“Diktatörlere neden bu kadar karşısınız? Amerika’nın bir diktatörlük olduğunu hayal edin. Milli gelirin büyük bir bölümüne nüfusun yalnızca %1’i sahip olabilir. Vergi indirimleriyle zengin dostlarınızı daha da zengin edebilirsiniz. Kumar oynayıp kaybettiklerinde onlara mali destek verebilirdiniz. Fakirlerin sağlık ve eğitim…devamı“Diktatörlere neden bu kadar karşısınız? Amerika’nın bir diktatörlük olduğunu hayal edin. Milli gelirin büyük bir bölümüne nüfusun yalnızca %1’i sahip olabilir. Vergi indirimleriyle zengin dostlarınızı daha da zengin edebilirsiniz. Kumar oynayıp kaybettiklerinde onlara mali destek verebilirdiniz. Fakirlerin sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını görmezden gelebilirdiniz. Basın özgür görünür ama gizlice bir kişi ve ailesi tarafından kontrol edilebilirdi. Telefonlardan herkesi dinleyebilir, yabancı mahkûmlara işkence edebilirdiniz. Seçimlere hile karıştırabilir, savaş açmak için yalan söyleyebilirdiniz. Bütün hapishaneleri tek bir ırka mensup insanlarla doldurabilirdiniz. Kimse de bundan şikâyetçi olmazdı. Medya üzerinden insanları korkutur, onları kendi çıkarlarına aykırı politikaları desteklemeye zorlayabilirdiniz.”
The Dictator’da en dikkatimi çeken şey, Amerika’ya yapılan o ince göndermelerdi. Diktatörlük üzerinden anlatılanların aslında günümüz dünyasına, özellikle de Amerika’ya ne kadar benzediğini fark edince film daha da anlam kazanıyor. Kara mizah kullanarak bunu yüzümüze vurması bence filmin en güçlü tarafı. Güldürürken aynı anda rahatsız ediyor.
Beni en çok zorlayan kısım ise 14 yaşındaki erkek çocuklara yönelik tecavüz ve sonrasında gelen intihar göndermesiydi. Böyle ağır bir konunun bu kadar rahat bir şekilde mizahın içine sokulması gerçekten sarsıcıydı ve filmin sınırları bilerek zorladığını düşünüyorum.
Aladeen ile aktivist kadın arasındaki ilişki de bana pek inandırıcı gelmedi. Gerçekten bu kadar kötülük yapan birinin sevgiyle değişmesi mümkün mü, ya da böyle bilinçli birinin onunla evlenmesi ne kadar gerçekçi, emin değilim. Ama sanırım film burada da bizi düşündürüyor.Genel olarak The Dictator, sadece güldürmek isteyen bir komedi değil kara mizah üzerinden ikiyüzlülüğü, gücü ve “normal” sandığımız şeyleri sorgulatan bir film. Bence asıl amacı da bu.
Filmde komik bulduğum çok yer vardı. Hem eğlendim hem düşündüm.🙂↕️
Arthur ve Minimoylar benim için tam bir çocukluk filmi. CD’leriyle büyüdüm, o yüzden yeri bende gerçekten ayrı. Masalsı dünyası, renkli karakterleri ve o macera hissi her izlediğimde çocukluğuma götürüyor. Sadece bir animasyon değil, benim için bir anı.✨🥲 Küçükken hem gerçek…devamıArthur ve Minimoylar benim için tam bir çocukluk filmi. CD’leriyle büyüdüm, o yüzden yeri bende gerçekten ayrı. Masalsı dünyası, renkli karakterleri ve o macera hissi her izlediğimde çocukluğuma götürüyor. Sadece bir animasyon değil, benim için bir anı.✨🥲
Küçükken hem gerçek insanların hem de animasyonun iç içe olmasına bayılmıştım.
not: ara ara açıp izlediğim bir film
Bu filmin birincisi çok güzeldi, bunu pek beğenmedim ama birincisini rafa eklememişler, üzüldüm. 🥲İlk film çok eğlenceliydi ve Lindsay Lohan oynuyordu🤓🤘🏻🤌🏻✨. Benim Lindsay aşkımı bilen bilir✨✨✨✨✨✨
Yanlışlıkla yeniden hayata dönen üç cadı kardeş bir geceliğine ortalığı karıştırıyor. Onları durdurmaya çalışan birkaç çocuk, konuşan bir kara kedi ve bolca komik sahne var. Kısaca büyü, kaos ve eğlence dolu bir macera. Ben filmi çok sevdim. Aşırı eğlenceliydi. Erkek…devamıYanlışlıkla yeniden hayata dönen üç cadı kardeş bir geceliğine ortalığı karıştırıyor. Onları durdurmaya çalışan birkaç çocuk, konuşan bir kara kedi ve bolca komik sahne var. Kısaca büyü, kaos ve eğlence dolu bir macera.
Ben filmi çok sevdim. Aşırı eğlenceliydi. Erkek arkadaşımla geçen Noel’de izlemiştim. İzlerken sürekli güldük. 🤓🤌🏻
Bence hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap ediyor 🪄✨ Şu aralar açıp izlenecek bir film.🤘🏻
not: Sarah Jessica Parker oynuyor 🙂↕️🤌🏻
Benim açımdan Dexter, Rita’nın hayatta olduğu ilk dört sezonda çok daha güçlü ve keyifliydi. Rita’nın ölümünden sonra dizinin duygusal dengesi bozuldu ve hikaye yer yer zorlama gelmeye başladı. Bu düşüşe rağmen Lumen’ın dahil olduğu sezon, travma ve intikam temasını daha…devamıBenim açımdan Dexter, Rita’nın hayatta olduğu ilk dört sezonda çok daha güçlü ve keyifliydi. Rita’nın ölümünden sonra dizinin duygusal dengesi bozuldu ve hikaye yer yer zorlama gelmeye başladı. Bu düşüşe rağmen Lumen’ın dahil olduğu sezon, travma ve intikam temasını daha etkileyici işlemesiyle diziye kısa süreli de olsa yeniden bir soluk getirdi. Ancak Lumen ayrıldıktan sonra anlatı tekrar gücünü kaybetti. Yine de tüm bu iniş çıkışlara rağmen Dexter, atmosferi ve karakterinin etkisiyle benim için hala kendini izleten, çok sevdiğim bir yapım.💉🩸
not= Rita’nın ölümü beni gerçekten çok etkilemişti. O an dizide bir şeylerin geri dönülmez şekilde değiştiğini hissettim. Sanki Dexter’ın dünyasındaki son masum parça da orada gitti.
🐈⬛ Sabrina the Animated Series benim en sevdiğim çizgi filmlerden. Tatlı cadılık dünyası, Salem’in efsane replikleri ve o sıcacık havasıyla çocukluğumun favorilerindendi. Ne zaman hatırlasam içim ısınıyor izlerken kendimi çok iyi hissettiren çizgi filmlerden 😜😜
How to Get Away with Murder, beni ilk bölümden yakalayan dizilerden. Annalise Keating’in dersleriyle başlayan hikaye bir anda cinayetlere, yalanlara ve sırlarla dolu bir kaosa dönüşüyor. Hukukla psikolojiyi bu kadar iç içe ve sürükleyici anlatmasını çok sevdim. Karakterlerin gri halleri…devamıHow to Get Away with Murder, beni ilk bölümden yakalayan dizilerden. Annalise Keating’in dersleriyle başlayan hikaye bir anda cinayetlere, yalanlara ve sırlarla dolu bir kaosa dönüşüyor. Hukukla psikolojiyi bu kadar iç içe ve sürükleyici anlatmasını çok sevdim. Karakterlerin gri halleri ve sürekli ‘şimdi ne olacak?’ hissi diziyi bağımlılık yapıcı kılmış🙂↕️
Özellikle ilk sezon var ya, su gibi akıyordu. Hukukla psikolojiyi bu kadar iç içe ve sürükleyici anlatmasını çok sevdimm🤌🏻🤘🏻🤓
Kanıt… Adli psikolog olmak isteyen herkesin baştan sona izlemesi gereken bir dizi bence. En sevdiğim bölüm, üniversitede duvarlara asılan kesik jiletli fotoğraflar üzerinden ilerleyen vakaydı. İlk bakışta sadece ürkütücü bir görüntü gibi duran şeyin arkasından, gençlerin psikolojisi ve dikkat çekme…devamıKanıt… Adli psikolog olmak isteyen herkesin baştan sona izlemesi gereken bir dizi bence. En sevdiğim bölüm, üniversitede duvarlara asılan kesik jiletli fotoğraflar üzerinden ilerleyen vakaydı. İlk bakışta sadece ürkütücü bir görüntü gibi duran şeyin arkasından, gençlerin psikolojisi ve dikkat çekme ihtiyacı çıkıyordu. O bölümde suçtan çok insan ruhunun kırılganlığını görmek beni etkilemişti.
Ve tabii ki Sevil Atasoy… O sakin anlatımı ve bilimsel duruşuyla diziyi benim için unutulmaz yapan isimdi.🤓🤘🏻