Spoiler içeriyor
Ölümün bile tüketim malzemesi haline gelmesi ve onun dahi pazarlanacak bir ürün olarak görülmesi çok çarpıcı bir dille anlatılmış. Öyle ki insanların kapıldığı umutsuzluk hali sorgulanmaya bile değer görülmeden intiharla sonuçlanıyor. Üstelik bu, mevcut sistemin normali haline gelmiş; yaratıcı fikirler…devamıÖlümün bile tüketim malzemesi haline gelmesi ve onun dahi pazarlanacak bir ürün olarak görülmesi çok çarpıcı bir dille anlatılmış. Öyle ki insanların kapıldığı umutsuzluk hali sorgulanmaya bile değer görülmeden intiharla sonuçlanıyor. Üstelik bu, mevcut sistemin normali haline gelmiş; yaratıcı fikirler ve nesnelerle desteklenir olmuş. Tüketim toplumunun geldiği son durumla birlikte aile bağları zayıflamış, duygusal yakınlık yok denecek kadar azalmış.
Kitap bunları kara mizah ögeleriyle anlattığı için asla sıkılmadan okudum. Beni hem güldüren hem de rahatsız eden pek çok kısım oldu diyebilirim. Kara mizah türünde mini dizi izliyormuş hissine kapıldım bazen. Kitabın alt metni bir yana; türü, üslubu ve kullandığı metaforlar kitabı başka bir yere taşımış. Asıl mevzu dümdüz anlatılsaydı belki bir belgesel havası verirdi, daha anlaşılır olurdu ama herkesin dikkatini çekmezdi sanıyorum ki. Sırf bu yüzden bile zekice kurgulanmış bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Alan. Daha açık anlamıyla "umut" diyebilirim sanırım. Sistemin ya da koşulların getirdiği tüm olumsuzluklara rağmen yaşama tutunmak için itici bir gücü, yani umudu temsil ediyor aslında Alan. Hiçliğe kapılıp giden aile üyeleri memnun değil ondan, öyle ki yanlarından uzaklaştırmak istiyorlar ama o zaman da onsuz yaşam tatsız geliyor. Ondan kalanlarla bir nebze avunmaya çalışıyorlar. Alan'dan rahatsızlık duyma sebepleri Alan'ın konfor alanlarına müdahale etmesi aslında. Umudu temsil eden Alan, konfor alanlarından çıkmayan aile üyelerini eyleme zorluyor. Rahatı bozulsun istemeyen aile üyeleri onu kendinden uzaklaştırmaya çalışsa da, onsuz da yapamıyor. Tıpkı insanların umut olmadan yaşamaya devam edememeleri gibi.
Alan, ona inanan inanmayan herkese devam etmek için bir yol açıyor aslında. Onun sayesinde; yeme gereksinimini bile yerine getirmeye gerek duymayan Vincent resim çizmeye başlıyor, kendisini çirkin bulan ve kimsenin kendisini sevmeyeceğine inanan Marilyn aşık olduğu kişiyle aile kuruyor, kendisini sevmeyen ve intihar etmek isteyen kadın aynadaki haliyle barışıyor. Ve Alan görevini yerine getirdiğini anladığı anda intihar ediyor. Bu kısım tadımı epeyce kaçırdı başlarda. Mutsuz son olacağını hissettim aslında. Ama son birkaç cümle kalınca mutlu bitecek hissinin verdiği rahatlamanın ardından gördüğüm son iki cümle beni oldukça şaşırttı, üzdü. Umut da öldüyse geriye ne kaldı diye düşündüm. Her şey boşuna gibi geldi. Ama sonra umudun ardından kalanlara bakınca farklı bir perspektif kazandım. Sistem, koşullar, mevcut durum, umudu bile öldürebilir; ama umudun kalıntıları yaşamaya devam eder. Umut, bizi yaşamaya iten güç, devam etmemiz için sahip olmamız gereken yegâne şeylerden biri. Ama ona ihtiyacımız kalmadığında bizden gider, biz de ondan kalanlarla yaşamaya, mücadele etmeye devam ederiz.
Başka bir bakış açısıyla Alan'ın intiharı, umudun ölmesi değil biçim değiştirmesi olarak da düşünülebilir. Yani Alan'ın intiharı aslında bir ölüm değil, bir dönüşümdür. Umut fiziksel olarak artık mevcut olmayabilir, ama artık fikre dönüşmüştür ve fikir olarak var olmaya devam eder. Bu da yine insanı yaşama iten bir güçtür, tıpkı umut gibi.
Belki de yazar daha karamsar bir bakış açısıyla baktı ve mevcut sistem tüm çabaya rağmen umudu bile öldürür dedi, bilemiyorum. Ben daha pozitif yaklaşmaya çalıştım. Daha farklı perspektiflerle yaklaşmak da mümkün elbette. Bence bu da kitabın kalitesini ortaya çıkaran bir başka unsur. Ben de başka bir zamanda okusam daha farklı algılardım belki de, kim bilir.