Dün akşam nöbette uykumuz kaçsın diye sevip saydığım bir abiyle beraber izleyip bir cacık anlamadığımız bir film. Anlamadığım şeyi nasıl anlatayım bilmiyorum ama kısaca şöyle ifade edebilirim: Bir manyak var hoşlandığı kadının muhabbet kurduğu herkesi yakalayıp öldürüyor.
Daniel Radcliffe reisinde baş rolde oynadığı tam tarihini ve meselenin aslını bilmesemde anladığım kadarıyla Güney Afrika'nın bağımsızlığını ve ırkçılığı konu edinen bir film. Daniel abimiz bir arkadaşıyla beraber siyahilerin korunması için içinde bir sürü belgeler olan ses bombası patlatıyor caddenin…devamıDaniel Radcliffe reisinde baş rolde oynadığı tam tarihini ve meselenin aslını bilmesemde anladığım kadarıyla Güney Afrika'nın bağımsızlığını ve ırkçılığı konu edinen bir film. Daniel abimiz bir arkadaşıyla beraber siyahilerin korunması için içinde bir sürü belgeler olan ses bombası patlatıyor caddenin belirli bölgelerinde. Yanlış anlamadıysam bunu yapmasının sebebi siyahilerin örgütlenmesini sağlayıp beyaz ırka meydan okuyup siyahilerin özgürlük kazanması. Filmde yakalanıyorlar ve iyi korunan Pretoria hapishanesinden kaçmaya çalışıyorlar. Filmde insanların canını sıkacak gereksiz ayrıntı yok ve sevişme sahnesi de yok. Sadece Daniel reisin tutuklanması sahnesinde siyahi manitasıyla vedalaşırken öpüşüyor onun dışında izleyene tövbe çektirecek bir şey yok. Daniel reis hapishane de edindiği üçüncü arkadaşını da alıp hapishane mahkumlarının yardımıyla kilitlerini kopyalayıp kaçıyorlar. Aslında konu araştırılsa bahsi geçen konuya ufak değiniyormuş gibi bir film.
Bizde "Lav Fırtınası" diye çevirdikleri güzel bir film. Kitap okumanın önemine de iyi değiniyor. Filmde onla iligili bölüm okumadığı hâlde merağından Pompei felâketi ve lavlarla ilgili sıkça kitap okuyan kızın Pompei gezisine katılan 4, 5 arkadaşını mantıklı fikirleriyle kurtarmasını konu…devamıBizde "Lav Fırtınası" diye çevirdikleri güzel bir film. Kitap okumanın önemine de iyi değiniyor. Filmde onla iligili bölüm okumadığı hâlde merağından Pompei felâketi ve lavlarla ilgili sıkça kitap okuyan kızın Pompei gezisine katılan 4, 5 arkadaşını mantıklı fikirleriyle kurtarmasını konu alıyor. Finalde ülkenin askeri kurallarını çiğneyen bir komutan her şeye rağmen Pompei müzesinde esir kalan son 5 kişiyi alıp kurtarıyor. Pompei meşhur Lut kavmi felaketinin olduğu yer.
Annesi Fransa Dükünün kızı babası asker olan bir çocuğun halasıyla tanışması sonucu yaşadıkları şeyleri anlatıyor film. Gerçekte yaşanmış mıdır bilmem. Youtubeda buldum diye izledim. Annesi asker babasıyla evlendiği zamanlar annesi dük tarafından istenmiyor. Sonra asker baba ölüyor annesi de yanlış…devamıAnnesi Fransa Dükünün kızı babası asker olan bir çocuğun halasıyla tanışması sonucu yaşadıkları şeyleri anlatıyor film. Gerçekte yaşanmış mıdır bilmem. Youtubeda buldum diye izledim. Annesi asker babasıyla evlendiği zamanlar annesi dük tarafından istenmiyor. Sonra asker baba ölüyor annesi de yanlış hatırlamıyorsam bir şeyden ölüyor. Sonra çocuk Pariste bir yetimhaneye veriliyor. Çocuğun halası çocuğu yetimhaneden alıyor ama ilk başta halası olduğunu söyleniyor sadece yeğenini evlatlık alıyor. Anlatımı kısa keseyim. Çocuk ileri ki zamanlarda kendisini evlatlık alan kişinin halası olduğunu öğreniyor ama yine de artık evlatlık olduğu için "anne" diye hitap ediyor. Dükte çocuğun torunu olduğunu öğrenince ölmeden evvel mirasının çoğunu torununa bırakıyor. Dük dedesinin mal varlığının çoğuna sahip olan çocuk sayesinde avlanma politikası gevşiyor ve herkes gül gibi geçiniyor. Filmi uzun uzun anlatmak istemedim çünkü uzun uzun anlatsam izlemek istemez kimse. Filmde fazla sakıncalı sahne yok. Yani film tutsun diye dakikalarca öpüşme sahnesi yok. Ufak tefek "kimin eli kimin cebinde belli değil" tarzı sahneler var ama videoyu ilerletip o 5 dakikadan da az kısmı atlayabilirsiniz. Filmi ailecek yada tek izleyebilirsiniz.
Bir ara Pirim Kadirov'un Son Timurlu kitabını okumuştum. Okurken kimse gülmedi söylediğime ama kendi kendime mizah yaptığımı düşünüp "Bu kitabın filmi yapılsa millet Netflix üyeliğini kapatır" diyordum. Bu kitapta Cengiz Han'ın Kağan olmadan evvel çektiği çileler, kaçıp kaçıp hakkı arama…devamıBir ara Pirim Kadirov'un Son Timurlu kitabını okumuştum. Okurken kimse gülmedi söylediğime ama kendi kendime mizah yaptığımı düşünüp "Bu kitabın filmi yapılsa millet Netflix üyeliğini kapatır" diyordum. Bu kitapta Cengiz Han'ın Kağan olmadan evvel çektiği çileler, kaçıp kaçıp hakkı arama yolları anlatılırdı. Hatta okuduğum kitap roman olduğu için Cengiz Han'ın hak yolunda bir ara kağanlıktan vazgeçtiği edebiyata merak saldığı yazardı. Yine eşi Börte vazgeçmemiş onu hayata bağlamıştı. Öncelikle film o kitaptan derleme değil. Bu filmde aynı o kitap gibi Cengiz Han'ın hayatını, savaş stratejilerini anlatıyor. Kitabı bu zamanlarda okusaydım birde bu filmi izleseydim iyi keyif alırdım. Cengiz Han'ın adaletli bir lider ve dinine düşkün olduğunu anlatan çok muhteşem bir film. Eğer imkanınız varsa "Son Timurlu" kitabını da alıp beraber izleminizi öneririm.
Çeşitli rivayetlerde Allah'ın, insanın hidayeti için iki hüccet belirlediği açıklanmıştır: Akıl ve şeriat. İmam Sâdık (a.s) Hişam'a hitaben şöyle buyurmaktadır: “Ey Hişam, Allah halka iki hüccet tayin etmiştir; zâhir hüccet ve bâtn hüccet. Zâhir hüccet Peygamberler ve İmamlardır, bâtın hüccet…devamıÇeşitli rivayetlerde Allah'ın, insanın hidayeti için iki hüccet belirlediği açıklanmıştır: Akıl ve şeriat. İmam Sâdık (a.s) Hişam'a hitaben şöyle buyurmaktadır:
“Ey Hişam, Allah halka iki hüccet tayin etmiştir; zâhir hüccet ve bâtn hüccet. Zâhir hüccet Peygamberler ve İmamlardır, bâtın hüccet ise akildir."
Rivayetin umumi oluşuna teveccühle, bu rivayete göre Allah, ahlakî değerleri teşhis etmek için insanlara iki araç sunmuştur:Akıl ve Peygamberler ile İmamlar. Buraya kadar Masumlar'ın (a.s) siyerinde hem insan aklının hemde vahyin birlikte ahlâkî değerleri, doğru ve yanlış davranışları teşhis etmede rol sahibi olduğu konusu anlaşıldı.
Şimdi şu soru akla gelmektedir: Ahlâkî değerleri teşhis etmede aklın ve vahyin birbiriyle ilişkisi nasıldır? Acaba her biri bağımsız olarak insanı doğru yola iletir mi? İmam Sâdık'tan (a.s) nakledilen rivayette bu ilişki beyan edilmiştir:
"Ilk ve esas olan, her şeyi canlandıran ve takviye kaynağı olan, sonsuz insanın hiç bir şeyden fayda sağlamayacağı şey akıldır. Allah, aklı yarattıklarına ziynet ve nur olarak bahşetmiştir. Allah'ın kulları, akılla kendilerini yaratanı ve yaratılmış olduklarını, Allah'ın baki olduğunu ve kendilerinin fani olduğunu anlayıp kavrayabilirler... Aklın vasıtasıyla iyiyi ve çirkini tanırlar ve karanlığın kökünün cehalette, aydınlığın kökünün ise ilimde olduğunu anlarlar. Bu onlara aklın yol göstermesidir. İmam'a şöyle denildi: Acaba Allah'ın kulları akılla yetinebilirler mi? İmam (a.s) buyurdu: Akıllı kimse, Allah'ın verdiği ve kıvam, ziynet, hidayet kaynağı kıldığı aklın yol göstericiliğiyle Allah'ın hak olduğunu bulur, tek yaratıcısının O olduğunu anlar. Anlar ki yaradanın hoşnut oldukları, hoşnut olmadıkları ve kulluğu olmadan bu konuları anlamayacağını bilmektedir. Eğer Allah'ın iradesine, kerahatine, kulluğunla, günahına dair ilim öğrenmezse aklının bir faydasını göremeyeceğini de bilmektedir. Bu yüzden ilmi ve edebi araştırmak - ki akıl bunlara dayalıdır - akıl sahibi için gereklidir."
Bu rivayete göre insan, aklının yardımıyla Allah'ı tanır, aynı aklı vasıtasıyla iyiyi kötüden, çirkini güzelden ayırabildiği gibi. Buna rağmen ilâhi hidayete muhtaçtır. Bu yüzden insan, aklın yardımıyla Allah'a kulluğun, günahın, emirlerin, yasakların olduğunu anlar, Allah'ın emirlerine ulaşabilmek için vahye yönelir ve peygamberler ocağı önünde talebelik için dizini yere vurur.
Alıntı: Peygamber ve Ehlibeyt'in Eğitimsel Siyeri: Ahlâkî Eğitim cilt:3 sayfa:100 el-Mustafa Yayınları
İyi olan ve beğenilen sebep (isteklendirme) nedir? İyi olan ve beğenilen sebep, Allah'ın rızasından ve Ona itaatten başka bir şeye niyet edilmemesidir. İmam Sâdık (a.s)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Allah azze ve celle buyuruyor: Ben iyi bir ortağım, bir kimse…devamıİyi olan ve beğenilen sebep (isteklendirme) nedir? İyi olan ve beğenilen sebep, Allah'ın rızasından ve Ona itaatten başka bir şeye niyet edilmemesidir. İmam Sâdık (a.s)'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Allah azze ve celle buyuruyor: Ben iyi bir ortağım, bir kimse bana yaptığı amele başkasını ortak ederse onu kabul etmem, yalnız halis olarak bana yapılanı kabul ederim."
Başka bir rivayette İmam Sâdık'ın (a.s) "Hanginizin daha güzel iş yaptığını denemek için böyle yaptı." ayetinin açıklamasında şöyle buyurdu:
"Kastedilen daha fazla amel değildir, amelin doğruluğudur. Yani Allahtan korkmak, doğru ve iyi niyet gibi... Halis amel, yaptığını Allahtan başka kimsenin övmesini istememendir".
Bu iki rivayet esasında Allah katında davranışlar, eğer doğru bir sebebe dayanıyorsa kabul buyurulur. Doğru sebep ise Allah'ın emirlerine uyma niyeti ve amelde ihlâsın ta kendisidir.
İmam Hasan Askerî (a.s) İmam Sâdık'tan (a.s) şöyle buyurduğu naklediliyor:
"Bilgisiz halk bir adamın yüceliğinden bahsediyor ve onu fazlasıyla övüyorlardı. Onu görmek istedim ancak beni tanımasını istemedim. Onu gördüğümde etrafını birçok insan sarmıştı ve sürekli onların elinden kurtulmaya çalışıyordu. Bilâhare kurtuldu ve yola düştü. Onu takip ettim. Nihayet bir fırına girdi ve fırıncı başka bir şeyle ilgilenirken iki ekmeği gizlice aldı. Kendi kendime "belki bir alışverişi vardır" diye düşündüm. Sonra bir nar satıcısına gitti ve yine fırsattan istifade ederek iki narı gizlice aldı. Şaşırdım ve yine bir alışverişinin olabileceğini, onun hırsızlık yapmaya ihtiyacı olmayacağını düşündüm. Yoluna devam etti ve bir hastanın yanına gelince iki ekmeği ve iki narı ona bıraktı. Kendisine ne yaptığını sordum. Dedi ki "yoksa sen Cafer bin Muhammed misin?". "Evet" dedim. Dedi ki: "Bu kadar bilgisizsen ailenin şerafeti ne işe yarıyor?" Dedim: " Allah'ın şu sözü hakkında ki buyurdu: "Iyi iş yapana on katı ödül verilir ve kötü iş yapana aynı ölçü de ceza verilir." Dedi: " Ben dört kötü amel işledim ve dört iyi amel. Kötü amelimin cezası dörttür ve iyi amellerimin ödülü kırk. Kötüyü iyiden çıkarsam bana otuz altı ıyilik kalır."
Ona dedim ki: " Allah seni öldürsün! Acaba Allah'ın şöyle söylediğini duymadın mı? Allah sadece takva ehlinden kabul eder. Sen iki ekmek çaldığında iki günah satın aldın ve iki nar çaldığında iki günah daha aldın. Sonra onları sahiplerinin izni olmadan başkasına verdiğin için günahlarına 4 tane daha ekledin. Yoksa dört günahın üzerine kırk iyilik eklemiş değilsin"
Alıntı: Peygamber ve Ehlibeyt'in Eğitimsel Siyeri : Ahlâkî Eğitim Cilt:3 sayfa: 98 - el-Mustafa Yayınları
Allah, kullarının arasında akıldan daha iyi bir şey taksim etmemiştir. Akıl sahibinin uykusu, cahilin geceyi uykusuz geçirmesinden iyidir. Akıl sahibinin kalması cahilin yolculuğundan daha iyidir. Allah hiç bir resulü veya nebiyi aklını kemale erdirip tüm ümmetten daha akıllı olmadan görevlendirmemiştir.…devamıAllah, kullarının arasında akıldan daha iyi bir şey taksim etmemiştir. Akıl sahibinin uykusu, cahilin geceyi uykusuz geçirmesinden iyidir. Akıl sahibinin kalması cahilin yolculuğundan daha iyidir. Allah hiç bir resulü veya nebiyi aklını kemale erdirip tüm ümmetten daha akıllı olmadan görevlendirmemiştir. Peygamberin yapmayı düşündüğü (henüz yapmadığı) tüm çaba gösterenlerin çabasından daha üstündür. Kul, Allah'ı derk (anlamadan, tanımadan) etmeden ilâhi farzları eda etmiş sayılmaz. İbadet edenlerin hiç birinin ibadeti fazilet olarak akıl sahiplerininkine ulaşmaz. Akıl sahiplerinden Allah, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle bahseder: Akıl sahiplerinden başkası zikredemez.
Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)
Kohlberg araştırma bulgularına dayanarak ahlâkî erdemlerin öğretilmesi esasına dayalı geleneksel ahlâk yöntemini reddediyor. Zira ona göre geleneksel yöntem, ahlâkî huyların erdemler toplamından müteşekkil olduğu gibi doğru olmayan bir varsayım üzerine kuruludur. Yanlış bir varsayım olduğu için iyi sıfatları teşhis etmek…devamıKohlberg araştırma bulgularına dayanarak ahlâkî erdemlerin öğretilmesi esasına dayalı geleneksel ahlâk yöntemini reddediyor. Zira ona göre geleneksel yöntem, ahlâkî huyların erdemler toplamından müteşekkil olduğu gibi doğru olmayan bir varsayım üzerine kuruludur. Yanlış bir varsayım olduğu için iyi sıfatları teşhis etmek için bir yöntem yoktur. Öğrencilere hangi sıfatların öğretileceği, hangilerinin ögretilmeyeceği açık değildir. Diğer taraftan geleneksel yöntem taraftarlarının görüşünün aksine iyi sıfatların neler olduğu konusunda fikir birliği yoktur. Bu yüzden bu görüşün sonucunda her öğretmen sosyal ve kültürel durumuna bağlı olarak kendince iyi bildiği sıfatları öğrencilere öğretecektir. Üstelik birçok kişi aynı ahlâkî erdemlere be değerlere inanmasına rağmen iş amele geldiğinde farklı davranışlar sergilemektedirler.
Kohlberg'e göre ahlâkî eğitimin hedefi erdemleri öğretmek ve tekrarlatmak değil öğrenciyi ahlâkî gelişimin aly merhalelerinden üst merhalelere taşıyabilmektedir. Elbette ahlâkî anlayışın üst merhalelelere yükselmesi sadece öğrencinin ahlâkî marifetinin neticeliğinin artması mânâsında değildir. Aksine Piaget'nin araştırmalarında ispat ettiği gibi, bir üst merhaleye yükseltmek yeni bir ahlâkî düşüncenin yapılanması mânâsındadır. Bu, önceki sorunları çözen daha karışık ahlâkî sorunların çözülmesi içinde güç veren türlerden bir yapılanmadır.
Kohlberg ahlâkî sorunlarla ilgili karşılıklı konuşma yoluyla daha önce anlatılan hedefe ulaşabileceğinin mümkün olduğuna inanıyor. Zira öğrenciler tartışırken kendi ahlâkî düşünce yapılarına (dâhil oldukları ahlâkî gelişim merhalesine) ait sorunlarla aşina oluyorlar ve bir dengesizlik hissediyorlar. Bu, onları dengeye ulaşabilmek için bir üst merhaleye geçmeye zorluyor.
Bu yöntem öğrencilerin ahlâkî yükselişlerini dillendirmek için faydalıdır. Ancak muhtelif araştırmalar, ahlâkî gelişim ve anlayışla ahlâkî davranış arasında irtibat olduğuna dair bir neticeye ulaşmıyor. Aynı şekilde Damon ve Colby, kabul edilen ahlâkî örneklere yani ahlâkî değerlere inanan hatta en zor durumlarda bile bunlara amel etmekten taviz vermeyen kimselere ahlâkî gelişimin tüm merhalelerinde rastlandığına dair rapor hazırlamışlardır. Kohlberg bu eksikliği ortadan kaldırmak için meslektaşlarının yardımıyla âdil toplum konusunu matrah etmiştir. Âdil toplumdan kasıtları şudur: Okullarda öğrencilerden oluşan bir grup oluşturulmalıdır. Bu grubun üyeleri birbirine karşı sorumlu olmalıdır. Âdil toplumun çekirdeğini, öğrencilerin her gün karşılaştıkları sorunlarına grup oturumlarında çözüm arama oluşturmaktadır. Öğrencilerin ve öğretmenlerin oy kullanmasıyla (ki oyları da eşit sayılacaktır) bu sorunlara çözüm yolu bulunacaktır. Bu yöntemin öğrencilerin ahlâkî davranışları üzerinde etkili olduğu ve daha sorunlu kıldığı gözlenmiştir.
Alıntı: Peygamber ve Ehlibeyt'in Eğitimsel Siyeri: Ahlâkî Eğitim cilt: 3 sayfa: 57