Spoiler içeriyor
• İşte bu yaa.. • Hayatımda izlediğim belki de beni en strese sokan filmdi ama hallettik. Öncelikle kim ne o belli değil. İlk 20 dakika zaten anlamadım ne oluyo ne bitiyo falan. Cooper'ın sanki dünya yıkılmıyomuş da masal anlatıyomuş gibi…devamı• İşte bu yaa..
• Hayatımda izlediğim belki de beni en strese sokan filmdi ama hallettik. Öncelikle kim ne o belli değil. İlk 20 dakika zaten anlamadım ne oluyo ne bitiyo falan. Cooper'ın sanki dünya yıkılmıyomuş da masal anlatıyomuş gibi konuşması ayrı sinirimi bozdu. Adamın konuşma şekli yüzünden odaklanamadım filme.
• Neyse güzel yanlarında sıra. Baya heyecanlandırdı. Ekranın karşısında duramadım yerimde özellikle şu Dr. Mann'in ihaneti ve bir taraflarından saçma sapan planlar sallaması sahnesinde baya şoklara girdim yani. Hiç beklemiyodum hani bizim cooper'da olaya baya objektif baktı bende dedim aklın yolu birdir hani kurtulurlar burdan falan yok yani Brand'in kalbini dinleselermiş keşke. Baya aksiyonlu sahneler kazandık ama ve en etkileyici sahnesi tabii ki Cooper'ın kızına mors alfabesine mesaj göndermesiydi. Yani ilk başta o kadar anlamsız geliyo ki o sahneler sonda yer alan bu sahneyle insan bi ' heee öyle miymiş burası ' falan oluyo.
• Şu Dr. Mann hakkında bi' kaç şeyim var. Ya adam cooper'ı itmeden önce yok insanlar şöyle özelliklere sahip o yüzden uzaya robotları göndermiyoruz. Bizim inancımız var falan filan ama bre enayi senin gururunda var aşağılık tarafında var. Gördük insanlar yapınca ne olduğunu TARS ve CASE bin basar sana be. Neyse yeter..
• Şu herifin de yok dünya kurtulamaz artık umut vaat etmeyeleim herkesi ölüme terk edelim diyipte geberip gitmesi aşırı canımı sıktı. Onun yüzünden ortada kaybolan bi' 23 sene var yaa. Uzayda çok ilginç yer bir gezegende 1 saat dünyada 7 yıl. Hem Dünya neyinize yetmiyoda yeni gezegen arıyonuz anlamıyom, aman neyse.
• Tüm bunlar dışında diyecek bir şeyim var mııı sanırım yok. Bi' kaç alıntı var, bana müsâde..
- Alıntılar -
• Eskiden göğe bakıp yıldızlardaki yerimizi merak ederdik. Şimdi yere bakıp topraktaki yerimize kafa yoruyoruz.
• Yanlış nedenlerle yapılan doğru şeye güvenme. Bir şeyin nedeni, o şeyin temelidir.
• Artık biz sadece çocuklarımıza hatıra olmak için varız.
• Bir kez ebeveyn olunca çocuklarının geleceğinin hayaleti oluyorsun.
• Sevgi uydurduğumuz bir şey değildir.. gözlemlenebilir ve kudretli bir şeydir.
• Aşk, zamanı ve mekânı aşabilen, algılayabildiğimiz bir şeydir.
• Gitme usulca o iyi gecelere.
Yanmalı yaşlılık ve coşkulanmalı günün sonunda.
Hiddetlen, hiddetlen ışığın ölümü karşısında..
Spoiler içeriyor
• O neydi yaa oluyor insan bitince. • İkisi arasında olan uyumu gerçekten iyi yansıtmışlar. Ne desem bilemiyorum baya iyidi yani. Yıllar geliyo geçiyo ama hâlâ sanki son bıraktıkları yerde kalmış gibi devam ediebiliyorlar hislerine müthiş yani. • Ya ne…devamı• O neydi yaa oluyor insan bitince.
• İkisi arasında olan uyumu gerçekten iyi yansıtmışlar. Ne desem bilemiyorum baya iyidi yani. Yıllar geliyo geçiyo ama hâlâ sanki son bıraktıkları yerde kalmış gibi devam ediebiliyorlar hislerine müthiş yani.
• Ya ne biliyim insan sevdiği insanın görmese çok uzun süre hisleri daha da artar mı? En son halini bilmiyosun, değişti mi değişmedi mi? Ne halde bilmiyosun ve sevmeye devam ediyosun. Seni ilk gün gördüğüm gün ki gibi aşığım sana lafı bu heralde.
• En çok etkilendiğim kısım sonda birlikte öldükleri sahneydi. Adamdaki de sabır şimdi yıllarını birlikte geçirdiğin eşin bir anda her şeyi unutuyo ve sen kalan ömrünü bi daha ona hatırlatmak için uğraşıyosun. Ben olsaydım ve eğer büyük aşk yaşadığım kişi beni unutsaydı yıkılırdım heralde. Unutan kişi olsaydım da yıkılırdım, hatırlıyo ya arada. O zamanlarda şey hissederdim; karşımdakine nasıl büyük bir acı verdiğimin acısını hissederdim. Valla müthiş yani.
• Sevdiğim birinin en sevdiği filmmiş o yüzden bi açıp bakıyım dedim. İlk başlarda, şu kasabada cicili bicili aşk yaşarken dedim heralde hoşlanmıycam ben filmden. Bi garipsedim oralarda ama sonu gerçekten iyidi.
• İnsanın hayatında bi' kere bile olsa böyle tutkuyla aşık olması lazım. Hani o olmadan yaşayamam diyipte onsuz yaşaması lazım ki görsün dünya kaç bucak. Neyse demem o ki size aşkı yaşatabilecek insanlara aşık olun falan filan ne aşk felsefesi yaptık yaa..
- Alıntılar -
• Sen sadece bana ne istediğini söyle, senin için o olurum.
( Utandırıyosun ayol. )
• Bu hesapta olmayan bir aşktı. Oğlan bir taşra çocuğuydu, kız ise şehirli biriydi.
( Bizde de var zengin kız fakir oğlan. )
• Onlar kayan yıldızlardır. Göklerden gelen muhteşem bir ışık anıdır. Sonsuzluğa çok kısa bir bakıştır. Bir an sonra yok olurlar.
( Etkilendim.)
• Anneniz benim evim.
Spoiler içeriyor
• Çok iyi valla hakkını yiyemem ama keşke bir kitabı daha olsaydı. Mafaldayı büyümüş evlenmiş olarak görseydik keşke. • Mafaldanın bahsetmem gereken çok tatlı bir özelliği var. Herşeyi bir şeye benzetip, duyguları, insanları somutlaştırıyoya o gerçekten çok hoş. Kıskançlık yanmış…devamı• Çok iyi valla hakkını yiyemem ama keşke bir kitabı daha olsaydı. Mafaldayı büyümüş evlenmiş olarak görseydik keşke.
• Mafaldanın bahsetmem gereken çok tatlı bir özelliği var. Herşeyi bir şeye benzetip, duyguları, insanları somutlaştırıyoya o gerçekten çok hoş. Kıskançlık yanmış jelibon gibi kokuyo mesela ya da babasının gözyaşları tuzlu deniz suyu gibi.
• Çocuk kitabı olmasına rağmen çok anlamlı bir kitap, sadıklık duygusu üzerinden çok sağlam bir kitap özellikle ama dediğim gibi bence devamı olmalıydı.
• Ve ilk kitap gibi değildi elbette, ilk kitap daha doluydu. İlk kitapta daha çok altı çizili cümle ve post-it var mesela, kesinlikle ilk kitabın yanından geçmez ama yinede iyidi.
• Güncelleme; sanırım üçüncü kitabı varmış.
- Alıntılar -
• Karanlığa biraz daha alıştım.
• Yardımına ihtiyacım var, Estella.
• Artık tamamen karanlıktayım.
• Aynı anda hem üzülmem hem de mutlu olmam mümkün mü?
• Yıldızlardan beni izle, sevgili Estella.
• Umut dolu kelimelerin, daha doğrusu güzel şeyler ifade eden kelimelerin mavi renkli olduğunu hayal ederim hep. Oysa babamın kelimeleri renksiz.
(Bence turuncu)
• Filippo'nun gamzelerini görmeyi özledim.
• İçimden ağlamak gelse de güldüm.
• Aklıma böyle şeyler gelince saklanabileceğim bir yer olsun istiyorum.
• Sessizliğin bir odayı tamamen doldurabileceğini hiç düşünmemiştim.
• Tam kapıyı kapamak üzereyken tuzlu deniz kokusun aldım. Gözyaşları. Babamın gözyaşları deniz kokuyor. Peki ama deniz bu kadar güzelken babamın gözyaşları neden bu kadar can yakıcı?
• Sessizliğin sesi sadece gecenin bu saatinde bu kadar yüksek oluyor.
• Bence hayal kırıklığı endişeden çok daha kötü bir duygu. Hayal kırıklığına uğramak eğlence parkındaki bir oyuncağa binmek için boşu boşuna sıraya girmeye benziyor. Herkes sana oyuncağın harika olduğunu söyleyip durduğu için sıraya girip iki saat bekliyorsun. Sıran geldiğinde her şeyin daha sen ne olduğunu anlamadan hemen olup bittiğini fark ediyorsun ve " Ne yani, hepsi bu kadar mıydı? " diyorsun.
(Çok haklı.)
• Başka insanların senin hakkındaki fikirlerini değiştirmesini bekleyemezsin. Mutlu olmak için kendi hakkındaki düşüncelerin değiştirmelisin.
• Dünyadaki en zor şey, bir kuşu özgür olduğuna inandırmaktır!
• Karanlıkta dans etmek, aydınlıkta dans etmek gibi. Sana bunu öğretmeme gerek yok.
• Arkadaşlar, ağaçlar gibidir. Onları sulamazdan ölürler.
• O olmayınca etraf her zamankinden daha karanlık oluyor.
• İnsanların ruhunun sınırlarını gördüğünü düşünüyorum. Ruhun sınırları bedenin sınırlarından farklıdır. İnsanların ruhları bazen bedenlerinden daha büyük bazen de daha küçüktür.
• Düşerken yıldızları görüyorum.
• Ah, renkleri özledim.
• Bu sefer kaybolan babam. Aslında karanlık odasında oturuyor ama benim için artık uzaklarda.
• Yaşananları hiçbir şey olmamış gibi toprağa gömemiyorsun.
• Ah, onu o kadar özledim ki..
(Hangimiz özlemedikki)
• Bütün bunları düşünürken yanağımda küçük bir öpücük hissettim.
(Bu aşk değilde ne be)
• Bir hayalinin gerçekleşmesi için en az on hayalinin olması gerekir.
• Karanlıkta onları görmek, bulutlu bir gökyüzünde yıldızları bulmak kadar zor olacak.
İnsan bi' kalıyo tatlış tatlış çocukşuk aşkı okuyunca..
Suç ve Ceza Alıntılar • Alışmışlar da buna... Ağlaya sızlaya da olsa alışmışlar. İnsanoğlu denen aşağılık yaratığın alışamayacağı hiçbir şey yok galiba!.. • Hemen şimdi bir şeyler yapmak gerek; anlıyor musun? • Hastalıklı durumlarda görülen düşlerin, belirginlik, açıklık, canlılık ve…devamıSuç ve Ceza Alıntılar
• Alışmışlar da buna... Ağlaya sızlaya da olsa alışmışlar. İnsanoğlu denen aşağılık yaratığın alışamayacağı hiçbir şey yok galiba!..
• Hemen şimdi bir şeyler yapmak gerek; anlıyor musun?
• Hastalıklı durumlarda görülen düşlerin, belirginlik, açıklık, canlılık ve gerçeğe uygun oluş gibi özellikleri de vardır. Bazen son derece korkunçtur tablo, ama ortam ve tüm düşünce-tasarım sürece öylesine gerçeğe uygun, sanat yönünden tüm tablo ile uyuşan öylesine ince ve beklenmedik ayrıntılarla doludur ki, düşü gören kişinin, Puşkin, Turgenyev gibi bir sanatçı bile olsa, uyanıkken böylesine bir tabloyu uydurabilmesi olanaksızdır. Haatalıklı düşlerdir böylesine düşler, uzun süre unutulmazlar ve düş sahibinin zaten hastalıklı olan yapısı üzerinde derin izler bırakırlar.
• Yapayalnızlığın, tek başına kalmışlığın sonsuz acılar veren karanlık duygularıyla doluvermişti birden yüreği.
• İşin en acı veren yanı da bunun bilinçli bir algılama, kavrama olmaktan çok, bir duygu, hem de ömrü boyunca tanıdığı en acı verici duygu olmasıydı.
• İyi ama gerçek her şey demek değildir ki...
• Tutku, işe karşı duyulan coşkuyu ve o işin içinde bulunduğu, ama o işe uygun olmayan koşulların varlığını kanıtlayan bir olgudur. Eğer yapılan şey azsa, zamanın da az olduğunu unutmamak gerekir.
• Aslında düşünmekte istemiyordu. Düşünce denen şeyi kovmuştu kafasından; acı veriyordu düşünceleri ona.
• Kendine ait bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir.
• Ben yalan söylediğim için insanım.
• Bir insanın yardıma kalkışması için ilkin buna hakkı olması gerekir.
• Aslında çevremdeki her şey sanki buralara ait değilmiş gibi..
• Nefret eder gibi seviyorlar...
• Bence, gerçekten büyük insanlar, büy0k acılar çekmek zorundadırlar..
• Ne çok şey önemini yitirmişti birdenbire ve ne çok yeni ve önemli şey ortaya çıkmıştı!
• Bu çocuklar buralarda çocuk olarak kalmazlar.
• İnsanın doğası, insanın aynasıdır.
• Şu anda bütün dünyada sizden daha mutsuz hiç kimse yoktur!
• Bana acı çektirme Sonya!
• Böyle bir gerçeğe kim inanır? Hem çıkarıp cebinizdeki parayı son kuruşuna kadar başkalarına verin, hem de para için birini öldürün!
• Farklı insanlarız biz..
• Hiçbir şey anlamayacak, yalnızca acı çekeceksin..
• Böyle bir alçağı sevebilir misin sen?
• Sonra, herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini... İnsanların değişmeyeceğini, onlaru değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini!
• Herkesten daha gözü pek olan, herkesten daha haklıdır!
• Gerçekten de Sonya; karanlıkta odamda yatıp bunları düşünürken, yoksa şeytan mı ruhuma girdi de beni yoldan çıkardı, ha?
• Ben öylece öldürdüm; kendim için, yalnızca kendim için yaptım bunu!
• Ben de herkes gibi bir bitmiydim, yoksa bir insan mı? Önüme çıkan engeli aşabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim, edemeyecek miydim! Titreyen bir yaratık mıydım, yoksa hakları olan biri mi?..
• Ben o gün kocakarıyı değil, kendimi öldürdüm! Kendimi sonsuzcasına mahvettim! Kocakarıya gelince, onu ben değil şeytan öldürdü...
• Fırtınanın ıssız bir kıyıya fırlatıp attığı iki insan gibi, ezik, bitkin, üzgün, öylece yan yana oturuyorlardı. Raskolnikov, Sonya'ya bakıyor ve genç kızın kendisini ne kadar çok sevdiğini hissediyordu; ama tuhaf şey, böylesine çok sevilmek ona birden acı vermişti.
• Kendini hiçbir zaman böylesine yalnız hissetmemişti!
• Şu son sıralar tuhaf bir hüzün duymaya başlamıştı. Bu öyle acı veren, yakan bir hüzün değildi. Ama bir süreklilik, sonsuzluk, umarsızlıkla dolu yıllar, " bir metrelik alan" ın sonsuzluğu duyuluyordu bu soğuk, bu ölgünleşmiş hüzünde.
• Beni öldürdüğünüzü biliyor musunuz?
• Zavallı, hüzün dolu, cılız bir gülümsemeydi bu; umutsuzluğun gülümsemesi..
• Ben Tanrı'ya inanmam, ama ondan benim için dua etmesini istedim.
• Acı çekmeye hazır bir alçak!..
• Estetik kaygısı, güçsüzlüğün ilk belirtisidir!
• İyi ama bütün bu anlamsız sınavların ne gereği var?
• Su taşı aşındırır.. İyi ama, bütün bunlardan sonra yaşayıp da ne olacak? Bunun özellikle böyle bir sonuç vereceğini bile bile niçin gidiyorsun?
• Yalnıza ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan?
• Her şeyi değiştirmek... düzeltmek ve... gitmemek mümkün değil mi?
• Yalnızca var olmuş olmak için yaşamak!
• Acı ve gözyaşı da bir hayattır!
• Aşk onları diriltmiş, birinin yüreği, ötekinin yüreği için sonsuz bir hayat kaynağı olmuştu.
• o zaten yalnızca onun varlığıyla yaşıyordu.
...
Sonya semyonovna ve Rodion Romanoviç Raskolnikov der susarım..
Suç ve Ceza eleştirisi 2.kısım.. ... Sayfa 248'de Razumihinin kurduğu bir cümleye gelelim. " Ben yalan söylediğim için insanım. " Eğer karakterimiz insanları kandırmaktan keyif almıyorsa yalan söylemenin insani bir özellik olduğundan bahsediyor. Yalan bir hatadır. Hatalarıyla birlikte insan olduğunu…devamıSuç ve Ceza eleştirisi 2.kısım..
...
Sayfa 248'de Razumihinin kurduğu bir cümleye gelelim.
" Ben yalan söylediğim için insanım. "
Eğer karakterimiz insanları kandırmaktan keyif almıyorsa yalan söylemenin insani bir özellik olduğundan bahsediyor. Yalan bir hatadır. Hatalarıyla birlikte insan olduğunu anlatmaya çalışıyor bence.
Raskolnikov'un garip karşıladığım bir başka özelliğine gelelim. Sayfa 286'da aşık olduğu ve evlenmek istediği hatta ölmeseydi evleneceği kızdan bahsediliyor. O ev sahibinin hasta, belirtildiğine göre çirkin ve ölen bir kız olduğu yazıyor. Raskolnikov ise o kızın hastalığının üstüne bir de topal yada kambur olsaydı onu daha çok seveceğini söylüyor. Bunun hakkında bir yorum yapmak istiyorum.
Kimse cinsiyeti fark etmez evleneceği kişinin hen çirkin hem hasta hem de kendisine zorluk çıkartacak biri olmasını eğer bu kişi zengin değilse istemez. Ama Rodya kendisinden bedensel ve ruhsal olarak kötü bir durumda olan birini seçiyor. Bence bunun sebebi Lujin gibi kendinden farklı şartlar altında olan birini kullanmak değilde kendini daha yakın görmek. Nedenini bende pek anlamadım ama bir şekilde Rodya yardıma muhtaç kişilere sempati duyuyor.
Şimdi geldiğimiz kısmın ilk başta sormak istediğim ama sonraya ertelediğim soruların ve cinayet sebebinin net çözümü olduğunu belirtmek isterim. Raskolnikov'un Periodiçeskaya Reç gazetesinde yayımlanan sanırım " Suçlar Üzerine " başlıklı yazısı hakkında konuşmak istiyorum.
Anladığım kadarıyla Raskolnikov'un savunduğu düşünce daha iyi bir hayat ve yeni nesillere katkı olsun diye işlenen suçların suçtan sayılmayacağı, daha iyi şeyler yapma amacı güden her kişi için cinayetinde suçtan sayılamayacağı hatta hak olduğu anlatılıyor. Bu kişileri de " olağanüstü " olarak adlandırdığı ikinci gruptaki kişiler. Yani sürüden ayrılan kuzu olanlar, toplumun normlarını kabul etmeyenler yada suyun tersine gitmeye çalışan kağıt bir gemi gibi davrananlar olağanüstü kişilerdir. Bahsettiği birinci grup yani " sıradan " kişiler ise kendilerine dayatılan her kurala boyun eğenler, uysallar, kendi gibi insanların çoğalmasını amaçlamaktan başka işleri olmayanlar yada akıntının götürdüğü yere bile gidemeden batan gemilerdir.
Raskolnikov insanları suç işleme hakkına sahip, olağanüstü insanlar ve suç işleme cesaretine bile sahip olmayan sıradan insanlar diye ayırmadan önce daha iyi şeyler için suç işlemek meşrudur düşüncesinde de ikiye ayırıyor. Suç, kötüdür ve insanı kötü, yanlış, hoş olmayan durumlarla baş başa bırakır. Hukukta, anayasada bile işlenen suçlara göre cezalar farklıdır. Mesela hırsızlık yapan biriyle cana kasteden birinin cezaları aynı olmaz ama ikiside suç işlemiştir. Suç kötüdür. O zaman suçu işleyen insanlarda kötüdür. Suç işleyen insanların tek farkı bazıları daha az bazıları daha çok kötüdür.
Raskolnikov bu düşünceyi şöyle anlatıyor;
" Büyükler bir yana, toplum içinde birazcık sivrilen, yani topluma söyleyecek birazcık yeni bir şeyleri bulunanlar, doğaları gereği, tabii kimi az, kimi çok, birer suçlu olmak zorundadırlar. "
İnsan doğası gereği bir şeylere karşı çıkmak, topluma söyleyecek sözleri olmak zorundadır. Bu uyumsuzlukta suçu, suçta daha az ve daha çok kötüleri oluşturur. Daha az ve daha çok kötü insanlar ise zamanla " sıradan " ve " olağanüstü " insanlara dönüşürler.
Bu düşünceye bir yandan bende katılıyorum çünkü toplumumuzda her çeşit insan var ve her insanın kendine göre yaşayıi tarzı, kuralları vardırki bencede bir toplumda olan her bireyin toplum için koyulan kuralları kabul etmesi, her şeye uyması imkansızdır. İllaki bir kişi çıkacak ve bazı şeylere " Hayır, " diyecektir. Sonra insanlarda onun peşinden gittiğini söyleyerek dolaylı yoldan hayır demiş olurlar ama buradaki tek olağanüstü kişi " Hayır " diyen o ilk kişidir. Diğerleri söyleyecek yeni bir şeyler bulamadığı sürece sıradandır.
Ama bir yandan da herkesin suçlu sayılamayacağını düşünüyorum çünkü insanın içinde doğası gereği karşı çıkmak olduğu gibi iyilikte vardır ve iyilik kötülüğü yenebilir. Burada sormamız gereken soru iyiliğin kötülükle ilişkisiyle alakalı, yani kötülük iyiliğin yokluğumudur? Yoksa kötülük iyilik var olsada var olabilir mi? Kötülük insanın içindeki hasret, kıskançlık, cimrilik gibi duygulardan beslenir. Kıskançlık kötüyse kıskançlığın en iyi hâli paylaşamamk buna rağmen bir şey yapmamak olur. Yani bir insan aynı anda deli gibi kıskanıp hemde sırf paylaşamadığı için birşey yapmamayı yapamaz. Kötülük ve iyilik insanın içinde aynı anda var olamaz. Bir insanın kötü yada iyi olması duygularını nasıl yönlendirdiğiyle, bakış açısıyla alakalıdır.
Raskolnikov her ne kadar kendini olağanüstü insan olarak görsede ve cinayetleri daha iyi şeyler olması için istediğini inandırmaya çalışsada sıradanlığın etkisinden kurtulamıyor. Öldürmemesi gerektiğini ve hata yaptığının içten içe farkında ama bunu kabul etmiyor, edemiyor. O küçücük pürüz burada çözülüyor işte. Her şey raskolnikov'un kendisinin bir olağanüstü insan mı yoksa sıradan bir insan mı olduğunu kanıtlamak istemesiyle başlıyor.
Şu soruları soruyor kendine;
" Ben de herkes gibi bir bit miydim, yoksa bir insan mı? Önüme çıkan engeli aşabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim! Titreyen bir yaratık mıydım, yoksa hakları olan biri mi? "
Svidrigaylov'un düşüncesini de öğrendiğimizde her şey gün yüzüne çıkıyor zaten. Onun düşüncesibe göre Rodya sıradan bir insan olup olmadığını test ediyordu ve sıradan bir insan olduğunu anladığında ise acı çekmeye başladı. Bu düşüncenin üstüne biraz düşündüm. Sırf sıradan bir insan olup olmadığını anlamak için öldürdü ve yine aynı sebeple Sonyaya, Marmeladoov'a yardım etti çünkü onlar günahkar, hatalı insanlardı. Sıradan olmayan insanlarda topluma göre günah, hata olarak kabul edilen şeyleri toplumun normlarını umursamadqn yapan kişi. Sonya ve Marmeladov'un üst insan olduğunu düşündü ve onlara güvendi, cinayeti anlattı ama bu süre zarfında sıradan bir insan olduğunu fark etti ama bence ona tamda sıradan diyemeyiz çünkü sıradan insanlar sıradanlıklarının farkında değillerdir. Raskolnikov farkındaydı. Bunun üzerine düşünebiliyor. Onu delirten şey sıradan bir insan olduğu gerçeği.
Aslında olan şey başkalarına rağmen hata yapabilmek, suç işleyebilmekti.
Lujin'in kendini aşırı beğenmesi, herkesin ona minnet duyması gerektiğini düşünmesi hakkında da konuşmak istiyorum.
Öncelikle bi' insanın kendini fiziksel olarak sevmesi ve vücudunun her zerresini kabul etmesi kendini beğenmişlikten, bencillikten sayılamaz ama bi' insanın başka insanların ona minnet duyması, bağlı hissetmesi gerektiğini düşünecek kadar ruhunu sevmesi bayâ hastalıklı bir düşünce. Sizinle aynı fiziksel özelliklere sahip, ruhu aynı maddeden yapılmış ve sizin gibi şerefi ve onuru bulunan bi' insanın size neredeyse tapmasını istemek hatta bu düşünceye kapılmak bile bence bi' insan için en aşağılık durumlardan birisi çünkü kendinizi sadece kendiniz yüceltmeniz, başka hiç kimsenin sizin kendinizi gördüğü gibi görmemesi insanın kendini aslında layık olmadığı şeylere layıkmış, değermiş gibi düşünerek avutmasından, egosunu tatmin etmesinden, kandırmasından ve kendine yalan söylemesinde başka içi boş bir açıklaması yok bunun.
...
ve bir sonraki gönderi..
Spoiler içeriyor
Öncelikle kitabın karışık bir psikolojisi olduğunu belirtmek isterim. Her karakterin ayrı bir hikayesi, ayrı bir gizi var. Pek tabii önce ana karakterimiz Rodion Romanoviç Raskolnikov'u ele alalım. Raskolnikov bence çok fazla düşünmenin sonucu bu hâle geldi. Aslında gayet mantıklı davranabilen,…devamıÖncelikle kitabın karışık bir psikolojisi olduğunu belirtmek isterim. Her karakterin ayrı bir hikayesi, ayrı bir gizi var.
Pek tabii önce ana karakterimiz Rodion Romanoviç Raskolnikov'u ele alalım.
Raskolnikov bence çok fazla düşünmenin sonucu bu hâle geldi. Aslında gayet mantıklı davranabilen, istediğinde işleri yoluna koyabilen bir insan ama aylardır içini kemiren tek bir soru yüzünden her şeyi bırakıp, tek bir şeye odaklandı. O soruya sonra geleceğiz.
Sayfa 35'te belirtildiğine göre ana karakterimiz düşünmeyi iş yapmaktan sayıyor. Bunun üzerinde biraz duralım. Öncelikle düşünceler insanın gerçekleştirdiği eylemlerin kabul ettiği doğruluğunu, yapma sebebini ve faydalarını etkiler. Yani eğer bir insan yapacağı işi kafasına oturtmadan yapmaya kalkarsa muhtemelen tökezler. Demek istediğim düşünmek tam anlamıyla bir iş sayılmasada o işi yapmanın neredeyse yarısıdır. İnsanın kendini bir şeylere inandırmasında da düşüncelerin büyük bir önemi vardır. Çok düşünen insanlar, çok şey gerçekleştirirler diyebiliriz belki de.
Raskolnikov düşünmeyi iş yapmaktan saysada kendini cezalandırmak içinde kullanıyor bir nevi. Sayfa 55'te düşünerek kendine acı çektirdiğini ve bundan keyif alıyor gibi olduğu yazıyor. Yani kendini kontrol etmek için düşünüyor ki zaten kitabın birçok yerinde karakterin ağzından kendini aşağılık ve alçak olarak nitelendirdiği birçok yer var. Kendine büyük bir öfkesi var, inanılmaz bir öfkesi. Ben ilk başta bu öfkesinin sebebinin bir insanın canını alma düşüncesini kendine yakıştıramadığını bu yüzden kendinden nefret ettiğini düşünmüştüm ama sonuç tamamen farklı.
Raskolnikov'un bu düşünceleri arasında kendiyle çelişmesi durumu da var. Bi' acıyor bi' kızıyor. Bi' kendini yükseltiyor, bi' hayatı. Kendi değerinin farkında değil. Hiçbir şeyi kendine layık görmüyor. Annesi ve kardeşinin kendisi için en ufak bir şey yapmasına bile katlanamıyor. Yapılan hiçbir şeyi hak etmediğini düşünüyor. Ve bu düşünceleri iki insanın hayatını elinden aldığı için değil. Öyle olması gerekirdi belki ama Raskolnilov'un bakış açısı çok farklı.
Mesela kız kardeşi Avdotya Romanovna'nın sırf parası için evlenmek istediği Lujin'i tek o reddediyor. Annesi ve kardeşi olayları en iyi haliyle değerlendirip kendilerine zarar veren yanlarını yok sayarken Rodya sadece kötü yanlarına bakıyor, olayların iyi yönleriyle pek ilgilenmiyor bile. Çünkü kız kardeşinin evlenmesinin tek iyi yönü kendisinin maddi açıdan daha iyi bir hâle gelmesi. Kendi gibi birisi için annesi ve kardeşinin kendisi feda etmesini istemiyor, fedakârlığı hak etmediğini düşünüyor.
Şimdi olayların başladığı zamanlara yani cinayet öncesine gelelim. Aslında her şey Raskolnikov'un okulu parasızlık nedeniyle bırakmak zorunda kalmasıyla başlıyor. Sonra parasızlık nedeniyle kirasını ödeyemez hâle geliyor ve yine aynı sebeple günlerce aç susuz kalmaya başlıyor. Verdiği özel dersleri de bırakıyor, maddi durumu yalnızca annesinden gelen paradan ibaret.
Parasızlıkla hayatına devam eden karakterimizin bir süre sonra fiziksel sorunları başlıyor. Zaten sıtması olan biri ve bir yandan sanrılar görmeye, nerede olduğunu unutmaya, yaptıklarına bir anlam verememeye başlıyor. Günlerce bedeni sanki ruhu alınmış gibi dolanıyor etrafta. Bir şeyler yapıyor ama ne yaptığı belli değil, bazı yerlerde sanrılarına yer veriliyor.
İçinde olduğu bu hastalıklı durumu kitapta geçen bir paragraftan yararlanarak yorumlamak istiyorum. Diyor ki;
" Hastalıklı durumlarda görülen düşlerin, belirginlik, açıklık, canlılık ve gerçeğe çok uygun oluş gibi özellikleri vardır. Bazen son derece korkunçtur tablo, ama ortam ve tüm düşünce-tasarım süreci öylesine gerçeğe uygun, sanat yönünden tablo ile uyuşan öylesine ince ve beklenmedik ayrıntılarla doludur ki, düşü gören kişinin, Puşkin, Turgenyev gibi bir sanatçı bile olsa, uyanıkken böyle bir tabloyu uydurabilmesi olanaksızdır. Hastalıklı düşlerdir böylesine düşler, uzun süre unutulmazlar ve düş sahibinin zaten hastalıklı olan yapısı üzerinde derin izler bırakırlar. "
Burada bahsedilen tek konu hastalıklı bir kişinin gördüğü garip düşler ama Raskolnikov için daha fazlası var. Ben içinde olduğu bu hastalıklı durumun gördüğü bahsi geçen düşlerden kaynaklandığını düşünüyorum.
Kitap zaten Raskolnikov'un cinayet düşüncelerine sahip olduğu yerden başlıyor. Net olarak söylenmese ve adı koyulmasada Raskolnikov çoktan kafasında nasıl yapacağını tasarlamış. Bazen emin oluyor cinayetten ama çoğu zaman gerçekleşecek mi gerçekleşmeyecek mi, yakalanmamayı başarabilecek mi ve suçluların nasıl yakalandığı üzerine sorgulamaları çok fazla var.
Benim bu paragraftan anladığım belki de Raskolnikpv'un cinayeti bir düş olarak görmesiydi. Gördüğü düşlerde buna etki etti gibi.
Raskolnikov'un suçlu psikolojisini sorguladığı bir kısım var. Sayfa 87'de, " Hastalık mı suçu doğuruyordu, yoksa suç mu kendi yapısına uygun, hastalığa benzer bir şeyler geliştiriyordu? "
Bu soruyu Raskolnikov soruyor ve cevap bulamıyordu ama ben biraz üstünde durmak istiyorum.
Öncelikle burda bahsi geçen hastalığın fiziksel olmadığını düşünüyorum. Depresif olan ruh halinin, insanın içindeki savaşın bedenine yansıması bu hastalık. Ruhun somutlaştırılması gibi bir şey. Bu ruhsal hastalığın bir suç doğurması pek ihtimal değil ama işlenen bir suçun kendi yapısına uygun hastalığa benzer geliştirdiği o bunalım daha olası. Raskolnikov'da bundan emin olamıyoruz çünkü suçtan önce de hastalıklı, suçtan sonra da.
Bir de Raskolnikov içinde olduğu bu hastalıklı durumda ve suçtan sonraki hastalıklı durumda da akıl sağlığını koruyabileceğini ve hayatına devam edebileceğini iddia ediyor hatta bunu da, " Bu güçlükler karşısında bütün irade ve aklımı koruyayım yeter. " diye ifade ediyordu. Ama bence Raskolnikov akıl ve iradesini kaybetmemeyi düşünürken bile çoktan kaybetmişti ama farkında değildi.
Cinayetin hemen öncesinde kendini meşgul etmeye, çevreyle ilgilenmeye ve alakasız düşünceleri aklından geçirmeye başlıyor. Sanki yapacağı şey cinayet işleyecek olması değilmiş gibi normalleştirmeye çalışıyor bunu.
Cinayeti işlediği kısımda ise tek derdi bir an önce her şeyden kurtulmak oluyor. Bir anda evrenden silinmek ister gibi bir ruh haline giriyor, onları parasızlıktan dolayı aldığını iddia ettiği paraları umursamıyor bile. Ben burada sırf gururundan paraları aldığını düşünüyorum. Eğer paraları almasaydı herkes katile, " Öldürmüş ama soymamış. " diye aptal muamelesi yapacaktı. Bunşarı duymak istemediği için aldığını düşünüyorum çünkü cinayetten sonra paraları ne kadar olduğunu umursamadan nehre atmayı düşünüyordu.
Cinayet sonrasındaysa her şeyden tiksinmeye, öfke duymaya ve bıkkın hissetmeye başlamıştı. Kendini insanlardan soyutluyor ama yalnızlıkta onu delirtiyordu. 6.hissi kuvvetli birisi, tesadüflere ve hislerinin doğruluğuna çok inanıyor. Bu yüzden tereddütleri ve kuşkuları fazla. Belki de onu dinden uzaklaştıran şey kuşkudur.
Raskolnikov'un fiziksel olan hastalığı cinayetten sonra ateş, titreme, ne düşündüğünü bilememe, çevresinde olan biteni kavrayamama ve halisünasyon görmek kadar ciddi boyutlara erişiyor. Burdan sonra zaten sanki sadece nefes alır gibi yaşıyor, şarteli kapatmışta dış dünyayla alakalı hiçbir şeyi görmüyor, duymuyor, anlamıyor gibi yaşamaya başlıyor.
Bu şarteli kapatması olayı Razumihin ve Zosimov'un cinayet hakkında detayları konuşurken, bizzat yanında katil olduğunu bilmeden ondan bahsederken Raskolnikov'da hiçbir duygu değişikliği olmuyor. En azından bundan etkilenmesi gerekmez miydi?
İşlediği cinayetin detaylarını dinlerken büyük bi' soğukkanlılıkla ne tepki veriyor ne de sıtma geçiriyor. Ya hapse girmekten ya da ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan, en sevdiği kişilerin düşüncelerinden korkuyor. Belki de düz hesap yapmaması gereken bir şey yaptığı için saklanma ihtiyacı duyuyor. Etki tepki yasası.
Buradaki davranışında zıt olarak ilerleyen zamanlarda artık sinirlerinin iyice yıprandığı ve herkesin dikkatinin onun üzerinde olduğu bir vakitte Zosimov'a cinayeti kendisinin işlediğiyle alakalı şakalar yapıyor. Pek üstü kapalı konuşsada belli neyi ima ettiği. Bence itiraf etmek istiyor ama neden itiraf etmiyor ya da edemiyor? Hapse girmekten mi korkuyor yoksa ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan mı? Bunların umrunda olduğunu düşünmüyorum. İtiraf etmiyor çünkü bu iştede canını acıtan bir şeyler var ama itiraf etmemesi de canını acıtıyor. Dalga geçerek, alaya alarak içinde olduğu durumu normalleştirmeye " Alt tarafı cinayet işledim! " demeye getiriyor. Ve itiraf etmemek için kendini zorlamasına rapmen Zosimov'a kendisinden şüphelenmesi için fırsatlar veriyor. Burada içinde olan iki ayrı sesin, benliğinin tartışma içerisinde olduğunu düşünüyorum..
Bu iki ayrı sesten birisi çok vicdanlı, elinde parası yok ama son kopeğine kadar vermeye hazır. Rastgele bir meyhanede rastgele tanıştığı bir adam olan Marmeladov'a ve ailesine hem maddi hem de manevi olarak destek olmasından anlıyoruz bunu. Diğer ses ise itiraf etmesini engelleyen ve verdiği paraları geri almak isteyip gururundan alamayan bir ses.
Rodya'nın Marmeladov'un öldüğü ve tüm parasını ailesine bırakıp evden çıktığı anda hissettiği duygu hakkında konuşmak istiyorum. Şöyle anlatılıyor;
" Bu duygu, birdenbire ve hiç ummadığı bir anda bağışlandığını öğrenen bir idâm mahkûmunun duyabileceği heyecanla karşılaştırılabilirdi ancak. "
Ölmesi kesinleşen bir adamın bir anda ölmeyeceğini öğrendiğindeki heyecanı gerçekten çok büyük. Raskolnikov'un bu duyguyu o heyecanla karşılaştırması ise bence kendini o idâm mahkumunun yerine koyduğundan kaynaklanıyor. Hiç tanımadığı bir adama yardım etmeye başlıyor bir anda. Adam çok yoksul ve gerçekten yardıma ihtiyacı var ama Rodya sanki kendisinin de yardıma ihtiyacı yokmuş gibi başkalarına yardıma başlıyor. Bu durumu en baştan beri kendi mahkemesinde kendini aklamaya çalışması olarak değerlendirdim. Bir yandan vicdanı da onu rahat bırakmıyor, acı çektiriyor. Kendi vicdanını rahatlatmak için veriyor elindeki son parayıda.
...
Bir sonraki gönderimde eleştiri devam ediyor.
Spoiler içeriyor
• Allah'ım çok iyi. • Farah Zeynep Abdullah'ın oyunculuğuna bayılıyorum zaten. Sesi de çok güzel, gerçekten peri kızı yaa. • Hatice'nin her şeye herkese kafa tutup hayalinde ne varsa onu gerçekleştirmesi her şeyiyle çok güzel anlatıldı. Tarık onu çok sevdi,…devamı• Allah'ım çok iyi.
• Farah Zeynep Abdullah'ın oyunculuğuna bayılıyorum zaten. Sesi de çok güzel, gerçekten peri kızı yaa.
• Hatice'nin her şeye herkese kafa tutup hayalinde ne varsa onu gerçekleştirmesi her şeyiyle çok güzel anlatıldı. Tarık onu çok sevdi, o Tarığı.
• Hatice deli dolu, akıllı, baya açık sözlü ama kendi hikayesine ablasını da katsaydı eminim ortaya daha muhteşem bir şey çıkardı ama bunun olmamasının sebebi tabii ki filmin ana fikri için.
• Filmin verdiği mesaj bu Dünya'nın başkalarının isteklerine göre yaşamak için çok kısa olduğuydu. Her anını o kadar dolu yaşayacaksın ki geriye dönüp baktığında hiç bi' eksiğin olmasın. Bu dünya yaşamaya değer ama insanlar yaşamaya değer mi? Şüpheli soru..
• Off, bu filmde canımı en çok o eski zamanın İstanbul'u çekti. Hani böyle insanlar fakir, yorgun falan ama çok mutlular. Sanki hayat orasıymış gibi geldi bi' an. Böyle şeyler, insanların bu kadar sıcakkanlığı, sokakların tozunun bile güzel olduğu bir dönem bana gerçekten yaşıyor muyum falan dedirtti.Hayat gerçekten bazı şeyler için çok kısa.
• Bizde isterdik böyle sevilmek, âşık olmak ama - felsefe hocamın değimiyle - matematikle sevişir olduk. Öğrenciler olarak hayata çok ders odaklı bakıyoruz ve bizi gerçekten mutlu yapan şeyleri şimdi çalışmalıyım sonra daha rahat olacağım diyerek erteliyoruz ama kimse sormuyor o çok rahat olduğumuz zaman gelecek mi ya da geldiğinde ruhumuz hâlâ özgür olmayı isteyecek mi? Coğrafya kaderdir!
• Hanife gibi olmamak lazım işte. Öyle kendi hayatını başkalarının hayatına adayarak geçmez ömür. Aldığın her nefesi, gözünüzü açtığınız her günü alıpta kendi ellerinizle başkasına vermek bir insanın yapabileceğini en büyük bencilliklerden. Kendini sevmemeleri ve yaşamaya izin vermemelerinden..
• Alıntılar;
Ne zaman dost olduk biz,
ne zaman düşman.
Sen unutan olucaksın,
ben hatırlayan.
Tam tersi olmalıyken,
en hakkaniyetli olan.
---
Ulu ağaçların tam ardında,
derin mi derin bi' sırrın içindesin şimdi.
Her şeyi gören bi' görünmeyensin,
kimselerin bilmediği ülkenin sahibi,
cadının ormanı dedikleri, ürktükleri,
ucundan dönüverdikleri,
Heyhat!
Onlar eteklerinde kalan,
bi' korkaklar sürüsü.
---
" Orası dünya, burası.. burası işte. "
---
" Ne görüyorsun? " dedi içim,
" Tutkuyu, " dedi daha içerim.
" Sende var mıydı? " dedi içim,
" Olmalıydı, " dedi daha içerim.
Ablasın sen, ilk doğansın.
Doğmamış bebene sahip çıkansın.
Sapla iğneyi damarına,
kanın onunkinr karışsın.
---
" Unutursam fısılda.. "
Spoiler içeriyor
• Bitti. ( ağlamicam,ağlamicam. ) • Hayatımda izlediğim en iyi diziydi. Üstü gelene kadar favori türk yapımı dizimsin artık. Bi' kere oyuncu kadrosu ve oyunculuklar mükemmel. Herkes birbirine o kadar uyuyor ki yani, diyecek laf yok. Uzun bir yazı olacak,…devamı• Bitti. ( ağlamicam,ağlamicam. )
• Hayatımda izlediğim en iyi diziydi. Üstü gelene kadar favori türk yapımı dizimsin artık. Bi' kere oyuncu kadrosu ve oyunculuklar mükemmel. Herkes birbirine o kadar uyuyor ki yani, diyecek laf yok. Uzun bir yazı olacak, dizinin ne kadar mükemmel olduğundan bahsedip durmyacağım tabii ki. Konusu ve karakterleri hakkında düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
• Hasibe karakterinden başlamak istiyorum. Üzümlü kekim Hasibe her ne kadar sinirli, laf anlamaz, kafadan çatlak biri olsa da annesinin saçma sapan tavırları ve sevememesi yüzünden bu hâle geldi. Eminim doğru kişilere denk gelseydi çok sevgi dolu, neşeli bir anne olurdu. Hasibe'nin tek hatası zinciri kıramamış olması. Eğer o zinciri kırabilseydi, kendini iyileştirebilseydi belki de bunlar olmazdı.
• Bununda bir aması var. Hasibe'nin yaşadığı şartlarda zinciri kırmaya elverişli değildi ki çevresinden sürekli kötü yorumlar alıyodu. Bu yüzden güzel olmadığına bile inanmıştı. Hasibe annesinden sonra Hikmet'e bel bağladı ama Hikmet yanlış kişiydi. İlk karısı ve çocuğunun ölümünü bir türlü aşamadığı için Hasibeyi de sevemedi. Çünkü onları sevmek ona Perihanı ve oğlu Ömer'i hatırlatıyordu. Onları hatırlamak istemeyip yarasını küçük bir yara bandıyla kapatmayı tercih etti ve hem kendine hem de hasibeye büyük bir bencillik yapmış oldu. Sevmediğini göstermemesine rağmen dört çocuk yapması da cabası. Hikmetinde bir noktada hakkı var o da şu; anne ve babası eşiyle çocuğunu kaybettiğinde ona acısını yaşama ve onu kabul etme fırsatı vermediler, hemen evlendirdiler. Aslında Hasibe'de Hikmet'te kurban, çocuklar da kubanların kahramanı.
Kendi hayatlarını kendileri yönetemedikleri için başkalarının seçimleriyle yaşadılar ve ne yaşadılarsa aynısını yapıp başkalarının hayatını yönlendirdiler.
• Değinmek istediğim en değerli mesele İnci. Kendisinin Han'ın Ceylan'ı unutamamış olması uğruna kullanılmış bir yara bandı olup olmadığından hâlâ emin değilim. Evet, o Han'ı seviyodu ama Han onu mu seviyodu yoksa onu sevmeyi mi seviyodu?
Birini sevmekle, birini sevmeyi sevmek farkşı şeylerdir. İlkinde karşınızdakini ne yaparsa yapsın affeder, her hâliyle kabul edersiniz ama ikincisinde o kişiyi sevebileceğiniz birisi olması, değişmesi için zorlarsınız. Onu değilde sadece onun size verdiği sevgiyi ve ilgiyi seversiniz. Han İnci öldükten sonra beş ay akıl hastenisinde kaldı. Bildiğiniz delirdi, her gün İnci'nin kolyesine baktı. Onunla yaşadığı anıları düşündü, zihnin de tekrar tekrar yaşadı. Bu da onu aslında sevdiğini düşünmeme itti beni. Ama akıl hastanesinden sonra Ceylan geri döndüğünde - belki de verilen ilaçlardan - İnciyi unuttu. Tekrar Ceylan'ı kontrol etmekten aldığı keyfe daldı. Zaten ondan sonrasında İnciyi hatırlayan kişiler de Esra, Ege ve Memduh'dan ibaret oldu.
• Han hiç değişmedi. Ceylanda da İncide de. İkisine de aynı davrandı, oldukları gibi kabul etmedi ki kendisi narsistti. Küçükken kimse onu sevmediği ve sevmeyi öğretmediği için o sadece korumayı bildi ve bunu sevgi sandı. Paylaşamamayı, bütün kötülükleri karşısında ki kişi için iyilik yaptığını söyleyerek yaptı. O kendine zarar vermeyi bile durduramadı. Hayatı boyunca hep birilerini kontrol etmeye çalıştı. Bunu ilk başta sadece ablalarına yapıyordu, çünkü mecburdu. İnciyle evlendiğinde bunu yapmaktan çok yorulduğunu ve artık yapmak istemediğini söylüyordu ama o ilk başta Ceylan da zaten bundan keyif almaya başlamıştı. Onun bunu ablalarına yapmak istememesinin sebebi ise onları gerçekten sevdiği içindi.
• Safiye'nin nasıl olduğunu biliyoruz zaten. Kendisi kurban yapılmaya çalışılan bir kahramandı. Annesi onu kendisi gibi olmaya zorladı, belki de güzelliğini kıskandı. Naci'nin onu sevmesini kıskandı.
• Naci hakkında bir yorum okumuştum. Yazan kişi tamamen Naciyi suçluyordu. Safiye'den olmadığı belli olan bir nota hemen kızı terk edip en yakın arkadaşıyla evlenmesi, çocuk yapması ve her gün Safiye'ye mektup yazmakla yetinmesinin haksızlık olduğunu yazıyordu ki bence de haklı. Safiye, Naci geldi diye delirdi bi' keresinde. Safiye ve Naci'ninki aşk onu anladıkta bu ilişki de en çok acıyı çeken Safiye oldu.
• Ve Gülben. Bu hikaye de kendimi en çok benzettiğim ve yakın hissettiğim kişi Gülben oldu. Eğer o hayatı yaşayacak olsaydınız kim olurdunuz deselerdi Gülben derdim. Ortanca çocuk kendisi zaten, ben de öyleyim. Gülben evde görülmeyen çocuktu. Neriman da öyleydi ama Gülben annesi ve babası tarafından görülmüyordu. Kimse onunla ilgilenmiyor, yapması gereken tek şey ayaj altında dolaşmamaktı. Gülben altına kaçırdığında annesi onu kâle aldığı için buna pişman hissetmediğini söylüyordu. Stres ve endişe anlarında oluyordu ama belki de Gülben için sadeca annesi onu görsün, muhattabına alsın diye bi' sebebti.
• Dizinin son bölümünde bir yıl atlattılar ve hepsinin en yeni halini, Hikmetin ölmeden önce hayalinde ki hallerinde bıraktılar. Daha fazla uzatılabilirdi diye düşünüyorum. Safiye ve Gülben'in iyileşme sürecini gördük ama ne bileyim keşke biraz daha uzun olsaydı diyorum. Bunu derken de daha nasıl ilerletebilirlerdi ki diye de düşünüyorum. Her şey tam olması gerektiği gibi oldu sanırım.
• Çok fazla alıntı vardı ama ben not almadım. Üç damla göz yaşıyla bitirdim diziyi. En güzel sahne Gülben'in düğünüydü. O kadar güzeldi ki. Bir daha böyle bi' dizi gelmez, dizinin yaşanmış bir hikaye olması da güzelliğine güzellik katıyor. Eh, n'apalım başka diziye kapılma vakti.
:)
Spoiler içeriyor
• Yalnız değildim, korkmadım. ( lieee) • Filmin gergin müziklerinin bir anda kesilmesi, ekrana bir anda atlaması, çığlıklar çok iyiydi. 10 -12 kişiyle birlikte izlediğim için pek korkasım gelmedi. Ortam yumuşaktı zaten. • Rose'un yaşamasını isterdim yaa. Ölmeseydi keşke, çok…devamı• Yalnız değildim, korkmadım. ( lieee)
• Filmin gergin müziklerinin bir anda kesilmesi, ekrana bir anda atlaması, çığlıklar çok iyiydi. 10 -12 kişiyle birlikte izlediğim için pek korkasım gelmedi. Ortam yumuşaktı zaten.
• Rose'un yaşamasını isterdim yaa. Ölmeseydi keşke, çok savaştı kız. Nişanlısı vardı bi' tane inanmadı kıza da eski sevgilisi inandı. Onunla birbirlerini seviyorlarmış baya zaten ama Rose ruhumu görür falan bi' şeyler saçmalamış.
• Kedi de öldü, yazık. İkinci filmi de şimdi izlemeyi düşünüyordum ama şuan yalnızım, olmaz. Başka sefere artık.
• En çok etkilendiğim sahne canavarın Rose'un içine girdiği sahneydi. Psikiyatrist olmayı düşünüyordum. Artık önceden.
• Kimsenin, nişanlısının bile Rose'a inanmaması üzdü yaa. Düşünsenize sadece size zarar veren ve sizin bildiğiniz bir şeye kimse inanmıyor. Hayati deneyimlerim de var bu konuda inanmayan, anlamayan insanlara iki laf anlatmak çok zor yaa. Sanki sizin ağzınızdan anlatmak istediğiniz kelimeler çıkmıyormuşta sadece ağzınızı oynatıyormuşsunuz ya da suyun içinde olan biriyle konuşuyormuşsunuz gibi bir his. Onun çaresizliği de çok kötü. Bilen, yaşayan, hisseden tek kişi sizsiniz ve bir de insanların deli olduğunuzu söylediklerini düşünün. Anlamadıkları, hissedemedikleri yetmiyormuş gibi bir de buna kılıf uydurmak.. Olmuyor böyle olmuyoor.
• Bu filmde ki şıllığımız da Holly oldu. Bırakıp gitmiş kardeşini, sadece kendini düşünen bencilin teki. Bilmiyorum ama ikinci filmde onun çocuğuna da bir şey olacakmış gibi geliyor.
• Yani kaliteli bir film, baya da güzel konusu ama ne bileyim ben pek korku seven bir insan değilim galiba. İzleyebileceğin tek film bu derseler izlerim sadece, öyle de oldu zaten.