Yazı yazmak için fikirlerim tükenmeye başladı fikir verir misiniz ya da anlık olarak benimle düşüncelerinizi paylaşın onlardan çıkarım yaparak yazılar yazayım( yorum olarak atmak istemezseniz özelden de yazabilirsiniz)
Hayata dair bazı safsatalar vardır: hayatının aşkı, ideal ilişki, doğru zaman, doğru insan... Oysa hayat ne zaman doğru yerde durmuş ki bizden bu kadar kusursuz denk gelişler bekliyor? Romantik komedilerde rastlanan o “tesadüfi çarpışma”lar, gerçek hayatta ya kalabalıkta omuz attığın…devamıHayata dair bazı safsatalar vardır: hayatının aşkı, ideal ilişki, doğru zaman, doğru insan... Oysa hayat ne zaman doğru yerde durmuş ki bizden bu kadar kusursuz denk gelişler bekliyor? Romantik komedilerde rastlanan o “tesadüfi çarpışma”lar, gerçek hayatta ya kalabalıkta omuz attığın biriyle yaşanır ya da hiç yaşanmaz.
İdeal ilişki dedikleri şey, iki kişinin aynı anda aynı rüyayı görmesi gibi—güzel ama pek nadir. Birbirini tamamlamak mı? İnsan daha kendiyle barışamamışken, kimi tamamlıyor?
“Hayatının aşkı” fikri ise başlı başına yorgun bir efsane. Çünkü insanlar değişir. Sen değişirsin. Beklentilerin, sınırların, hayallerin evrilir. Bir zamanlar sonsuz sandığın bağlar, bir bakmışsın, tek kelimeyle çözülmüş.
Belki de mesele aşkı bulmak değil, safsatalardan arınmak. Hayatı idealize etmeden sevebilmek. Eksik ama gerçek. Kırık ama samimi. Çünkü hayat, mükemmel olana değil, dürüst olana biraz daha cömert davranıyor.
Özlemek, özlediğin şeyin geri dönmesini ummaktır ama hiçbir şey geri dönmez. Aynı yerden geçsen de aynı kokuyu alamazsın, aynı şarkı çalsa da kalbindeki yerini dolduramaz. İnsan, geçmişin yankılarına tutunur; bir bakışa, bir gülüşe, bir mevsime... Ama o anlar gider, bizse…devamıÖzlemek, özlediğin şeyin geri dönmesini ummaktır ama hiçbir şey geri dönmez. Aynı yerden geçsen de aynı kokuyu alamazsın, aynı şarkı çalsa da kalbindeki yerini dolduramaz. İnsan, geçmişin yankılarına tutunur; bir bakışa, bir gülüşe, bir mevsime... Ama o anlar gider, bizse hâlâ orada kalırız.
Zaman, geri sarılmayan bir film gibi ilerlerken, hafızamızda bazı sahneler takılı kalır. Her “özledim” bir ihtimalin yeniden doğması isteğidir. Ama gerçek şu ki, o anlar, o insanlar, o hisler –artık orada değildir.
Yine de özleriz. Çünkü insan unutmaz; sadece kabullenir. Her özlem biraz direniştir zamana, biraz da içimizde kalan eksiklerin sesidir.
Ve belki de özlemenin en buruk tarafı şudur: Geri dönmeyeceğini bilerek hâlâ beklemek.
DİPNOT: İlk cümle the counselor filminden alıntı bir replik
Gerçeğin duygusu olmaz. Ne hissettiğinle ilgilenmez, ne de neye hazır olup olmadığını sorar. O sadece gelir, oturur karşına ve bazen en sevdiğin yalanı ellerinden alır. Duygusuzdur çünkü hesap vermez. Ne özür diler, ne açıklama yapar. Gerçek, incitip geçer; çoğu zaman…devamıGerçeğin duygusu olmaz. Ne hissettiğinle ilgilenmez, ne de neye hazır olup olmadığını sorar. O sadece gelir, oturur karşına ve bazen en sevdiğin yalanı ellerinden alır. Duygusuzdur çünkü hesap vermez. Ne özür diler, ne açıklama yapar. Gerçek, incitip geçer; çoğu zaman da sessizce.
Bir yalan seni ayakta tutabilir, oysa bir gerçek seni yere serebilir. Ama o yalanın konforu ne kadar sürer? İnsan bazen gerçeği değil, anlatısını ister. "Bana doğruyu söyleme, güzelini söyle" diyen o iç sesin, sadece hayatta kalma refleksidir. Ama gerçek geldiğinde, o sesi susturur.
Gerçeğin duygusu yoktur çünkü onun işi ikna etmek değil, yüzleştirmektir. Ve bu yüzden de en çok büyümeyi o öğretir. Acıtır, ama arındırır. Geriye ise, kendinle baş başa kaldığın bir sessizlik bırakır. Belki o sessizlikte, en sahici duygular başlar.
İçine hapsolduğum labirentlerden kurtulduğumu sanarken, yeniden farklı labirentlerde yeni kayboluşlara denk gelmekten çok yoruldum. Her çıkış bir başka başlangıcın eşiğiymiş meğer, her "nihayet" dediğim yol, yeni bir belirsizliğin kapısıymış. Zannediyorsun ki bir yol biter, rahat bir nefes alırsın… Oysa sadece…devamıİçine hapsolduğum labirentlerden kurtulduğumu sanarken, yeniden farklı labirentlerde yeni kayboluşlara denk gelmekten çok yoruldum. Her çıkış bir başka başlangıcın eşiğiymiş meğer, her "nihayet" dediğim yol, yeni bir belirsizliğin kapısıymış. Zannediyorsun ki bir yol biter, rahat bir nefes alırsın… Oysa sadece yol değişiyor, yorgunluk baki kalıyor.
Bazen yolun kendisi değil, yolda kalma hâli tüketiyor insanı. Rotasız yürüyüşler, zihinsel kıvrımlar, içinden çıkamadığın düşünce odaları... Her biri başka bir labirent. Üstelik bazıları kendi ellerinle inşa ettiğin türden.
Yoruldum. Hem yön bulmaya çalışmaktan, hem de yön ararken kendimi kaybetmekten. Belki de artık yeni bir çıkış aramayı değil, olduğum yerde kalıp o yorgunluğu anlamayı denemeliyim. Belki de kaçış değil, duruş gerek. Belki de çıkış, hep aradığım yerde değil, hiç bakmadığım köşededir.
Looking for Alaska… hâlâ içimde bitmemiş bir hikâye gibi duruyor. Alaska ve Miles’ın yarım kalmışlığı, zihnimde "devam edecek" yazısıyla donup kaldı. Tiktok'ta bir edit çıktı karşıma — ikisini yan yana görünce anladım: aralarındaki uyum, hiçbir kurgu karaktere nasip olmamış. Gerçek…devamıLooking for Alaska… hâlâ içimde bitmemiş bir hikâye gibi duruyor. Alaska ve Miles’ın yarım kalmışlığı, zihnimde "devam edecek" yazısıyla donup kaldı. Tiktok'ta bir edit çıktı karşıma — ikisini yan yana görünce anladım: aralarındaki uyum, hiçbir kurgu karaktere nasip olmamış. Gerçek hayatta böyle bir kimya yok, yok yani… En fazla çayla simit olur o kadar.
Ama sonra? Alaska’ya ne olduğunu bile tam anlatmadan diziyi bitiren sevgili yönetmen… Sana kırgın değilim, sana dargın da değilim; sana tamamen travmatik bir şekilde duygusal yıkım içindeyim. Bize Alaska’yı verdin, sonra da elimizden aldın. Ne veda ettirdin ne açıklama sundun. Sadece "anlam arayın" dedin.
Ankara çokça gri belki, evet. Ama bazılarının ruhu da gri. Ve işte o gri ruh, bu şehri anlamlandırıyor. Yani mesele Ankara değil, mesele senin ruhunun oraya denk gelip gelmediği. Kim bilir, belki de Ankara'yı sevemeyenin derdi, kendini bir türlü orada…devamıAnkara çokça gri belki, evet. Ama bazılarının ruhu da gri. Ve işte o gri ruh, bu şehri anlamlandırıyor.
Yani mesele Ankara değil, mesele senin ruhunun oraya denk gelip gelmediği. Kim bilir, belki de Ankara'yı sevemeyenin derdi, kendini bir türlü orada bulamamış olmasıdır.
Ankara’nın sevilecek yanı yok diyenlere karşı, belki de Ankara’nın kimseye kendini zorla sevdirmeye çalışmadığını söylemek gerek. O bir İstanbul gibi parlamaz, bir İzmir gibi gülümsemez. Ama sessizce sana kendini anlatır.