Selamm. Mükemmel, harika ötesi, ayıla bayıla izlediğim bir filmle geldim. Şu Raf hesabımda sadece 21 filme 10 puan vermişim. Hepsini sayamam şimdi ama dolu dolu 10 puanı hak eden, gönül rahatlığıyla “bak işte bu film o 10 puana cidden layık”…devamıSelamm. Mükemmel, harika ötesi, ayıla bayıla izlediğim bir filmle geldim.
Şu Raf hesabımda sadece 21 filme 10 puan vermişim. Hepsini sayamam şimdi ama dolu dolu 10 puanı hak eden, gönül rahatlığıyla “bak işte bu film o 10 puana cidden layık” dediğim bir yapımdı.
Hayatınızdan sıkıldınız mı? Günlerinizin birbirinin aynısı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ya da vaktinizi, sıkıldığınızı bile fark edemeyecek kadar anlamsız şekilde de mi harcıyorsunuz?
Buyurun sizi bu filmle tanıştırayım. Sağlam filmdir. Çok az insanın gerçekten de yaşadığını, diğerlerininse yalnızca oksijen tüketmekle meşgul olduğunu en saf haliyle anlatıyor.
Evet, film siyah beyaz. Evet, oldukça eski bir yapım. Fakat tüm bunlar filmi sevmememe hiçbir şekilde engel olmadı. Bazı filmler hissedilir.
Ha bu arada filmi bilerek favorilerime almadım. Sorun favorim olmamasından kaynaklı değil. “En çok beğendiğin filmleri sırala” deseler kesinlikle listenin en başlarında gelir ama favorime ekleyerek değil de zaman zaman rafıma uğrayıp bana hissettirdiği güzel duyguları hatırlamak istediğimden eklemedim. (Ne kadar uzun açıklama oldu ya, neyse işte favorilerime eklemediğim bir favori filmim bu)
Konusundan kısaca bahsedeyim. (Aynen çok kısa yazmışsın, Babette) Tıpkı filmde de denildiği üzere “kahramanımız” 30 yıl boyunca aynı yerde çalışmış. Tek bir günü bile işe gitme konusunda es geçmemiş. Terfiler almış, ömrünü vermiş bu işe. Muhtemelen çocuğunun geleceğini düşünerek yemeden içmeden bir hayli miktarda para biriktirmiş. Sonra bu 30 yılın ardından bi bakmış ki, 6 ay ömrü kalmış. Mide kanseri olduğunu öğreniyor ve o zaman aslında bu 30 yıl boyunca işte yaşadığı hiçbir olayı hatırlamadığını fark ediyor. Ve akıllara şu soru geliyor; Adam 30 yıl işte geçirdiği zamanı mı hatırlamıyor yoksa aslında hiçbir şey yaşamamış mı?
Filmin ta ilk zamanlarından belli oluyor sonu. Diyebilirsiniz ki, “yav biz sonunu tahmin edeceğimiz filmi niye izleyelim¿” Haklısınız, ben de bu soruyu sorardım ama filmin anlatım tarzı, olay örgüsü öyle akıcı ki zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmıyorsunuz. Bir nevi yolculuğa çıkmışsınız gibi düşünün, evet karakterimizin 6 ay ömrü var ama bu süre zarfında ne yapabilir? Herkese gerçekten de dolu dolu yaşamak konusunda ilham olabilecek bir film. O yüzden gayet de izlenilebilir, gerekli mesajlar alınır ve bitirdikten sonra 10/10 verilir.
Filmin sadece 186 kişi tarafından izlenmesi üzücü cidden. Daha fazla keşfedilmeyi hak eden yapımlardan biri.
“İşte bu da kahramanımız. Ama şu anda onunla tanışmaya çalışmaya değmez. Sonuçta yaşadığı kendi hayatı değil, zaman geçiriyor. Diğer bir deyişle aslında gerçekten yaşamıyor.”
“Bu dünyada makamınızı korumanın en iyi yolu hiçbir şey yapmamaktır. Yaşam gerçekten de bundan mı ibaret?”
“Kendimi ölüme götüremiyorum demek istiyorum. Onca yıl hayatımda ne yaptım bilmiyorum.”
“Biz insanlar çok gafil yaşıyoruz. Yaşamın güzelliğini ancak ölümle yüzleştiğimizde anlıyoruz. Ama içimizden çok azı ölümle gerçekten yüzleşebiliyor. En kötüsü, ölenedek yaşama dair hiçbir şey bilmeyenler.”
“-Ama sizi böyle ezip geçmeleri canınızı sıkmıyor mu?
+Hayır. İnsanlardan nefret etmekle uğraşamam. Buna zamanım yok.”
Hayat kısa
Aşık olun, bakireler
Dudaklarınızın allığı solup gitmeden önce
İçinizdeki arzu dalgaları durulmadan önce
Yarını bilmeyen insanlar için,
Hayat kısadır.
Aşık olun, bakireler
Uzun siyah saçlarınız ağarmadan önce
Kalbinizdeki alevler titreşip sönmeden önce
Bugünü bir daha yaşamayacaklar için