İyi bir kitap platformu var mı acaba? Girip dünya klasikleri listelerini falan görebileceğim, puanlayabileceğim bir platform. Goodreads gibi en iyi kitaplar arasında Alacakaranlık, Harry Potter görmek istemiyorum ama. Edebiyatın Letterboxd’ı gibi.
Bu hafta sınavlarım var. 3 günde fizyoloji, 1 günde histoloji, 1 günde anatomi, 1 günde de biyokimya bitirmem lazım. Fizyoloji ve anatomiden bir şeyler biliyorum ama diğerlerinden sıfırım. Sanırım sıçtığımın göstergesi.
İki dk raf keşfetinde gezeyim diyorum yok alakasız sözler, yok herhangi bir kitap veya filmden bir replik alıntısı, yok filmin makale gibi kendi görüşlerinin katılmadan incelemesi, yok burç yorumları… Çok gereksiz ve rahatsız ediyor beni.
Bu gönderi menajerlik oyunlarıyla alakalıdır. İlgisi olmayanlar profilden diğer gönderilere bakabilir. Ama yine de bir hikaye dinlemek isteyenler varsa ilginizi çekebileceğini düşünüyorum. Bundan önceki bölüm(ler) için profile bakabilirsiniz. İyi okumalar. Hatırlarsanız en son Nantes ile ikinci sezonumuzu da fena olmayan…devamıBu gönderi menajerlik oyunlarıyla alakalıdır. İlgisi olmayanlar profilden diğer gönderilere bakabilir. Ama yine de bir hikaye dinlemek isteyenler varsa ilginizi çekebileceğini düşünüyorum. Bundan önceki bölüm(ler) için profile bakabilirsiniz. İyi okumalar.
Hatırlarsanız en son Nantes ile ikinci sezonumuzu da fena olmayan bir seviyede tamamlamıştık. Takımdan iyi bir verim alıp hem taraftarları hem oyuncuları hem de kulüp üyelerini memnun etmeyi başarmıştık. İki sezon boyunca Avrupa potasına gidemesek de Nantes tarihi göze alındığında başarılı sezonlardı. Ama ben artık burada olmaktan mutlu değildim. İlk amacım daha imkanlı bir kulübe gitmekti ama gidemezsem de buradaki sorumluluklarımın bilincindeydim.
**Bölüm 3 - San Sebastian Cheesecake**
İlk hedefim menajerleri ile yollarını ayırmış kulüplerle iş görüşmesi yapmaktı. En uygun aday Newcastle’dı ben de başvurup beklemeye koyuldum. O sırada da takımda kalma ihtimalime karşı takviyeler yapmak gerekiyordu. Sağ beki sattık, yerine daha iyi birini almak istiyordum. Piyasada sağ bek kıtlığı vardı ve yönetim sağ olsun bütçemiz yine çok azdı. Başka bir takviye yapamayacak gibiydik. Uzun arayışlar sonucu birkaç aday bulup değerlendirmeye başladık. O sırada Newcastle’dan ret haberi geldi.
Boştaki başka kulüplere baktım, Inter ve Juventus vardı ama reddedileceğimi bile bile başvurdum. Sonuçlar da şaşırtmadı. Birkaç gün sonra Real Sociedad teknik direktörü Setien, Juventus’la anılmaya başlandı. Kulüp sezonu 4. bitirmişti ve şampiyonlar liginde oynayacaktı. Hoca da daha büyük bir kulübe kaçmak istemiştir doğal olarak (tanıdık geldi). Resmi haber gelince yine reddedileceğimi düşünerek Real Sociedad’a başvurumu yaptım. Bir yandan da sağ bek transferini bitirmemiz gerekiyordu zira yaz kampına çok az kalmıştı. Görüşmeler için masaya oturduk. İyi de ilerliyordu.
Bir anda telefonum çaldı. Arayan Sociedad başkanıydı ve görüşmeye çağırıyordu. Transferi futbol direktörüne devredip ilk biletle San Sebastian’a uçtum. Görüşmeleri anlatırsam çok uzar ama genel olarak başkanın istekleriyle hemfikir olduğumu belirten cümleler kurdum. Biraz garanticiydim sanırım. İsteğim sadece duran top antrenörüm Faslı’nın gelmesiydi. Bu teklifimi de kırmadılar ve her şey tamamdı. Geri dönüp istifamı sunmalıydım.
Nantes’a geri döndüğümde havalimanında beni kulüp başkanı karşıladı. Haberler yayılmıştı anlaşılan. Hiç kin gütmemişti bana nedense. Çok üzgün görünüyordu sadece. Ben de biraz üzülmüştüm ne yalan söyleyeyim. Asıl üzüntü beni tesislerde bekliyordu. Oyuncular tatilden yeni dönmüştü. Onlara her şeyi anlatmak çok zor oldu. Faslı çok üzüldü gidiyorum diye. Sen de geliyorsun dedim. Bu sefer de oyunculardan ayrılacağı için üzüldü. Ben bile bu kadar üzüleceğimi bilmiyordum. O an içimden bir ses kal bile dedi bana. Ama kariyerimi düşünmeliydim. Verilmiş bir karar vardı.
Faslı’yla gittik tekrar İspanya’ya. Önce bir dil kursuna başvurduk. Sonra da tesislerden içeri girdik. Kadro çok ümit vericiydi. Gözlemci eksikleri vardı ki doldurması kolay işti. Birkaç fizyoterapistle de ekibi tamamladık.
Yeni geldiğim takımlara aşırı takviye yapmayı sevmiyorum ama stoperde Fabian Schar artık çok yaşlanmıştı. Yerine uzun zamandır hedefim olan Bitshiabu’yu ekledik. Bu kulüp mali olarak süper olmasa da Nantes’a göre çok iyiydi elbet. Yaz kampında taktiğimizi oturttuk ve hazırlık maçlarında iyi skorlar aldık.
Sağ kanatta Riquelme veya Correa, solda Barrenetxea, forvette Umar Sadiq. On numarada Kubo, defansif orta sahalar Hjulmand ve Zubimendi. Bekler Munoz ve Odriozola, stoperler Bitshiabu ve Elustondo. Kalede ise Remiro. Aslında onu satıp daha iyi bir kaleci almak gibi bir planım vardı ama bana karşı çıktı ve aramız açıldı. Sonra bu kulübe yeni geldik hemen tatsızlıklar olmasın diye bu fikrimden vazgeçtim. Her şeyimiz hazırdı. Hem ligde hem de Avrupa’da iddialı olmak istiyorduk.
Son
Biliyorum çok olay yaşanmadı hatta sezon bile anlatmadım bu bölüm ama bu dönemdeki olayları daha ballandırarak anlatıp daha kısa süreçleri daha uzun uzun anlatsam iyi olur gibi geldi. Yani böyle olsun şimdilik. Sağlıcakla.
(Sebastian’ın Sivaslı demek olduğunu biliyor muydunuz?)
Edgar Wright’ın yönetmenliği, oyunculuklar, müzikler falan her şey süper. Çok iyi başlayıp iyi de bir evrim geçiriyor. Bazı sahneleri korku filmlerinden bile fazla geriyor. Bir noktaya kadar zirveye tırmanıyor. Bunlar artılardı, son 20-30 dakikası da “Ya biz bu senaryoyu iyi…devamıEdgar Wright’ın yönetmenliği, oyunculuklar, müzikler falan her şey süper. Çok iyi başlayıp iyi de bir evrim geçiriyor. Bazı sahneleri korku filmlerinden bile fazla geriyor. Bir noktaya kadar zirveye tırmanıyor.
Bunlar artılardı, son 20-30 dakikası da “Ya biz bu senaryoyu iyi getirdik buraya kadar ama devamı gelmiyor salaktan birkaç plot twist atalım da şaşırsınlar.” diyip birkaç daha mantıksız olayla son buluyor. Çok fazla açık kapı bırakıyor. Şöyle düşünenler olabilir ki bazı şeyler metafordu veya sadece kızın kafasında kurduğu şeylerdi, kız aslında hasta falan filan gibi bir sürü okuma yapılabilir ama daha net ve açık bir sonla bitirilse daha güzel olurdu bana kalırsa.
Thomasin McKenzie’nin çok iyi iş çıkarttığını ve daha fazla projede yer alması gerektiğini düşünüyorum. Anya Taylor-Joy ise bana sönük geldi. Oyunculuk olarak değil de karakteri olarak. Filmdeki bazı olaylar da tahmin edilebilirdi. Ama yine de gayet beğendiğim bir yapıt oldu son kısımlarını saymazsak.
8/10
Adele’in To Be Loved şarkısı hak ettiği değeri görmüyor bence. En dibe battığınız gece yarılarında bütün odağınızla dinlemek için birebir. Müthiş bir vokal şöleni.
Bu gönderi menajerlik oyunlarıyla alakalıdır. İlgisi olmayanlar profilden diğer gönderilere bakabilir. Ama yine de bir hikaye dinlemek isteyenler varsa ilginizi çekebileceğini düşünüyorum. Bundan önceki bölüm(ler) için profile bakabilirsiniz. İyi okumalar. Hatırlarsanız en son Nantes ile Avrupa potasına girmeyi kıl payıyla…devamıBu gönderi menajerlik oyunlarıyla alakalıdır. İlgisi olmayanlar profilden diğer gönderilere bakabilir. Ama yine de bir hikaye dinlemek isteyenler varsa ilginizi çekebileceğini düşünüyorum. Bundan önceki bölüm(ler) için profile bakabilirsiniz. İyi okumalar.
Hatırlarsanız en son Nantes ile Avrupa potasına girmeyi kıl payıyla kaçırdığımız bir sezonu tamamlamıştık. Bu sezon hedefimiz yine aynıydı. Takıma yeni takviyeler, takımdan ayrılması gereken oyuncular vardı. Bizi uzun bir süreç bekliyordu.
Bölüm 2 - Tekrar Deneyin
Öncelikle geçen sezonla ilgili bahsetmediğim ufak şeyler var onlara değinmeliyim. Devre arasında Berkan Kutlu’yu kiralayıp rotasyonda verimli bir oyun almıştık. Transfer döneminin hemen başında bonservisini aldık ve sakatlanmadığı sürece ilk 11’e sabitledim. Yine geçen sezonun sonuna doğru Mollet gitmek istediği için onun yerini dolduracak bir 10 numarayı takıma katma amacıyla sözleşmesi biten Gianluca Gaetano’yu bedelsiz renklerimize bağladık.
Sol kanadımız Moses Simon gelen teklifleri değerlendirmek istediğini söyledi. Benim de bu sezon kanat takviyeleri yapmak gibi bir niyetim vardı o yüzden onu iyi bir fiyata sattık. Takımda da çok verim sağlamayacağını düşündüğüm, benimle arası çok iyi olmayan adamları başka takımlara kiraladık. Rotasyonumuz baya daralmıştı, bu sezon sağlık ekibine büyük iş düşecekti.
Gelelim takviyelere. Öncelikle takıma Faslı bir duran top antrenörü getirdik. Adamın adını bile bilmiyorum kendisine bütün tesis Faslı diyordu. O da memnun görünüyordu bu durumdan.
Sol kanattaki boşluğu doldurmak için Faride Alidou adında genç, hızlı, yetenekli bir futbolcuyu 1 milyon gibi çok ucuz bir fiyata getirdik. Sağ kanada da onun biraz daha alt versiyonu olan Josue Casimir’i ekledik. Onlardan çok ümitliydim ama bilmediğim bir şey varsa o da bu adamların takıma çok katkıda bulunacağıydı.
Bir anda beklenmedik bir teklifle kapımız çalındı. Arsenal, takımımızın en yıldız oyuncusu kalecimiz Lafont’u istiyordu. Ona kalsan olmaz mı diye sordum alacağım cevabı bilerek. Çok istiyordu gitmek. Her futbolcunun hayalidir İngiltere ligi. Hele bir de büyük altılıdan bir takımsa. Çok ısrarcı olmadım. Arsenal kesenin ağzını sonuna kadar açtı. Kulüp tarihinin en büyük satışıydı bu. Cebimizi doldurmuş, kalemizi boşaltmıştı.
Yerini alelacele doldurmamız gerekiyordu. Bütün dünyayı araştırdık. Gözümüzü Hull City kalecisi Racioppi’ye diktik. Acun abiden rica ettik. Sağolsun bize çok yardımcı oldu. Ama yine de yıldız oyuncu niteliğindeydi. Bu sefer keseyi açan taraf bizdik. Bu sefer de kulüp tarihinin en büyük satın alınımını yaptık.
Kadromuz hazırdı. İki kanat forvet, çalışkan rolde Mostafa, on numara Gaetano, derin oyun kurucu kaptan Chirivella, savaşçı Berkan, iki kanat bek, iki standart stoper, pozitif futbol. Hazırlık maçlarıyla kadroda uyum sağladık. Ligin ilk maçında galibiyet bekliyorduk. Rakibimiz Toulouse’tu. Beklediğimiz gibi başlayamayıp yenildik. Takımın moralini yerine getirmek için konuşma yaptım. Bunun daha ilk maç olduğunu yolumuzun çok uzun olduğunu söyledim. Herkes gaza geldi. Bu gazla üst üste 4 maç kazandık. Bunlardan biri de ligin dişli ekiplerinden 3-0’lık Lille galibiyetiydi (gör Mourinho gör). Taktiğimiz işliyordu.
Sonraki dönem ise kabus gibiydi. Takım istenilen sonuçları alamıyordu. İyi oyunumuz vardı ama savunma oyuncularımız çok niteliksizdi. Üstelik takımın bütçesi azdı. Takviye yapılacak durumda değildi. 13 maçta 8 mağlubiyet, 2 beraberlik aldık. Rezil haldeydik. Devre arası tatiline çok ihtiyacımız vardı.
Bazı zaaflarımız üzerine çalıştık. Takım gol yollarında eksiksizdi. Mohamed, Alidou, Casimir skor üretkenliği açısından şiir gibiydi. Alidou’nun zaten kendisi bir şiirdi. Bazen oturup sadece onu izliyordum rakip savunmacılar gibi. Ama bizim savunmacılarımız da genelde izleyen taraftı. Çok atıp çok yiyorduk. Maç içinde çok şeyi değiştirmeye çalışıyordum. Bu sefer de takımın kafası karışıyordu.
Devre arası geldi. Bundan sonra da kupa maçları vardı. Takım iyice dinlenip kendine geldi. Daha temkinli oynayıp Alidou üzerinden atak kurmaya çalıştık. Ufak toparlamalar yaşıyorduk ki bu sefer sağlık ekibinde sorunlar çıkmaya başladı. Takımda çok fazla sakat veriyorduk. Özellikle kaptan Chirivella bir türlü iyileşemiyordu. Yine de bir şekilde fikstürü idare edip 8. sırada kalmayı başarıyorduk.
İlk kupa maçında rotasyon oynadık ve çok zorlandık. Penaltılarla geçtik. İkinci turda daha az rotasyonla farka koştuk. Üçüncü turda ise bir eski sınav vardı: Lorient. Geçen sene bizi kupadan elemiş, bu sene ise ligde onlara dışarda yenilip içerde berabere kalmıştık. Bizim baş belamız olmuştu ama intikam zamanıydı. Bu maçı kazanıp üst turlara kalmalıydık. Kalamadık. Bizi penaltılarda elediler.
Tek kulvarımız lig kalmıştı. Sakatlıklar ufaktan azalıyordu. 8.ydik hala ve üstümüzde ve altımızdaki takımlarla puan farkı açıldığı için burada kalacağız gibi gözüküyordu. Bize moral verici bir maç lazımdı. Önümüzde ise moralden çok hezimet görünüyordu: Marsilya. Bu maçta herkes yenilmemizi bekliyordu. Ben bile ümitsizdim ama profesyonel olmak gerekiyordu. Sahaya çıktık. Onları sildik resmen. 5-1 lik harika bir galibiyet. Herkes tekrardan mutluydu. Son maçlarda da olumlu sonuçlarla yerimizi koruyup ligi 8. bitirdik. Mostafa Mohamed toplamda 25, ligde 22 gol atarak gol kralı oldu. Alidou 13 gol 9 asist, Casimir 6 gol 9 asistlik inanılmaz bir katkı verdi. Ama aynı katkıyı savunma hattımızdan maalesef alamadık. Yönetim, taraftarlar ve oyuncular mutluydu. Bu bile yeterliydi onlar için. Ama mutsuz olan bir kişi vardı.
Ben artık bu takımdaki orta sıraların yeterliliği görüşünden de, imkanların yetersizliğinden de çok sıkılmıştım. Daha mutlu olabileceğim bir yerde olmak istiyordum. Ama daha kariyerinin başındaki bir menajeri hangi takım isterdi ki? Bekleyip görecek belki de yine burada kalacaktım.
-
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim. Ben bu anlattığım yerden sonra bir yarım sezon daha oynadım. Bundan sonraki bölümlerde de yarımşar sezon anlatıp daha detay vermeyi düşünüyorum. Şimdilik sağlıcakla!