Spoiler içeriyor
En sevdiğim yönetmenlerden biri olan François Ozon’un yine harikalar yarattığı bir iş olmuş. Baştan sona izlerken hiç bitmesin istedim. Çekim dili, müzikler, kadraj, anlamlı sessizlikler… Bu romanı 18 yaşında okuduğumda karakterin sakinliğinin ve tepkisizliğinin beni delirttiğini hatırlıyorum. Bugün 27 yaşımda…devamıEn sevdiğim yönetmenlerden biri olan François Ozon’un yine harikalar yarattığı bir iş olmuş. Baştan sona izlerken hiç bitmesin istedim. Çekim dili, müzikler, kadraj, anlamlı sessizlikler… Bu romanı 18 yaşında okuduğumda karakterin sakinliğinin ve tepkisizliğinin beni delirttiğini hatırlıyorum. Bugün 27 yaşımda izlediğim filmde bu durumun beni bu denli etkilemesi biraz üzücü biraz da düşündürücü oldu benim için. Eser benim için çok soğuk ama dürüst bir eserdi.“Varoluşçu Yazar Camus'a göre: Yaşam anlamsızdır. Yaşamın anlamı bizi kuşatan dünyada bulunamaz. Saçmalık/uyumsuzluk bilincimiz ve dünya arasındaki ayrılıktan kaynaklanır. Saçma insanın isteği ve dünyanın akıl almaz sessizliği arasındaki bu karşılaşmadan doğar.” Filmdeki karakterimizin, hiçbir şey ile bir kavgası olmaması, adeta fırtınadaki bir yaprak gibi ordan oraya savruluyor olması, olaylar gerçekleşirken sanki orada değilmişcesine uzaktan görüyormuşcasına, sadece şahit oluyormuşçasına yaşıyor olması ve koşulsz kabulleri bana çok iyi geldi. Tüm bu anlarda hayatla ne de çok kavgamız ve dersimiz var, diye düşünmeden edemedim. Bu duru gözlem ve sessizlik filmin siyah-beyaz olması ve yönetmenin görüntü tercihleri ile birleştiğinde doyumsuz bir sanat keyfi yaşatıyor bence. Aynı zamanda kitabı okuduğumda Cezayirdeki sömürgecilik eylemlerini bu şekilde sert ve derinden bir şekilde hissetmemiştim. İzlerken Cezayirdeki Fransız sömürgeceliğinin soğuk ve sarsıcı yüzü ile de yüzleştim. Bu şekilde hazırlanmış bir varoluşçu metinde görselleşmesi oldukça etkili. Filmi herhalde üst üste üç-dört kere daha izlemek istiyorum. Estetik açıdan beni oldukça etkileyen bir film oldu. Ayrıca karakterimizin diğer insanlarla ilişkililenme biçimleri beni çok tatmin etti. Özellikle geçmişten günümüze kadar kalıplaşmış olan kutsal aile kavramının yıkılması, buna ek olarak yaşadığımız olaylara verdiğimiz tepkilerin tek tipleştirilmesi, bizi seven insanları sevmek zorunda hissetmemiz gibi pek çok kısım beni etkiledi. Aynı şekilde an karakterin kabul eylemi en az onun kadar beni de özgürleştirdi izlerken. Geçmişte beni sinir eden şeylerin, şimdi beni bu şekilde etkilemesi kendi adıma da bir şeyleri sorgulamamı sağladı. En sevdiğim sahnelerden biri de sonda Papaz ile yapılan konuşma oldu, tekrara tekrar izlemek istedim. Filmin başından sonuna kadar duran ve sabit olan bir karakterin Papa tarafından Tanrı’nın varlığına ikna edilmesi ve karakterimizin bununla ilgili sert olan argümanların ölmeden önce gözyaşlarıyla ifade edilmesi bence oldukça etkileyici bir ifade olmuş. Suçun değil, karakterin yargılandığı bu dönemde duygusuzluk değil, duygularına yabancı olan bireyin anlaılmamasını iliklerime kadar hissettim. Edebi açıdan da sinematografik açıdan da çok beğendiğim ve kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşündüğüm bir yapıt olmuş. François Ozon her zamanki gibi yapmış yapacağını. İzleyin, izlettirin efenim. 📽️🎞️