Gel kızım sokul bana Bir kez daha alayım kokusunu Benim küçük bahçemin Büyüsen de, gitsen de hala bekliyor gibi beni Uzanmış küçük ellerin Bu şarkı kalp ben
Bazen insanlar davranışlarıyla başka, sözleriyle bambaşka şeyler anlatır. Gözlerinle gördüğün ilgi, kulaklarınla duyduğun cümlelerle çelişince kalbin ister istemez karışır. Belki de bu yüzden, söylenenlere değil, gösterilenlere inanırız çoğu zaman; ama en çok da ikisinin aynı şeyi anlatmasını isteriz. Belki de…devamıBazen insanlar davranışlarıyla başka, sözleriyle bambaşka şeyler anlatır. Gözlerinle gördüğün ilgi, kulaklarınla duyduğun cümlelerle çelişince kalbin ister istemez karışır. Belki de bu yüzden, söylenenlere değil, gösterilenlere inanırız çoğu zaman; ama en çok da ikisinin aynı şeyi anlatmasını isteriz. Belki de bazı durumlarda en iyi çözüm yolu vazgeçiştir.
Sevdiğin birini kaybetmek, kelimelerle anlatılması en zor duygulardan biri. Her insanın bu acıyla başa çıkma yöntemi farklıdır; kimisi sessizliğe gömülür, kimisi anılarıyla teselli bulur. Bana göre ise bu noktada denge çok önemli. Örneğin, birinin artık yaşamadığı bir eve girmek çoğu…devamıSevdiğin birini kaybetmek, kelimelerle anlatılması en zor duygulardan biri. Her insanın bu acıyla başa çıkma yöntemi farklıdır; kimisi sessizliğe gömülür, kimisi anılarıyla teselli bulur. Bana göre ise bu noktada denge çok önemli. Örneğin, birinin artık yaşamadığı bir eve girmek çoğu kişiye korkunç ve ağır gelir, çünkü eksikliği orada daha çok hissedilir. Ama ben tam tersini düşünüyorum; o eşyalar, o odalar aslında bize o kişiyi hatırlatan küçük köprülerdir. Onları tamamen yok saymak yerine, abartıya kaçmadan içimizde yaşatmak daha doğru geliyor bana. Çünkü sevdiğimiz biri artık yanımızda olmasa da, onunla ilgili anılar bizde kaldıkça varlığını bir şekilde sürdürüyor. Bu da kaybın acısını tamamen silmese de, daha katlanılabilir hale getiriyor.
İzlerken bir sahnede kahkaha atarken diğer sahnede gözlerim doldu. Zaten Tolga Çevik’e hayran biri olarak onun doğal oyunculuğunu görmek ayrı bir keyifti; sanki rol yapmıyor da gerçekten yaşıyormuş gibi hissettiriyor. Baba-kız hikâyesi o kadar samimi ki kendini kaptırmadan izlemek mümkün…devamıİzlerken bir sahnede kahkaha atarken diğer sahnede gözlerim doldu. Zaten Tolga Çevik’e hayran biri olarak onun doğal oyunculuğunu görmek ayrı bir keyifti; sanki rol yapmıyor da gerçekten yaşıyormuş gibi hissettiriyor. Baba-kız hikâyesi o kadar samimi ki kendini kaptırmadan izlemek mümkün değil. Hem eğlenceli hem de duygusal bir film olmuş; kapattığımda yüzümde tatlı bir tebessüm kaldı.
İzlerken ilk başta basit bir çocuk hikâyesi gibi düşündüm ama film ilerledikçe hissettirdikleri çok daha derin ve sarsıcı oldu. Masumiyet ve trajedinin bu kadar iç içe geçmesi, özellikle Bruno’nun dünyasına tanık olmak, izlerken hem üzüyor hem de düşündürüyor. Filmin bazı…devamıİzlerken ilk başta basit bir çocuk hikâyesi gibi düşündüm ama film ilerledikçe hissettirdikleri çok daha derin ve sarsıcı oldu. Masumiyet ve trajedinin bu kadar iç içe geçmesi, özellikle Bruno’nun dünyasına tanık olmak, izlerken hem üzüyor hem de düşündürüyor. Filmin bazı sahneleri öyle dokunaklı ki uzun süre etkisinden çıkamıyorsunuz. Kısacası, sadece izlenen değil, hissettirilen bir film; unutulması kolay değil.
Ölen birinin evine girmek insanın içine oturan bir şey… Odanın içinde gezerken her şey aynı ama hiçbir şey aynı değil gibi. Masada duran kalem, öylece duran sandalye ya da perdenin arasından görünen manzara… hepsi daha ağır geliyor. Bir eşyaya dokunduğunda…devamıÖlen birinin evine girmek insanın içine oturan bir şey… Odanın içinde gezerken her şey aynı ama hiçbir şey aynı değil gibi. Masada duran kalem, öylece duran sandalye ya da perdenin arasından görünen manzara… hepsi daha ağır geliyor. Bir eşyaya dokunduğunda aklına geliyor, “Buna son kez ne zaman dokundu acaba?” Pencereden dışarı bakınca da kendini yakalıyorsun, “Kaç kez burda durmuş, bu manzarayı izlemiştir?” diye düşünürken. Hüzünlü ama bir yandan da insana tuhaf bir yakınlık hissettiren bir duygu; çünkü yokluğunda bile varlığını hissettiriyor. Ve bir gün aynı şeyin senin de başına gelebileceğinin farkındasın.
Bugün günbatımını izlerken düşündüm, insanların neden buna bakmadığını anlamıyorum; sadece durup birkaç dakika kendine ayırmak bu kadar mı zor? İnsan gerçekten fark etmiyor mu yoksa fark etmemeyi mi seçiyor? Ben dakikalarca öylece durdum, sessizliği dinledim, rüzgârı hissettim ve o birkaç…devamıBugün günbatımını izlerken düşündüm, insanların neden buna bakmadığını anlamıyorum; sadece durup birkaç dakika kendine ayırmak bu kadar mı zor? İnsan gerçekten fark etmiyor mu yoksa fark etmemeyi mi seçiyor? Ben dakikalarca öylece durdum, sessizliği dinledim, rüzgârı hissettim ve o birkaç dakika bana tüm günün telaşından daha değerli geldi. Bazen insanın durup sadece izleyebilmesi gerekiyor, işte o zaman küçük şeylerin ne kadar büyük olduğunu fark ediyorsun.
İzlerken ilk kez bir filmi acele etmeden, sindire sindire bitirdiğimi fark ettim. Başından sonuna kadar o kadar içine çekiyor ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Savaşın yıkıcılığını, sessizliklerin ağırlığını ve bir insanın hayatta kalma mücadelesini iliklerine kadar hissettiriyor. Bence şimdiye kadar…devamıİzlerken ilk kez bir filmi acele etmeden, sindire sindire bitirdiğimi fark ettim. Başından sonuna kadar o kadar içine çekiyor ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Savaşın yıkıcılığını, sessizliklerin ağırlığını ve bir insanın hayatta kalma mücadelesini iliklerine kadar hissettiriyor. Bence şimdiye kadar izlediğim en başarılı filmlerden biri. Kısacası,bu tarz filmleri izlemeyi seven bir insanın izlemezse kesinlikle pişman olacağı ve bir şeyler kaybedeceği bir film.
Baştan sona sürükleyici bir psikolojik gerilim ve Al Pacino’nun oyunculuğu sayesinde unutulmaz bir deneyim sunuyor. Pacino, karizmatik ve tehlikeli karakteriyle ekranı tamamen domine ediyor; her bakışı, her kelimesiyle sizi hem büyülüyor hem de geriyor. Keanu Reeves’in saf ve idealist avukatıyla…devamıBaştan sona sürükleyici bir psikolojik gerilim ve Al Pacino’nun oyunculuğu sayesinde unutulmaz bir deneyim sunuyor. Pacino, karizmatik ve tehlikeli karakteriyle ekranı tamamen domine ediyor; her bakışı, her kelimesiyle sizi hem büyülüyor hem de geriyor. Keanu Reeves’in saf ve idealist avukatıyla kurduğu kontrast da filmin gerilimini ve temposunu mükemmel bir şekilde artırıyor. Film sadece hukuk ve kötülük üzerinden değil, karakterlerin içsel çatışıları üzerinden de sizi içine çekiyor. Kısacası,bence Al Pacino’yu izlemek için bile değeri olan bir film. Keşke unutsam ve tekrar izlesem diyebileceğim favori filmlerimden biridir.