Günler masumane içtenliğini kaybetmeye aşinayken zamanın en ıstıraplı gecelerinden yine birinde bir takvim sayfasını en son ne zaman yırttığımı düşünüyordum. En son ne zaman bir çentik atılmıştı o yapraklara diye havsalamı kurcalarken, bir noktada beliriyor içimdeki telaşın kuru gölgesi. Bir…devamıGünler masumane içtenliğini kaybetmeye aşinayken zamanın en ıstıraplı gecelerinden yine birinde bir takvim sayfasını en son ne zaman yırttığımı düşünüyordum. En son ne zaman bir çentik atılmıştı o yapraklara diye havsalamı kurcalarken, bir noktada beliriyor içimdeki telaşın kuru gölgesi.
Bir şeylerin yerinde olmayışına artık alışmıştım.
Artık bir şeylerin boşluğu beni rahatsız etmiyordu çünkü o koca boşluğa yeterince anlam yüklemiştim.
Sahi cümleleri güzelleştireyim kaygısıyla kurulduğum birçok güzelliğin aldatıcılığı şuan nerede?
"İçimde, içimde ve içimde o taşırdığı şey."
17 Kasım, Müstesna.
Film ne zamandır ilgimi çeken transhumanizm noktasını da ele alan bir yapım olduğu için filmi daha dikkatli gözlerle izlemeye çalıştım. Açıkçası filmin işleyişi ve senaryosu bana geçmedi.Yani bir filmin sonuna doğru merak duygusunun artmasını isteriz ancak bu filmde o duyguyu…devamıFilm ne zamandır ilgimi çeken transhumanizm noktasını da ele alan bir yapım olduğu için filmi daha dikkatli gözlerle izlemeye çalıştım.
Açıkçası filmin işleyişi ve senaryosu bana geçmedi.Yani bir filmin sonuna doğru merak duygusunun artmasını isteriz ancak bu filmde o duyguyu pek yakalayamadım.
Genel olarak vasat bir filmdi beğenmedim.
Ve sen de hiç değişmemişsin. Hâlâ o aynı hafif parfüm. Hâlâ aynı tebessüm, Hiçbir şey söylemeden çok şey anlatan. Hayır, hiç değişmemişsin. Seni korumak istedim. Sana bakmak, ait olmak istedim. Sana geri dönmek istedim Julio Iglesias - Je n'ai pas…devamıVe sen de hiç değişmemişsin.
Hâlâ o aynı hafif parfüm.
Hâlâ aynı tebessüm,
Hiçbir şey söylemeden çok şey anlatan.
Hayır, hiç değişmemişsin.
Seni korumak istedim.
Sana bakmak, ait olmak istedim.
Sana geri dönmek istedim
Julio Iglesias - Je n'ai pas changé
İçinden geçenleri anlatırken ona bakmadan konuşması... O an herkesin konuşmak istediği ve hayal ettiği biri vardır. Burada ki o burukluk ve o geç kalınmışlık hissi insanı çepeçevre sarıyor. Hayat belki de ifade edemediklerimizdir. Belki de yollar kaçışımızın en iyi dostlarıdır.…devamıİçinden geçenleri anlatırken ona bakmadan konuşması...
O an herkesin konuşmak istediği ve hayal ettiği biri vardır.
Burada ki o burukluk ve o geç kalınmışlık hissi insanı çepeçevre sarıyor.
Hayat belki de ifade edemediklerimizdir.
Belki de yollar kaçışımızın en iyi dostlarıdır.
Belkiler bitmiyor, beklemek zor birini beklemek daha zor ve biriyle tekrardan karşılaşmayı düşünmek daha zor belki de bunları düşünmemek gerek..
Yanlış suların içinde yüzmektense yem olmak mı gerek diye bir ikilem etrafında dönüp dolaşıyor muyuz?pek de haksız sayılmayız..?
Filme dair bu söz herkesin tırnak içerisinde hafızalarına kaydettiği sözlerden olmuştur büyük ihtimalle,
" Onu görmeyi o kadar çok istiyordum ki, artık hayal etmeye bile cesaret edemez oldum. "
Çok şey söylerim de sonra aklıma bu söz gelince,
"Söyleyene değil dinleyene bak sen"
O kişiyi bekliyorum o gelince konuşacağım.
Asıl söyleyemediklerimi belki de yüzüne hiç bakmayacağım anlatırken aynı o sahne gibi.
Belki de..
Film hakkında çok şey yazmak istesem de bazen susmak istiyor insan. Çünkü sözlerin uçup gideceği ve bir yere konmama ihtimalini artık göz ardı edemiyorum. Birkaç alıntı ve birkaç söz pekiştirip kaçayım. Yalnız kalacağım kalabalığın içinde bile hiç yapamayacağım seni, hiç..."…devamıFilm hakkında çok şey yazmak istesem de bazen susmak istiyor insan.
Çünkü sözlerin uçup gideceği ve bir yere konmama ihtimalini artık göz ardı edemiyorum.
Birkaç alıntı ve birkaç söz pekiştirip kaçayım.
Yalnız kalacağım kalabalığın içinde bile hiç yapamayacağım seni, hiç..."
"Senin yanında hiç böyle hissetmedim ki, hissettirmedin ki."
"Hep ben konuşuyorum bir kere de sen konuşsana."
"Mutlu olma çabasızlığını beğeniyorum."
"Seninle bakışmak ve seninle konuşmak güzel "
"İşte geldi beklediği...
O olmazsa bile mutlu olmak için neden bu kadar zahmet?
Pişman olmamak yaptığın hiçbir şeye ve yapmadığın her şeye pişmanlık duymak.
Bizim gibi yaşamak düşünmeden sadece yaşamak,
Ölmemek hele mutluysa."
"Ruhum zarif renklere bürünür korkusundan."
"Bende yalnızlık güzel, ben ve başkaları güzel değil."
"Bir hiç için ya silahına ya da kalemine sarılmak ve ancak duya duya yazmak."
"Aradığının ben olduğunu gözlerinde görüyorum."
Biraz fazla oldu, fazla biraz...
Bu mısraları da bırakıp gideyim...
"Kaç vakit oldu bekliyorum seni
Zamanın dar kalıpları işlemiyor sana"
-Sine-i İhtisas
Herkes izlemesin zira herkesi anlatmıyor.
Sadece bekleyenler izlesin.
#Küpem# İnsanlar bir şeyleri eleştirirken önce kendinde bir hak görür. Meselâ vergi verdiği için bir çok şeyi eleştirir. Siyasetçilerin lükslerini falan... Fakat konu Cumhuriyeti kuran büyüklerin lükslerine gelince kimse laf etmez. Onlara bu şatafat hak görülür. Onlara bu şatafatı ve…devamı#Küpem#
İnsanlar bir şeyleri eleştirirken önce kendinde bir hak görür. Meselâ vergi verdiği için bir çok şeyi eleştirir. Siyasetçilerin lükslerini falan...
Fakat konu Cumhuriyeti kuran büyüklerin lükslerine gelince kimse laf etmez. Onlara bu şatafat hak görülür. Onlara bu şatafatı ve lüksü hak görmesem bile onları eleştirecek hakkı da kendimde görmüyorum. Hele ki vergi vermekle.
Dedemin dedesi 16 yıl askerlik yapmış, vücudunda bir sürü savaş yarası. Babamın dedesi uzun süre askerlik yapıp en son Sarıkamış harekâtı için çağrılıp Erzurum'a kadar gitmiş. Kardeşinin birisi Yemen'de kalmış.
Babamın dedesi Mustafa Çavuş Erzurum'dan döndüğünde sülalesinde kendinden sonra hayatta kalan en büyük kişi amca oğlu Kazak Ali 19 yaşındaymış. Hepsi yetim, gariban.
Rahmetli babannem dedem askerde iken başını örtmek için örtü almaya gittiğinde faizle ancak alabilirsin demiş topraklarımızı istilâ eden dönmelerin büyüğü. Odun yapmak için diktiği akasya fidelerini söktüklerinde geri almak için canını ortaya koymuş.
Bu adamların dehşet bir yoksulluk içinde kalmış olmaları bir yana dönmeliğin imkânlarından faydalanarak şehitleri olmayan aileler nüfus ve nüfuzları sayesinde Siyonist istilacılar gibi topraklarını ellerinden almışlar: Zorbalayarak, kışkırtarak, kandırarak...
Şimdi vergi verdiği için her şeyi eleştirme hakkını kendinde görenlere bakınca, ömürlerini, ailelerini, topraklarını adamış dedelerimizin haklarını düşünüyorum.
Benim bu topraklar için ödediğim bedel paşalarımızı eleştirmeye elbette yetmez. Onların balolarını, lüks hayatlarını eleştirecek bir bedel ödemedik belki de hiçbir zaman bizim kuşak ödemeyecek. Fakat dedelerimizin, ninelerimizin ödediği bedelin zekatı bile fazla gelir.
Bana onlardan kalan en büyük hatıra o dede ve ninelerimizin pula vurulmayan fedakârlığı, hiçbir para ile ödenmeyecek çileleridir.
Ben vatanımı, hayatımı, semalarda dalgalanan bayrağımı ve yankılanan ezanımı yalnızca ve yalnızca muzaffer olduktan sonra bile mugalib bir hayat süren atalarıma borçluyum. Bu borçla ve bu borcu tam bir şuurla dimağımda tadarak ölmek istiyorum.. O insanların ruhuma bıraktığı hatıranın üstündeki tek güç Allah'ın hükümleridir.
Bu borcu inkâr etmeyen hiç kimse, hiçbir siyasi hezeyana kapılmaz. Bu milli ruhtan ve şuurdan başka kahraman aramaz ihtiyaç da duymaz.
Muzaffer olduktan sonra bile hayatını mugalib sürdüren o insanların kendilerini adadıkları hassasiyetin dışında hiçbir şeyden bu ülkeye hiçbir hayır gelmeyeceğinden adım kadar eminim. O yüzden bu hassasiyete zıt hiçbir şeyi savunmuyorum. Borcumu inkâr edip kendime başka alacaklı peşinde koşmayacağım.
Olgun VERİM
Filmi anlatarak bir ön yargı oluşturmak istemem. Ki bu iletiyi gören birçok kişi filmi biliyordur. İnsan oluşumuzu,aciz oluşumuzu, önyargılı oluşumuzu film her sahnesinde düşündürüyor. Az önce birçok şey yazdım ancak silme gereği hissettim. Çünkü 12-0 Eee yani? Sonucu söyle diyorsunuz,…devamıFilmi anlatarak bir ön yargı oluşturmak istemem.
Ki bu iletiyi gören birçok kişi filmi biliyordur.
İnsan oluşumuzu,aciz oluşumuzu, önyargılı oluşumuzu film her sahnesinde düşündürüyor.
Az önce birçok şey yazdım ancak silme gereği hissettim.
Çünkü 12-0
Eee yani?
Sonucu söyle diyorsunuz, boşverin artık bir önemi yok...
İyi seyirler herkese.
Ne zamandır film izlemeyişime değecek bir film olması beklentileri ile Gattaca'ya başladım.Film yapım yılına rağmen son derece kaliteli bir yapım olduğunu söyleyebilirim.Genel olarak biraz konudan bahsettikten sonra bana bıraktığı etkiden bahsetmek istiyorum. Filmde mükemmel genetik ve normal yani onlara göre…devamıNe zamandır film izlemeyişime değecek bir film olması beklentileri ile Gattaca'ya başladım.Film yapım yılına rağmen son derece kaliteli bir yapım olduğunu söyleyebilirim.Genel olarak biraz konudan bahsettikten sonra bana bıraktığı etkiden bahsetmek istiyorum.
Filmde mükemmel genetik ve normal yani onlara göre kusurlu genetik halkalarıyla bezeli iki tip insan var.
İşte tam o sırada kusurlu(Freeman) kardeşimiz hayalini gerçekleştirmek üzere her bir genetiğinin kimliğine meydan okuyarak adeta olasılık bilimine ve maksimum potansiyel söyleminin palavra olduğunu gösterircesine mükemmel ancak engelli birinin(jerome) kimliğinin yerine geçerek(o sırada girdiği ameliyatlar var bazı kusurlarını kapatması için) hayalini gerçekleştirmek için adım atıyor.
Bundan sonrasını size bırakayım.Hissettiklerimden bahsedeyim.
İşte bu noktada freeman imkansız diye bir şeyin olmadığını sayılarla yazılmış kodların tek bir faktör olmayacağını gösteriyor.
İzlerken şu noktaya vardım yani mükemmel olan insanların bir şeyleri zorlama hissiyatına hiçbir zaman erişemeyerek gerçek bir başarıya sahip olamayacağını farkediyor insan.Çünkü bir şeyin yapılabileceği belli olduktan sonra insana ket vuruluyor aynı şekilde yapılmayacağı da bu sözüm daha çok yapılamama durumuna ithaf edilmiştir.
Belki de asıl engel tam da orada başlıyor o hep bahsedilen zincirler o dört duvar tam da o sırada devreye giriyor.
Ancak Freeman'ın kusurlarına rağmen yere de düşse vazgeçmemesi belki de asıl kusurun asıl engelin insanın zihninde başladığını gösteriyor.
Filmde şu diyalogda Freeman asıl mükemmel olanın ne olduğunu gözler önüne seriyor;
"-Bunların herhangi birini nasıl yapabiliyorsun?
-Bunun için geç artık karşı kıyıya daha yakınız.
-Tanrı aşkına, boğulalım mı istiyorsun?
-Nasıl başardığımı bilmek istiyor musun?
-Evet.
- İşte böyle yaptım Anton geriye dönüş için hiç enerji ayırmadım."
Ha unutmadan Irene ile yaşadıkları da ayrı bir tat bırakıyor.O sahnelerde ki diyaloglar da kaliteliydi ve güzeldi. Genel olarak film durağan bir anlatıma sahip olsa da karakterler ve diyaloglar güzel doldurulmuş ve kurgulanmıştı bu da seyir zevkini artırıyor. Neyse sözü daha fazla uzatmayalım herkese iyi seyirler.