Paralel evrenlerin birindeki zengin ve anglosakson ben, müzikal film çekiyor ve filmde bu çalıyor: https://open.spotify.com/track/0RDUnNaGubiseI1W9T3YTf?si=QckcxmNsSSCllds-j1uXNw
Spoiler içeriyor
Bundan yüzyıllar önce bir adam amansız bir hastalığa yakalanmış. İnsanlar hastalığı bulaşıcı olabilir korkusuyla ondan uzaklaşmış. Adam hastalığına yenik düşüp ölmüş. Öteki dünyada ölüler Tanrı’nın huzuruna çıkmak için sıra bekliyormuş. Sıra bu adama gelmiş. Tanrı yanındaki meleğe sormuş, “Bu adamın…devamıBundan yüzyıllar önce bir adam amansız bir hastalığa yakalanmış. İnsanlar hastalığı bulaşıcı olabilir korkusuyla ondan uzaklaşmış. Adam hastalığına yenik düşüp ölmüş. Öteki dünyada ölüler Tanrı’nın huzuruna çıkmak için sıra bekliyormuş. Sıra bu adama gelmiş. Tanrı yanındaki meleğe sormuş, “Bu adamın ölüm sebebi nedir?” Melek cevap vermiş, ”Bu adam çok hastalanmış, ölüm sebebi budur.” Adam araya girmiş, “Yanlışın var elçi, beni öldüren hastalık değildi. Beni öldüren kimsesizlikti.” Tanrı, “Elçinin bir yanlışı yok. Sen en amansız hastalığa yakalandın ki buradasın.” demiş.
Filmi izleyenler bu hikayeyi neden anlattığımı anlamıştır diye düşünüyorum. Filmde anne karakteri kızlarına ilgisiz davranıyor ve onları sürekli yalnız bırakıyor. Birisi psikolojik olarak kötüleşiyor, diğeri ise hastalanıyor. Hatta filmde Eva, annesine Helena’yı onun hasta ettiğini söylüyor. Annenin ise öncelikleri bambaşka ki filmin sonunda da bu önceliklerinden vazgeçmediğini görüyoruz. Elbette farklı olaylar da gelişiyor ama ana hikaye anne ve çocuklarının ilişkisi. Bu dram çok iyi kurgulanmış hatta gözlerimin dolduğu anlar bile oldu. Filmin temposu yavaş yavaş artıyor ve doruğa ulaştığı noktada sizi çok etkiliyor.
Oyunculuklar harika. Yedinci Mühür filminde daha tiyatral oyunculuklar olduğunu ve pek benlik olmadığını söylemiştim. Bu filmde daha doğal oyunculuklar var ve sizi karakterlerle bütünleştiriyor. Ya da o karakterden nefret etmenize sebep oluyor.
Kısa süreli çok iyi müzik sekansları mevcut. Zaten film boyu klasiklere çok güzel atıflar var.
Görsel olarak büyüleyici olduğunu söyleyemem ki gerek de yok buna. Filmin büyük çoğunluğu tek mekanda geçiyor ve neyi hangi açıdan görmemiz gerekiyorsa görüyoruz.
Kısacası ben bu filme bayıldım. Böyle kişisel hikayeler doğru anlatıldığında beni çok etkiliyor. Bu film ise bu konuda bir başyapıt. Vaktinizi de çok almıyor zaten.
Son bir ekleme: İyi bir ebeveyn olamayacaksanız, hiç olmayın.
9/10
Chazelle en sevdiğim yönetmenlerden biri kesinlikle. La La Land en sevdiğim film. Babylon ve Whiplash’e de bayılıyorum elbette. Peki bu filme gerek var mıydı işte ondan pek emin değilim. Beğendiğim bir film oldu ancak Chazelle’den beklediğim film bu değildi gibi…devamıChazelle en sevdiğim yönetmenlerden biri kesinlikle. La La Land en sevdiğim film. Babylon ve Whiplash’e de bayılıyorum elbette. Peki bu filme gerek var mıydı işte ondan pek emin değilim. Beğendiğim bir film oldu ancak Chazelle’den beklediğim film bu değildi gibi be.
Neil Armstrong’un Ay’a gitmeden önceki hayatını izliyoruz filmin büyük bir kısmında. Son kısımda da Apollo 11 görevini izliyoruz baştan sona. Buralara bir lafım yok iyiler hoşlar. Fakat Neil Armstrong üzerinden bir dram anlatılmaya çalışılmış. Bana pek geçmedi bu dram. Çok donuk bir portre var filmde.
En büyük ama en büyük şikayetim kurgunun zayıflığı. Yönetmenin diğer filmlerindeki müzikle ahenkli kurguya bayılıyorum ben favorilerimden olma sebebi bu hatta. Yapısı gereği bu filmde bunun olması zor tabi. Ufak sekanslarda verilmeye çalışılmış ama yetersiz. İşte bu yüzden de bu filme gerek var mıydı bilemiyorum diyorum.
Çok negatif gittim galiba. Görsel olarak harika bir film. Mavi ve gri tonları çok iyi kullanılmış. Sizi filmin içine sokmak ve germek için kullanılan kamera hareketleri de güzeldi.
Ana tema müziği çok hoş. Genel olarak da onu eğip bükerek yapılan parçalar çalıyor filmde. Justin Hurwitz’in bestelerini sürekli dinlediğimden müziklerine önceden hakimdim filmin. Ama daha fazla çeşit de olabilirdi.
Yani toparlamak gerekirse gayet iyi bir iş olmasına rağmen beklediğim iş miydi orasından emin değilim. Chazelle beklentilerimi o kadar yükseltti ki başyapıt olmayan iyi bir film bile hayal kırıklığına uğratıyor.
8/10
Natalie Portman’ın yine muazzam oynadığı, dönemin atmosferini, tiplemelerini, ortamını çok iyi yansıtan harika bir dönem filmi. Kostüm ve set tasarımları çok güzel. Daha iyi bir yönetmenlik ve kurgu ile daha fazla sevebilirdim ama hem Natalie Portman’a olan pozitif ayrımcılığımdan hem…devamıNatalie Portman’ın yine muazzam oynadığı, dönemin atmosferini, tiplemelerini, ortamını çok iyi yansıtan harika bir dönem filmi. Kostüm ve set tasarımları çok güzel. Daha iyi bir yönetmenlik ve kurgu ile daha fazla sevebilirdim ama hem Natalie Portman’a olan pozitif ayrımcılığımdan hem de iyi bir film olmasından dolayı, başyapıt olmasa da yeterince beğendiğim bir iş oldu.
8/10
This is cinema! Bir yere kadar spoilersız bir yazı olacak. Spoiler olan yerde uyarısını yaparım, spoiler yemek istemeyenler dikkatli okusun. Damien Chazelle sanki sinemayla ilgili bir hile bulmuş ama kimseye söylemiyor gibi. Görkemli, büyüleyici, kaotik ve bir o kadar da…devamıThis is cinema!
Bir yere kadar spoilersız bir yazı olacak. Spoiler olan yerde uyarısını yaparım, spoiler yemek istemeyenler dikkatli okusun.
Damien Chazelle sanki sinemayla ilgili bir hile bulmuş ama kimseye söylemiyor gibi. Görkemli, büyüleyici, kaotik ve bir o kadar da estetik bir sinema şöleni yaratmış. 50 yıl sonra efsane yönetmenler arasında anılacağına (ben şimdi bile öyle görüyorum) eminim.
Babil filmi görsel bir şölen. Baktığınız şey size orgazmik anlar yaşatıyor. En azından bana yaşattı. Tekrar La La Land izliyormuş gibi hissettim. Kamera kullanımı, renk tercihleri, ışıklandırma o kadar tatmin edici ki…
En güçlü yanlardan biri de elbette kurgu. Whiplash izlediyseniz çok benzer bir kurgu stili olduğunu söyleyebilirim ki bu harika bir şey. Hatta bir örnek vereyim, Bir yerde Manny’nin kamera bulması gerekiyor ve harika bir sekans izliyoruz. Orada sanki ben gidip kamerayı bulmuş ve işi tamamlamış gibi hissettim. Müziğin kullanımı, sahne geçişleri, uzun ve aralıksız sahneler, müziğin kullanımı, müziğin kullanımı, müziğin kullanımı… İddia ediyorum filmlerinde en iyi müzik kullanan yönetmen Damien Chazelle olabilir. Caz müziğe büyük bir takıntısı var bunu diğer filmlerinden de biliyoruz. Justin Hurwitz ise onun müzik ihtiyacını mükemmel tamamlıyor. İnanılmaz cidden inanılmaz…
Spoilerlı paragraf burası olacak. Spoiler istemeyenler son kısma bakabilir. Evet, devam edelim. Elbette senaryodan bahsedeceğim. Temel olarak 3 karakter üzerinden onların gelişimini ve çöküşünü anlatıyor. Bir noktada Margot Robbie’nin ve Brad Pitt’in karakteri çaresiz duruma düşüyorlar. Burdan sonra o karakterlerin devam eden hikayesini, özellikle de Tobey Maguire’ın olduğu kısımları pek sevemedim. Film orada sanki bir anda Tarantino filmlerine dönüşüyor gibi. Bu filmden de öyle bir beklentim yoktu açıkçası. Aslında şöyle bir tahminim vardı buradan sonrası ile ilgili: üç karakter de buhrana düştüklerinde finalde ikisini öldürüp biriyle filmi bitirmek yerine, ikisinin başrol olduğu, Meksikalının da yapımcılığını üstlendiği bir film yapıp köşeyi dönmeyi çalışacaklar gibi düşünüyordum. Mutlu sonla bitecekse film iş yapar amaçlarına ulaşırlardı. Kötü sonla bitecekse de filmi eleştirmenler çok beğenir ama gişede iş yapmaz amaçlarına ulaşamazlardı. Böyle olmalıydı demiyorum tabi tahminin bu yöndeydi ama çok farklı bitti. Bu sona da kötü demiyorum tabi ama daha iyi yapılıp benim için tam puanlık bir film de olabilirdi. Neyse artık yapacak bir şey yok.
Filmi aşırı uzun bulan insanlar olmuş ki çok normal. Benim içinse film su gibi aktı. Ve en en son 10 dakika ise mükemmeldi. Sonunu kurtarmış diyebilirim filmin. Son olarak ekleyeceğim şey ise bazı yerlerden bu filmin konusunun “sessiz sinemadan sesliye geçiş” olduğunu duymuştum. Elbette bunu da anlatıyor ama filme bu kadar dar bakılıp izlenirse filmin ne kadar geniş ve görkemli olduğunun kaçırılacağını düşünüyorum. Kesinlikle bundan çok daha fazlasını anlatıyor. Bu başyapıttan sonra yönetmenin diğer filmlerininde sabırsızlıkla bekleyeceğim.
9/10
Oyunculuklar, sinematografi harika. Senaryo benlik değil. Kurgusu da eh işte. Yan karakterleri sevemedim. Yine de güçlü yanları daha fazla gibi. Joaquin Phoenix bu filmle joker olmuş aslında. 7/10
Bir insan 8 yıl 3 ay boyunca her gün film izleyince 3000 film izlemiş oluyor. Ki her gün film izlemek çok zor olduğu için iki günde bir izlense 1500.Bu da galiba ucundan sinefilim demek için iyi bir sayı. Sinefil olmak…devamıBir insan 8 yıl 3 ay boyunca her gün film izleyince 3000 film izlemiş oluyor. Ki her gün film izlemek çok zor olduğu için iki günde bir izlense 1500.Bu da galiba ucundan sinefilim demek için iyi bir sayı. Sinefil olmak için sanırım 8 buçuk yılım var. Hatta düz hesaptan 10 yıl diyelim.