"Don't ever give up. Even if it's painful, even if it's agonizing, don't try to take the easy way out." Anime izlemeye daha yeni yeni başladım. Bu bitirdiğim ikinci anime. Puanı yüksek, bölüm sayısı az olduğu için başlamıştım. Ama bittikten…devamı"Don't ever give up. Even if it's painful, even if it's agonizing, don't try to take the easy way out."
Anime izlemeye daha yeni yeni başladım. Bu bitirdiğim ikinci anime. Puanı yüksek, bölüm sayısı az olduğu için başlamıştım. Ama bittikten sonra keşke daha uzun olsaydı diye düşündüm. Konusu ve hissettirdiği duygular çok güzel. İzlerken asla sıkmıyor. Ayrıca çizimlerine bayıldım! Karakter tasarımları çok başarılı.
İlk sahnesi itibariyle daha çok dram tarzı bir şey izleyeceğimi düşünüyordum fakat gerçekten çok eğlenceli bir şekilde ilerledi. İşin içinde bu kadar dram unsuru barındırmasına rağmen bu kadar çok güldürebilmesi etkileyici. Birçok sahneyi hayranlıkla izledim. Tanjiro ve şeytana dönüşen kız kardeşi Nezuko'nun maceraları duygusal, bir o kadar da eğlenceli bir hikaye sunuyor. Birbirleriyle olan bağları ve Tanjiro'nun kardeşi için gösterdiği çaba çok güzeldi.
Karakterlerin hikayeleri iyi bir şekilde işlenmiş. Hiç sıkmadan her karakterin hikayesine yer verilmiş. Zenitsu, Inosuke ve Tanjiro'nun sahneleri çok komikti. Benim en sevdiğim karakter Zenitsu oldu. Hep gürültü yapsa da aslında çok sevimli bir karakter. Inosuke'nin de öfkeli halleri oldukça eğlenceliydi. (Keşke İnosuke arada o domuz maskesini çıkarsaydı da güzel yüzünü görseydik.) Daha izleyeceğim birçok anime olsa da, bu anime favorilerim arasında kalacak.~
"For any kind of wound, there's always some kind of medicine or treatment."
Annabelle Lee: Why didn't you enlist? Johnnie Gray: They wouldn't take me. Annabelle Lee: Please don't lie - I don't want you to speak to me again until you are in uniform. Benny&Joon filminde Johnny Depp'in canlandırdığı karakterin Keaton'a olan…devamıAnnabelle Lee: Why didn't you enlist?
Johnnie Gray: They wouldn't take me.
Annabelle Lee: Please don't lie - I don't want you to speak to me again until you are in uniform.
Benny&Joon filminde Johnny Depp'in canlandırdığı karakterin Keaton'a olan hayranlığı sonucunda merak edip Keaton'ın filmleri arasından bu filmi izlemeye karar verdim. Film gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Buster Keaton'ın hem yönetip hem de başrolünü üstlendiği eğlenceli bir yapım.
Annabelle, Johnnie'nin orduya yazılmasını istiyor. Ama Johnnie'ye makinist olarak daha çok ihtiyaç duyulduğu için orduya kabul edilmiyor. Johnnie'nin sevdiği kız için orduya girme çabaları başarısız olsa da bir şekilde kendisini savaşın tam ortasında buluyor. Johnnie Gray'in, General adını verdiği Lokomotif ve sevdiği kadın Anabelle Lee için girdiği macera çok eğlenceli. Çekimleri çok tehlikeli olan filmde Buster Keaton gerçek bir aksiyon filmi yaratmış. Hem aksiyonlu hem de mizah yönü güçlü bir yapım olmuş. Buster Keaton'ın ifadesiz duruşu, mimik yapmadan oynaması filmi daha komik bir hâle getiriyor. Siyah beyaz filmler arasında en çok beğendiğim filmlerden biri oldu. Absürt sahneleriyle beni çok eğlendirdi. İzlemesi çok keyifli bir film.~
"Some of you don't know what it is that you really want. And some of you do know, but you're hesitant. But opportunities come without a warning, and you must be prepared to take advantage of it." Bu benim izlediğim…devamı"Some of you don't know what it is that you really want. And some of you do know, but you're hesitant. But opportunities come without a warning, and you must be prepared to take advantage of it."
Bu benim izlediğim ilk kore yapımı dizi ve açıkçası bu kadar tatlı olmasını beklemiyordum. Küçüklüğünden beri dış görünüşü yüzünden zorbalığa uğrayan Lim Ju Kyung'ın makyaj ile tanışmasıyla hayatının nasıl değiştiğini ve bu dönemlerde ne gibi zorluklar yaşadığını görüyoruz. Dizi, Webtoon'dan uyarlanmış ama tam anlamıyla Webtoon'a göre ilerlemiyor, konular daha detaylı işlenmiş. Birkaç konuda hayal kırıklığına uğradım, yine de izlerken çok çok eğlendim.
Dizideki mekanlar özenle seçilmişti, özellikle çizgi roman dükkanı Webtoon'dakine göre bayağı güzeldi. Oyuncular Webtoon'daki karakterlere çok benzemiş, o konuda çok başarılı. Romantik komedi tarzında, eğlenceli bir şeyler izlemek isteyen herkes sevebilir. Özellikle ilk bölümleri çok eğlenceli ve akıcıydı.
Dizide iki tane çok yakışıklı oyuncu olmasına rağmen sempatik davranışlarıyla benim en sevdiğim karakter Lim Hee Kyung oldu. Dizi boyunca Soo Ho ve Seo Jun arasında gidip geldim, ikisi de çok tatlı ve sempatikti.~
"The world is hurt. Broken. Unexchangeable. But the world's not fixed in the past only the future. The not yet. The now." Görsel efektler çok güzeldi. Özellikle amazonların savaş sahneleri bana LoTR'u anımsattı. Tek bir film olarak yayınladığı için 4…devamı"The world is hurt. Broken. Unexchangeable. But the world's not fixed in the past only the future. The not yet. The now."
Görsel efektler çok güzeldi. Özellikle amazonların savaş sahneleri bana LoTR'u anımsattı. Tek bir film olarak yayınladığı için 4 saat olması çok normal. Çoğu insan bu kadar uzun bir filmi izlemeyi tercih etmese de gerçekten güzeldi. Herkesin filmden farklı bir beklentisi vardır mutlaka, benim beklentimi yeterince karşıladığını söyleyebilirim. Snyder müzik konusunda çok cömert davranmış fakat amazonlar ve Wonder Woman'ın bulunduğu sahnelerde çalan ağıt bir süre sonra rahatsız edici olmaya başlıyor.
Karakterler bu sefer daha aydınlatıcı bir şekilde işlenmiş. Önceki filmde kesilmiş birçok güzel sahne içeriyor. Bazı yeni sahneler de eklenmiş ve gelecek filmler için bir zemin hazırlanmış. Özellikle Joker'i görmek beni mutlu etti. (Umarım Jared Leto ileride çıkacak filmlerde de rol alır.) Zack Snyder filmin kurgusunu büyük ölçüde değiştirmiş. ilk sahnesi bile farklı, ki bence daha etkili bir başlangıç olmuş. Konu aynı olsa da işleyiş ve efektler tamamen farklı olmuş. Christopher Nolan'ın da katkısının bulunduğu bir yapım. Açıkçası son sahne ile büyük bir beklenti içerisine girdim. Umarım gelecek filmlerde Snyder'a daha çok creative özgürlük sağlanır ve daha iyi filmler izleme şansımız olur.
"Hate is baggage. Life's too short to be pissed off all the time. It's just not worth it." Frank Meeink isimli kişinin gerçek yaşam öyküsünden esinlenilmiş, Amerikada geçen ırkçılık çatışmalarını konu alan bir film. Filmin konusu Amerika yerlisi beyaz bir…devamı"Hate is baggage. Life's too short to be pissed off all the time. It's just not worth it."
Frank Meeink isimli kişinin gerçek yaşam öyküsünden esinlenilmiş, Amerikada geçen ırkçılık çatışmalarını konu alan bir film. Filmin konusu Amerika yerlisi beyaz bir aile üzerinden anlatılıyor. Ailenin büyük çocuğu olan Derek babasının uyuşturucu satıcısı bir siyahi tarafından öldürülmesinden sonra faşist bir çetenin önemli bir üyesi haline geliyor. Filmde olaylar Derek'in arabasını çalmaya çalışan iki zenciyi öldürmesiyle başlıyor ve gelişiyor. Cinayetten sonra hapse giren Derek, hapishanede geçirdiği süre içerisinde yaşadığı ve şahit olduğu olaylar neticesinde bazı şeylerin farkına varıp pişmanlık duyuyor. Bu sırada dışarıda olan kardeşi (Danny) örgütün etkisi altına girmiştir. Dışarı çıktığında kardeşinin de kendi yolundan gittiğini gören ve onu vazgeçirmeye çalışan Derek, kardeşini örgütten korumak için uğraşırken, ırkçılık yandaşı kişiler zorluk çıkarmaya devam ederler.
Film boyunca Adolf Hitler ve onun ideolojisi Nazizm'in etkisinde olan beyazlar, siyahiler ile sürekli bir çatışma halindedirler. Filmde de olduğu gibi nefret ve öfkenin sağladığı şeyler sadece acı ve kayıp oluyor. Kimi zaman geri dönüşü olmayan şeyler yapmamıza neden oluyor. Irkçılık üzerine büyük etki yaratmış bir film. Irkçılık sadece renk üzerinden değil; dil, din ve kültür üzerinden de devam ediyor. Irkçılık psikolojik bir hastalıktır.
"Has any of your hate made your life better?"
You know how people say "You're okay in my book" or "In my book, that's no good" Well, I actually have a book. Takip ettiği bir grup kadını öldürmeye çalışan psikopat bir katil olan dublör Mike, arabasına Death Proof adını…devamıYou know how people say "You're okay in my book" or "In my book, that's no good" Well, I actually have a book.
Takip ettiği bir grup kadını öldürmeye çalışan psikopat bir katil olan dublör Mike, arabasına Death Proof adını vermiştir. Bu araba sayesinde televizyon dizilerinde dublörlük yaparak geçinir. Tarantino, bu karakteri soğukkanlı bir katil gibi gösterirken ayrıntılar eşliğinde derin bir fon inşa ediyor. Mike parasız, dikiş tutturamamış birisidir. Aktörün kendisi değil, onun dublörü, silik bir gölgesidir. İzleyicinin hiçbir zaman duyup bilmeyeceği bir kişidir. Mike'ın hayatını tam olarak bilmesek de, Mike’ın çevresiyle – özellikle de kadınlarla – olan ilişkisine bakacak olursak onun bir katil olmasının zemininin nasıl hazırlandığını da anlayabiliriz: Herkes Mike’ı bilmekte fakat onu gerçekten tanımamakta ve tutkusunu kimse anlamamaktadır.
Uzun diyalogların yer aldığı filmde adrenalin ve gerilimi hemen beklerken Tarantino bitmek bilmeyen sohbetlerle bir süre boyunca bir yanıltma yaratıyor. Filmde kızların uzun ve doğal konuşmaları bir süre ön plana çıkıyor. Bu sohbetler karakterlerin gerçek dünyasını görmemizi sağlarken aynı zamanda sonradan olacakların daha büyük bir etki yaratmasını sağlıyor. Filmin içinde geçen toplumsal cinsiyet göndermeleri de dikkat çekiyor. Filmde her ne kadar erkek bir başrol oyuncusu görsek de kadınlar daha çok ön planda duruyor. Filmde belirli aralıklarla gerçekleşen ayrı olayların olması farklı bir etki yaratmış. Ne olacağını kestiremediğim, sonunda şaşırdığım bir yapım oldu. Tarantino'nun tarzını sevdiğim için genel olarak beğendim.
"You can't stop dreams, they move in crazy pieces, any way they want to, and suddenly, you're capable of anything." Jim Caroll 1978 yılında, gençlik döneminde 12 ile 16 yaş arası tuttuğu günlüklerden oluşan The Basketball Diaries’i yayınlamış. New York’un…devamı"You can't stop dreams, they move in crazy pieces, any way they want to, and suddenly, you're capable of anything."
Jim Caroll 1978 yılında, gençlik döneminde 12 ile 16 yaş arası tuttuğu günlüklerden oluşan The Basketball Diaries’i yayınlamış. New York’un uyuşturucu kültürünün içine nasıl düştüğünü ve 13 yaşında eroine nasıl başladığını tüm ayrıntılarıyla anlatmıştır. Filmin senaryosu da, otobiyografik kitabından uyarlanan Jim Caroll'a aittir. Film, ergenliğinde okulunun basketbol takımında yıldız bir oyuncu olan Jim Carroll’un uyuşturucuyla tanışmasıyla hayatının tepe taklak oluşu ve bununla mücadelesini anlatır. Arkadaşlarıyla beraber ilk başlarda sigara içmeye, okuldan kaçmaya başlayan Jim, bir süre sonra otomobil hırsızlığı, uyuşturucu kullanma gibi bedeli ödenmesi zor alışkanlıklar edinir. Film arkadaşlıkların bitmesi, aile bağlarının zedelenmesi, hayata dair her şeyden kopma gibi birçok konuya değiniyor. Uyuşturucunun Jim'e verdiği zararları her açıdan görüyoruz.
Film, konusu sebebiyle biraz ağır ilerliyor. Diğer uyuşturucu temalı filmlere göre büyük bir etki yaratmamış olsa da, başarılı bir biyografik drama filmi diyebilirim. DiCaprio da çok başarılı bir performans sergilemiş. Özellikle Jim'in annesiyle kapı arkasından konuştuğu sahne çok duygusal.
"Biliniz ki yanlış insana duyulan sevgi çabuk unutulur." "Bir sevgi bazen, kalbimizi buz gibi yapar, ruhumuzu ağırlaştırır." "Sonsuz dedikleri hayal, sürekli bir gerginlik içinde bulunmaktan tükeniyor." "Sınırsız sandığımız hayalde yoksulluk, tekdüzelik var. Önüne çıkan ilk gölgenin, bir düşüncenin, güneşi karartan…devamı"Biliniz ki yanlış insana duyulan sevgi çabuk unutulur."
"Bir sevgi bazen, kalbimizi buz gibi yapar, ruhumuzu ağırlaştırır."
"Sonsuz dedikleri hayal, sürekli bir gerginlik içinde bulunmaktan tükeniyor."
"Sınırsız sandığımız hayalde yoksulluk, tekdüzelik var. Önüne çıkan ilk gölgenin, bir düşüncenin, güneşi karartan ilk bulutun tutsağıdır o."
____________________________________________
Beyaz Geceler, yirmili yaşlarda, hayalperest bir yazarın St. Petersburg'da geçirdiği 4 günü anlatan kısa, psikolojik bir öykü.
Yalnızlık çektiği şehirde birgün Nastenka isimli bir genç kızla karşılaşıp arkadaşlık kuran hayalperest yazar daha ilk anlarda kendini kıza kaptırır, aşık olur. Geceleri gündüze karışan hayalperest yazar, saf aşkını Nastenka'ya söylemeye çekinir çünkü Nastenka'nın bir sözlüsü vardır. Sözlüsünün şehirde olmasına rağmen ona ulaşmaya çalışmaması Nastenka'nın kafasını karıştırır. Nastenka sözlüsüne ulaşmak, olumsuz da olsa en azından bir cevap almak için yazardan yardım ister. Yazar aşkını bir yana bırakır ve kızı aşık olduğu adamla tekrar bir araya getirmek için uğraşır...
Nastenka karakteri ne istediğini bilmeyen küçük bir kız çocuğu gibi, bir anı bir anını tutmuyor ve hep bir çıkar yolu gözetiyor. Yazarın ona karşı duyduğu aşkı bile kullanıyor. Yazar ise Nastenka'ya olan aşkına rağmen onu sözlüsü ile bir araya getirmeye çalışıyor. Kitapta iki karakter de sürekli bir ikilem yaşıyor. Yazarın yalnızlık çekmekten kurtulduğu 4 gün, bir ömür boyu kapanmayacak bir yaraya sebep oluyor. Beni gerçekten çok etkiledi. Dostoyevski'nin çoşku, mutluluk, tramva ve kederi harmanlayan kitabı, etkili ve hüzünlü bir son ile buruk bir tat bırakıyor.
Spoiler içeriyor
"You can be anything you want to be, just turn yourself into anything you think that you could ever be." Filmin en güzel yanı müziklerdi, ki bu da Queen'in güzelliğinden ve başarısından kaynaklanıyor. Live Aid kısmını da sevdim. Ama daha…devamı"You can be anything you want to be, just turn yourself into anything you think that you could ever be."
Filmin en güzel yanı müziklerdi, ki bu da Queen'in güzelliğinden ve başarısından kaynaklanıyor. Live Aid kısmını da sevdim. Ama daha detaylı bir film olmasını isterdim. Bazı eksikler ve kronolojik hatalar olduğu görülüyor.
Filmde Mercury'nin gerçek benliğini bulduğu dönemi, o muhteşem şarkıları ona yazdıran hikayeleri daha detaylı bir şekilde görmeyi isterdim. Ama filmde Mercury'ye içkinin ve uyuşturucunun, o gösterişli partilerin gölgesinde bir yaşam uygun bulunuyor. Mercury grubun sorun çıkaranı olarak gösteriliyor. Onun ailesine ve etrafındaki insanlara karşı kırıcı bir şekilde yaklaştığını görüyoruz. Aslında onu tanıyan insanların onun ne kadar sevecen ve sıcak kanlı biri olduğunu söylemelerine rağmen biz filmde onu bu şekilde göremiyoruz. Bazı konular keskin bir şekilde işlenmiş. Elbette gerçekte neler olduğunu tam olarak bilemeyiz ama filmde etkiyi artırmak için gerçek dışı bazı olayların olduğu görülüyor. keşke daha detaylı bir yapım olsaydı, eminim daha iyi bir film olabilirdi.
"Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar." "Şimdi olacak bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa, bugün olmaz." "Araya zaman girdi mi can attığımız şey Bir ah çekmeye, sıkıntılı bir iç boşaltmaya döner." "Pisliğin ortalığı…devamı"Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar."
"Şimdi olacak bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa, bugün olmaz."
"Araya zaman girdi mi can attığımız şey
Bir ah çekmeye, sıkıntılı bir iç boşaltmaya döner."
"Pisliğin ortalığı sardığı bu zamanda,
İyiliğin af dilemesi gerekiyor kötülükten."
"Öz olmayınca söz yükselmiyor göklere!"
"Kendi kendimize verdiğimiz sözü tutmak,
En çabuk unuttuğumuz şeydir."
"Buzlar kadar el değmedik, karlar gibi temiz de olsan çamur atılmaktan kurtulamayacaksın."