Spoiler içeriyor
Yusuf Atılgan'ın, "Aylak Adam"ından sonra okuduğum ikinci kitabı. Ve bu kitap -tabiri caizse- bana sırtımda buzdolabı taşıttı. Aylak Adam'ı okurken de ilk başlarda zorlanmıştım ama sonradan kitap akıp gitmişti sanki. Ama bunu okurken çok yoruldum, özellikle ilk sayfalarda parantez içine…devamıYusuf Atılgan'ın, "Aylak Adam"ından sonra okuduğum ikinci kitabı. Ve bu kitap -tabiri caizse- bana sırtımda buzdolabı taşıttı. Aylak Adam'ı okurken de ilk başlarda zorlanmıştım ama sonradan kitap akıp gitmişti sanki. Ama bunu okurken çok yoruldum, özellikle ilk sayfalarda parantez içine parantez içine parantez... yazılan cümle yarıda kesiliyor, bir parantez açılıyor, bir şeylerden bahsediliyor, ardından parantez kapatılıp benim çoktan unuttuğum diğer cümleye devam ediliyor. Bazı cümleler çok uzun, bazı cümlelerde noktalama işareti hak getire... Yazarken başım ağrıdı bak yine. Büyük ihtimalle tekniğe aşina olmadığım ve yeterli bir birikimim olmadığı için bu kitap, çok zorlayıcı oldu benim için. Hele akrabalık ilişkileri... Benim zaten normalde akrabalık ilişkileri konuşulurken otomatik olarak iq'um eksilere düşüyor, burada işin içinden çıkamadım. Akrabaların isimleri sanki Rusça; hepsini unuttum okurken.
Görünmez adamımız Zebercet... Bir laboratuvarda elim bir kaza sonucu değil, büyük ihtimalle fiziksel görüşünüşü ve ağzının laf yapmayışı yüzünden. Kadınlar tarafından bir erkek olarak görünmüyor. Askerlikte yardımcılığını yaptığı subayın(?) evinde kalırken subayın eşi ve kızı yanında her şeyi rahat rahat konuşabiliyorlar, geneleve gittiğinde her zaman görüştüğü kadın "benim küçük askerim" diye dalga geçiyor, bir gün bir bankta oturan otelin sürekli müşterisini beceriksizce otele çağırdığında kadın onu başından savıyor... Çok yalnız bir adam bu Zebercet (ismi bile yalnızlığını yüzüne vurmak için seçilmiş sanki. Otelde çalıştığı süre boyunca tek bir Zebercet bile gelmiyor kalmaya). Büyük ihtimalle son yakını olan babasını da kaybettikten sonra iyice tek başına kalıyor. Hayatı, otel; çok çok önemli bir şey olmadığı sürece terk etmiyor asla. Bir gün otele bir kadın geliyor ve Zebercet'in çöküşü de böylece başlıyor. Çok etkileniyor kadından, takıntı derecesinde (zaten diş fırçalama, ayaklarını yatmadan önce yıkama gibi takıntılarını da okuyoruz) ve ardından beklemeye başlıyor... Rabb'im, öyle bir bekliyor ki, kadın yanımda olsa ezan okuyup adını kulağına "Godot" diye fısıldardım yani. Ve kadın benim ona atadığım ismin hakkını vererek gelmiyor zaten. Zebercet kadının odasını adeta bir mabede çeviriyor. Kadın ışığı yakıp gitmiş, yatak dağınık, kenarda havlusu (zavallı havlu :(), söylediği çay... her şey kadının bıraktığı gibi duruyor. Eğer bıraktığı gibi bekletirse odayı, kadının döneceğine ve onu seveceğine inanıyor. İnsanoğluna umut lazım yaşamak için işte, böyle saçma bir sebeple biraz da olsa hayata tutunuyor Zebercet. Ardından bir gün, yanlışlıkla odadaki bardağın kırılmasıyla bütün büyü bozuluyor (belki artık içten içe gelmeyeceğini anladığı için bilerek ama yanlışlıkla kırılmıştır o bardak o an), odanın ışığı kapanıyor ve odanın kutsallığı bitiyor artık gözünde.
Zebercet'in bu yalnızlığı onu hayata, insanlara, en çok da hislerine karşı yabancılaştırıyor. Bir insanın yapabileceği en kötü şeyleri yapıyor ama ne bir panik ne bir utanç ne bir suçluluk hissediyor bunları yaparken (gerçi sonlara doğru biraz suçluluk ve utanç hissediyor galiba, insanların yüzüne bakamıyor çünkü). Aslında tek istediği şey; yalnızlığına çare olacak bir aşk, onu gerçekten sevecek bir sevgili ama nafile... Bir iki yerde olasılıklardan bahsediliyordu kitapta; insanın önüne sunulan sonsuz seçenekler ve seçme özgürlüğü. Ve bilin bakalım, kim asla doğru bir seçim yapmıyor kitap boyunca? :)) Zebercet'in kitap boyu yaptığı tek doğru tercih bıyıklarını kestirmek oldu. Ve sonunda o da yaptığı tercihlerin sorumluluğunu üstlenmeden veya tercihlerinin sonuçlarıyla yüzleşmeye korktuğu için, Emekli Albay gibi kaçtı her şeyden. Bütün bu yaşadığı şeyler karşısında Zebercet'e üzülemedim, sadece yer yer soğukkanlılığı yüzünden dehşete düştüm.
Kitabı tam olarak anlayabildiğimi sanmıyorum, eğer bulursam analizini okumayı düşünüyorum ve birkaç sene sonra tekrar okumayı planlıyorum. Anlamadığım bir şeye de sırf anlamadığım için düşük puan vermek yerine puan vermemek daha mantıklı geldi bana.