Toplumlar arası hiyerarşiyi bir hapishane ve onun içinde en üst kattan en alt kata inen bir yemek platformu ile eleştiren bir film . Bu kadar popüler filmlerin vasat olması ne yazık ki beni şasirtmadi .Senaryosunda birçok mantık hataları bulunduran film.Ayrica…devamıToplumlar arası hiyerarşiyi bir hapishane ve onun içinde en üst kattan en alt kata inen bir yemek platformu ile eleştiren bir film .
Bu kadar popüler filmlerin vasat olması ne yazık ki beni şasirtmadi .Senaryosunda birçok mantık hataları bulunduran film.Ayrica filmdeki sahnelerin rahatsız edici olduğunu da belirtmeliyim .Başlangici ve sonu itibariyle ehvenişer.
Orhan Aksoy'un yönetmeliğindeki filmler her zaman kaliteli işler olmuştur .Ögretmen Kemal Kabadayı Kemal oluyor .🧚 Raf Uygulamasında filmin ilk gonderisini yapan olarak kendime teşekkurlerimi sunuyorum .
Spoiler içeriyor
Andreas kendisini kapitalist dünya içerisinde bulur .Fakat ne yedikleri yemeğin ne içtikleri içeceğin tadı vardır .Hatta yaptıkları sexten bile keyif almazlar.Andreas bu kapitalist dünya içerisinde hapsolmuş olduğunu hisseder ve mutlu olmaz .Öteki insanlarla içiçe yaşadığı bu dünya da sevgi ,aşk…devamıAndreas kendisini kapitalist dünya içerisinde bulur .Fakat ne yedikleri yemeğin ne içtikleri içeceğin tadı vardır .Hatta yaptıkları sexten bile keyif almazlar.Andreas bu kapitalist dünya içerisinde hapsolmuş olduğunu hisseder ve mutlu olmaz .Öteki insanlarla içiçe yaşadığı bu dünya da sevgi ,aşk gibi duygular da yer almamaktadır .Burada herkes mutlu dedikleri dünyada Andreas mutlu değildir fakat parmağı kopsa parmağı yeniden kendini onarır .Ölüm diye birşey yoktur .Andreas sistemin adamı olmadığı için sistem tarafından dışlanır ve onu cehennem gibi soğuk bir yere postalarlar ...Filmde delikten gelen hoş koku,müzik sesi ve pasta metaforu ,çocuk sesleri kapitalist sistemin dışından bir dünyadan gelir .Andreas bu duvardan kaçmak istesede kaçamaz ve yaşadığı modern dünyadan sürülerek soğuk bir yere gönderilir ...
Son zamanlarda izlediğim.en keskin filmlerden birisi .Benden tam not aldı .Durağan bir filmdir ,filmin durağan olması modern,kapitalist sistemle ilgilidir .
Cennet ve cehennemde aynı şekilde filmde tasvir edilmiştir .
Salo: Dehşetin Terminolojisi Pasolini vasiyet filmi sayılabilecek Salo’da faşizmin çürümüşlüğüne olan sarsıcı inancını ateşli bir hastalıktan kurtuluyormuşcasına deşer. Bu “imkânsız film”in yönetmeni seyircisine faşizmin karanlığını ışıkla ima ettiği, acımasızlığını sadizmle hicvettiği, hazmetmesi zor bir miras bırakır. Godard hayatları hafta sonlarına…devamıSalo: Dehşetin Terminolojisi
Pasolini vasiyet filmi sayılabilecek Salo’da faşizmin çürümüşlüğüne olan sarsıcı inancını ateşli bir hastalıktan kurtuluyormuşcasına deşer. Bu “imkânsız film”in yönetmeni seyircisine faşizmin karanlığını ışıkla ima ettiği, acımasızlığını sadizmle hicvettiği, hazmetmesi zor bir miras bırakır.
Godard hayatları hafta sonlarına sıkışıp kalan burjuvazinin çıkışsızlığını hicvettiği Hafta Sonu (Week End, 1967) filminde ‘burjuvazinin dehşeti ancak daha aşırı bir dehşetle aşılabilir” der. Pasolini sineması baştan sona hep bu cümleyi çağrıştırır. Umutsuz, karanlık görünen dünyada dehşeti aşabilmek için daha aşırı bir dehşet yaratmak gerekir çünkü. Karanlığın her türlü yüzünü gördüğümüz, her anında dehşete uyandığımız Salo Ya da Sodom’un 120 Günü (Salò o le 120 giornate di Sodoma, 1975), Pasolini’nin vasiyet filmi sayılır. Bu film gösterildikten kısa bir süre sonra Pasolini’nin parçalanmış cesedi Roma’da, yol kenarında bulunur.
Pasolini Salo’da, Marquis de Sade’ın çarpıcı romanı ‘Sodom’un 120 Günü’nü, 1940’ların faşist İtalya’sına uyarlar. Burjuvazi kendisine güzel kadınlar, yakışıklı erkekler seçmiş ve bir şatoya kapatmıştır. Sadece cinsel fantezilerle örülü bir zevk diyarı değildir burası, büyük, geniş ve dinmeyen bir iktidar alanıdır aynı zamanda. İktidarın bitmek bilmeyen bir itaat beklediği, üstünlüğünü şiddet üzerinden kurduğu, tiksinmeden her şeyi yapabildiği, yaptırabildiği bir yerdir burası. Hazmetmesi zordur. Seyirci olarak elinizden bir şey gelmez, insan etine çivi gibi batar faşizmin acımasızlığı. Ölümü istemek de çare olmaz, burada kimse kolay kolay ölemeyecektir çünkü.
Ferah Karanlık
Zaman zaman bir rönesans tablosunu andıran mizansenler yaratır Pasolini. Sanki kutsanmış, Tanrı’dan onay bekleyen anlardır bunlar. Faşizmin ikiyüzlülüğünü yüksek bir estetiğe büründürür, göz alıcı bir ihtişamla sahne sahne örer. Şiirsel bir başkaldırıdır Pasolini’nin yaptığı, öfkesini ifşa etse de kabalaşmaz aksine en tiksintiyle baktığımız yerde bile buluruz Pasolini estetiğini. Pasolini öfkesini bir ayak bağı haline getirmez, faşizmin çürümüşlüğüne olan sarsıcı inancını ateşli bir hastalıktan kurtuluyormuşcasına deşer. Şiddeti arttıkça sakinleşir, yatışır.
Bunca karanlığa rağmen pastel bir ışık gözümüzü alır. Sürekli bir biçimde aydınlıktır, olan her şey açıkça, ortada ve parlayan bir ışık altında olmaktadır. Seyirciyi yumuşatan hiçbir alan, hiçbir dingin ışık yoktur oysa. Parlak giysiler, parlak renklerle karanlığın ironisini deşeriz. Pasolini faşizmin karanlığını ışıkla ima eder, acımasızlığını sadizmle hicveder. Öyle ki karakterlerin dışkı yediği sahne bile bir şölene dönüşür. Bembeyaz görkemli bir yemekte sunulan bir dışkıdır. Grotesk bir hiciv olarak da algılayabileceğimiz bu sahne mizaha dönüşmez. Burjuvazinin kötü kokan, acı verici yanı ironik bir biçimde beyaz bir ışığın altında erir, gider.
Çıplaklık ile giyiniklik bir sınıf meselesi olmuştur; köleler çıplaktır, burjuvazi giyinik, köleler tasmalıdır burjuvazi özgür, köleler dilsizdir burjuvazi konuşkan. Kurbanların kendi aralarında konuştuklarını bile duymayız hiç, dilleri yoktur sanki. Bir keresinde kurbanlardan bir kadın “Tanrım beni neden terk ettin” diye haykırır. İsa’nın son sözleri olarak hatırlanan bu cümle sadece burjuvaziye değil, dinin boyunduruğuna, Tanrı’nın eşitsizliğine bir yakarıştır aslında.
Faşizmin Kaydı
Faşistlerden biri elinde bir defterle dolanır, onlara karşı hareket eden, itaat etmeyen varsa not alır ve zaman zaman seyirciye doğru uzatır bu defteri, kayıt aldığını yeniden hatırlatır. İktidarlarına en ufak bir tehdit oluşturabilecek her şey deftere yazılır çünkü faşizm kendi kaydını tutar. Finale yakın kurbanların da konuştuklarını, konuşabildiklerini gördüğümüzde ise herkes bir diğerinin açığını ifşa eder. Sadece sosyalist olan ifşa etmek yerine sol yumruğunu kaldırır ve oracıkta öldürülür.
1940’ların faşist İtalya’sıdır aslolan. Görünen her yüz, uzanan her kol aslında faşizmin suretidir. Bedeni olmasa da Mussolini dolanır her yerde, hikâyelerde, kurbanlarına eziyet eden faşistlerin gözlerinde, ellerinde her yerdedir. Bir hayalettir Salo’da Mussolini. Her şeye sebep olan ve görünmez olandır aynı zamanda.
Ulus Baker seyircinin Salo’yu ancak pusuya yatarak seyredebileceğini ve seyrettikten sonra da ondan kurtulamayacağını söyler, film bittikten sonra ‘sineye çekerek arınmaya çabalayabiliriz’ sadece, başka çaremiz yoktur. Baker ‘filmin en dehşet verici, tüyler ürpertici ve mide bulandırıcı sahneleri aynalardan yansır’ der ve her şeyi gösteren de aynadır. Oysa film her şeyi göstermez ama ayna illaki karşısındakini göstermekle yükümlüdür. Bu yüzden Salo Pasolini’ye göre zaten “imkânsız bir film”dir.[1] Pasolini ise verdiği bir röportajda Salo’da kadraja giren ve çıkan karakterlerin mutlak yokluğundan bahseder. Baker’in bahsettiği imkânsızlık ve yokluk Pasolini’nin kendi cümlelerinde yeniden hayat bulur.
Bir yandan içindeyizdir Salo’nun, bir yandan dışında. Çoğu zaman bir faşist dürbününe döner bakışlarımız ve özellikle son sahnede doruğa ulaşan bir bakış olur bu. Pasolini bütün maharetini faşizmi estetize etmeye adamıştır sanki. Seyircisini finalde götürüp bıraktığı yerde dehşeti baştan başa resmeder. Burjuvazinin dehşetini daha aşırı bir dehşetle aşmaya çalışır. En kaba, en cüretkâr görünebilecek sahnelerinde bile şiirsellikten kopmayan Pasolini, bilmeden seyircisiyle vedalaştığı Salo’da burjuvaziye, iktidara ve faşizme dair çok şey söyler. Söylediği her şey bugün de sanata, hayata ve koyu faşizme bakışımıza yön verir, kulağımızda çınlar.
Kaynak :[1] Ulus Baker, “Salo Ya Da Sinemanın Yüz Yılı”, Körotonomedya, erişim 26 Eylül 2020,
Martin ve 3 öğretmen arkadaşı kendi uzerlerinde alkol deneyi yaparlar .Martin'in ev ve okul hayatı ters gitmeye başlarken arkadaşları Martin'in de biraz alkol tüketmesini ister .Martin'e alkolün verdiği özgüven içekapanık,donuk kişiliğinden sıyrılmasını sağlar .Ve Martin alkolle yeniden kendisini bulur ...…devamıMartin ve 3 öğretmen arkadaşı kendi uzerlerinde alkol deneyi yaparlar .Martin'in ev ve okul hayatı ters gitmeye başlarken arkadaşları Martin'in de biraz alkol tüketmesini ister .Martin'e alkolün verdiği özgüven içekapanık,donuk kişiliğinden sıyrılmasını sağlar .Ve Martin alkolle yeniden kendisini bulur ...
Dipnot :Filmde çalan Klaus Thunneman müziği harika...
The crow (karga) film isminin Türkçe'ye çevirisinde Ölümsüz Aşk olarak hatalı çevrilmiş . Brandon Lee'nin oyunculuğuyla seyir zevki veren bir film .Gotik tarz ve gitar konseptli . Filmde trajik olay... Lee 'nin ölümü;Tecavüz sahnesi çekimleri esnasında oyunculardan birisi içinde gerçek…devamıThe crow (karga) film isminin Türkçe'ye çevirisinde Ölümsüz Aşk olarak hatalı çevrilmiş .
Brandon Lee'nin oyunculuğuyla seyir zevki veren bir film .Gotik tarz ve gitar konseptli .
Filmde trajik olay... Lee 'nin ölümü;Tecavüz sahnesi çekimleri esnasında oyunculardan birisi içinde gerçek kurşun bulunan silahı sağa sola ateş etmeye başlar .Silahdaki mermi kurusıkı ile karıştırılır .Kurusıkı mermi yerine muhtemelen gerçek mermi bırakılır .Bu büyük hata sonucu çekimler esnasında Lee'ye atılan mermi Lee'nin trajik ölümüne sebep olacaktır.Filmin bazı sahneleri dublör kullanılarak tamamlanmıştır .İzlerken dublorlu sahneleri farketmedim desem yeridir .
Dipnot :Brandon Lee'nin bir sahnesinde yüz ifadesi kaşları geriye atma gülerken ağzın yana kayması birebir babası Bruce Lee 'nin yüz ifadesiyle eşdeğerdi .Brandonu izlerken filmin ilk sahnelerinde kas yapısı vücut zayıflığı vs babası ile hemen hemen aynı .Brandonu izlerken birçok sahnesinde babasını izler gibi hissettim.
Kargalar ne kadar zeki hayvanlar olduğunu biliyoruz filmde güzel bir ikon olarak karşımıza çıkıyor .
Brandon Lee'nin filmini izleyecekken güncelini izledim.Ölümden sonra açılan bir geçiş kapısında karganın dönüşüm hikayesi anlatılıyor .Ve aşk uğruna neler yapılabileceğini...Karga bir kahraman değil bir dönüşüm ,ölüm ve yaşam arasında gidip gelen bir iblis düşmanı.