Şöyle raf keşfetinde gezince görüyorum ki insanların 1-2 cümleyle aktardığı gönderiler, detaylıca ve düşünülerek yazılmış uzun gönderilerden daha çok beğeniliyor. Galiba toplumca tahammül süremiz çok azaldı.
Şöyle güzel bir korku filmi rehberi var mı? Türe dair sadece Hereditary filmini izledim ve beğenmemiştim. Sanırım modern korkuları izlemeden önce eskileri izlemem lazım. Güzel bir izleme listesi var mı acaba?
Tatlı Günler, Damien Chazelle’in en sevdiğim film olan La La Land’i (valla Enis Kirazoğlu’nun Witcher 3 övdüğü gibi sürekli övüyor olabilirim) yaparken esinlendiği iki filmden biri. Diğer film de yine Jacques Demy’nin Cherbourg Şemsiyeleri idi ama onu beğensem de bu…devamıTatlı Günler, Damien Chazelle’in en sevdiğim film olan La La Land’i (valla Enis Kirazoğlu’nun Witcher 3 övdüğü gibi sürekli övüyor olabilirim) yaparken esinlendiği iki filmden biri. Diğer film de yine Jacques Demy’nin Cherbourg Şemsiyeleri idi ama onu beğensem de bu film kadar bayılmamıştım. Fakat bu film harika.
Öncelikle teknik açıdan harika bir film. Geçenlerde bir göz doktoruna gitmiştim. Baya uzun süre muayene etti falan sonra gönderdi pek bir şey olmadı. Şu 2 saatlik filmin gözüme daha çok yararı oldu. Bunu okuyup da yönetmen olmayı düşünen biri varsa (aynen) lütfen renkleri bol bol kullanın da gönlümüz açılsın.
Senaryo klişeler içeriyor elbette. Ama yine de o kadar iyi işleniyor ve anlatılıyor ki size pek yadırgamıyorsunuz. Ha tabi klişe dediğime de bakmayın benim biraz mızmızlanmam o, filmin yılına bakın. Karakterler de çok canlı bu arada.
Dans sahneleri güzeldi ama daha fazla olmasını isterdim. Müzikler de fena değildi ama bir ikisi dışında açıp dinleyeceğim şeyler yoktu ki normalde caz seven biriyim. Neyse bunlar dediğim gibi huysuz mızmızlanmaları.
Bu filmi sinemayı ve sanatı seven herkes izlemeli bence.
9/10
Aşağıda birbirinden alakasız filmlerden sizce en iyisi veya en sevdiğiniz hangisi? A) There Will Be Blood B) Nocturnal Animals C) The Matrix D) In the Mood for Love E) Good Will Hunting F) La La Land G) Cinema Paradiso H)…devamıAşağıda birbirinden alakasız filmlerden sizce en iyisi veya en sevdiğiniz hangisi?
A) There Will Be Blood
B) Nocturnal Animals
C) The Matrix
D) In the Mood for Love
E) Good Will Hunting
F) La La Land
G) Cinema Paradiso
H) Casino
Dizi izlemek bana çok zor geliyor. Eskiden rahat rahat dizi izlerdim. Uzunluğuna falan bakmadan. Favorilerim Hımym, Game of Thrones falan hatta. Ama son zamanlarda ne zaman dizi izlemeye niyetlensem vazgeçiyorum. Film izlemek daha kolay geliyor açıp bir film izliyorum. Dizide…devamıDizi izlemek bana çok zor geliyor.
Eskiden rahat rahat dizi izlerdim. Uzunluğuna falan bakmadan. Favorilerim Hımym, Game of Thrones falan hatta. Ama son zamanlarda ne zaman dizi izlemeye niyetlensem vazgeçiyorum. Film izlemek daha kolay geliyor açıp bir film izliyorum. Dizide filmlerdeki kadar iyi sinematografi olmayacak boşver film izle diyorum kendime. Ya da bir diziye başlarsam yarım bırakıyorum. En son Normal People izledim ki zaten kısacık ve sinematografisi film gibi olduğu için.
Ne zamandır Sopranos izlemek istiyorum ama bir türlü başlayamadım.
Ciddi anlamda izlediğim ilk korku filmi. Eskiden korkarım düşüncesiyle izlemezdim, şimdi de korkmayacağım o yüzden etkilemeyecek düşüncesiyle izlemiyordum. Ama yine de girmek gerek bu türe de. Öncelikle korkmayı geçtim gram gerilmedim. Öyle çok cesur bir insan da değilimdir. Daha çok…devamıCiddi anlamda izlediğim ilk korku filmi. Eskiden korkarım düşüncesiyle izlemezdim, şimdi de korkmayacağım o yüzden etkilemeyecek düşüncesiyle izlemiyordum. Ama yine de girmek gerek bu türe de.
Öncelikle korkmayı geçtim gram gerilmedim. Öyle çok cesur bir insan da değilimdir. Daha çok şunu düşünüyorum. Din, mitoloji gibi konularla insanları korkutmaya çalışmak bana ucuz geliyor. Hatta bunu gerçek hayatta uygulayanlara karşıyım :) Film psikolojik gerilim gibi hissettirse de sonlara doğru bundan uzaklaşıp dediğim konulara geçiyor daha çok. Galiba bilim kurgu veya gerçek psikolojik korku filmlerine bakmam gerekiyor.
Teknik açıdan film başarılı. Görsel olarak hoş, ses tasarımı etkileyici ama biraz bazı yerlerde fazla geldi sesi kıstım.
Son bir artı olarak da filmin aile içi iletişimsizliği iyi anlattığını düşünüyorum. Bunlar dışında çok beğenemediğim ortalamanın bir tık altı bir yapım oldu benim için.
5/10
“Not quite my tempo.” Uzun zamandır tekrar izlemek istiyordum, düne kısmetmiş. İlk izlediğimde filmi beğenmiştim ama bayılmamıştım. Sinema hakkında bilgim çok azdı. İyi yönetmenlik nedir, film kurgusu nasıl yapılır bunlar hakkında fikrim yoktu. Hala yok denecek kadar az :) ama…devamı“Not quite my tempo.”
Uzun zamandır tekrar izlemek istiyordum, düne kısmetmiş. İlk izlediğimde filmi beğenmiştim ama bayılmamıştım. Sinema hakkında bilgim çok azdı. İyi yönetmenlik nedir, film kurgusu nasıl yapılır bunlar hakkında fikrim yoktu. Hala yok denecek kadar az :) ama en azından bir şeyler anlayabiliyorum.
Aslında burdaki gönderilerimde filmi iyi yapan klasik şeylerden bahsediyorum. Bunlar da genelde benzer şeyler oluyor. Sürekli benzer şeyleri yazmak da beni sıkıyorsa okuyanları daha fazla sıkıyordur. Onun yerine başka bir konudan bahsetmek istiyorum.
Yönetmenin diğer filmlerini de izlemiş biri olarak filmlerinde genel olarak üç şeyin çok üzerinde durduğunu düşünüyorum. Bana da hak vereceğinizi umuyorum. Bunlar takıntı, müzik (özellikle caz) ve renkler. Belki bir gün müzik ve renkler konusuna da değinirim ki bunun için renk teorisine dair bir araştırma yapmam gerekir ancak bugünkü konu takıntı.
Whiplash, yönetmenin filmleri arasında takıntıyı en net gördüklerimizden. Andrew Neiman adlı genç bir bateristin neredeyse tüm hayatını bateriye verip dünyanın en iyilerinden biri olmak için çabalaması anlatılıyor. Bununla da yetinmeyip Terence Fletcher karakteri üzerinden de mükemmeli arayan bir akıl hocası takıntılığına değiniliyor ki onunki daha da psikopatça.
La La Land’de ise caz müziğe takıntılı Sebastian, oyunculuğa takıntılı Mia var. Hatta Sebastian, biraz da yönetmenin kendisini temsil ediyor diyebiliriz. First Man filmi her ne kadar filmografisinde ayrık düşse de orada da Neil Armstrong’un işi üzerine takıntısına, hatta ailesini bu sebeple boşlamasına değiniliyordu. Babylon’da da takıntılı karakterler var ama uzatmaya gerek yok değinmeyeceğim.
Peki neden takıntı? Öncelikle şu var ki hemen hemen her yönetmen filmlerine kendinden bir şey katmak ister. Damien Chazelle de çok takıntılı bir insan olduğu için filmlerinde takıntıyı ele alıyor. Yani takıntıya takıntılı biri kendisi. Ayrıca bilmediğimiz başından geçen olaylar neticesinde başka takıntıları da olmuş olabilir.
Şimdi bu takıntı konusunun neden kendini izlettirdiğini konuşalım. OKB yani obsesif kompulsif bozukluk çok yaygın bir sorundur aslında. Yani çoğumuzun öyle ya da böyle bir şeylere takıntısı vardır. Diyelim ki bir yönetmensiniz. Filmlerinizin genel teması olarak mesela ırkçılık veya kölecilik konularını seçtiniz. Elbette çok başarılı çok sevilen filmler yapabilirsiniz ama bu konulara ilgi duymayan insanları çekmeniz çok zor olacaktır. Üstüne bir de filmde farklı şeyleri yanlış yapardanız daha da zorlanırsınız. Ama hemen hemen herkesin bir takıntısı olduğu için konu bu olduğunda insanları çekmek daha kolay olur. Chazelle gibi filmi film yapan diğer konularda da usta olursanız, o zaman 21. yüzyılın en iyi yönetmenlerinden biri olabilirsiniz. Whiplash’i izleyip de sürükleyici bulmayan çok az kişi olacağını düşünüyorum. Hatta o kişiler için de sunu söylemek gerek. Ya da yönetmenin herhangi başka filmini sevmeyenler de şöyle düşünüyor olabilir: “Tamam obsesyon genel çoğunlukta olan bir konu, ama ben bu filmi sevmiyorum.” diyenler. Filmi iyi yapan tek şey bu değil zaten. Ya da filmi film yapan diyeyim. Örneğin La La Land bir müzikal. Sen müzikal sevmiyorsundur o filmi sevmezsin bu ayrı bir konu. Ya da sen suç temasını seversin o zaman bu filmler sana göre değildir onun da Scorsese, Michael Mann gibi usta yönetmenleri var buyur onları sev. Her konu herkesin tercihi olamaz.
Neyse buraya kadar okuyan herkese teşekkürler. Daha fazla uzatmaya gerek yok, değerli vakitlerinizi daha fazla çalmayayım. Puanı da verip kaçıyorum.
9/10
Birkaç hafta önce “gerçek bir aşk hikayesi” ararken bulduğum bir filmdi. Dün izledim. Yalan yok filmde bu var hatta baya da vurgulanıyor. Ama aşkın gelişimini izlemediğimiz için pek içine giremedim. Diğer karakterler fena yazılmamış. Ama ana olay örgüsü çok klişe…devamıBirkaç hafta önce “gerçek bir aşk hikayesi” ararken bulduğum bir filmdi. Dün izledim. Yalan yok filmde bu var hatta baya da vurgulanıyor. Ama aşkın gelişimini izlemediğimiz için pek içine giremedim.
Diğer karakterler fena yazılmamış. Ama ana olay örgüsü çok klişe geldi. Ya da bilmiyorum zamanında ilk klişeleştiren yapımlardan biridir bu. Ama her şeyi tahmin edebiliyorsunuz. Tabi filmin öyle bir amacı da yok hatta hikayeyi dinleyen çocuk bile seyirciyi temsil ettiğinden aralarda bölüp tahmin ediyor.
Fena bir iş değil, ortalama bir macera.
6/10