Project Hail Mary (2026) Filmi izleme sebebim tamamen puandan etkilenme kaynaklıydı. Letterbox'ta 5 üzerinden 4,3 görünce ister istemez "ulen yılın filmi galiba" diye tepki verdim ama sanırım buranın da imdb gibi cılkı çıktı ve puanlar gerçeği değil popüleriteyi yansıtıyor. Filmin…devamıProject Hail Mary (2026)
Filmi izleme sebebim tamamen puandan etkilenme kaynaklıydı. Letterbox'ta 5 üzerinden 4,3 görünce ister istemez "ulen yılın filmi galiba" diye tepki verdim ama sanırım buranın da imdb gibi cılkı çıktı ve puanlar gerçeği değil popüleriteyi yansıtıyor.
Filmin konusu basit, bir uzay yolculuğunda mahsur kalan bir adam var ve dünyaya dönmeye çalışıyor. Bunhn onlarca örneği çekilmiştir. Sanırım Hollywood'daki tüm aktörleri tamamlamadan bu temayı çekmekten vazgeçmeyecekler. Ama ben yine de değerlendirmemi ilk defa bu hikayeyi deneyimliyormuşcasına yapacağım.
Vakti zamanında aykırı fikirlerinden dolayı akademiden afaroz edilen bir bilim adamı kendi halinde ortaokulda biyoloji öğretmenliği yapıyorken yüksek rütbeli bilim insanları kendisini alıp denizin ortasında bir uçak gemisinde araştırma yapmaya davet ediyor. Amaç ise dünyanın sonu gelecekmiş de bunu önlemek için tek yolumuz tek gidişli roket fırlatıp ne olduğunu anlamaktan geçiyormuş. Yani roket gidecek ama yakıtı bittiği için geri dönemeyecek. Bunun için de 3 kişiyi görevlendiriyorlar. Giden herkes dönemeyeceğini biliyor ama dünyayı kurtaracağına olan inançları onları bu tek yönlü yolculuğa çıkarıyor ve tahmin edileceği üzere bunlardan ikisi zaten yolda ölüyor ve uyanamıyor. Suni komasından uyanan kahramanımız uzayın ortasınde bir başına ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve aslında filmimiz de bu şekilde başlıyor.
Bu başlangıç bana Passengers filmini anımsattı epey. Hatta filmin gidişatı da genel olarak benziyor. Ancak bunda Passengers'ta olduğu gibi romantik bir ilişki yerine bir uzaylıyla olan dostluk ön plana çıkarılmış. Bu açıdan bakıldığında çocuklarla izlemek için mükemmel bir film olduğunu söyleyebiliriz.
Filmin mantıksal tutarlılığına giremeyeceğim. Bana yaşananlar çok tutarlı gibi görünmüyor. İkna olmadım yani ama yine de internette araştırırsanız tutarsız olan(bilimsel olarak açıklanamayan) birçok şey bulabilirsiniz filmin içinde. Bunları bir kenara koyacaksak film bilim-kurgu'dan ziyade fantastik olmuş oluyor. Bu gözle incelersek de ben güçlü bir evren göremedim. Karakter sayısı ve evrenin dinamikleri fantastik bir film için çok kısıtlı. Tek bir karakter üzerinden ilerleyen fantastik bir film olarak bakınca ister istemez tüm bu yaşananların rüya olabileceği aklıma geliyor ve bu da benim için fantastik filmlerin zayıf gerçekliğini komple öldürüyor.
Açıkçası filmi izleme gerekçelerimden biri de Ryan Gosling'di. Sevdiğimiz bir abimizdir. Bence çok da iyi bir oyuncu değil(benzer rolleri oynuyor) ama yine de izlemesi keyifli bence. Görsel efektlere değinmek gerekirse büyülendiğimi söyleyemeyeceğim çünkü izlediğim sinema salonu pek iyi değildi. 4k kalitede daha canlı renklerle izlemek gerekir bence(burada sinema salonlarının kalitesizliğinden yakınıyorum)
Özetle film güzel. Çok yüksek beklentiyle gitmeyin ama gidin yani. Güzel film. Çoluk, çocuk ailecek de izlenir. Sevdicekle de izlenir. Tek başına da izlenir. Birkaç kez de izlenir. İzlenir yani. 7/10
Frankenstein (2025) Evet, bu filmi de izleme motivasyonlarımdan biri Oscar adayı olması ama ana motivasyon Guilermo Del Toro filmi olmasıydı. Oscar Isaac ve Chirstoph Waltz da beni izlemeye iten oyunculardandı. Tür olarak sevdiğim bir tür olmasa da(dönem filmi, fantastik) bazen…devamıFrankenstein (2025)
Evet, bu filmi de izleme motivasyonlarımdan biri Oscar adayı olması ama ana motivasyon Guilermo Del Toro filmi olmasıydı. Oscar Isaac ve Chirstoph Waltz da beni izlemeye iten oyunculardandı. Tür olarak sevdiğim bir tür olmasa da(dönem filmi, fantastik) bazen istisnalar(Del Toro) tanınabilir tabii ki.
Frankenstein'ın hikayesini biliyorsunuzdur. Maruz kalmadıysanız da en basit haliyle ölümsüzlüğü bulmak isteyen bir dahinin yoktan insan yaratması ve başına gelen olaylar diyebiliriz. Öncelikle belirtmeliyim ki önceden bilinen hikayelerin uyarlanmış filmlerini izlerken orijinal hikayeye ne kadar sadık kalındığıyla ilgilenmeyen bir insanım. Yani filmi bağımsız bir hikaye olarak izledim ve değerlendirmemi de ona göre yapacağım.
Filmin hikaye anlatıcılığını çok beğendim. Filmdeki herkes iyi-kötü belli bir motivasyonla hareket ediyor. Bu sayede filmle empati kurmak ve filmin evrenine dalmak çok kolay oluyor. Bağlam dışı olacak lakin daha yeni izlediğimden One Battle After Another filmi ile karşılaştırınca bu filmin hikaye akışını çok daha fazla sevdim. Öte yandan edebi bir altyapısı olmasından sebep filmin içinde çok güzel replikler de vardı.
"Bir fikir, bir his iyice zihnimde netleşti. Avcı kurttan nefret etmiyordu. Kurt koyundan nefret etmiyordu. Ama aralarında şiddet yaşanması kaçınılmazdı. Belki dünyanın kanunu budur diye düşündüm. Sırf kendin olduğun için dünya seni avlayıp öldürüyordu."
Şu yukardaki replik tüm filmin anlatıyor aslında. Dünyaya ölümsüzlük lanetiyle yaratılmış olan birinin yaratıcısına olan öfkesini izliyoruz. Dünyanın acı verici bir yer olduğunu ve bu acının herkes için farklı şekilde ortaya çıkabildiğini görüyoruz. Yaratıcıyla yaratılan arasındaki özür dileme ve affetme sahnesi de müthişti.
Filmde her olay aslında tam da zamanında yaşanıyordu. Daha doğrusu yaşanması gerektiği zaman yaşanıyordu. Mesela Victor'un Frankenstein'a başlangıçta duyduğu öfke ve hayal kırıklığı da gerçekti, tam sonunda öğrenmeye başladığını duymazdan gelmesi de gerçekti ve kuleyi yaktıktan sonra pişman olup geri dönmesi de gerçekti. Her şeyin sonunda özür dilemesi de tamamen yerindeydi. Madem özür dilenecek bir şey yaptı, en başında yaptığı kötülükler nasıl doğru oluyor o zaman? Oluyor işte. Kafayı bu kadar ölümsüzlüğe takmasının sebebi de var çünkü, annesi ve babası...
Çok uzatmayayım, bir şaheser izledim. Bunun ne kadar Guilermo Del Toro'ya(yani filme) ne kadarı hikayenin kendisine yazılır bilemiyorum. Müthiş bir uyarlama mı bilemiyorum. Tarihsel açıdan mantık hataları var mıdır bilemiyorum. Filmi saf olarak değerlendirdiğimde ben çok beğendim ilk uyarlamasını izlemek için de içimde bir şevk oluştu. Hatta kitabını da okumak isteyebilirim. Sinematografi güzel denilebilir ama bence ödül aldırmaz. En iyi yardımcı oyuncu ve uyarlama senaryoyu alır diyorum. Gerçi daha Hamnet'i izlemedim. Bakıcaz artık. Film güzel, izlenir. Biraz şiddet ve kanlı sahneler var. Cinsellik yok denebilir. Sevdicekle de izlenir, arkadaşlarla da izlenir, aileyle de bence izlenir. Tekrar tekrar da izlenebilir. Güzel film. 8 buçuktan 8/10 veriyorum.
One Battle After Another (2025) Oscar adaylarından olması, Paul Thomas Anderson, DiCaprio, Sean Penn, Benicio Del Toro falan derken filmi izlemek için epey sebebim vardı zaten. Beni bilen bilir(nereden bileceksiniz ki) ben filmleri izlemeden önce fragman izlemem ve konusuna çok…devamıOne Battle After Another (2025)
Oscar adaylarından olması, Paul Thomas Anderson, DiCaprio, Sean Penn, Benicio Del Toro falan derken filmi izlemek için epey sebebim vardı zaten. Beni bilen bilir(nereden bileceksiniz ki) ben filmleri izlemeden önce fragman izlemem ve konusuna çok okumam. Bunu da izlemeden önce niyeyse Vahşi Batı'da geçen bir aksiyon filmi olarak hayal etmiştim. Gerçeği alakasız tabii ki :d
Neyse filme geçelim. Film aşırı solcu alkolik bir adamın, kızını kurtarma çabasını anlatıyor. Filmin ilk yarım saati bu adamın radikal solcu olduğu dönemlerdeki olaylarını anlatıyor ama filmden o kadar kopuk ki sanki 3-5 dakikalık hızlandırılmış videolar izliyorsunuz gibi hissettiriyor. Yarım saat kadar sonra(süreyi tamamen salladım) bıyıklı DiCaprio görünüyor ve aslında film bu noktada başlıyor. PTA iyi yönetmendir tamam ama yani ben filmi böyle kurgulamazdım. Kronolojik akan filmleri daha çok seven bir insan olarak filmin ilk yarım saatini filmin içine flashback'lerle yedirmek bence çok daha akıcı bir deneyim yaratırdı.
Bu bilinçli(komik olsun diye) yapılmıştır muhtemelen ama karakterler çok karikatürize geldi bana. Hiçbirinin altında sağlam bir motivasyon yok. Kötülük olsun diye yapıyolar her hareketi ve bu da empati yapmayı zorlaştırıyor. Karakterlerin çoğu hareketinde "neden?" sorusunun cevabını bulamıyorsunuz.
Çekimleri ben beğendim. Müzikler de bence güzeldi. Sean Penn ve Dicaprio da iyiydi. İlk yarım saati saymazsak filmin tamamı akıcı ve keyifliydi bence. Üzerinde çok düşünülecek, alt metin aranacak bir film değil. Zaten ben de öyle bir insan değilim. Ama insan yine de anarşist, radikal solcu görünce bi alt metin aramak istiyor. Kaliteli ama olmamış bir film hissi bıraktı bende. Bir şeyleri yapamamışlar.
Keyifli vakit geçirmek için agalarla izlenebilir bence. Kafa bir arkadaşınız vya da sevdiceğiniz varsa da izlenebilir. Aileyle izlenmesinde bazı sahnelerden ötürü sakıncalı olabilir. Bi daha izler miyim? İzlerim heralde ya. 7/10 diyorum. En İyi Film Oscar'ını alamaz bence.
Klasik bir sporcu hikayesi. Sıfır noktasından başlayan bir gelişim, kimse tarafından destek görmeme, herkese inat çok çalışma, sporu yapabilmek için alakasız işler yapma, hırs, kararlılık, bir tutam aşk ama spordan daha önemli değil tabii ki.. Başlayan, biten, tadında bir film.…devamıKlasik bir sporcu hikayesi. Sıfır noktasından başlayan bir gelişim, kimse tarafından destek görmeme, herkese inat çok çalışma, sporu yapabilmek için alakasız işler yapma, hırs, kararlılık, bir tutam aşk ama spordan daha önemli değil tabii ki.. Başlayan, biten, tadında bir film. Bana deseler ki bir film izleyelim, genele hitap eden güzel bir film olmuş bence.
Oyunculukları iyi, hikaye akışında bazı kısımlarda abartılar olsa da sizi filmden kopartacak kadar uzaklaştırmıyor. Sinematografi fena değil. Biraz nostaljik. Bol bol amerikan propagandası. Narsistik olarak bireysel başarıya ve hazza odaklansa da alttan alttan amerikayı yücelten bir akışı var. Amerikan olsaydım belki 8-9 verirdim ama türküm ve benden maks 7 çıkar bu filme.
İzlemek için geç kaldığımı düşünüyordum lakin iyi ki çocukken izlememişim diyorum şimdi. Sebeplerini birazdan açıklarım. Filmi abimin ısrarları üzerine beraber izlemeye başladık. Abimin neden izlemem için ısrar ettiğini de film bittikten sonra anladım. Film, iyi bir film ancak daha iyi…devamıİzlemek için geç kaldığımı düşünüyordum lakin iyi ki çocukken izlememişim diyorum şimdi. Sebeplerini birazdan açıklarım. Filmi abimin ısrarları üzerine beraber izlemeye başladık. Abimin neden izlemem için ısrar ettiğini de film bittikten sonra anladım. Film, iyi bir film ancak daha iyi anlamak için 2 kez izlemek lazım. Karakterlere ve olayşara yabancıyken bir yandan filmin büyüsüne kapılıp bir yandan da filmi tanımaya çalışmak zor geliyor. Filmin süresini de göz önüne alırsak bu biraz daha zor olabiliyor.
Filme geçersek, klasik bir mafya filmi. Klasik derken, bu türün kitabını yazmış bir klasikten bahsediyorum. Oyuncular, yönetmen, müzikler vs bu filmin klasik haline gelmesinde büyük pay sahibi. Yine mafya filmlerinden alıştığımız bir çocukluk, gençlik, yaşlılık konumlarını bu filmde de görüyoruz. Hikaye anlatımı açısından çok güzel bir film. Hikaye de güzel ancak bağ kurduğumuz karakterin bu kadar kötü olması beni rahatsız etti. Filmde Noodles karakteri ile bağ kuruyoruz ancak film boyunca adamın yaptığı herhangi bir şey bana doğru gelmiyor. Bu elbette bir suç filmi ancak yine de diğer suç filmlerinde olan kötü kötü adamlarla empati kurma bu filmde olmuyor çünkü kötü adam çok kötü. En azından bende böyle oldu.
Mesela The Godfather'da ya da başka bir suç filmde ana karakter olsun ya da olmasın karakterlerin yaptığı kötü eylemlerle ilgili mantıklı bir açıklama, sebep, motivasyon bulabiliyordum ancak bu filmde hiçbir şey bana Noodles'ın kadınlara olan davranışına bahane olmadı. Filmde 2 farklı kişiye tecavüz, tecavüz girişimi, çocuk cinayeti, çocuk istismarı gibi rahatsız edici sahneler var. Ben midesiz bir insanım, kolay kolay bu tip şeylerden rahatsız olmam, zevk de almam, dümdüz izler geçerim ancak bu filmde gördüklerimden rahatsız olduğumu söyleyebilirim.
Bunlar dışında müzikleri, oyunculukları ve sinematografisi şahaneydi. Üstüne bir şeyler söylemek bile gereksiz. Bir efsane. Hikaye de vurucu bir hikaye. Anlatım biraz karmaşık. Bu yüzden de filmi ikinci kez izlemek istiyorum ama 4 saate yakın süresi beni uzaklaştırıyor. Akıcıydı tabii ama yine de zaman ayırmak lazım.
Özetle güzel bir film. Tek başına izlenmeli. Yeniden izlerim. Tavsiye ederim. Her sinemaseverin izlemesi lazım. Sevmem için en az bir kez daha izlemem lazım. Notum 7,5'tan 7/10.
Hayatımın yeni bir dönemine girdim. İnsanın hayatında bazı dönüm noktalarının olması ve bunlardan pek azını yaşarken fark edebildiğini düşünürüm. Benim modern şehir hayatını bırakıp köye yerleşmem de bu dönüm noktalarından biri ve 2-3 yıldır bugünün geleceğini hissediyordum. Son birkaç yılda…devamıHayatımın yeni bir dönemine girdim. İnsanın hayatında bazı dönüm noktalarının olması ve bunlardan pek azını yaşarken fark edebildiğini düşünürüm. Benim modern şehir hayatını bırakıp köye yerleşmem de bu dönüm noktalarından biri ve 2-3 yıldır bugünün geleceğini hissediyordum. Son birkaç yılda yaşadığım her şeyi bu geçiş dönemine bağladım. Ve şimdi, geçiş tamamlanmadı ancak köydeki ilk yalnız gecemi geçirdim. Bu köyde, bu evde doğmuitum ancak hiç bu evde yalnız bir gece geçirmemiştim. Bu film de yeni hayatımın ilk filmi oldu.
Bu filmi seçmek ne kadar doğru bir tercihti bilemiyorum ama kısıtlı imkanlar dahilinde izleyebileceğim güzel bir film olsun istemiştim ve telefon aboneliğimin bana sunduğu, daha önce hiç kullanmadığım hizmeti kullanarak iyi olduğunu bildiğim bu filmi izledim.
Film 1970'lerde geçen bir Formula 1 rekabetini anlatıyor. Kimin perspektifinden anlatıldığını başlarda kestiremiyorsunuz çünkü Hunt'a da Lauda'ya da bol bol zaman ayrılmış. İki tarafa da yakınlık hissediyorsunuz. Konuşmacı Lauda olarak görünüyor lakin posterde James Hunt daha önde. Bunlara bakarak bunun bir yarış pilotu filmi değil rekabeti anlatan bir film olduğunu anlıyoruz.
F1'e ilgim yok. Biyografi filmlerini ise başlarda sıkıcı bulsam da film bittiğinde genellikle tatmin olurum. Bu film de benim için öyleydi. Oyunculuklar şahaneydi. Filmden sonra gerçek karakterlere baktım ve neredeyse aynıydı. Cast seçimi süper olmuş. İçinde alıntı yapılası replikler de vardı. Senaryo da güzeldi ancak yine de ağızda kekremsi bir tat bıraktı. Her şey çok güzeldi de bi şey eksik ya da yanlış gibi geldi ama tam olarak çözemedim. Karakter derinliği mi desem, karakter gelişimi mi desem bilemedim ama karakterlerle bütünleşemedim. Bunda iki ana karaktere de eşit derecede yakınlaşılmasının etkisi var. Birine odaklanılsaydı benim için daha kolay olurdu. Oldu tabii, filmi de bana özel çekeceklerdi zaten :d
Filmi beğendim. Oyunculuklar ve cast seçimi güzel. Sinematik olarak da ortalamanın üstünde. Müziklerde dikkate değer bir şey yok ama kötü de değil. Hikaye gerçek zaten. Dönem filmlerine ve F1'e olan ilgisizliğimden biraz puan kırmış olabilirim. Normalde aile ile izlenebilirdi ancak bazı gereksiz sevişme sahneleri ortamda tansiyonu artırabilir :d erkek arkadaşlarla izlenebilir. Yalnız sarmayabilir belki. Bir daha izlerim. Notum 7/10
Spoiler içeriyor
Son zamanlarda izlediğim en acayip filmlerden. Filmin yüzeysel anlatımını ayrı, metaforlarını ayrı sevdim. İzlerken tamamını tek seferde anlayamamış olsam da filmden sonraki okumalarım biraz yardımcı oldu. Kafamdan uçmadan toparlamaya çalışacağım. Saat gece 04.04. Öncelikle filmi izleme sebebim büyük oranda oyuncular…devamıSon zamanlarda izlediğim en acayip filmlerden. Filmin yüzeysel anlatımını ayrı, metaforlarını ayrı sevdim. İzlerken tamamını tek seferde anlayamamış olsam da filmden sonraki okumalarım biraz yardımcı oldu. Kafamdan uçmadan toparlamaya çalışacağım. Saat gece 04.04.
Öncelikle filmi izleme sebebim büyük oranda oyuncular ve yönetmendi. Javier Bardem zaten ikonik bir aktör, Jennifer Lawrance'ı da 2 gün önce izleyip etkilenmiştim ve tekrar izlemek iyi gelir diye düşündüm. Darren Aranofsky ise bende kuşku uyandıran bir yönetmen ama önceki filmlerini ağır bulmama rağmen sevmiştim. Yine bir şans vermek istedim.
Filmi yüzeysel olarak inceleyeceğim öncelikle. Bir çift ormanın ortasında bir 3 katlı evde toplumdan izole bir şekilde yaşamaktadır ve davetsiz misafirlerin gelmesiyle ortalık karışmaya başlar. Evde yabancılar varkenki mother'ın yaşadığı rahatsızlığı iliklerime kadar hissettim. Empati yapmam hiç zor olmadı çünkü ben de konfor alanıma biri girdiğinde aşırı rahatsız olan ama bu rahatsızlığına rağmen sesini çıkarmaktan çekinen birisiyim. Kocasına da söylemekte zorlanıyor çünkü kocasını seviyor. Önce eve adam geliyor. Sonra adamın karısı. Daha sonra da iki oğlu geliyor ve evde cinayet işlenmesine kadar büyüyor olay ve tüm bunlar yaşanırken anne sadece izliyor. Filmin sonlarına doğru yaşananlar iyice kabusa dönüyor ve böyle bir kabus görseydim muhtemelen terleyerek uyanırdım, o derece korkunç. Cin min hikaye benim için. Bana bunlarla gelin.
Gelelim metaforik anlatıma. Burada temel bazı şeyleri filmi izlerken fark ettim ancak birçoğunu filmi izledikten sonra yaptığım okumalarla gördüm. Yine de aklımda kalanları anlatmaya çalışacağım. Buradan sonrası ağır bir şekilde spoiler içeriyor. Aslında yukarıda da yüzeysel olarak yaşananlardan bahsettim ama filmi izleyip yukarıdakinin spoiler olduğunu düşünüyorsanız hiç anlamamışsınız demektir.
Şimdi film aslında dinleri anlatıyor. Hatta Hıristiyanlığı anlatıyor diyebilirim. Baba dediğimiz Javier Bardem, Kutsal Ruh da Anne, yani Jennifer ablamız oluyor. Oğul dediğimiz ise tahmin edeceğiniz üzere doğan bebek, yani İsa. Baba ve Anne mutlu mesut yaşarlarken Adamın biri(Adem) Tanrı ile tanışmak için Tanrının evine geliyor. Bir süre sonra karısı(Havva) da eve geliyor. Tanrı bunların gelmesinden mutlu ve evinde ağırlamaktan mutluluk duyuyor. Ancak Adem ile Havva yasak elmayı yiyor(kristali kırıyorlar) ve cennetten(tanrının evi) kovuluyorlar. Sonra davetsiz misafirlerin oğulları (habil ve kabil) da geliyor ve kardeşlerden biri diğerini öldürüyor. Sonra bir anma töreni gibi bir şey oluyor ancak burasını anlamadım. Anne'nin çıldırmasıyla adam herkesi evden kovar ve birlikte olurlar. Sabahında Anne hamile kalır ve adama ilham gelir. Akabinde şiir kitabını(kutsal kitap) yayınlar ve karısı başta olmak üzere herkes tarafından beğenilir. İnsanlar eve akın etmeye başlar ve tanrı herkesi eve kabul eder. (bir noktaya kadar evi cennet olarak görüyordum ancak dünya olarak tasvir ediliyor sanırım) işler iyice çığrından çıkar ve insanlar evi bildiğin sömürmeye başlar. Evdeki her malı kendi malıymış gibi kullanır ya da çalar. Açgözlülük zirvededir. İşler o kadar çığrından çıkmıştır ki insanlar tanrıya taparken istemeden de olsa zarar vermektedirler. Tanrı da evinden kovmak istemez kimseyi. En nihayetinde anne doğurur ve bir erkek evlat (isa) dünyaya gelir. Tanrı onu cennetten çıkarıp insanlarla tanıştırmak istese de anne bunu istemez ancak yine de tanrı çocuğu alır ve insanların huzuruna sunar. İnsanlar ise bebeği öldürür. Anne ise bebeğin öldüğünü görünce kriz geçirip bodrum kata giderek kazan dairesindeki yakıtı boşaltıp evi ateşe verir. Evdeki herkes ölmüştür. Tanrı ve anne hariç. Tanrı en sonunda annenin içinden kristali alıp dünyayı yeniden yaratır. Bu da kıyametin birden fazla kez kopmasına atıftır.
Filmde benim yakalayamadığın çok daha fazla atıf, alegorik anlatım, metafor mevcut ancak hepsini yazmaya ne ben şu an dayanabilirim ne de o kadar bilgi birikimim var. Yukarıda yazdıklarımın birçoğunu filmi izlerken yavaş yavaş keşfettim ancak bazı kısımları anlamak için okuma yapmam gerekti. Karakterleri net bir şekilde oturtmak dışında diğer her şeyi filmden sonra anladım diyebilirim. Bu filmi tek seferde anlamak mümkün değil zaten. Ya filmden önce derin bir dini bilginiz olması lazım ya da üst düzey bir film okuma tekniğinizin olması lazım. Bende ikisi de olmadığından birkaç kez izlemem gerekecek.
Toparlamak gerekirse; filmi çok beğendim, oyunculuklar iyiydi, sinematografi iyiydi, hikaye iyiydi. Film anlatmak istediği duyguyu bana geçirebildi. Alt metni de vardı. Aileyle izlenmez. Sinefil bir arkadaşla izlenebilir, yoksa izlenmez. Tek başına izlenecek filmlerden. Katmanlı bir yapısı olduğu için tek seferde anlaşılmayabilir. Önden bir bilgi birikimi lazım. Dinlerle aram iyi olsaydı filme daha çok bağlanabilirdim sanatsal açıdan ama öyle çok da bayılmadım. Tekrar izlerim, sevdiğim arkadaşıma öneririm. Notum da 8/10. Saat de 4.42 olmuş. Yavaştan sızayım :)
Hakkımda iyi haberler :) üst üste 2 gün 2 tane filmi hiç ara vermeden izleyebildim. Mental sağlığım düzeliyor, odak sürem normale dönüyor, artık film izleyebiliyorum :) Bu filmi daha önceden izlemiş olsam da izlediğimde çok küçüktüm ve film kültürü denen…devamıHakkımda iyi haberler :) üst üste 2 gün 2 tane filmi hiç ara vermeden izleyebildim. Mental sağlığım düzeliyor, odak sürem normale dönüyor, artık film izleyebiliyorum :)
Bu filmi daha önceden izlemiş olsam da izlediğimde çok küçüktüm ve film kültürü denen bir şeyim yoktu. Yılı tam hatırlamam zor ama 2008 ya da 2009 falan olması lazım. O zamanlar şehre yeni taşınmıştık ve internetimiz yoktu. 1 adet tüplü televizyon ve abim liseye hazırlanırken alınan eğitim videolarını izleyebilmesi için 1 VCD'miz vardı. Uydumuz bile olmadığından televizyonda karasal yayınla izleyebildiğimiz 3-5 kanal dışında bir şey izlenmiyordu. Biz de(daha doğrusu kardeşlerim) o zamanlar popüler olan CD'cilerden film kiralıyorduk sürekli. Bu film de onlardan biriydi. Hatta bir film 1 liraydı. 1 gün sizde kalabiliyordu.
Nostaljimi de yaptıysam filme geçeyim. Film bi tane polisin bir feribotta gerçekleşen patlamayı araştırmasını anlatıyor. Polisi de Denzel Washington oynuyor. Süper oynamış diyemem ama rolün gerektirdiklerini yerine getirmiş. Öne çıkan bir oyunculuk, sinematografi, müzik vs yoktu. Ee peki ne bu filmi öne çıkaran şey? Konusu. Spoiler vermemek adına konusundan da çok bahsedemiyorum. O zaman bitirelim yazıyı. Şaka şaka :d
Film bir bilim kurgu filmi. Şimdiki andan 4 gün 6 saat öncesini gösterebilen bir teknoloji var. Gösteriyor ama her açıdan. Kamera vs olmasına gerek yok. Radyo dalgalarıyla hallediyorlar ama belli bir alan sınırı var vs. Hatta sesleri de alabiliyor. Nasıl diye sormayın ben de anlamadım. Kurgu işte, çok da kurcalamamak lazım. Bizim polis de bunu kullanırken şüpheleniyor ve izledikleri görüntüye lazer tutarak geçmiştekilerin fark etmesini sağlıyor ve film aslında burada başlıyor. Geçmişe müdahele edebildiğini fark eden polisimiz patlamayı da önlemeye çalışıyor. Deja vu ile ne alakası var derseniz adam görüntüleri izlerken aslında 4 gün boyunca zaman zaman kendini de izlediğinden gerçekte gördüğü şeyleri deja vu gibi hatırlıyor. Filmin adı da bu oluyor.
Filmi izledikten sonra aklıma bir şey geldi. Ben sanki bu film ile ilgili bir inceleme videosu izlemiştim daha önce. Filmler ve Filimler kanalının bir videosuydu. Şimdi tekrar izlemek istedim ama videoyu bulamadım. Net olarak hatırlamıyorum izleyip izlemediğimi ama %60 ihtimalle izlemişim gibi geliyor ama video yok. Ya sonradan silindi ya da mental problemlerim devam ediyor :d
"yazgımızı değiştirebilir miyiz?" gibi kafa açan birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Zamanda yolculuk temalı fena olmayan bir film. Ortalama filmlere 6 veriyorum, bu filmin ortalamadan bir tık daha iyi olduğunu düşünerek 7/10 diyorum. Uzun zaman sonra belki tekrar izlerim, yanımda bu filmi izlemeye hevesli biri varsa beraber izleriz, sevdiklerime tavsiye etmem, aileyle veya arkadaşlarla izlenir.
Uzun zamandır evde tek başıma bir filmi baştan sona izleyemiyordum. İzlediğim filmleri genellikle 2-3 kez bölünmüş olarak 2 günde falan bitirebiliyordum. Hayatımda bazı şeylerin değişmesiyle birlikte bunu da aşmaya çalışıyorum. Bugünü kendime tatil ilan etmiştim. Yarın bir işim yok, biraz…devamıUzun zamandır evde tek başıma bir filmi baştan sona izleyemiyordum. İzlediğim filmleri genellikle 2-3 kez bölünmüş olarak 2 günde falan bitirebiliyordum. Hayatımda bazı şeylerin değişmesiyle birlikte bunu da aşmaya çalışıyorum. Bugünü kendime tatil ilan etmiştim. Yarın bir işim yok, biraz eğlence vs derken filmi baştan sona tek seferde bitirebildim. Kafa rahatlığı lazımmış. Yapacak başka işinin olmadığını bilmek odaklanmayı artırıyormuş.
Neyse efenim, filmimiz cheese dediğimiz türden. Komik olmayan bir amerikan komedisi ama güzel vakit geçirtiyor yine de. Üstüne konuşacak çok bir şey yok. Jennifer Lawrance için 3 yıldız, kalan diğer şeyler için de 2 yeter. Totalde 5/10. Arkadaşlarıma tavsiye etmem, bir daha izlemem, hayatıma büyük bir etkisi olmadı. Daha kaliteli filmlerde görüşmek üzere.