz.(sf10)
*Bizi kendimizden başka hiç kimse kurtarmayacaktır.(sf26)
*Gördüğümüz herşey ölümün bir metaforudur. Her limit, her boyut, her yolun her sonu, bir ölümdür. Hatta görmek bile bir ölümdür, çünkü ötesini göremediğimiz bir nokta vardır ve görüşümüz ölür; kapasitemizin sona erdiği her yerde ölürüz.(sf33)
*Her çağın kendi mitik mutlu adamı vardır: Bilgeliğe sahip adam, dehaya, ermişliğe, güzelliğe, ender olan ve Çoğunluğun sahip olamadığı ne varsa ona sahip olan adam. Yirminci yüzyılın mutlu adamı paraya sahip olan adamdır(sf41)
*korku değil, kıskançlık değil,-haset değil, ama akıl. Kılavuzumuz akıl olmalı ve safraları-çünkü atacak çok şeyimiz var-akılla atmalıyız.(sf43)
📍En etkilendiğim bölüm | Nemo
*nemo özgül olarak insani bir psişik güçtür; uygarlığın, iletişimin, yalnızca insana özgü olan karşılaştırma ve varsayımlar üretme yeteneğinin bir işlevidir. Bundan başka, negatif bir güçtür. Cinsel arzu ya da güvenlik durumlarında olduğu gibi, ona doğru çekilmeyiz; tersine onun tarafından itiliriz.(sf46)
*biz sayısız ara durum hayal edebiliriz. Ve biz, insanlık durumunun ya da toplumun ya da eğitimimizin ya da ekonomik durumumuzun kusurları olmasaydı, o zaman hayal ettiğimiz şeyleri olabilirdik düşüncesine inandığımız ölçüde, nemo’muz davranışlarımız üzerinde güç kazanır.(sf46)
*Nemo’nun çaresi asla bulunamayacak temel görünüşleri vardır.(sf46)
*Kendimin hiçbir zaman olmayacağım sayısız şey olduğunu hayal edebilirim; hiçbir zaman fiziksel ve psikolojik kusurlar olmaksızın olamayacağım için, bu benim kendimin ve bilimin çare bulma güçlerinin ötesindedir.(sf46)
*Yakın zamanların sanatının büyük bir bölümü nemo’nun baskılarıyla koşullanmıştır.(sf48)
* bireyselliğini tehdit eden her türlü şeyden kaçış "Bir çeşit nemo hiç kimse olmama durumuna karşı çatışma denebilir."
___________________________________________________
*Beyaz Terör sırasında polis, birbirlerine tutkuyla âşık olan, biri erkek öteki kadın, iki şüpheliyi yakaladı. Polis şefi yeni bir işkence icat etti. Onları birbirine yüz yüze bağlattı sadece. Başlangıçta sevgililer, Siyam ikizleri ayrılmazlığıyla karşı karşıya olsalar da, en azından birlikte olduklarını söyleyerek kendilerini avutuyorlardı. Ne var ki yavaş yavaş her biri öteki için çekilmez oldu; pislendiler, uyuyamadılar; ve sonra da birbirlerinden nefret eder oldular; sonunda birbirlerinden o denli hoşgörüsüzce tiksindiler ki serbest bırakıldıklarında bir daha asla konuşmadılar.(sf188)
*Hıristiyan kiliseleri, İsa’nın kendi felsefesine karşıt olarak, çoğu kez kendi varlıklarını sürdürmelerini başlıca ilgileri yapmışlardır. Yoksulluğu ya da ona kayıtsızlığı özendirmişler; insanları öteki dünyaya bakmaya zorlamışlar; çocukca bir kavram olan cehennem ve cehennem ateşi kavramını kötüye kullanmışlar; gerici yeryüzü güçlerini desteklemişler; sayısız sayıda masum hazzı mahkûm edip yobazlık dolu yüzyılları yaratmışlar; kendilerini bir sığınak olarak gösterip çoğu kez sığmağa kapılarının dışında gereksinim duyulmasına dikkat etmişlerdir. Her şey şimdi daha iyidir; ama tarih, kiliseleri açık bir seçim ile: Reform yap ya da öl seçimiyle karşı karşıya bırakmazdan önce her şeyin daha iyi olmadığını unutmuş değiliz. (sf99-100)
*İsa insandı. Belki de olduğunu ileri sürdüğü her şeye inanıyordu; ama olduğunu ileri sürdüğü her şey olmamasının önemi yok, yaşamsal değil, çünkü o insandı; ve çünkü öğretisinin özü tanrısallığına dayanmıyor. (sf101)
*Şu ya da bu varoluşçu eylemi reddetmek olanaklı olmakla birlikle benim için varoluşçuluğu reddetmek olanaksızdır. Varoluşçuluk bir felsefe değil, öteki felsefelere bakış ve onları kullanma biçimidir.(115)
*ne zaman bir toplumsal alışkanlık değişikliği dünyaya daha fazla haz getirse, bazı yaşlı kişiler buna karşı çıkacaklardır, çünkü sırf onlar gençken bu değişiklik olmaksızın yaşamak zorunda kaldıkları için. Ötekiler ise bu değişikliği çılgınca ve aptalca yakalamaya çalışacaklardır. Saldırı altında olan sadece iffet, ahlâklılık ve evlilik değil, ne olduğumuz ve ne için varolduğumuz konusundaki bütün geleneksel anlayıştır.(sf166)
*Bugünkü eğitim sistemlerimizde psikolojiye karşı takınılan tutumdan daha büyük bir yetersizlik yoktur. Okul psikologlarının bütün zamanlarını ‘hastalar’a (nevrotik ya da güç öğrenen öğrencilere) adamaları gerektiği anlayışı saçmadır. ‘Sağlıklılar’ da en az o kadar ilgiye gereksinim duyarlar. Bir insanlık eğitiminde anahtar ders genel psikoloji olmalıdır.(sf170)
*birçok modern sanatçıda, taklitçi bir içtensizlik yaratmaktadır. Karanlık kutuplara gilmiş olan büyük sanatçılar oraya sürüklenmişlerdir. Onlar her zaman yeniden ışığa doğru bakıyorlardır. Düşmüşlerdir. Taklitçileri düşmemiştir; onlar aşağı atlamıştır.(sf190)
*Şiir sanatı için daha da uğursuz olan şey İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yeni bir entelektüel türünün sayıca çok fazla ortaya çıkmış olmasıdır. Bu entelektüel esas olarak sanatla, sinemayla, fotoğrafla, giysi modalarıyla, iç dekorasyonla ve benzeri şeylerle ilgilidir. Dünyası renkle, şekille, yapıyla, motifle, konumla, devinimle sınırlıdır; ve olayların ve nesnelerin gerçek entelektüel anlamıyla (ahlâki ve toplumsal-politik) ancak asgari olarak ilgilenir. Böylesi kişiler gerçekte entelektüel değil, görsel aydınlardır.(sf202)