Namuslu olmak sizi diğer insanlardan üstün yapmaz, övünme hakkını vermez, zaten herkes yaşadığı sürece namuslu olmak zorundadır. Suç ve Ceza Fyodor Dostoyevski 📚 Ah be Dosto'm yine insan ruhunun dehlizlerine bir yolculuk yaptım seninle. Sığ gibi görünenin ne kadar derin…devamıNamuslu olmak sizi diğer insanlardan üstün yapmaz, övünme hakkını vermez, zaten herkes yaşadığı sürece namuslu olmak zorundadır.
Suç ve Ceza
Fyodor Dostoyevski
📚
Ah be Dosto'm yine insan ruhunun dehlizlerine bir yolculuk yaptım seninle. Sığ gibi görünenin ne kadar derin olduğuna yine tanıklık ettim. Buzdağının görünmeyenine odaklanan şaheser kalemine yine , yeniden hayran kaldım.
Yazarın olgunluk döneminin ilk yapıtı Suç ve Ceza. Kitap, fakir bir öğrenci olan Raskolnikov 'un parası için bir tefeci kadını ve bu olaya tanık olan kadının üvey kızını da öldürmesi ile sonrasında yaşadığı ruhsal çıkmazlarını, bunalımlarını, yer yer pişmanlıklarını konu alıyor. Başkahramana Raskolnikov ismini vermesi de tesadüf değil. Rusça Raskolit fiili, günlük konuşma dilinde parçalara ayırmak, birliği bozmak ve bir çevrede görüş ayrılığı yaratmak anlamlarına geliyor.
Suçunu itiraf etme kısmında ikileme düşüyor Raskolnikov. Çünkü O'na göre bu bir cinayet değildi. İnsanların çaresizliklerini, yoksulluklarını, parasızlıklarını sömürüp servet kazanıyor diye öldürmüştü kadını. Bu bir suç olmamalıydı. Kadını öldürüp paralarını çaldı ama onları harcamak yerine gitti bir taşın altına sakladı.
Suçunu itiraf edip hapse girdiğinde dahi, suçsuzum diyordu içten içe. İnsanların pervasızca, umarsızca , bir amacı olmadan döktüğü kanlar nerde, onun bir çok insanın hayatını karartan tefeciyi öldürmesi nerde! Kutsal bir amaç gibi düşünmeye bile başlamıştı bunu !
Ve elbette itiraf etmesine de bir kadın sebep oldu. O'nu hapiste geçirdiği yıllarda yalnız bırakmadı , sevgisiyle yumuşattı O'nun kalbini.Adalete olan inancıyla Sonya onun değişimine en büyük katkıyı sağladı .
Dostoyevski 'nin kahramanlarına biçtiği bir rolü var mutlaka kitaplarında. Buradaki kahramanı, kadını baltayla öldürdü. Olay çok kötü evet. Ama aslında tüm çirkeflikleri, kötülükleri baltalamaktı belki de gizli özne. Her duygu durumuna gôre bir kahraman yaratıyor kitaplarında, diye okumuştum bir yerde.
Bir kamu spotu öneriyorum ;
Dostoyevski okuyalım, okutalım :))
8.10 Vapuru Sesinde ne var biliyor musun? Bir bahçenin ortası var. Mavi ipek kış çiçeği, sigara içmek için üst kata çıkıyorsun. Sesinde ne var biliyor musun? Uykusuz Türkçe var. İşinden memnun değilsin, bu kenti sevmiyorsun, bir adam gazetesini katlar. Sesinde…devamı8.10 Vapuru
Sesinde ne var biliyor musun?
Bir bahçenin ortası var.
Mavi ipek kış çiçeği,
sigara içmek için
üst kata çıkıyorsun.
Sesinde ne var biliyor musun?
Uykusuz Türkçe var.
İşinden memnun değilsin,
bu kenti sevmiyorsun,
bir adam gazetesini katlar.
Sesinde ne var biliyor musun?
Eski öpüşler var.
Banyonun buzlu camı,
birkaç gün görünmedin,
okul şarkıları var.
Sesinde ne var biliyor musun?
Ev dağınıklığı var.
İkide bir elini başına götürüp
rüzgârda dağılan yalnızlığını
düzeltiyorsun.
Sesinde ne var biliyor musun?
Söylemediğin sözcükler var.
Küçücük şeyler belki
ama günün bu saatinde
anıt gibi dururlar.
Sesinde ne var biliyor musun?
Söyleyemediğin sözcükler var.
Cemal Süreya
📚
Şiir sevdama yön veren şiir adam. Her kelimeyi, cümleyi özel tılsımınla bulayarak gönderiyorsun sanki şiirine. Sigarayı , şiiri ve Tomris Uyar'ı çok sevmemiz en güzel ortak yanlarımız. Ne güzel hayat buluyor sende aşk.Nasıl da gülüşüyor kaleminde umut. Ne şanslı içini döktüğün kağıt, aracı olan kalem.
Şairlerin zekasını hep dahiyane bulmuşumdur. Önemsiz gibi görünen detayları en güçlü anlatabilme becerisi , kelimelerin şifresini çözmek bir nev'i. Şairi şiir yazarken şöyle düşünürüm hep ; beynin düşünme hızına kalemin yetişememesi, kağıdın yetmemesi, yüreğin taşması , ilham perilerinin dans etmesi ve mutlu son :)
O benim olmayacak olursa hayat artık taşınamayacak bir yük hükmünde kalacak. 📚 Servet-i Fünun edebiyatının öncülerinden Uşaklıgil. (Servet-i Fünun ; Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'de 1891-1944 yılları arasında yayımlanan sanat ve edebiyat dergisidir.) Batılı anlamda Türk romanının başlangıcı kabul ediliyor roman.…devamıO benim olmayacak olursa hayat artık taşınamayacak bir yük hükmünde kalacak.
📚
Servet-i Fünun edebiyatının öncülerinden Uşaklıgil. (Servet-i Fünun ; Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'de 1891-1944 yılları arasında yayımlanan sanat ve edebiyat dergisidir.)
Batılı anlamda Türk romanının başlangıcı kabul ediliyor roman. Yazar 'en iyi kitabım' diyor Mai ve Siyah için.
Konusuna gelince ; iyi bir edebiyatçı olma hayali olan bir gencin, babasının vefatıyla alabora olan yaşantısı, ailesini ayakta tutma mücadelesi, sevdiği kıza kavuşma ve zengin olma hayalleriyle harmanlanmış, bir nev'i hayallerinin boyut değiştirmesi diyebileceğim hayat hikayesi. Ahmet Cemil son derece duygusal, romantik ve bir o kadar da azimli, mücadeleci bir yapıya sahip. Uç noktalar gibi görünen kişisel özelliklerinin toplamıyla, tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen hayallerini gerçekleştirebilecek mi?
Şair olmak en büyük ideali. Bu konuyla ilgili yüreğinden geçenleri şöyle dile getiriyor ;
..Öyle bir şey yazmak istiyorum ki yukarı bakılsa mai ve daima mai ; aşağı bakılsa siyah daima siyah... Bir şey ki mai ve siyah olsun.
Mai ; gökyüzünü, siyah ; yerin dibini temsil ediyor. Yani bir nev'i ölmek ve yaşamayı anlatıyor yazar.
Kitabın ağır bir dili var ama okudukça kendini açan anlatımlardan. Ruh tahlilleri, tasvirleri, anlatım derinliği müthiş yoğun bir roman. Edebiyatımızın zenginliğiyle hasbihal etmek isteyenlere tavsiyemdir naçizane.
Adam bir türlü anlamıyordu. Beyin üzerine onlarca kitap ve araştırma okumuştu. Bu konuda kendisini önemli bir şekilde geliştirmişti ama gene de anlayamıyordu. Nasıl olur da bir başka insanı bu kadar net içinde hissedebilirdi ki. Onu gördüğü her an, sahip olduğunu…devamıAdam bir türlü anlamıyordu. Beyin üzerine onlarca kitap ve araştırma okumuştu. Bu konuda kendisini önemli bir şekilde geliştirmişti ama gene de anlayamıyordu. Nasıl olur da bir başka insanı bu kadar net içinde hissedebilirdi ki. Onu gördüğü her an, sahip olduğunu sandığı bütün organlarının aslında ne kadar bağımsız ve başına buyruk olduklarını bir kez daha algılıyordu. Yıllardır beraber yaşadığı kalbi artık başkası için atıyordu, beyni desen çoktan olay yerini terk etmişti. Kendi hücreleri bile dinlemiyordu adamı. Bir insanın hücresi neden bir başkası için kendi vücuduna ihanet ederdi ki... Ama adam bir şeyden çok emindi. Tüm hücrelerinin kendisini terk edeceğini de bilse, onu gördüğü tek bir anı bile dünyada hiçbir şeye değişmezdi.
📚
Yazarın tanımıyla Nöro-Roman . Sinirbilimci olan yazar Serkan Karaismailoğlu'nun üçlü serisinin ilk kitabı. Diğerleri de Araknoid Mater ve Dura Mater .Resmin tümüne hakim olmak isteyenlere bu sıraya göre okumasını öneriyor yazar.
'Ne anlama geliyor bu Mater'ler?' diye sorarsanız hemen cevaplayayım ; beynin zarları. Beynin çalışmasının yer yer aralara sıkıştırılmış bilgileriyle gerilim, aşk, acı gibi kimyasal tepkileri işleyen muhteşem bir seri.
Yazar romanı yazma amacı hakkındaki soruya tek cümleyle cevap veriyor: “Limbiğe dokunmak istedim..."
Yazar müzik dinlemenin önemine de değinmiş kitapta. Şöyle diyor;
"Beyin görüntüleme üzerine yapılan yeni çalışmaların bizimle paylaştığı sonuçlar inanılmaz aslında. Normalde beyin görüntüleme sırasında bir iş yaptığında, beyninde o işi yapmakla sorumlu bölgeyi renkli bir şekilde görürüz. Aktif bölge dışında beynin geri kalan büyük kısmı karanlık görünür. Sadece müzik dinleyenlerin beyninden elde edilen görüntüleri kesinlikle görmen lazım. Beyinde birbirleriyle alakası olmayan birçok bölge aynı anda aktifleşiyor ve karşımıza rengârenk bir beyin görüntüsü çıkıyor. Sanki nöronların, beyninin içinde senden habersiz devasa bir parti veriyorlarmış gibi. Diğer taraftan bir de senin yaptığın gibi bir enstrüman çalma durumu söz konusuysa işte o zaman beyin tam bir karnaval alanına dönüyor. Niye biliyor musun? Çünkü bir müzik aleti çalmak işitsel, görsel, duysal ve motor korteksin hep beraber çalıştığı oldukça etkili bir egzersizdir. Haftada sadece bir saat enstrüman çalmanın bile birkaç ay sonunda beynin hafıza, işitme ve motor işlevlerinden sorumlu bölgelerinde büyüme ve aktivite artışı sağladığını biliyoruz.”
Kitap okurken müzik dinlemeyi çok sevmemin bir sebebi beynimmiş demek🙃
Çılgın şey😁
Okul yıllarımda hep sevmişimdir, bilgiyi hikayeyle harmanlayarak anlatan hocalarımı. Hem daha kalıcı oluyor hem de zevkli. Öğretmen olsaydım şayet bu yolu denerdim ben de net 😌
Macera, bilim ve heyecan üçlüsünü sevenler kitap başına🤓
-her şeyden biraz kalır- diyor birileri, çoğunluk haklıdır. kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı. insanda biraz mutluluk... Turgut Uyar 🫶 Biraz'ların değişkenlik derecesi kişisel bir bakıma. Hayata baktığımız pencerenin netliğine göre değişiyor bu durum. Gün sonunda yaşadıklarımızın…devamı-her şeyden biraz kalır-
diyor birileri, çoğunluk haklıdır.
kavanozda biraz kahve,
kutuda biraz ekmek,
insanda biraz acı.
insanda biraz mutluluk...
Turgut Uyar
🫶
Biraz'ların değişkenlik derecesi kişisel bir bakıma. Hayata baktığımız pencerenin netliğine göre değişiyor bu durum. Gün sonunda yaşadıklarımızın Z raporunu çıkarırken bunu gözardı etmeyelim ki, yüreğimize su serpelim biraz. İnsan ; başına gelenlerin sonucundan ibaret sonuçta.
2022 Amerikan romantik aksiyon komedi filmi. Dominik Cumhuriyeti 'nin muhteşem görsel şöleni eşliğinde izliyoruz . Başrollerinde, sanırım hiç yaşlanmayacak oyuncu Lenifer Lopez (Darcy) ve yine bu konuda iddialı bir isim olan Josh Duhamel (Tom) var. Darcy ve Tom Filipinler'de gayet…devamı2022 Amerikan romantik aksiyon komedi filmi. Dominik Cumhuriyeti 'nin muhteşem görsel şöleni eşliğinde izliyoruz . Başrollerinde, sanırım hiç yaşlanmayacak oyuncu Lenifer Lopez (Darcy) ve yine bu konuda iddialı bir isim olan Josh Duhamel (Tom) var.
Darcy ve Tom Filipinler'de gayet gösterişli bir düğünle evlenmek üzereyken düğünü basan fidyecileri alt etmeye çalışacaklar. Her ikisinin de ailesi oldukça renkli (!) hayatlara sahip.
Duygusallık, romantizm, eğlence, aksiyon ve komedinin birarada bulunduğu zengin donanımlı ,ailecek de izlenebilecek keyifli bir film.
Seveceğinizden eminim ve bu konuda da iddialıyım 😉
Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Hem de doğada var olanlar arasında en rezilini. Köpek Kalbi Mihail Bulgakov 📚 Yüzyılın sakıncalı kitaplarından kategorisine alınanlardan. 1925 de yazılmış ama Rusya'da 1987 yılında yayımlanabilmiş.Sebebi de…devamıŞunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil, insan kalbi taşıması. Hem de doğada var olanlar arasında en rezilini.
Köpek Kalbi
Mihail Bulgakov
📚
Yüzyılın sakıncalı kitaplarından kategorisine alınanlardan. 1925 de yazılmış ama Rusya'da 1987 yılında yayımlanabilmiş.Sebebi de yazarın 1917'deki Rus Devrimi'ne ilişkin keskin cümleleri. Topluma etkisini açık yüreklilikle kelimelere dökmüş Bulgakov. . Yazar, tıp eğitimi almış ancak edebiyata olan düşkünlüğü, güçlü anlatım yeteneği nedeniyle yazarlığa geçiş yapmıştır. Kullandığı dili diktatörlüğü rahatsız etse de onu yolundan caydıramamış, hicivden gram adım geri atmamış :) Kitap Stalin tarafından sansürlenmiş ve ülkesinde Bulgakov'un ölümünden 47 yıl sonra yayımlanmış.
Kitap bir çeşit kara mizah aslında. Sokak köpeği Şarik'in üzücü hayatına girişle başlıyor hikaye. Rus doktor Profesör Filipp Filippoviç tarafından sahiplenilmesinin bir sebebi vardı. İnsan ırkının gençleşmesi ve üçüncü bir ırk çalışması için denekti aslında. İnsanlık için bir adım gibi empoze edilmeye çalışılsa da aslında olayın özü rejime olan başkaldırının satır aralarına serpiştirilmesi.
Sefil hayatından küçük bir dilim sucuğa kanıp, profesörün peşine takılan Şarik, konforlu bir yaşama geçmenin mutluluğuyla gözlerinin adeta kör olduğu bir gün ilaçla uyutulur ve beyin ameliyatına alınır. Profesör kısa bir süre önce ölen azılı bir katilin beyni ve erbezlerini (testis) köpeğe nakleder. Ve köpek yavaş yavaş insana dönmeye başlar.
Tabi ki nakil edilen organların sahibine benzer. İçki, kumar, küfür gibi geniş donanımlı (!) yarı insan olarak. Sonunda önü alınmaz bir durum gelişir. Profesör çareyi, nakledilen oraganları çıkarmakta bulur. Ve Şarik yine eski haline yani bir lokma için sahibinin peşinden koşan, itaatkâr bir canlıya dönüşür.
Burjuva ile proletarya savaşını derinden hissettiren cümleleriyle kısa ama derin kitaplardan biri.
Yazarın anlatmak istediğini şöyle özetleyebilirim kendimce ; hiçbir rejim zorla kabul ettirilemez, ettirilmemeli. İnsanlık dışı uygulamalar, reformlar alt yapı olmadan dayatılmamalı, sonuçları iç acıcı olmuyor çünkü... Sevgi ve saygının olmadığı yerde zorbalık hakimdir herdaim.
Bir şiiri anlamasan da olur Ama onu kötü okuma ne olur. Özdemir Asaf 😶🌫️ Bugün dinlediğim bir şiir videosu üzerine bir kaç kelime etmek istiyorum. Şiir de saygıyı hak eder. Kelimelerine anlam kazandırılması okuyanın boynuna borçtur. Şu son zamanlarda moda…devamıBir şiiri anlamasan da olur
Ama onu kötü okuma ne olur.
Özdemir Asaf
😶🌫️
Bugün dinlediğim bir şiir videosu üzerine bir kaç kelime etmek istiyorum.
Şiir de saygıyı hak eder. Kelimelerine anlam kazandırılması okuyanın boynuna borçtur. Şu son zamanlarda moda olan şiir okuma sitelerine çok iş düşüyor elbet bu konuda. Arka fondaki müzik de bir yere kadar ama ;)
Şiire hayat veren sesin şiirin anadiline hakim olması , olamıyorsa da bu işe gönül verenleri yoluna ışık, rehber edinmesi gerekir. Düzyazı okur gibi , anlamından saparak , duygusuz , heyecansız okunan her şiir ellerinde can veriyor , bir bilseler giriştikleri işin ehemmiyetini nasıl da sımsıkı sarılırlardı anlama, manâya.
Hep anlattınız, hep yazdınız, iftira ettiniz, kendinizce yargıladınız ama bana hiç sormadınız. Nazım'dan, eşinden, dostundan beni dinlediniz. Ben de Nazım olmak ne demek hiç anlamadınız. Şimdi sıra bende. Sessiz çığlıklarımın yankıları yüreklerinizi titretecek. Susmak yok artık. Haykırıyorum. Seni hudutsuzca seviyorum…devamıHep anlattınız, hep yazdınız, iftira ettiniz, kendinizce yargıladınız ama bana hiç sormadınız. Nazım'dan, eşinden, dostundan beni dinlediniz. Ben de Nazım olmak ne demek hiç anlamadınız. Şimdi sıra bende. Sessiz çığlıklarımın yankıları yüreklerinizi titretecek. Susmak yok artık. Haykırıyorum. Seni hudutsuzca seviyorum Nazım...
Nazım'ın Pirayesi
📚
Nazım'ın yokluğunda Piraye'nin O'na yazdığı mektupları derlemiş yazar. Bir kadının sevince nasıl gözlerinin kör, kulaklarının sağır, aklının da yüreğine mağlup oluşunu okuyoruz mektuplarda. Bir defa karşılaşıyorlar ama sonsuza kadar bu karşılaşmanın kavuşmaya döneceği inancını hiç gitirmiyor Piraye. Ama o vuslat gerçekleşmeden hayata veda ediyorlar :(
Kayıtsız şartsız, ama'sız, çünkü'süz sevmenin kadın diliyle anlatımını yine usta bir kadın kalemin derlemesiyle okumak zevkliydi.
Aşkla kalın ;))