Namık Kemal'in yazmış olduğu bir tiyatro kitabıdır. Genel anlamda tanzimat döneminin bütün özelliklerini yansıtır. Okurken sıkılmayacağınız ve olay örgüsünü kafanızda canlandırabileceğiniz bir kitap. Zaten ince öyle çok uzun değil bu yüzden çarçabuk okuyup bitirebilirsiniz. Ayrıca buraya küçük bir dipnotta düşmek…devamıNamık Kemal'in yazmış olduğu bir tiyatro kitabıdır. Genel anlamda tanzimat döneminin bütün özelliklerini yansıtır. Okurken sıkılmayacağınız ve olay örgüsünü kafanızda canlandırabileceğiniz bir kitap. Zaten ince öyle çok uzun değil bu yüzden çarçabuk okuyup bitirebilirsiniz.
Ayrıca buraya küçük bir dipnotta düşmek isterim. İlk defa 18 Ocak 1874 tarihinde Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir...📚
Kitap 68 sayfalık bir kitap. Çoğu kişide kitabı çok sevmiş ve çok beğenmiş. Normalde bu kadarcık sayfayı okumam iki saat bile sürmez ama nedense bu kitap elimde süründü resmen. Konu bağlamında ve vermek istediği mesajlar bağlamında güzel bir kitap aslında.…devamıKitap 68 sayfalık bir kitap. Çoğu kişide kitabı çok sevmiş ve çok beğenmiş. Normalde bu kadarcık sayfayı okumam iki saat bile sürmez ama nedense bu kitap elimde süründü resmen. Konu bağlamında ve vermek istediği mesajlar bağlamında güzel bir kitap aslında. Zaten Anton Çehov’u da Rus Edebiyatını da çok severim o yüzden neden böyle oldu bilmiyorum. Soğuk bir yapısı vardı kitabın bir türlü ısınamadım.
Bir taşra kasabasında akıl hastanesinde eğitimli bir doktor ile hastası arasında geçen felsefi çatışmalar üzerine kurulu bir kitap. Hastası kaldıkları bu hastanede çok berbat koşullarda yaşadıklarını haksızlığa ve adaletsizliğe uğradıklarını savunur. Doktor ise bu koşullara karşı adeta üç maymunu oynar ve hiç sesini çıkarmaz. Bazı şeyler hakkında yanıldığını anladığında ise artık her şey için çok geçtir. Elit rus tebasının alt kesimdeki rus halkının sorunlarını görmezden gelmesine odaklanan bir yapıt olmuş.
Anton Çehov Modern öykünün en önemli ustalarından biridir. Realist bir yazardır. Eserlerinde de bunu çok açık ve net bir şekilde göstermiştir…📚
Uzun zamandır Stefan Zweıg okumuyordum. Kalemini ve anlatım tarzını özlemişim. Kitabı kimin yazdığını bilmeden okumaya başlasam dahi yine de Zweıg’ın eseri olduğunu hemen anlardım. Çünkü yazarın hiç değişmeyen bir üslubu var. Kitabın ana karakteri ressam Ferdinand. Ülkesinde savaş çıkınca savaştan…devamıUzun zamandır Stefan Zweıg okumuyordum. Kalemini ve anlatım tarzını özlemişim. Kitabı kimin yazdığını bilmeden okumaya başlasam dahi yine de Zweıg’ın eseri olduğunu hemen anlardım. Çünkü yazarın hiç değişmeyen bir üslubu var.
Kitabın ana karakteri ressam Ferdinand. Ülkesinde savaş çıkınca savaştan kaçıp İsviçre’ye sığınır. Fakat günün birinde askere çağrılacağını hep biliyordur ve o gün gelip çatar. Konsolosluk askerlik yapmaya elverişli olup olmadığının anlaşılması için ona bir mektup gönderip muayeneye çağırır. Kendisi savaş karşıtı bir adamdır ve her ne sebeple olursa olsun savaşın hiçbir yönünü haklı bulmaz. Savaş onun için bile isteye cinayet işlemekten farksızdır. Fakat mektup eline geçtiğinde bir anda kendini bir ölüm makinesi gibi hissetmeye başlar. İçinde bir robot vardır ve bu robot ona savaşa gitmesini dikte etmektedir. Karısı ise kendisi ile aynı duygu ve düşüncelere, fikirlere sahiptir. Kocasının savaşa gitmesini istemez. Bunu insan iradesini ve özgürlüğünü elinden almak olarak görür. Ve eğer kocası savaşa gitmeyi tercih ederse bu aşklarının da sonu olacaktır.
Yazar yazım aşamasında kitabın ismini Firari olarak tasarlamış fakat daha sonra Mecburiyet de karar kılmıştır. Kitap aynı zamanda Stefan Zweıg’ın kendi yaşamından da izler taşır. Kendiside savaş karşıtı olan Zweıg 1. Dünya Savaşı sırasında başka bir ülkededir. Ve kitapta bu hissiyatıda ele almıştır. Kitapta özgürlük mü yoksa sorumluluk mu sorularına cevap aranmaktadır. Karakterin vatanına duyduğu sevgi ile insanlığa duygu sevgi ve karısına duyduğu aşk bir çatışma halindedir. Stefan Zweıg derin kalemi ile bunu okuyucuya net bir şekilde geçirmeyi başarır. Kısa çabucak bitirilebilecek bir o kadar da anlamlı bir yapıt…📚
Eğer benim gibi evren üzerine ilkokul bilgilerine sahipseniz başlangıç aşaması için çok çok ideal bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çünkü bahsettiği konular astronomi ve kozmolojiye yeni başlayanların anlayabileceği kadar yüzeysel. Oldukça sade ve yalın bir anlatım söz konusu. Fakat evren üzerine…devamıEğer benim gibi evren üzerine ilkokul bilgilerine sahipseniz başlangıç aşaması için çok çok ideal bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çünkü bahsettiği konular astronomi ve kozmolojiye yeni başlayanların anlayabileceği kadar yüzeysel. Oldukça sade ve yalın bir anlatım söz konusu. Fakat evren üzerine derinlemesine araştırmalar ve incelemeler yapan, detaylı okumalar yapan birini mümkün mertebede tatmin etmeyecektir. Oldukça sıradan, basit ve yavan kalacaktır onlar için. Bu sebepten başlangıç seviyesindekilerin tercih etmesi yerinde olacaktır.
Kitabın içeriğinde sıklıkla kullanılan astronomi terimlerinden tutun da güneşe, güneş sistemine her şey var. Bütün gezegenlerin hepsi tek tek ele alınmış. Bununla da kalmayıp dünyanın uydusu ay ile ilgilide detaylı bilgiler verilmiş. Uzay ikliminden, kuyrukluyıldızlardan, meteorlar ve meteortaşlarından, Asteroidlerden, yıldız ve yıldız kümelerindende bahsedilmiş. Yıldızların doğumu ve ölümü hakkında bilgi de verilmiş. Günümüzde oldukça ilgi çeken filmlere, dizilere ve hatta kitaplara bile konu olan kara delik, karanlık madde, solucan deliği gibi konularda da oldukça etkileyici bilgiler yer alıyor kitapta. Bunun dışında geçmişten günümüze özellikle astronomiye önemli katkıları olan bilim insanlarına da yer verilmiş. Ve en önemli noktalardan biri bu zamana kadar uzaya gönderilmiş çeşitli uzay araçları ve bunların elde ettiği verilerde yer alıyor.
Kitabın üzen tek tarafı geçmişten günümüze kadın bilim insanlarının bu alanda da hak ettiği değeri görememesi ve bu alanda da ataerkil sistemin kurbanı olması. Günümüzde şartları iyileşmiş dahi olsa hala yeterli değil. En azından geçmişte erkeklere ait teleskopları kullanamadıkları falan düşünüldüğünde… Sonuç itibari ile sistemin içerisinde öyle ya da böyle var olmayı başarabilmişler ve astronomi dünyasına da çok önemli katkılar sağlamışlar. Bilimin ışığı ile bizi aydınlatmaya devam eden bütün bilim insanlarımıza selam olsun…📚
Kitap kahraman anlatıcının bakış açısıyla yazılmış. Hem de tek bir kahramanın da değil iki başrol kahramanın birden. Kahraman anlatıcının bakış açısıyla yazmak bana göre biraz zordur. Çünkü ilahi bakış açısında yazar geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman içerisinde gerçekleşebilecek her olaya…devamıKitap kahraman anlatıcının bakış açısıyla yazılmış. Hem de tek bir kahramanın da değil iki başrol kahramanın birden. Kahraman anlatıcının bakış açısıyla yazmak bana göre biraz zordur. Çünkü ilahi bakış açısında yazar geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman içerisinde gerçekleşebilecek her olaya ve her detaya hakimdir. Bu yüzden hikayeye çok daha kolay ve rahat bir şekilde yön verebilir. Fakat kahraman anlatıcının bakış açısı biraz daha dardır. Onun kontrolü sadece yakın çevresinde olan görüp duyduğu şeylerden ibarettir. Bu da daha dar bir görüş demektir. O yüzden yazarımız riskli bir işe girmiş.
Kitabın asıl yazarı Emma Chase. Dediğim gibi kitabı her iki kahramanın ağzından yazmış. Callie sahnelerinin her biri oldukça içten ve samimiydi. Kendiside bir kadın olduğu için muhtemelen kahraman ile empati kurmuş ve bu işte de başarılı olmuştu. Fakat Garrett sahneleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sanki bu sahnelerde özellikle erkeksi bir dil kullanılmaya çalışılırken yapmacıklığa düşülmüştü. Sanki her erkeğin daha kaba, sert ve argo bir üslubu varmış ve kasıtlı bir şekilde böyle olmaları gerekiyormuş gibi bir yazım söz konusuydu. Ki bunu çok da doğru bulmadım.
Bunun yanısıra küçük bir kasabada birbirini tanıyan insanların arasında geçen hoş, tatlı bir romantik komedi filmi gibiydi. Callie ve Garrett lise yıllarında sevgili olmuşlar ve uzun yılların ardından yaşadıkları kötü şeyler neticesinde yolları ayrılmıştı. Callie başka bir şehre taşınarak, Garrett ise orada kalarak hayatına devam etmişti. Yıllar sonra Callie’nin ailesi bir kaza geçirince kasabaya geri dönmek zorunda kalmış ve Garrett’ı bıraktığı yerde bulmuştu. Birbirlerine karşı duyguları depreşince yeniden bir kıvılcım çakmıştı ama her şeyi geride bırakmak mümkün müydü? Her şeyi geride bıraksalar dahi artık ikisininde bambaşka bir hayatları vardı ve gün geldiğinde tekrar o hayatlara dönmek zorunda kalacaklardı…📚
Nora televizyon için basit ama mutlu sonla biten senaryolar yazar. Kocası Ben çocuklarını ve onu terkedip gitmiştir. Hayatı boyunca kibirli ve Nora’yı küçük gören, çalışmayıp sürekli Nora’nın üzerinden geçinen ama aynı zamanda onun yaptığı işi küçümseyen bir adamdır. O yüzden…devamıNora televizyon için basit ama mutlu sonla biten senaryolar yazar. Kocası Ben çocuklarını ve onu terkedip gitmiştir. Hayatı boyunca kibirli ve Nora’yı küçük gören, çalışmayıp sürekli Nora’nın üzerinden geçinen ama aynı zamanda onun yaptığı işi küçümseyen bir adamdır. O yüzden o gittiğinde Nora kendini hafiflemiş gibi hisseder. Daha sonra içini dökmek için kendi hayatını kaleme aldığı bir senaryo yazar ve bu bir filme çekilir. Eski kocasını canlandıran kişide yaşayan en seksi erkek ünvanlı Leo Vance’dir. Sadece bununlada kalmaz. Filmin bazı sahneleri Nora’nın bahçesindeki çay evinde çekilir. İki gün içinde çekilip biten sahnelerden sonra Leo bir gün Nora’nın kapısını çalar ve bir hafta orada kalmak istediğini söyler. Bunun karşılığında da Nora’ya çok cazip bir para teklifinde bulunur. Bir hafta ise birbirlerine aşık olmaları için oldukça yeterli bir süredir. Bakalım Nora kendi aşk hikayesini mutlu sonla bitirebilecek midir?
Çıtır çerezlik hoş bir kitaptı. Modern kurguların dili ağar olmadığı için su gibi akıp gidiyorlar zaten. Okunması kolay. Ne zamandır bu tarz kitaplarda okumuyordum o yüzden bu kitap iyi geldi. Kafam biraz rahatladı. Okumazsanız çok bir şey kaybetmezsiniz ama romantik komedi severleri de mest edebilir…📚
Scrooge adında yaşlı, huysuz, nemrut bir ihtiyar vardır. Bu ihtiyar adamın maddi durumu yerinde olmasına rağmen yine de çok cimridir. Noel’den de nefret eder. Arası neredeyse herkesle kötü olan Scrooge çok kısa bir süre önce bu hayattaki tek arkadaşı ve…devamıScrooge adında yaşlı, huysuz, nemrut bir ihtiyar vardır. Bu ihtiyar adamın maddi durumu yerinde olmasına rağmen yine de çok cimridir. Noel’den de nefret eder. Arası neredeyse herkesle kötü olan Scrooge çok kısa bir süre önce bu hayattaki tek arkadaşı ve ortağı olan Marley’i kaybetmiştir. Bir gece Marley ona bir hayalet olarak görünüp kendisini üç hayaletin ziyaret edeceğini ve onları dinlemesi gerektiğini söyler. Bu hayaletlerin biri geçmişin hayaletidir ve ona geçmişte nasıl bir hayat sürdüğünü gösterir. Diğeri şimdinin hayaletidir ve şu an nasıl bir hayat sürdüğünü gösterir. Bir diğeri de geleceğin hayaletidir ve gelecekte onu nasıl bir hayatın beklediğini gösterir. Scrooge gelecekte gördüğü şeylerden pek hoşlanmaz ve bu onu korkutur. Her şeyi düzeltmek için son bir şans ister.
Charles Dickens’ın kalemi sihirli gibi. Bana göre basit ve sade yazıyor ama içinizdeki kilitli kapının anahtarını elinize veriyor sanki. Bu yüzden kendisini okurken çok keyif alıyorum. Yalnız sorun şu ki kitabın adı Bir Noel Şarkısı olmasına rağmen kitap noeli çok da odak noktaya koymamış. Şarkıyla yakından uzaktan alakası bile yok. Yine de verdiği mesajlar çok güzel ve çok anlamlı.
Kitap Victoria döneminde yazılmış. Yani maddiyatın ön planda tutulduğu, zenginliğin değer gördüğü yıllarda diyebiliriz. Dickens’ın ailesi o 12 yaşındayken dara düşünce kendisi de işçi olarak bir fabrikada çalışmaya başlamış. O yüzden işçi sınıfının yaşadığı zorlukları çok net bir şekilde gözlemlemiş ve bunları da eserlerine konu etmiştir. Keza bu dönemde de bir nebze de olsa insanlığı gün yüzüne çıkarmak isteyen Dickens bu romanı kaleme almayı uygun görmüştür…📚
Noel zamanlarında noel ile ilgili kitaplar okumayı seviyorum. Tam bu ayın temasına uygun bir seçim. Karın lapa lapa yağdığı (ki keşke yağsa), cam kenarında ya da bir şömine kenarında, üzerinize yumuşacık bir battaniye örtüp, elinizdeki sıcak çikolatanızı yudumlarken okuyabileceğiniz türde…devamıNoel zamanlarında noel ile ilgili kitaplar okumayı seviyorum. Tam bu ayın temasına uygun bir seçim. Karın lapa lapa yağdığı (ki keşke yağsa), cam kenarında ya da bir şömine kenarında, üzerinize yumuşacık bir battaniye örtüp, elinizdeki sıcak çikolatanızı yudumlarken okuyabileceğiniz türde bir kitap.
Kitabın yazarı Christina Lauren. Böyle yazınca sanki tek bir yazar gibi duruyor ama aslında iki kişiler. Christina ve Lauren iki yakın arkadaşlar ve birlikte kitap yazıyorlar. Mahlas olarak da isimlerini bu şekilde kullanmayı tercih etmişler. Kitabı iki kişinin yazdığına inanmak gerçekten çok zor. Çünkü hiçbir kopukluk, eksiklik, yarım kalmışlık falan yok. Elbette birlikte çalıştıkları için böyle şeyler olmaz diye düşünebilirsiniz. Ama anlatımda en ufacık bir fikir ayrılığına bile düşülse bu fark edilirdi. Kendini bir şekilde hissettirirdi. Açıkçası ben de kitabın arka kapağını okuyana kadar iki kişinin yazdığını hiç düşünmedim.
Kitabın konusu geçmiş yıllardan beri birbirini tanıyan üç aile ve çocukları her noel’i Andrew’in ailesine ait olan bir malikanede geçirir. Fakat bu noelde Mae işleri fena halde berbat etmiştir. Evrenden her şeyi düzeltmek için son bir şans ister ve bir anda kendini son noeli yeni baştan yaşarken bulur. Belli ki düzeltmesi gereken çok fazla şey vardır. Bir nevi zamanda bir yolculuk yapmış ve geri dönmüştür. Fakat her yanlış yaptığında geri dönüp aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamak can sıkıcıdır. Bu şansı fırsat bilip güzelce değerlendirmeli ve kendisini mutlu eden şeyi bulup her şeyi yoluna koymalıdır.
Bana göre çok güzel çıtır çerezlik bir hikayeydi. Anlatımı falanda çok hoştu. Noel temasından ziyade daha çok zaman temasına yer verilmişti. Adı En Uzun Noel olunca haliyle noel ile ilgili çok daha fazla şey okumak isterdim. Bir de kitabın sonunda zamanda yolculuk kısmını bir yere bağlayacaklar bir sonuca varacak sandım ama öylece devam etti. Bana kalırsa bu şekilde bitmesi biraz saçma olmuş. Sonunun daha farklı olmasını isterdim. Bunun dışında sorun yok…📚
Jack London Kuzeyle, buzla, karla ilgili hikayeler anlatmayı çok seviyor. Geçen okuduğum kitabı da bunlar üzerine kuruluydu. Zaten sevdiğim ve beğendiğim bir yazar. Bu sebeple okuması oldukça keyifliydi. Soğuk üzerine yaptığı betimlemeler çok güzel. Ben sıcacık evimde kitabı okurken üşüdüm…devamıJack London Kuzeyle, buzla, karla ilgili hikayeler anlatmayı çok seviyor. Geçen okuduğum kitabı da bunlar üzerine kuruluydu. Zaten sevdiğim ve beğendiğim bir yazar. Bu sebeple okuması oldukça keyifliydi. Soğuk üzerine yaptığı betimlemeler çok güzel. Ben sıcacık evimde kitabı okurken üşüdüm ve o acıyı hissettim şahsen. Tüylerim diken diken oldu.
Kitap toplam üç hikayeden oluşuyor. İlk iki hikayenin de ismi ateş yakmak. Kitabın arka kapağında birbirinden bağımsız hikayeler olduğu yazsa da bana göre konu bağlamında temelde aynıydı. Farklılıklar tabii ki var, yok diyemeyiz. Ama eğer okursanız siz de fark edeceksiniz ki ilk hikayenin bir değişik versiyonu gibi ikinci hikaye. Sadece sonları farklı. Ben ilk hikayenin anlatımını daha çok beğendim. Üçüncü hikaye ise Yaşama Azmi hikayesiydi. Diğer iki hikayeden çok daha farklı ve bağımsız bir hikayeydi.
Hikayelerin üçü de temelde aslında insanın doğa ile mücadelesini ve kendi benliği ile yüzleşmesini konu ediniyor. Jack London’ın bu kuzey hikayelerini bu kadar güzel betimlemesinin sebebi sanırım belli bir süre o topraklarda bulunmuş olması. Bölgeyi karış karış gezmiş ve oradaki insanların yaşama tutunma mücadelesini gözlemlemiş. Bunun ilk adımı olarak da ateş yakmayı görmüş. Oldukça etkileyici bir kitaptı…📚