Mesele bu filmi izlerken biraz önce içimee çöken bir ağırlık bıraktı. Aslında filmi başrolde oyuncunun resmen sessiz, derinden yaşanmış hayatı gibi oldum...
Gerçek olaylardan esinlenerek yapılmış. Öncelikle çok yavaş temposu ve ağır konusuyla herkesin sabırla izleyeceği bir film değil... Birinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde kocası savaşta kaybolmuş ve tekstil fabrikasında çalışarak kıt kanaat geçinen genç bir kadının hikayesi. Etik değerlerin önemsenmediği, şartların…devamıGerçek olaylardan esinlenerek yapılmış. Öncelikle çok yavaş temposu ve ağır konusuyla herkesin sabırla izleyeceği bir film değil...
Birinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde kocası savaşta kaybolmuş ve tekstil fabrikasında çalışarak kıt kanaat geçinen genç bir kadının hikayesi.
Etik değerlerin önemsenmediği, şartların zorladığı bir dünyada hayatta kalma mücadelesi içinde geçen ve gerçek olaylardan esinlenen rahatsız edici konusuyla bir psikolojik gerilim.
1920'lerin kent yaşamının cesur ve dramatik yönleri, insan doğasının karanlık tarafları ve toplumdaki en savunmasız kişiler hakkında kasvetli bir drama.
Siyah Beyaz çekimlerle dönem çok başarılı yansıtılmış. Oyuncularda başarılıydı ama tavsiye etmek biraz zor. .. Siyah-beyaz estetiği de filme ayrı bir hava katmış..
Not; Size olağanüstü bir drama ve yıkım filmi bırakıyorum. Çok rahatsız edici ama gerçek bir hikaye...
"Yaşama evet, sevgiye evet. Cömertliğe ve diğerkâmlığa. Ama insan bir hayır tavrıdır aynı zamanda. Horgörüye hayır. Nefrete hayır. İnsanın insan tarafından sömürülmesine hayır. İnsanın insana kulluğuna hayır. Ve insanın en insan yanının, yani özgürlüğünün yok edilmesi de hayır."
Filme ismini veren platform, dikey biçimde inşa edilen, her katında iki mahkûmun yer aldığı ve ortasında kare şeklinde bir boşluğun olduğu bir hapishanedeki yemek servisi için kullanılıyor. Bu platform sıfır noktasında, yani en üst katta en lüks, en şatafatlı yemeklerle…devamıFilme ismini veren platform, dikey biçimde inşa edilen, her katında iki mahkûmun yer aldığı ve ortasında kare şeklinde bir boşluğun olduğu bir hapishanedeki yemek servisi için kullanılıyor. Bu platform sıfır noktasında, yani en üst katta en lüks, en şatafatlı yemeklerle doldurulan bir davet masası olarak yola çıkıyor, ancak yüzlerce kattan oluşan hapishaneyi dolaşırken her katta iki dakika boyunca durduğu için en dibe inene kadar mahkûmlarca talan ediliyor. Oyunun kuralıysa basit, en üst kattakiler en iyi beslenenler oluyor alttakilere onların artıkları kalıyor. Sözde, sıfırıncı katta hapishanedeki herkese yetecek kadar yemeğin olduğu bir masa hazırlandığı iddia ediliyor hikâye dâhilinde. En alt kata gelene kadar yemeğin yetmemesinin sebebiyse mahkûmların aç gözlülüğü ve ihtiyacı olandan fazlasını yemeleri oluyor. Mahkûmların hücreleriyse rastgele bir şekilde her ay değiştiriliyor, böylece bir mahkûm hayatı boyunca zincirin en üstünde yer alıp semiremiyor.
Bu konseptteki hapishanede gözlerini açan Goreng adlı bir karakterle tanışıyoruz filmde. Goreng’in bu hapishaneye geliş sebebinin işlediği bir suç mu, kendi tercihimi mi olduğunu bir süre anlamıyoruz. Goreng safiyane biçimde burayı altı ay boyunca Don Kişot okuyup zihnini dinlendirebileceği bir yer olarak görüyor ki; bu hapishaneyi bir kendini iyileştirme yeri olarak gören çok. Lakin kendisinden epeyce yaşlı ve tecrübeli hücre arkadaşı, kazara bir göçmeni öldürdüğü için hapse atılan Trimagasi sayesinde bu hapishanede işlerin çok garip işlediğini öğreniyor. Film ilerledikçe Goreng başlardaki safiyane tutumunu ve masumiyetini yitiriyor; kendisini, yemek bulamadığı için birbirini yiyen mahkûmlarla kıyasıya mücadele ettiği, aklın sınırlarını zorlayan, böylesi bir durumun içindeyken bile ırkçılık, aç gözlülük, bencillik gibi insana özgü akıl hastalıklarının yol açtığı kan revan, pislik içinde bir kâbusun içinde buluyor. Tamamı yukarıda tarif ettiğimiz konseptteki hapishanenin içinde geçen, yer yer Goreng’in hapishaneye kabul ediliş görüşmelerinin de yer aldığı sahnelerde dahi dış dünyayı görmediğimiz, epey karanlık, gore sahnelerin de eksik olmadığı epey zorlayıcı bir görsel yapısı var The Platform’un. Film, başlangıcından itibaren hapishaneyle ve platformun işleyişiyle ilgili diyaloglara sırtını yaslayan bir anlatıyı tercih ediyor. Düşünsel olaraksa filmin altını adeta oyarcasına çizdiği şey, bir insanın başına gelebilecek en kötü şeyin yine başka bir insan olması. Zira filme göre sistem insanlara söz konusu yemeği, altındaki sayısız kattaki insanla bölüşmeye dair “eğitici” bir deney fırsatı sunuyor, ancak insanlar buna dair “iyileştirici” en ufak bir çaba bile sarf etmiyor.
Kapitalizmden organize dinlere, coca cola'dan eğitim sistemine bir çok şeye karşı bir babanın ve geleneksel toplum normlarınd uzakta, doğada yetiştirdiği altı çocuğunun konu alındığı, noam chomsky'yi sevenlerin sevebileceği, komedi/dram türünde bir film “Eğer hiç umut olmadığını farz edersen,hiç umut olamayacağını…devamıKapitalizmden organize dinlere, coca cola'dan eğitim sistemine bir çok şeye karşı bir babanın ve geleneksel toplum normlarınd uzakta, doğada yetiştirdiği altı çocuğunun konu alındığı, noam chomsky'yi sevenlerin sevebileceği,
komedi/dram türünde bir film
“Eğer hiç umut olmadığını farz edersen,hiç umut olamayacağını garantilemiş olursun.Eğer özgürlük için bir içgüdün olduğunu farz edersen,bir şeyleri değiştirme şansın olur,daha sonra da dünyayı iyi hale getirmek için katkıda bulunma olasılığın olur." Noam Chomsky
Kaptan Fantastik