"Take the highway to the end of the night End of the night, end of the night Take a journey to the bright midnight" ▪️Jim Morrison - End of the night Kitap yorumuma çok sevdiğim bir şarkı sözünden alıntı yaparak…devamı"Take the highway to the end of the night
End of the night, end of the night
Take a journey to the bright midnight"
▪️Jim Morrison - End of the night
Kitap yorumuma çok sevdiğim bir şarkı sözünden alıntı yaparak başlamak istedim.
Bu kitapdan esinlenerek yazılmış. Şarkı bana bir yaz akşamı, sessiz bir yolda arabayla gecenin sonuna doğru gidilen yolculuğu hatırlatıyor.
▪️Gecenin sonuna yolculuk...
Gecenin sonu derken ne kast ediliyor? Gecenin karanlığına katlandığımızı ve şimdi başka bir günün başlandığını mı? Yoksa hayatın sadece geceyle biten bir günden ibaret olduğunu mu? Hayat sadece bir gün ve geceden oluşan mecazi bir yolculuk mu? Hayatın hem aydınlık hem de karanlıktan oluşan bir dönem olması, hem mutluluk hem de hüzün karışımı olması, gecenin sonunun da hayatımızın sonunda gelen ölüm olması mümkündür: Başına gelebilecek her şeyin sonuna geldiğinde yapayalnızsın. "Burası dünyanın sonu. Gerçek ölümdür." Nihayetinde, hayatımız boyunca etrafımızda ne kadar insan olursa olsun, hepimiz ölümle bireysel olarak yüzleşmeliyiz.
▪️Kitapdan bir alıntıyı da buraya bırakıyorum:
"Yaşamı dans ettirecek kadar müzik kalmamıştır içimizde, işte bu. Tüm gençlik daha şimdiden dünyanın öbür ucunda gerçeğin sessizliğinde ölüvermiştir. Peki dışarıda nereye gidilebilir ki, soruyorum size, içinizde yeterli miktarda çılgınlık kalmamışsa?... Gerçek, bitmek bilmeyen bir can çekişmedir... Bu dünyanın gerçeği ölümdür... Seçim yapmak gerek, ya ölmek ya da yalan söylemek... Bense asla kendimi öldüremedim."
Şimdi kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam, roman 1932 yılında yazılmış. Yazarı Louis Ferdinand Celine. Roman otobiyografik sayılabilir.
Fransız anti-kahraman Ferdinand Bardamu'nun I. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında savaştan nasibini almış Avrupada, Afrika ormanlarında, I Dünya Savaşı sonrası New York'unda ve Detroit'de, sonra yeniden Parisde geçirtiği hayata, daha doğrusu iç dünyasına, düşüncelerine tanık oluyoruz.
Depresyon ve boşluğun, varoluşçuluk ve nihilizmin en güzel anlatımını bu filmde görmüş ola bilirim. Başrolda tek bir adam, diyalogsuz, repliksiz geçen sahneler, siyah-beyaz kadrajda şehrin sessizliği ve ya hayatın akışına kendilerini kaptırmış insanlar , arka fonda dıştan bir kadın sesinin…devamıDepresyon ve boşluğun, varoluşçuluk ve nihilizmin en güzel anlatımını bu filmde görmüş ola bilirim.
Başrolda tek bir adam, diyalogsuz, repliksiz geçen sahneler, siyah-beyaz kadrajda şehrin sessizliği ve ya hayatın akışına kendilerini kaptırmış insanlar , arka fonda dıştan bir kadın sesinin adamın yaşadığı boşluğu, umutsuzluğu, aynılığı anlatışı, fransız ahengi... Sanki görsel uzun bir şiir okudum.
Film, senaryoyu da yazan Georges Perec'in bir romanına dayanıyor. Tek bir kelime bile konuşulmayan filmde bir kadın anlatıcı bir adamın günlük hayatını ve duygularını film boyunca durmaksızın anlatıyor ve bu anlatımın her bir satırı o kadar iyi yazılmış ki, istediğiniz kadar üzerinde düşünebilirsiniz ve ses o kadar hipnotize edicidir ki, Fransız dilinin özel olarak bu film için tasarlandığına ve icat edildiğine inana bilirsiniz.
Aynı zamanda görsel bir şölen olan filmin
Görüntü yönetmeni: Bernard Zitzermann
▫️Filmden sonra belki dinlersiniz diye nacizane bir şarkı tavsiye etmek istiyorum.
King Crimson - Epitaph.
"And my name isn't Tarzan. It's John Clayton III, son of John and Lady Alice Clayton, Fifth Earl of Greystoke, member of the House of Lords." Film Edgar Rice Burroughs'un zamansız masalından serbest bir uyarlama. Filmin başrollerini ise Alexander Skarsgård…devamı"And my name isn't Tarzan. It's John Clayton III, son of John and Lady Alice Clayton, Fifth Earl of Greystoke, member of the House of Lords."
Film Edgar Rice Burroughs'un zamansız masalından serbest bir uyarlama. Filmin başrollerini ise Alexander Skarsgård ve Margot Robbie üstlenmiş.
Öncelikle Skargård Tarzan rolüne yakışmış. Tarzan her ne kadar artık Greystoke Lordu John Clayton adıyla ve sevdiği kadınla medeniyette yaşamaya başlasa da ruhundakı hayvan içgüdüsü ekrana güzel yansıtılmış.
Margot Robbie-nin canlandırdığı Jane de güçlü, dayanıklı ve pes etmeyen bir karakter.
Bunun dışında Tarzanla George Williams-ın (Samuel L.Jackson) arasındakı abi-kardeş tarzı ilişkiyi çok sevdim, aralarındakı uyum hissediliyordu, onları izlemek baya eğlenceliydi.
Tarzanla Jane ilişkisi oldukça abartısızdı, fakat bu iki oyuncu bir-birini tamamlamış ve sonuç olarak ortaya güzel bir romantizm tasviri çıkmış.
Sinematografisi genellikle güzeldi.
Görüntü yönetmeni: Henry Braham.
Bir şaheser olmasa da boş zamanlarınızda değerlendire bilirsiniz. Ben genel itibarile beğendim.👍
Geçenlerde tesadüfen önüme çıkan ve izlemekden oldukça keyif aldığım bir diziden bahsedeceğim. Bir kaç gün önce okuduğum kitabı bırakıp, Netflixde öylesine dizi aramaya başladım. Bulduğum dizinin ismi "Into the Night". Beni izlemeye çeken şey ismiydi çünkü elimdeki kitabın ismi "Journey…devamıGeçenlerde tesadüfen önüme çıkan ve izlemekden oldukça keyif aldığım bir diziden bahsedeceğim.
Bir kaç gün önce okuduğum kitabı bırakıp, Netflixde öylesine dizi aramaya başladım.
Bulduğum dizinin ismi "Into the Night". Beni izlemeye çeken şey ismiydi çünkü elimdeki kitabın ismi "Journey to the end of the night' dı.
Dizi, güneş ışınlarının bilinmeyen bir sebeple ölümcül hale geldiği bir dünyada uçakta bulunan bir qrup insanın hayatda kalmak için sürekli batıya, karanlığa doğru yolculuklarını anlatıyor.
Konunun ilgi çekici olduğunu düşünüyorum, bu sebepden ötrü her sahne diğerini merak ettiriyor. Ben gerçekten heyecanla izleyerek iki gecede bitirdim.
Mantık hataları tabi ki vardı. Ama onlara da fazla takılınca seyir zevki kaçıyor. Bu yüzden boşverdim onları. Kendini izlettiriyor, heyecanı ve gerilimi bana yetdi.
✈️-🌑
Spoiler içeriyor
💚 Bu sefer Mary Shelley’in aynı isimli romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda James Whale oturuyor. Filmin en etkileyici yanı şübhesiz James Whale'in müthiş ve çarpıcı yönetimidir. Kamera açıları sayesinde film boyunca rahatsız hissediyorsunuz, şöyle ki gerginlik ve heyecan film boyunca…devamı💚 Bu sefer Mary Shelley’in aynı isimli romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda James Whale oturuyor.
Filmin en etkileyici yanı şübhesiz James Whale'in müthiş ve çarpıcı yönetimidir. Kamera açıları sayesinde film boyunca rahatsız hissediyorsunuz, şöyle ki gerginlik ve heyecan film boyunca peşinizi bırakmıyor.
Ayrıca set tasarimi da övgüyü hak ediyor.
Atmosfer de harikaydı. Bu arada filmin görüntü yönetmeni Arthur Edeson.
Gelelim Boris Karloff'un performansına. Bu konuda herhangi bir şey söylemeye haddim yok gerçekten. Yaratdığı monster hem korkutucu, hem savunmasız, hem düşman, hem de kurban, aynı zamanda. Ister-istemez onunla bir bağ kuruyorsunuz. Monsterin yanlışlıkla küçük kızı öldürdüğü ve babasının kasaba boyunca kızının cansız bedenini kucağında taşıdığı sahneler unutulmaz sahnelerden biri olarak hafizamda hep kalacaktır.
Monsterin infazı sahnesi de gerçekten etkileyiciydi.
O değilde filmi izlerken acaba sessiz film olsaydı nasıl olurdu diye düşünmekden kendimi alıkoyamadım. Olsaydı olurmuş yani, çok da güzel olurmuş.
Her halükarda, bana göre bu film üzerinden 90 sene geçmesine rağmen izlenmesi gereken klasik başyapıtdır. 💚
1960s... C h e r ⭐ Öncelikle benim için izlemesi zor olan filmden biriydi bu film. Filmle alakası yok tamamen personal issues. Filme dönersek eğer dönemi fazlasıyla sevdim. Hem Winona Ryder, Christina Ricci ve Cher-i aynı filmde daha da bulamazsınız.
Bir kaç uygulama önermek istedim. Belki biliyosunuzdur, ama bilmeyenler de faydalansın) Bildiğiniz güzel uygulamalar varsa sizinde önerilerinizi okumak hoş olur 🌌 ✴️ Charmy - Raf iyi, güzel film/dizi/kitap herşeyi paylaşıyor, yorumluyor ve yeni şeyler keşfediyoruz. Peki ya müzik? Işte burada…devamıBir kaç uygulama önermek istedim. Belki biliyosunuzdur, ama bilmeyenler de faydalansın)
Bildiğiniz güzel uygulamalar varsa sizinde önerilerinizi okumak hoş olur 🌌
✴️ Charmy - Raf iyi, güzel film/dizi/kitap herşeyi paylaşıyor, yorumluyor ve yeni şeyler keşfediyoruz. Peki ya müzik? Işte burada Charmy imdadımıza yetişiyor:) Türk uygulaması ve size hitap eden müzik zevki olan insanları takibe aldığınızda aşırı kaliteli, fazla bilinmeyen, hoş şarkılar, müzisyenler, müzik grupları bulabilirsiniz.
Ek olarak uygulamada aynı zamanda dizi, kitap, film de yorumlaya bilirsiniz, ama bu konuda Raf bence daha iyi.
✴️ Letterboxd - Istediğiniz filmle benzeşen güzel film listeleri bulacağınız, filmi castı, yönetmeni, yazarı vesaire hepsi hakkında detaylı bilgilere ulaşabileceğiniz, Raf-ın ulaşmasını istediğim kalitede bir uygulama.
✴️Radio Garden - Dünya üzerinde online radyolara ulaşabileceğiniz bir uygulama. Ülke, şehir her yeri gezerek kaliteli kanallar, programlar keşfetdiğizde dinlemesi aşırı keyifli oluyor.
Eski hesabımda favorilere eklediğim kanalları şimdi bulamıyorum, yanarım yanarım ona yanarım 💤
Bonus:
✴️Solar System Scope - Herkes, yani çoğumuz gökyüzüne baktığında bakmakta olduğumuz yıldızın hangi yıldız olduğunu, gezegenlerin hangi konumda olduğunu görmek ister. Bunun yanısıra güneş sistemi, gezegenler, yıldızlar hakkında bilgilere de ulaşabilirsiniz.
"First I get lies, you see--this is what happens--first lies, then pressure, then more lies, then more pressure, then the break, then more pressure, then the truth. That is how you get the truth." Waiting for the Barbarians, geniş topraklara…devamı"First I get lies, you see--this is what happens--first lies, then pressure, then more lies, then more pressure, then the break, then more pressure, then the truth. That is how you get the truth."
Waiting for the Barbarians, geniş topraklara yayılmış, hayali bir imparatorluğun 20. yüzyılın başlarındaki Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan esintiler taşıyan hudut bölgesinde geçiyor ve burada yerel idareden sorumlu olan Magistrate'e (sulh hakimi olarak çeviriliyor sanırım) odaklanıyor.
Filmde zaman ve mekan muallak ve aynı zamanda bir çok karaktere isim verilmemiş buna Mark Rylance'ın canlandırdığı esas karakter de dahil.
Hudut bölgesindeki insanlar sakin hayatlarını yaşarken bir anda denetime ölüm meleyi misali Albay Joll geliyor. Gelmez olaydı diyemiyorum çünkü karakteri sevdim. Onu sadece "kötü adam" olarak nitelendirmek oldukça yüzeysel yaklaşım olurdu. Yuvarlak, garip şekilli, karakterin ruhuyla uyumlu, duyguları gizleyen bu gözlükleri ve replikleriyle Colonel Joll'un Depp'in ikonik karakterlerinden biri olduğunu düşünüyorum.
En başta yazdığım replik de ona aittir.
Albay Joll bölgede hayatlarını sürdüren "barbarlar"ın onlar için bir tehdit olduğunu düşünür ve sorgu sırasında İmparatorluk’un isteklerine hizmet edecek cevapları almak için akıl almaz işkencelere başvurur.
Magistrate bundan sonra seyirci kaldığı insanlık suçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu yüzleşmenin yaratdığı farkındalık onu da imparatorluk için bir tehdit haline getiriyor.
🔸En azından oyunculuklar için izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum.
Hikaye güçlü olsa da anlatımını, işleyişini zayıf buldum. Durgun, sakin geçen filmler vardır hani, söylenecek şeyler vardır ama söylenilmesine gerek duyulmaz, film az replikle bile yeterlidir, akar gider. Işte bu film onlardan değil. O söylenmeyen sözleri duymak istiyosun, biraz daha konuşsunlar, anlatsınlar istiyosun, ama yok.
Üzüldüğüm noktalardan biri de bu ki Dramatik, ağır bir film, fakat o duyguyu daha sarsıcı, unutulmaz yapabilirlerdi. Etkileyiciydi evet ama bugün etkileyici, belki yarın, ama 3 gün sonra unutursun aynı etkiyi vermez sana.
Her ne kadar bana göre eksik kalan tarafları olsa da vakit kaybı da olduğunu düşünmüyorum.