Türk filmlerindeki en iyi 5 sahne : 1. Babam ve Oğlum: Sadık ve babası yüzleşme 2. Muhsin Bey: Ali Nazik ile Muhsin Bey yüzleşme 3. Bir Zamanlar Anadolu’da: Muhtar sahnesi 4. Selvi Boylum Al Yazmalım: Sevgi neydi? 5. Masumiyet: Bekir’in…devamıTürk filmlerindeki en iyi 5 sahne :
1. Babam ve Oğlum: Sadık ve babası yüzleşme
2. Muhsin Bey: Ali Nazik ile Muhsin Bey yüzleşme
3. Bir Zamanlar Anadolu’da: Muhtar sahnesi
4. Selvi Boylum Al Yazmalım: Sevgi neydi?
5. Masumiyet: Bekir’in tiradı
Bu filmi tiyatro sahnesinde izleyenler o kadar şanslı ki! Üstelik hâlâ bazı şehirlerde ara sıra gösteriliyor; bulunduğunuz şehre gelirse kesinlikle kaçırmayın. Zengin Mutfağı, Türk sinemasının devleşen ismi Şener Şen’in ustalığını konuşturduğu, hem mideye hem de vicdana seslenen sarsıcı bir başyapıt.…devamıBu filmi tiyatro sahnesinde izleyenler o kadar şanslı ki! Üstelik hâlâ bazı şehirlerde ara sıra gösteriliyor; bulunduğunuz şehre gelirse kesinlikle kaçırmayın. Zengin Mutfağı, Türk sinemasının devleşen ismi Şener Şen’in ustalığını konuşturduğu, hem mideye hem de vicdana seslenen sarsıcı bir başyapıt. 15-16 Haziran olaylarının gölgesinde, bir köşkün mutfağına sıkışan toplumsal değişimi Lütfü Usta’nın gözünden izlemek, izleyiciyi derin bir sınıfsal sorgulamanın içine itiyor. Şen, karakterinin safiyane duruşu ile sertleşen siyasi iklim arasındaki o ince çizgiyi her zamanki trajikomik dehasıyla harika dengeliyor. Siyasi bir fonun bireysel bir aydınlanma hikâyesine bu kadar naif ama bir o kadar da keskin bir dille eklemlenmesi, filmi sadece bir dönem işi olmaktan çıkarıp zamansız bir klasiğe dönüştürüyor. Kesinlikle bir aşçının elinden çıkmış en lezzetli ve en politik "hesap sorma" öyküsü.
Puanım 10
Tolstoyun bu romanı adalet ve vicdan nedir sorusunu bana sordurdu ve derinden etkiledi puanım 9 Tolstoy’un Diriliş romanı, bir soylunun vicdan azabıyla değişen hayatını anlatırken aslında tüm sistemi ve insan ruhunu masaya yatırıyor. Prens Nehlüdov’un yaptığı bir hata yüzünden hayatı…devamıTolstoyun bu romanı adalet ve vicdan nedir sorusunu bana sordurdu ve derinden etkiledi puanım 9 Tolstoy’un Diriliş romanı, bir soylunun vicdan azabıyla değişen hayatını anlatırken aslında tüm sistemi ve insan ruhunu masaya yatırıyor. Prens Nehlüdov’un yaptığı bir hata yüzünden hayatı mahvolan bir kadını kurtarma çabası, sadece bir iyilik hikayesi değil; aynı zamanda adaletin ve ahlakın sert bir eleştirisi. Yazar bazen çok öğretici bir dil kullansa da, karakterlerin iç dünyasındaki o gerçekçi savaşı anlatma gücü gerçekten hayranlık uyandırıcı. İnsanın kendi hatalarıyla yüzleşmesinin ne kadar zor ama özgürleştirici olduğunu gösteren bu eser, dürüstlüğü ve derinliğiyle beni çok etkiledi.
SON ZAMANLARDA İZLEDİĞİM EN İYİ FİLM! Öylesine, sıfır beklentiyle açtığım bu film beni o kadar etkiledi ki film bitince yarım saat duvara bakakaldım. Oyuncular oynamamış, resmen yaşamış. Yaklaşık iki saat boyunca içim daraldı. Senaryo ise bir o kadar sağlam; her…devamıSON ZAMANLARDA İZLEDİĞİM EN İYİ FİLM! Öylesine, sıfır beklentiyle açtığım bu film beni o kadar etkiledi ki film bitince yarım saat duvara bakakaldım. Oyuncular oynamamış, resmen yaşamış. Yaklaşık iki saat boyunca içim daraldı. Senaryo ise bir o kadar sağlam; her ayrıntı, her konuşma özenle yazılmış. Uğur Yücel'i tebrik ederim.
Türk sinemasında ruhuma bu kadar ağır bir yumruk indiren, böylesine sarsıcı çok az film vardır. Yönetmen Uğur Yücel, Güneydoğu'dan memleketlerine dönen Cevher ve Rıdvan'ın paramparça olmuş hayatlarını anlatırken adeta bir başyapıt yaratmış. Kenan İmirzalıoğlu ve Olgun Şimşek, biri bacağını diğeri duyma yetisini dağlarda bırakan bu iki gencin travmasını sadece oynamıyor, o çaresizliği resmen içselleştirip perdeden size geçiriyorlar. Erkan Oğur'un yürek yakan müzikleriyle atmosferi iyice ağırlaşan bu hikaye, sahte bir kahramanlık güzellemesi değil; savaşın sivil hayatta devam eden yıkıcı hali.
Suç ve Ceza, benim tam anlamıyla okuduğum ilk kitap diyebilirim; biliyorum, biraz ağır bir başlangıç oldu. Bu kitap bana hayatın sadece siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, gri alanların da olabileceğini gösterdi. Kendi hayatımda kendime, aileme ve arkadaşlarıma karşı daha hoşgörülü…devamıSuç ve Ceza, benim tam anlamıyla okuduğum ilk kitap diyebilirim; biliyorum, biraz ağır bir başlangıç oldu. Bu kitap bana hayatın sadece siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, gri alanların da olabileceğini gösterdi. Kendi hayatımda kendime, aileme ve arkadaşlarıma karşı daha hoşgörülü olmaya başladım; çünkü artık herkesin hata yapabileceğini biliyorum. Bu eser bana hem okuma alışkanlığı kazandırdı hem de bakış açımı değiştirdi. Aslında hepimiz, hatalarımız ve doğrularımızla birer Raskolnikov'uz; bu yüzden herkes ikinci bir şansı hak eder.Suç ve Ceza'nınln o ağır ve karanlık dünyasına adım atmak, insanı kelimenin tam anlamıyla sarsan, inanılmaz etkileyici bir deneyim. Bir okuyucu olarak yüzeysel yaklaşmam gerektiğini bilsem de, Dostoyevski'nin yarattığı bu evren karşısında soğukkanlılığımı korumak gerçekten imkansız. Raskolnikov'un o daracık, rutubetli odasında hissettiği vicdan azabını ve sınır tanımayan paranoyasını okurken, kendinizi o boğucu psikolojik krizin tam ortasında buluyorsunuz. Yazar, sıradan ve olağanüstü insan teorisini işlerken aslında hepimizin içindeki o korkutucu uçurumlara dokunuyor. Petersburg'un kasvetli, kirli ve yoksul sokakları öylesine canlı tasvir edilmiş ki, kitabın o gerilimli atmosferi okuyan herkesi yutuyor diyebilirim. inanın bana, bu roman teknik bir metinden çok daha fazlası; insan ruhunun en derin, en hastalıklı ve en kırılgan hallerine yapılmış dâhice bir yolculuk. O meşhur cinayet anının ve sonrasında Raskolnikov'un zihninde yaşanan o korkunç yıkımın bıraktığı iz, edebiyat dünyasında eşine az rastlanır türden ve dürüstçe itiraf etmeliyim ki bu başyapıtın o sarsıcı ağırlığı ve kusursuzluğu beni derinden büyüledi.
Letterboxd sitesinde, 'Sinema Dergisi Okurlarının Seçtiği Tüm Zamanların En İyi 100 Türk Filmi' konulu yazıda gördüğüm bu film; her şeyiyle berbat ötesi olup 1 puandan fazlasını hak etmiyor. Berlin in Berlin; insanın ruhsal buhranlarını ve karanlık doğasını derinlemesine işleyen nitelikli…devamıLetterboxd sitesinde, 'Sinema Dergisi Okurlarının Seçtiği Tüm Zamanların En İyi 100 Türk Filmi' konulu yazıda gördüğüm bu film; her şeyiyle berbat ötesi olup 1 puandan fazlasını hak etmiyor. Berlin in Berlin; insanın ruhsal buhranlarını ve karanlık doğasını derinlemesine işleyen nitelikli sinema eserlerinin aksine, kültürel çatışmayı ucuz bir röntgenciliğe ve sığ gurbetçi klişelerine indirgeyen vizyonsuz bir yapımdır. Sanatsal hiçbir derinliği olmayan, sırf gişe kaygısıyla sansasyonel sahnelere sırtını dayamış içi boş bir karikatürden ibarettir.
Ah Bekir ah! Hepimiz aslında birer Bekir’iz. Uğur ise hayatımızdaki hırslar ve takıntılar; peşinden koştuğumuz, en değerli şeylerimizi bu yolda kaybettiğimiz hayallerimizdir.Zeki Demirkubuz’un Kader filmi, aşkın en saf halini değil, en hastalıklı ve saplantılı halini konu alan sarsıcı bir "maraz"…devamıAh Bekir ah! Hepimiz aslında birer Bekir’iz. Uğur ise hayatımızdaki hırslar ve takıntılar; peşinden koştuğumuz, en değerli şeylerimizi bu yolda kaybettiğimiz hayallerimizdir.Zeki Demirkubuz’un Kader filmi, aşkın en saf halini değil, en hastalıklı ve saplantılı halini konu alan sarsıcı bir "maraz" öyküsüdür. Masumiyet filminin öncesini anlatan yapım, Uğur’un imkansız bir aşkın peşinde sürüklenişini ve Bekir’in de Uğur’a duyduğu tutkuyla kendi hayatını bile isteye mahvedişini odağına alır. Film, karakterlerin kaçamadığı bu yıkımı mistik bir güçten ziyade, bizzat kendi seçimleri ve karakterlerinin bir sonucu olarak resmeder. Ufuk Bayraktar ve Vildan Atasever’in çiğ ve doğal oyunculuklarıyla devleştiği bu eser, Türk sinemasının takıntı, sadakat ve teslimiyet üzerine çekilmiş en dürüst ve karanlık başyapıtlarından biridir.
Puanım : 9.4
Film, birçok yönden eksiklikleri olsa da hissettirmek istediği duyguyu doğru bir şekilde verebiliyor; ancak IMDb puanının bir tık fazla olduğunu düşünüyorum.Ülkemizde bu tür duygusal filmler biraz nesneliğin dışında değerlendiriliyor.Uçurtmayı Vurmasınlar, cezaevi duvarları arasına sıkışmış çocukluğun ve masumiyetin en hüzünlü hikayelerinden…devamıFilm, birçok yönden eksiklikleri olsa da hissettirmek istediği duyguyu doğru bir şekilde verebiliyor; ancak IMDb puanının bir tık fazla olduğunu düşünüyorum.Ülkemizde bu tür duygusal filmler biraz nesneliğin dışında değerlendiriliyor.Uçurtmayı Vurmasınlar, cezaevi duvarları arasına sıkışmış çocukluğun ve masumiyetin en hüzünlü hikayelerinden biridir. Küçük Barış’ın, annesinin cezası nedeniyle hapishanede büyümesini ve siyasi mahkum İnci ile kurduğu derin bağı konu alır. Film, otoritenin ve parmaklıkların gölgesinde bile hayal gücünün ve özgürlük tutkusunun nasıl canlı kaldığını, gökyüzündeki bir uçurtma simgesi üzerinden şiirsel bir dille anlatır. İzleyiciye, fiziksel alanlar kısıtlansa da sevginin ve umudun hiçbir zaman hapsedilemeyeceğini sarsıcı bir duygusallıkla hissettiri
Çoğunlukk, muhafazakâr ve orta-üst sınıfa mensup bir ailenin oğlu olan Mertkan ile halk arasında "varoş" olarak tabir edilen Doğulu bir genç kızın arasındaki sınıfsal uçurumu ve çatışmayı konu alır. Ailesinin sunduğu imkanlarla yaşayan silik bir karakter olan Mertkan'ın, otoriter babasının…devamıÇoğunlukk, muhafazakâr ve orta-üst sınıfa mensup bir ailenin oğlu olan Mertkan ile halk arasında "varoş" olarak tabir edilen Doğulu bir genç kızın arasındaki sınıfsal uçurumu ve çatışmayı konu alır. Ailesinin sunduğu imkanlarla yaşayan silik bir karakter olan Mertkan'ın, otoriter babasının çizdiği sınırlara teslim oluşunu anlatan film; büyük kavgalardan ziyade aile sofrasındaki sessiz baskıyı ve "bizden olmayana" duyulan derin önyargıyı merkeze koyar. Mertkan’ın kendi vicdanı ile babasının temsil ettiği toplumsal güç arasında sıkışıp sonunda konforlu olanı seçerek kalabalığa karışmasını gösteren bu yapım, hayat kadar gerçek ve çarpıcı bir toplumsal eleştiridir.
Puanım 7
Bence filmdeki başrol karakterimiz Borderline değil; filmdeki hiçbir hasta kendilerine atfedilen hastalığın belirtilerini tam olarak göstermiyor. Ancak filmin asıl derdi bu teşhisler değil Aklım Karıştı, izleyiciyi "normallik" kavramının sınırlarında gezdiren sarsıcı bir başkaldırı öyküsüdür. Film, bir rehabilitasyon merkezindeki kadınların iç…devamıBence filmdeki başrol karakterimiz Borderline değil; filmdeki hiçbir hasta kendilerine atfedilen hastalığın belirtilerini tam olarak göstermiyor. Ancak filmin asıl derdi bu teşhisler değil Aklım Karıştı, izleyiciyi "normallik" kavramının sınırlarında gezdiren sarsıcı bir başkaldırı öyküsüdür. Film, bir rehabilitasyon merkezindeki kadınların iç dünyasını mercek altına alırken Winona Ryder'ın dingin sorgulayışıyla Angelina Jolie'nin vahşi ve dizginlenemez enerjisini kusursuz bir zıtlıkla çarpıştırır. Toplumun "arızalı" bulup kenara ittiği ruhların, aslında dışarıdaki dünyadan daha dürüst ve çıplak olduğunu yüzümüze vuran bu yapım, sistemin dayattığı kimliklere karşı verilen sessiz çığlığın Oscar seviyesinde oyunculuklarla devleştiği kült bir dramdır.
Puanım 7.5