bisi dicem benden dizi film onerisi istemeseniz olur mu cunki ben yetkin biri degilim bu konuda bok gibi tavsiyelerim vardir ve hic akillica degildir o an aklimdan geceni soylerim falan ama asla baglami dogru degildir yani lutfen
o kadar okumak istedim istedim basladim ve gerçekten yarisina zor geldim. o kadar ilgimin dışında bi kitap ki mitolojiden kusacaktim. ilgilisine guzeldir tabi ama helallesip vedalastik kirkeyle
son sahnelerde gercekten bi garip hissettim hem rahatsiz edici hem carpici. seyi anlamadim ama tum narsist oevlatlari bu filmde tam olarak aşağılık kompleksiyle karakterize edilmis Tonyi ilahlastirirken hic mi karakter okumasi yapamıyor. Sevdigi pesinden kostugu guzelim bebegim(don't call me baby…devamıson sahnelerde gercekten bi garip hissettim hem rahatsiz edici hem carpici. seyi anlamadim ama tum narsist oevlatlari bu filmde tam olarak aşağılık kompleksiyle karakterize edilmis Tonyi ilahlastirirken hic mi karakter okumasi yapamıyor. Sevdigi pesinden kostugu guzelim bebegim(don't call me baby i m not your baby) Elvira Hancockumun bile canindan bezdiriyor tavirlari.
ilk yemek masasinda karakterler o kadar itici uzak geliyor ve sonra bitisinde bir yemek masasi daha ve aetik karakterleri anlamis ve hepsinin davranisina makul sebepler bulmus biri olarak ayrildim masadan. maniac empatligim arada ise yariyo.
Film, 1953 yılında Amerika’da geçer. II. Dünya Savaşı sonrasında kadınlar, savaş dönemindeki üretken rollerinden geri çekilerek tekrar ev içi rollere yönlendirilmiştir. Bu dönem, kadınların ev kadını olmasının idealize edildiği, aile kurumunun kutsandığı ve ataerkil düzenin yeniden pekiştirildiği bir dönemdir. Wellesley…devamıFilm, 1953 yılında Amerika’da geçer. II. Dünya Savaşı sonrasında kadınlar, savaş dönemindeki üretken rollerinden geri çekilerek tekrar ev içi rollere yönlendirilmiştir. Bu dönem, kadınların ev kadını olmasının idealize edildiği, aile kurumunun kutsandığı ve ataerkil düzenin yeniden pekiştirildiği bir dönemdir. Wellesley gibi seçkin bir kadın üniversitesi bile bu normların yeniden üretildiği mekânlardan biridir. Julia Roberts’ın canlandırdığı Katherine Watson karakteri, bu sistemin dışından gelen ve düzenin işleyişini sorgulayan bir öğretmendir. Öğrencilerine sadece akademik bilgi vermekle kalmaz, onlara kendi hayatlarını kurma cesaretini de aşılamaya çalışır. Watson’ın öğrencilerine sorduğu temel soru şudur:
“Kadın olmak ne demektir?”
Evlenmek midir? Evde kalmak mıdır? Yoksa kadın, kendi yolunu seçme hakkına sahip birey midir? Filmdeki dört ana öğrenci karakteri, dönemin farklı kadınlık temsillerini yansıtır:
• Betty Warren (Kirsten Dunst): Ailesinin ve toplumun normlarına sıkı sıkıya bağlı, evliliği başarı olarak gören muhafazakâr bir genç kadın. Zamanla mutsuz bir evliliğin içinde boğulmaya başlar.
• Joan Brandwyn (Julia Stiles): Hukuk okumak isteyen parlak bir öğrenci. Fakat evlenmeyi seçer. Bu tercih onun başarısız olduğu anlamına gelmez; film burada kadının “seçme hakkını” vurgular.
• Giselle Levy (Maggie Gyllenhaal): Cinsel özgürlüğünü ifade eden ve geleneksel kadınlık rollerini reddeden bir karakter. Zaman zaman uçlarda yaşasa da kendini gerçekleştirme arzusuyla öne çıkar.
• Connie: Aşka inanan, duygusal ama pasif bir karakter. Kendini toplumun belirlediği değerlere göre tanımlar, ancak gelişmeye açıktır.
(Filmde tüm kadınlar beyaz ve üst sınıfa mensup.!!!)
Mona Lisa Gülüşü, adını Leonardo da Vinci’nin meşhur tablosundan alır. Film boyunca seyircinin zihninde şu soruyu uyandırır:
“Mona Lisa neden gülüyor?”
Filmin sonunda bu gülüş, yalnızca bir kadının gizemi değil; bir kadının içinden geçen, bastırılmış arzuların, hayallerin ve direnişin simgesi hâline gelir.
Katherine Watson’ın ardında bıraktığı etki, öğrencilerin seçim yapabilme gücünü fark etmesidir. Film, feminist hareketin temel ilkesi olan “kişisel olan politiktir” anlayışını sinematografik bir dille işler.