Spoiler içeriyor
Şimdi kendi düşüncelerime geldi sıra. Ilk kitaptan itibaren konuşacağım: İlk kitap Ged'in büyüme öyküsüydü. Asi, güçlü olduğunu kanıtlamak için didinen çocuk büyük bir hata yapar ve hatayı ancak büyüyerek telafi edebilir. Olgunlaşır, gelişir. Yine de öteki rüzgarda bile -ki burada…devamıŞimdi kendi düşüncelerime geldi sıra. Ilk kitaptan itibaren konuşacağım:
İlk kitap Ged'in büyüme öyküsüydü. Asi, güçlü olduğunu kanıtlamak için didinen çocuk büyük bir hata yapar ve hatayı ancak büyüyerek telafi edebilir. Olgunlaşır, gelişir. Yine de öteki rüzgarda bile -ki burada yetmiş yaşında falan- Ged'in o ufak asi öfkesini kaybetmediğini, değişmediğini yalnızca geliştiğini görmek çok hoştu. İlk kitap beni yeterince etkileyemedi çünkü bir karakter başlangıç öyküsüydü, bir kahramanın güçlerine kavuştuğu yerde bitti hikaye benim gözümde. Devamını bekledim.
İkinci kitap, Tehanu'nun öyküsüydü. Bir kadının özgürleşme hikayesi. Yine bir başlangıç öyküsü, yine özgürlük elde edildiğinde bitti kitap. Ged'i görmek güzeldi.
Üçüncü kitap, Ged'in bir macerasıydı. Yanına prensi alıp çıktığı bir macera. Prens Lebannen şüphesiz ki ana karakteriydi kitabın. YİNE BIR BAŞLANGIÇ ÖYKÜSÜ. Yeterince başlangıç mıydı bilinmez, çünkü Ged çoğu zaman tanıdığımız Ged'di -sadece biraz yaşlanmış- ama Lebannen eline gücü aldığı vakit yine kitap bitti. Le guin beni sürekli asıl hikaye yeni başlıyor hevesiyle bıraktı.
Ama dördüncü kitap Tehanu, işte bu noktada bir şeyler yerine oturmaya başladı. Aslında le guin kitapları üçleme olarak yazmış ve devamı 'asıl olandan bağımsız' kalmış ama bence kesinlikle asıl öykü burada başlıyor. Zaten yerdeniz dünyasını ancak Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgarla anlıyorsunuz. Neyse Tehanu'da tanıdık karakterleri görüyorsunuz, bir araya geliyor, ayrılıyor, değişiyorlar ve bu değişimi kabulleniyorlar. Tehanu'daki Tenar, Atuan Mezarlarındakinden çok farklı. Yine güçlü ve özgür ancak artık bir anne figürü. Burada( ve öteki rüzgarda) Le Guin'in kendisini Tenar'ın yerine koyduğunu çok net gördüm. Tehanu ise bambaşka bir karakter. İşkence görmüş bir çocuk, görünüşü korkutucu ancak büyük bir güce sahip. Bambaşka bir güce. Kendisi bir ejderhanın kızı. Ve bunu anladığımız zaman da kitap bitiyor.
Yerdeniz Öyküleri, içinde yerdeniz dünyasıyla ilgili bağımsız öyküler bulunduruyor ancak yerdeniz dünyasını gerçekten anlamaya başladığım nokta burasıydı.
Ve Öteki Rüzgar. Serinin en sevdiğim kitabı oldu. Tam bir bitiş kitabıydı. Tüm karakterleri gördük. Hepsi tek bir amaç için bir araya geldiler ve bu amaç sayesinde yerdeniz dünyasını gerçek anlamda öğrendik. Tüm karakterler kendi yollarına gittiler. Çok kişisel bir eleştiri yapacak olursam Lebannen ile Tehanu'yu birlikte görmek isterdim, bir kral ve ejderhanın birlikte olmasını. Ama olmadı. Lebannen 'makul' bir evlilik yaptı ve Tehanu özgürlüğe uçtu. Sonunda Ged ve Tenar'ın Tehanu hakkında konuşması da duygulandırdı açıkçası. Çok güzel bitti.
6>4>5>2>1=3 sıralamam sanırım böyle ama yine de hepsi çocuklarım gibi ve hepsini özleyeceğim.
Öncelikle, oldukça yoğun bir dizi. Bütün bölümler dolu dolu geçiyor, herhangi bir sahnede başınızı çevirirseniz zincirin bir halkası eksik kalır. Bu sebeple de oturup bir solukta izlenmiyor. Sindirmek zaman alıyor, zaten tempo hiç düşmediğinden sürekli bir şeyi peşinden koşuyor gibi…devamıÖncelikle, oldukça yoğun bir dizi. Bütün bölümler dolu dolu geçiyor, herhangi bir sahnede başınızı çevirirseniz zincirin bir halkası eksik kalır. Bu sebeple de oturup bir solukta izlenmiyor. Sindirmek zaman alıyor, zaten tempo hiç düşmediğinden sürekli bir şeyi peşinden koşuyor gibi yoruluyorsunuz. Keyfini çıkara çıkara izlemenizi tavsiye ederim.
Dizi, gerçekten dahice. İzlerken keyif almadığım bir sahne bile olmadı. Hem karakterler çok güzel işlenmişti hem de birinci bölümde açılan çember son bölümde çok güzel kapatılmıştı.
Diziyle ilgili tek problemim sürekli ters köşe yapması. Başlarda şaşırtıyor, heyecanlandırıyor ama bir süre sonra plot twist lere alışıyorsunuz. On beşinci bölümden sonra her hype sahnede 'zaten bu böyle olmaz kesin şaşırtmaca' diyip umursamamaya başlamıştım. Keşke beni buna alıştırmasalardı, daha vurucu bir dizi olabilirdi.
Kesinlikle izlemeye değer ama dediğim gibi, pür dikkat izleyin.
Spoiler içeriyor
Ursula Le Guin’in Atuan Mezarları için yaptığı yorum, ilk bakışta romanın özünü oldukça doğrudan bir şekilde özetliyor: cinsellik. Ancak burada kastedilen şey fiziksel bir eylemden çok, kimlik ve özgürlük arayışıyla ilgili bir dönüşüm süreci. Doğum, yeniden doğuş, yıkım ve özgürlük…devamıUrsula Le Guin’in Atuan Mezarları için yaptığı yorum, ilk bakışta romanın özünü oldukça doğrudan bir şekilde özetliyor: cinsellik. Ancak burada kastedilen şey fiziksel bir eylemden çok, kimlik ve özgürlük arayışıyla ilgili bir dönüşüm süreci. Doğum, yeniden doğuş, yıkım ve özgürlük gibi temaların etrafında şekillenen bu hikaye, kadın olmanın ne anlama geldiğini ve kişinin kendi varlığını nasıl kazandığını anlatıyor. Fakat mesele yalnızca bir kadının büyümesi mi, yoksa daha derin bir bilinçdışı yolculuk mu?
Tenar, romanın başında kendi ismini dahi unutmuş, başkalarının ona verdiği bir kimlikle var olan bir figür. Kutsal sayılan bir yapının içinde, seçilmiş olmanın getirdiği bir statüye sahip, ama aslında bu onun tutsaklığı. Bir birey olarak değil, sistemin bir parçası olarak var. Anima gibi. Jung’un tanımladığı biçimiyle anima, bilinçdışındaki dişil yön, sezgisel ve duygusal taraf. Ama aynı zamanda bastırılmış, kısıtlanmış ve gölgede kalmış bir yön. Tenar’ın dünyası, mezarların karanlığından ibaret; kendisi bir muhafız, ama neyi koruduğunu bile sorgulamayacak kadar içine kapanmış bir varlık.
Sonra Ged geliyor. O, dış dünyadan gelen bir yabancı, bilinçdışına sızan yeni bir bilinç gibi. Ama burada önemli olan, Ged’in bir kurtarıcı olmaması. O yalnızca bir kapı aralıyor, bir seçenek sunuyor. Tenar’ın gerçekten özgürleşmesi, kendi iradesini keşfetmesiyle mümkün oluyor. Çünkü biri gelip seni zincirlerinden kurtarırsa, aslında yalnızca başka bir zincire geçiş yapmış olursun. Tenar’ın dönüşümü, başkasının ona sunduğu bir özgürlüğü kabul etmek değil, kendi varlığını sahiplenmekle gerçekleşiyor.
Le Guin’in Atuan Mezarları için “cinsellik” demesi, meseleyi yalnızca biyolojik bir bağlamda ele almak değil. Burada cinsellik, dönüşümün ve yaratımın bir parçası. Bir kimliğin doğuşu. Eski kimliğin yıkılması, yeni bir kimliğin inşası. Tenar’ın mezarlardan çıkışı, fiziksel bir kaçıştan çok bir yeniden doğum. Burada anima, artık karanlık bir köşede sıkışıp kalmış bir gölge değil, bilinçle bütünleşmiş, kendi varlığını kabul eden bir gerçeklik.
O yüzden bu roman hem bir anima hikayesi hem de kadın olmanın ve birey olmanın doğasına dair bir metin. Birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayan okumalar. Tenar’ın mezarlardan çıkışı, bilinçdışının yüzeye çıkışı kadar, bir kadının kendi kimliğini keşfetmesi. Belki de her iki süreç de aynı noktada buluşuyor: kendi adını, kendi varoluşunu, kendi yolunu seçmek.
Spoiler içeriyor
Yerdeniz Büyücüsü, yalnızca bir büyücünün güç kazanma yolculuğu değil, aynı zamanda insanın kendi iç dünyasına yaptığı mitolojik ve psikolojik bir yolculuktur. Carl Gustav Jung’un arketip teorisi, bu romanı derinlemesine okumak için güçlü bir çerçeve sunar. Ged’in hikâyesi, bireyin bilinç ve…devamıYerdeniz Büyücüsü, yalnızca bir büyücünün güç kazanma yolculuğu değil, aynı zamanda insanın kendi iç dünyasına yaptığı mitolojik ve psikolojik bir yolculuktur. Carl Gustav Jung’un arketip teorisi, bu romanı derinlemesine okumak için güçlü bir çerçeve sunar. Ged’in hikâyesi, bireyin bilinç ve bilinçdışı arasındaki çatışmasını, gölgesiyle yüzleşmesini ve sonunda bütünleşerek olgunlaşmasını anlatır. Jung’a göre her insan, kendi içinde bastırdığı, yüzleşmekten kaçındığı yönler taşır ve bu yönler, bireyselleşme sürecinde tanınmalı ve kabul edilmelidir. Yerdeniz Büyücüsü, işte bu sürecin bir alegorisi gibidir.
Ged’in hikayesi, klasik bir kahraman yolculuğu gibi başlar. Doğal yetenekleri olan, ancak henüz bunları nasıl kullanacağını bilmeyen bir çocuktur. Onun gururu ve güce olan açlığı, bilinçdışında saklı kalan derin arzularını besler. Ancak en büyük hatasını, gücünü ispatlamaya çalışırken yapar ve bir büyü sırasında kendi gölgesini serbest bırakır. Burada gölge, yalnızca fiziksel bir tehdit değil, aynı zamanda Ged’in kendi iç dünyasının bir yansımasıdır. Jung’un teorisinde gölge, bastırılmış korkular, arzular ve bilinçdışındaki karanlık yönlerdir. İnsan, gölgesini tanımadıkça ondan kaçar ve onu yok etmek için çabalar; ancak bu kaçış, gölgeyi daha da güçlü kılar. Ged de gölgesinden kaçtıkça daha fazla korku ve zayıflık hisseder.
Ancak bu yolculukta Ged yalnız değildir. Onun rehberi, bilge büyücü Ogion’dur. Jung’un arketiplerinden biri olan bilge rehber, kahramanı zorla yönlendirmez; ona içsel keşif yolunu gösterir. Ogion, Ged’e büyünün yalnızca kelimeler ve güçle ilgili olmadığını, gerçek bilgelik ve dengeye ulaşmanın sabır ve farkındalık gerektirdiğini anlatır. Fakat Ged, başlangıçta bu sabrı gösteremez ve daha büyük güçler öğrenmek için Roke Adası’na gider. Orada eğitim alsa da gerçek düşmanını, yani kendi gölgesini, yalnızca dışarıda değil, içinde de taşıdığını fark etmesi zaman alacaktır.
Ged’in gölgesiyle yüzleşme süreci, Jung’un bireyselleşme sürecine doğrudan paraleldir. İnsan, kendi gölgesiyle savaşamaz; ona karşı verdiği her mücadele, onu güçlendirmekten başka bir işe yaramaz. Gerçek çözüm, gölgenin tanınması ve kabul edilmesidir. Ged’in yolculuğunun doruk noktası, gölgesine kendi adını verdiği andır. Ona isim vermek, onu bilinçli olarak tanımak ve kabul etmektir. Bu, bireyselleşmenin en kritik aşamasıdır: İnsan, kendini gerçekten tanımak istiyorsa, sadece aydınlık tarafıyla değil, karanlığıyla da yüzleşmek zorundadır. Ged, gölgesini kabul ettiğinde artık eksik bir parçası kalmaz ve tam bir birey hâline gelir.
Le Guin, Yerdeniz Büyücüsü aracılığıyla, gücün ve bilgeliğin ne anlama geldiğini sorgular. Ged’in büyüsünü ustalaştırması değil, kendi iç dünyasını anlaması, onun gerçek büyücü olmasını sağlar. Güç, dış dünyayı kontrol etmek değil, insanın kendini kontrol edebilmesidir. Jung’un psikolojisinde olduğu gibi, insan ancak kendi içindeki bilinçdışı unsurları tanıyıp bütünleştiğinde tam bir benlik oluşturabilir. Ged’in gölgesini yok etmek yerine onunla birleşmesi, bu sürecin nihai sonucudur.
Bu açıdan Yerdeniz Büyücüsü, yalnızca bir fantastik roman değil, insan ruhunun derinlerine inen bir anlatıdır. Le Guin, büyücülük mitini kullanarak, insanın kendiyle yüzleşme ve olgunlaşma sürecini anlatır. Ged’in hikâyesi, yalnızca büyüyen bir büyücünün değil, kendi benliğini keşfeden ve bütünleşen bir insanın hikâyesidir. Jung’un dediği gibi: “Kendi karanlığıyla yüzleşmeyen kişi, onu dış dünyaya yansıtmaya mahkûmdur.” Yerdeniz Büyücüsü, tam da bu fikri anlatır: Kendi gölgesiyle yüzleşemeyen kişi, gerçek anlamda özgür olamaz.
Omniscient reader's viewpointte enneagram 5 o kadar güzel anlatılıyor ki... Dokja'nın kurguyu gerçekliğine katması, gerçekliği 'gerçek' olarak deneyimleyememesi, diğer karakterlerle kurduğu bağların "dördüncü duvarı" zedelemesi... Hatta bir yerde diyordu ki "Zihnimde kurguyu gerçekliğe çevirdim. Çünkü beni hayatta tutabilen şey buydu."
Omniscient reader ni user işi ve mob psycho100 ne dom işi. Orv un olay örgüsü çok kesin ve ne yaşanırsa yaşansın ana konuya bağımlı. Mob ise alay, randomluk, eğlence ve bunlarla harmanlanmış mesajlar dolu. Bir ne domun kelimelerle oynaması gibi.…devamıOmniscient reader ni user işi ve mob psycho100 ne dom işi. Orv un olay örgüsü çok kesin ve ne yaşanırsa yaşansın ana konuya bağımlı. Mob ise alay, randomluk, eğlence ve bunlarla harmanlanmış mesajlar dolu. Bir ne domun kelimelerle oynaması gibi. Tipoloji101.
Spoiler içeriyor
Junji ito, insanların korku, gerilim ve tiksinti duygularına gayet dokunabiliyor AMA sonu niye böyleydi? Junji ito, benim için junji ito collectionın 2. bölümündeki uzun rüya bölümüyle hikayeciliğini kanıtlamıştı. Belki de bu yüzden bu seri beni tatmin edemedi. Yine de konu…devamıJunji ito, insanların korku, gerilim ve tiksinti duygularına gayet dokunabiliyor AMA sonu niye böyleydi?
Junji ito, benim için junji ito collectionın 2. bölümündeki uzun rüya bölümüyle hikayeciliğini kanıtlamıştı. Belki de bu yüzden bu seri beni tatmin edemedi. Yine de konu ilginç ve hikaye gidişatı iyiydi.
Spoiler:
3 cilt boyunca gizemin çözülmesini bekledim ve 3. cildin son 3 sayfasında 'he şehir yapıyomuş ya' deyip pes ettiler. Bitti kitap.
Öyle işte.