Elizabeth Olsen’ın başrolde olduğu His House (ya da Olsen’ın o tekinsiz, paranoit havasını düşününce Martha Marcy May Marlene) tam bir zihin bükücüydü. Filmi genel olarak beğendim, izlerken gerçekten şok olduğum, 'Yok artık!' dediğim ama aslında flaşback sahneler oldu. hakkını vermek…devamıElizabeth Olsen’ın başrolde olduğu His House (ya da Olsen’ın o tekinsiz, paranoit havasını düşününce Martha Marcy May Marlene) tam bir zihin bükücüydü.
Filmi genel olarak beğendim, izlerken gerçekten şok olduğum, 'Yok artık!' dediğim ama aslında flaşback sahneler oldu. hakkını vermek lazım, kurguda bazı sahne geçişleri o kadar hızlı ve karmaşıktı ki bir an durup 'Biz bu sahneye ne zaman geldik, arada ne kaçırdım?' diye kafamın karıştığı çok an oldu.
Baş karakterin zihinsel yapısı zaten başlı başına bir labirent gibiydi. O karmaşayı ve paranoyayı hissetmemek mümkün değil. Final ise tam bir bilmece gibi bitti; yönetmen filmi net bir bağlamda bitirmek yerine resmen kararı bizim hayal gücümüze bırakmış. Genel olarak atmosferiyle, kafa karışıklığıyla ve şaşırtıcı anlarıyla kendini izleten, bittikten sonra da üzerine düşündüren garip ama güzel bir deneyimdi."
Not: Elizabeth Olsen'ın bu tür psikolojik gerilim/paranoya temalı filmlerindeki (örneğin Martha Marcy May Marlene) o tekinsiz havayı ve karakterin zihinsel karmaşasını anlatırken tam olarak hissettiğin bu 'yön kaybı' duygusu bence filmin atmosferine harika uyum sağlıyor! Ayrıca John Hawkes in de oyunculuğunu beğendim.
bu film daha ilk sahnesinden itibaren resmen içine çekiyor. farklı ve güçlü bir yapım. Günümüz dünyasında bağımlılık denince akla sadece klasik şeyler geliyor olabilir ama film, modern dünyadaki bağımlılıkların insana neler yapabileceğini o kadar gerçekçi ve etkileyici işlemiş ki... İlacından…devamıbu film daha ilk sahnesinden itibaren resmen içine çekiyor. farklı ve güçlü bir yapım.
Günümüz dünyasında bağımlılık denince akla sadece klasik şeyler geliyor olabilir ama film, modern dünyadaki bağımlılıkların insana neler yapabileceğini o kadar gerçekçi ve etkileyici işlemiş ki... İlacından televizyonuna, hayallerinden alışkanlıklarına kadar insanın nasıl adım adım bir bataklığa sürüklendiğini iliklerine kadar hissediyorsun. Filmin temposu, kurgusu ve kamerasının o sürekli takibi ritmi hiç düşürmüyor.
"Aga bu film başka bir seviye, izlediğim yüzlerce film arasında direkt efsane kategorisine girdi. Ama öyle 'patlamalar olsun, helikopterler uçuşsun, aksiyon aksın' kafasıyla açacak olan hiç bulaşmasın. Bu bir Hollywood aksiyonu değil, insanlığın dibe vuruşunun saf simülasyonu. Hani bizim millet…devamı"Aga bu film başka bir seviye, izlediğim yüzlerce film arasında direkt efsane kategorisine girdi. Ama öyle 'patlamalar olsun, helikopterler uçuşsun, aksiyon aksın' kafasıyla açacak olan hiç bulaşmasın. Bu bir Hollywood aksiyonu değil, insanlığın dibe vuruşunun saf simülasyonu.
Hani bizim millet sosyal medyada, kahve geyiklerinde gaza gelip 'Savaş Türk’ün düğünüdür' falan diye slogan atıyor ya... Bırakın düğünü, şu filmi baştan sona bir kez izleyen kabuk bir daha 'savaş' kelimesini ağzına alırken iki kere düşünür. Hatta o cümleyi kuran adamın yüzüne direkt bu filmi açıp koyacaksın; bakalım o vahşeti, çocuk yaştaki bir insanın gözlerindeki çöküşü ve ruhen nasıl yok olduğunu gördükten sonra hâlâ aynı rahatlıkla 'düğün' diyebiliyor mu?
Come and See, aksiyon değil, saf bir travma. Bir savaşın 'havalı' hiçbir yanının olmadığını, sadece çamur, kan ve katıksız dehşet olduğunu insanın suratına tokat gibi çarpıyor. Efsanedir ama bir daha izlemeye yürek ister mi, işte orası meçhul."
Film boyunca Valérie’nin kendi sınırlarını zorlamasını, bazen bile bile yanlış yollara girmesini ve o toksik ilişkinin içinde kendini yıpratmasını izlemek insanı yoruyor. Cinselliği veya özgürlüğü ararken aslında ne kadar savrulduğunu görüyorsun. Ama filmin sonunda o dip noktadan çıkıp kendi değerini…devamıFilm boyunca Valérie’nin kendi sınırlarını zorlamasını, bazen bile bile yanlış yollara girmesini ve o toksik ilişkinin içinde kendini yıpratmasını izlemek insanı yoruyor. Cinselliği veya özgürlüğü ararken aslında ne kadar savrulduğunu görüyorsun. Ama filmin sonunda o dip noktadan çıkıp kendi değerini anlaması, sınırlarını çizmesi ve nihayet ayağı yere basan, ne istediğini bilen bir kadına dönüşmesi içimi ferahlattı. Yani hikayenin başındaki o karmaşadan sonra sonunda 'doğru yolu' bulduğunu ve hayatının direksiyonunu gerçekten eline aldığını görmek filmi benim için tatmin edici bir sonla kapattı. Bütün o sancılı süreç, en azından anlamlı bir farkındalıkla bitti."