Hem kitap okuyup, hem dizi izleyip, hem film izleyip, hem oyun oynayıp (opsiyonel) hem arkadaşlarıyla dışarda vakit geçirip hem de akademik olarak başarılı insanlar, bunların hepsini yapmaya nasıl vakit buluyorlar?
Türk sinemasının en üst düzey işlerinden olduğu aşikar ve üzerinden neredeyse 60 yıl geçmiş. Bu 60 yılda şu kaliteye yakın yerli film sayısı iki elin parmaklarını zor geçiyor ve bu üzücü bir durum. 1965’te şu filmin yapılıp da günümüzde “imkan…devamıTürk sinemasının en üst düzey işlerinden olduğu aşikar ve üzerinden neredeyse 60 yıl geçmiş. Bu 60 yılda şu kaliteye yakın yerli film sayısı iki elin parmaklarını zor geçiyor ve bu üzücü bir durum. 1965’te şu filmin yapılıp da günümüzde “imkan yok” zırvasıyla emeksiz ve birbirinin aynısı işlerin pompalanması cidden çok yazık. Bu durum dünyada da böyle ilerliyor ama ülkemizde durum daha da vahim.
Filmin kendisinden çok daha bahsetmeye gerek yok, bu kısa bir sitem gönderisiydi aslında. Objektif açıdan ne kadar iyi bir iş olduğunu görebiliyorum. Subjektif olarak da beğendim elbette. Ama verdiğim puan kimseyi yanıltmasın, bu filmin neden bir klasik olduğunu ve sinemamızın en üst seviye işlerinden biri olarak kabul edildiğini çok iyi anlayabiliyorum.
7/10
Etrafta çok fazla heyecan dalgası dönen, Cannes’da en iyi senaryo ödülü almış, sosyal medyada neredeyse her platformda sürekli karşıma çıkıp artık bıkkınlık getiren The Substance’ı izledim. İyi ki de izlemişim. - İki tarafın çıkar çatışması - Obsesif kompülsif bozukluk -…devamıEtrafta çok fazla heyecan dalgası dönen, Cannes’da en iyi senaryo ödülü almış, sosyal medyada neredeyse her platformda sürekli karşıma çıkıp artık bıkkınlık getiren The Substance’ı izledim. İyi ki de izlemişim.
- İki tarafın çıkar çatışması
- Obsesif kompülsif bozukluk
- Bilim kurgu teması veya esintileri
Benim bir filmi beğenme ihtimalim bu üç konudan en az birini işlediği durumda artıyor. Bu film ise bu üçünü alıp çok güzel harmanlayarak iyi bir senaryo ortaya koymuş. Ama çoğu yerden duyduğum üzere en özgün senaryo olayına ben tam anlamıyla katılabilir miyim emin değilim. Bu temalara futuristik bir bakış açısı kazandırıp orijinalliğe fayda sağlasa da özete baktığımda Fight Club’dan beri (belki de daha eski) izlediğimiz senaryo matematiklerine benzediğini düşünüyorum. Bu benim düşüncem belki de filmi yeterince anlayamamışımdır. Ama bu matematiğin iyi işlendiğine hiçbir itirazım yok.
Görsel ve teknik olarak izlediğim en iyi işlerden biri. İğrençliği aktarma konusunda asla çekinmeyen film, ses tasarımıyla da gerilimi iyi veriyor. Body horror türünde başka bir izlemediğim için bu türün amacı korkutmak mıdır bilmiyorum ama pek bir korku unsuru barındırdığını düşünmüyorum filmin. Gerilim ve tansiyon üzerinden bir akış var daha çok ve en iyi yanlarından biri bu. Bu noktada tek sorunum filmin ortalarında temponun biraz düşmesi oldu. Onun dışında harika.
Demi Moore da Margaret Qualley de rollerinin hakkını veriyor ama ben özellikle kanal direktörü abiyi beğendim. Tilt etme konusunda uzman bir rolü hakkıyla oynamış. Her lafı yalan, bunu kendisi de herkes de biliyor ama kimse bir şey diyemiyor.
Kısacası filmi bir hayli beğendim. Yönetmenin vizyonunun kuvvetli olduğunu düşünüyorum ve bu vizyonunu yansıtabilecek yeni filmler görmek süper olur. Benim için başyapıt olamasa da ayrı bir kefeye koyulacak bir iş olmuş.
8/10
İyi bir kitap platformu var mı acaba? Girip dünya klasikleri listelerini falan görebileceğim, puanlayabileceğim bir platform. Goodreads gibi en iyi kitaplar arasında Alacakaranlık, Harry Potter görmek istemiyorum ama. Edebiyatın Letterboxd’ı gibi.
Bu hafta sınavlarım var. 3 günde fizyoloji, 1 günde histoloji, 1 günde anatomi, 1 günde de biyokimya bitirmem lazım. Fizyoloji ve anatomiden bir şeyler biliyorum ama diğerlerinden sıfırım. Sanırım sıçtığımın göstergesi.
İki dk raf keşfetinde gezeyim diyorum yok alakasız sözler, yok herhangi bir kitap veya filmden bir replik alıntısı, yok filmin makale gibi kendi görüşlerinin katılmadan incelemesi, yok burç yorumları… Çok gereksiz ve rahatsız ediyor beni.
Bu gönderi menajerlik oyunlarıyla alakalıdır. İlgisi olmayanlar profilden diğer gönderilere bakabilir. Ama yine de bir hikaye dinlemek isteyenler varsa ilginizi çekebileceğini düşünüyorum. Bundan önceki bölüm(ler) için profile bakabilirsiniz. İyi okumalar. Hatırlarsanız en son Nantes ile ikinci sezonumuzu da fena olmayan…devamıBu gönderi menajerlik oyunlarıyla alakalıdır. İlgisi olmayanlar profilden diğer gönderilere bakabilir. Ama yine de bir hikaye dinlemek isteyenler varsa ilginizi çekebileceğini düşünüyorum. Bundan önceki bölüm(ler) için profile bakabilirsiniz. İyi okumalar.
Hatırlarsanız en son Nantes ile ikinci sezonumuzu da fena olmayan bir seviyede tamamlamıştık. Takımdan iyi bir verim alıp hem taraftarları hem oyuncuları hem de kulüp üyelerini memnun etmeyi başarmıştık. İki sezon boyunca Avrupa potasına gidemesek de Nantes tarihi göze alındığında başarılı sezonlardı. Ama ben artık burada olmaktan mutlu değildim. İlk amacım daha imkanlı bir kulübe gitmekti ama gidemezsem de buradaki sorumluluklarımın bilincindeydim.
**Bölüm 3 - San Sebastian Cheesecake**
İlk hedefim menajerleri ile yollarını ayırmış kulüplerle iş görüşmesi yapmaktı. En uygun aday Newcastle’dı ben de başvurup beklemeye koyuldum. O sırada da takımda kalma ihtimalime karşı takviyeler yapmak gerekiyordu. Sağ beki sattık, yerine daha iyi birini almak istiyordum. Piyasada sağ bek kıtlığı vardı ve yönetim sağ olsun bütçemiz yine çok azdı. Başka bir takviye yapamayacak gibiydik. Uzun arayışlar sonucu birkaç aday bulup değerlendirmeye başladık. O sırada Newcastle’dan ret haberi geldi.
Boştaki başka kulüplere baktım, Inter ve Juventus vardı ama reddedileceğimi bile bile başvurdum. Sonuçlar da şaşırtmadı. Birkaç gün sonra Real Sociedad teknik direktörü Setien, Juventus’la anılmaya başlandı. Kulüp sezonu 4. bitirmişti ve şampiyonlar liginde oynayacaktı. Hoca da daha büyük bir kulübe kaçmak istemiştir doğal olarak (tanıdık geldi). Resmi haber gelince yine reddedileceğimi düşünerek Real Sociedad’a başvurumu yaptım. Bir yandan da sağ bek transferini bitirmemiz gerekiyordu zira yaz kampına çok az kalmıştı. Görüşmeler için masaya oturduk. İyi de ilerliyordu.
Bir anda telefonum çaldı. Arayan Sociedad başkanıydı ve görüşmeye çağırıyordu. Transferi futbol direktörüne devredip ilk biletle San Sebastian’a uçtum. Görüşmeleri anlatırsam çok uzar ama genel olarak başkanın istekleriyle hemfikir olduğumu belirten cümleler kurdum. Biraz garanticiydim sanırım. İsteğim sadece duran top antrenörüm Faslı’nın gelmesiydi. Bu teklifimi de kırmadılar ve her şey tamamdı. Geri dönüp istifamı sunmalıydım.
Nantes’a geri döndüğümde havalimanında beni kulüp başkanı karşıladı. Haberler yayılmıştı anlaşılan. Hiç kin gütmemişti bana nedense. Çok üzgün görünüyordu sadece. Ben de biraz üzülmüştüm ne yalan söyleyeyim. Asıl üzüntü beni tesislerde bekliyordu. Oyuncular tatilden yeni dönmüştü. Onlara her şeyi anlatmak çok zor oldu. Faslı çok üzüldü gidiyorum diye. Sen de geliyorsun dedim. Bu sefer de oyunculardan ayrılacağı için üzüldü. Ben bile bu kadar üzüleceğimi bilmiyordum. O an içimden bir ses kal bile dedi bana. Ama kariyerimi düşünmeliydim. Verilmiş bir karar vardı.
Faslı’yla gittik tekrar İspanya’ya. Önce bir dil kursuna başvurduk. Sonra da tesislerden içeri girdik. Kadro çok ümit vericiydi. Gözlemci eksikleri vardı ki doldurması kolay işti. Birkaç fizyoterapistle de ekibi tamamladık.
Yeni geldiğim takımlara aşırı takviye yapmayı sevmiyorum ama stoperde Fabian Schar artık çok yaşlanmıştı. Yerine uzun zamandır hedefim olan Bitshiabu’yu ekledik. Bu kulüp mali olarak süper olmasa da Nantes’a göre çok iyiydi elbet. Yaz kampında taktiğimizi oturttuk ve hazırlık maçlarında iyi skorlar aldık.
Sağ kanatta Riquelme veya Correa, solda Barrenetxea, forvette Umar Sadiq. On numarada Kubo, defansif orta sahalar Hjulmand ve Zubimendi. Bekler Munoz ve Odriozola, stoperler Bitshiabu ve Elustondo. Kalede ise Remiro. Aslında onu satıp daha iyi bir kaleci almak gibi bir planım vardı ama bana karşı çıktı ve aramız açıldı. Sonra bu kulübe yeni geldik hemen tatsızlıklar olmasın diye bu fikrimden vazgeçtim. Her şeyimiz hazırdı. Hem ligde hem de Avrupa’da iddialı olmak istiyorduk.
Son
Biliyorum çok olay yaşanmadı hatta sezon bile anlatmadım bu bölüm ama bu dönemdeki olayları daha ballandırarak anlatıp daha kısa süreçleri daha uzun uzun anlatsam iyi olur gibi geldi. Yani böyle olsun şimdilik. Sağlıcakla.
(Sebastian’ın Sivaslı demek olduğunu biliyor muydunuz?)