Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. İmânı olan kimse gebermez bu ölümle: Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.' Davransana... Eller de senin, baş da senindir! -Mehmet…devamıÂtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
Ey dipdiri meyyit, 'İki el bir baş içindir.' Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
-Mehmet Akif Ersoy
Fiziksel bir çatışmadan çok, kalbi temiz tutmanın savaşıydı. Çünkü herkes savaşın ortasında aynı şeyi kaybetmişti: Niyeti. Kimi altın için, kimi toprak için, kimi intikam için geldi. Ama Bilbo, sadece barış istiyordu. Bu da bana şu hadisi hatırlattı: “İnsanların en hayırlısı,…devamıFiziksel bir çatışmadan çok, kalbi temiz tutmanın savaşıydı. Çünkü herkes savaşın ortasında aynı şeyi kaybetmişti: Niyeti. Kimi altın için, kimi toprak için, kimi intikam için geldi. Ama Bilbo, sadece barış istiyordu. Bu da bana şu hadisi hatırlattı: “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.” Thorin’in hazinenin başında kendini kaybetmesi.. İşte orası gerçek bir ibret sahnesi. Hazine gözünü kör etti, dostlarını unuttu, düşmanı tanıyamadı. Tıpkı Kur’an’daki şu uyarı gibi: “Şüphesiz insan, kendini kendine yeterli gördüğünde azar.” (Alak, 6-7) Altın, bir kralı mahvedebiliyorsa, sıradan bir kalbi ne hale getirir kim bilir. Ama sonra dönüş başladı. Thorin’in pişmanlığı, filmdeki en insani şeydi. Çünkü İslam’da da asıl değerli olan hatadan dönmektir. Kalp kararabilir ama tövbe ile yeniden parlar. Ölmeden önce yapılan tevbe, insana en büyük şereftir. Beş ordunun bir araya gelişi bana ümmetin dağılmış hâlini hatırlattı. Herkes kendi derdinde, kimse birliği düşünmüyor. Ama düşman ortadayken, birleşmek farz olur. Aynı kıbleye dönenler, aynı safta durmazsa zafer gelmez. Bu filmde zafer, birlikle geldi ama bedel çok ağır oldu. Bilbo ise yine en sessiz kahramandı. Ne lider oldu, ne savaşçı. Ama kalbi temiz kaldı. Film boyunca onun bir cümlesi aklımda yer etti: “Ev, huzurdur.” Çünkü İslam’da da dünya bir yolculuk, ev ise asıl varış yeridir: Allah’ın rahmeti.Ve Fili ile Kili’nin ölümü… Ailen için kendini feda etmek. Tıpkı Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’sındaki sadakat gibi. Öyle kolay değil bu yol. Ama sevmek, bazen kendinden vazgeçmek demektir.Gerçek savaş toprak için değil, kalbin neyi savunduğu içindir. Dünya kalır, niyet kalbe yazılır.:)
İstanbul’un her semti ayrı bir hikâye, her köşesi bir ses. İstanbul da yaşayanlar bunu her zaman hem duyar hemde her geçtiği sokakta bunu kendilerine tekrar eder.“İstanbul Ansiklopedisi” tam da bu sesi yakalayan bir film olmuş. Ne sadece sokaklarını gösteriyor, ne…devamıİstanbul’un her semti ayrı bir hikâye, her köşesi bir ses. İstanbul da yaşayanlar bunu her zaman hem duyar hemde her geçtiği sokakta bunu kendilerine tekrar eder.“İstanbul Ansiklopedisi” tam da bu sesi yakalayan bir film olmuş. Ne sadece sokaklarını gösteriyor, ne de sadece insanlarını anlatıyor. Şehri, hatıralar üzerinden kuruyor. Ve bu kez anlatıcı biz değiliz, biz sadece dinliyoruz. Başörtülü genç bir kadın, sırtında çantası, gözlerinde arayış… Kimi aradığı belli değil belki ama neyi aradığı hissediliyor: aidiyet, kök, anlam… Kamera onun peşinden giderken bir başka kadın çıkıyor karşımıza; yabancı ama dikkatli, gözlemci. Onun İstanbul’u başka bir dilden konuşuyor ama aynı acıya dokunuyor. İki farklı kadın, iki ayrı bakış ama aynı şehirde kesişen yollar. Film, bize “ansiklopedi” sözüyle bir düzen vaat ediyor ama bunun yerine karmaşık bir hafıza aralıyor. Bazen bir martı sesi, bazen eski bir bina, bazen de sessiz bir bakışla geçmişin tozlu sayfaları açılıyor. Anlatı değil, his ön planda.
Hikâye bana biraz dağınık geldi , karakterler ise yeterince derinlikli değil. Oyuncu kadrosu ekranlarda görmeyi sevdiğimiz kişilerden oluşuyor ama tam rolleri hissettirdiklerini düşünmüyorum , yer yer gülümsetmeyi ve ağlatmayı başardı ama daha yüksek bir beklenti içerisindeyim diye bilirim . Bir…devamıHikâye bana biraz dağınık geldi , karakterler ise yeterince derinlikli değil. Oyuncu kadrosu ekranlarda görmeyi sevdiğimiz kişilerden oluşuyor ama tam rolleri hissettirdiklerini düşünmüyorum , yer yer gülümsetmeyi ve ağlatmayı başardı ama daha yüksek bir beklenti içerisindeyim diye bilirim . Bir şey olacakmış gibi başlıyor ama o “bir ihtimal” hiç gelmiyor. Tempoyu bir türlü yakalayamadım dizide :)
Toprak çoraksa, orada sadece ateş büyür. Ve o ateş bazen bir ejderha olur, bazen bir nefis… “Smaug” bu dünyanın açgözlülüğünü anlatıyor gibi. Altının üstünde yatan bir canavar. Uyandığında sadece yakıyor. Tıpkı Kur’an’da anlatılan, "Altın ve gümüşü yığıp da Allah yolunda…devamıToprak çoraksa, orada sadece ateş büyür. Ve o ateş bazen bir ejderha olur, bazen bir nefis… “Smaug” bu dünyanın açgözlülüğünü anlatıyor gibi. Altının üstünde yatan bir canavar. Uyandığında sadece yakıyor. Tıpkı Kur’an’da anlatılan, "Altın ve gümüşü yığıp da Allah yolunda harcamayanlar, azabı tatsın..." (Tevbe, 34) ayeti gibi. Servet insanı örtüyorsa, içinde koca bir ejderha yatıyor demektir. Thorin’in değişimi bu bölümde kalbimi biraz burktu. Dava uğruna yola çıkan biri, hazinenin parlaklığıyla gölgelenmeye başlıyor. Bu da bana şunu düşündürdü: En büyük imtihan, zaferden sonradır. Hırsla niyet karıştığında yön kaybolur. İslam’da “rızık ve mülk Allah’tandır” denmesinin sebebi bu belki de: Kendine mal etme ki kalbin bulanmasın.
Bilbo ise hâlâ saf, hâlâ tereddütlü. Ama işte tam da bu yüzden sağlam. Çünkü içi kararmıyor. Elinde taşıdığı güç (yüzük) ona kibir değil, korku veriyor. Bu da bana nefsin terbiye sürecini hatırlattı. Güç arttıkça, tevazu da artmalı. Aksi takdirde kişi, kendine tapmaya başlar. Bard karakteriyle tanışmak da filmin en sade ama en güçlü yanıydı. Halkın içinden biri, geçmişine bağlı, dürüst biri. Hz. Musa’nın asasını taşıyan sıradan bir adam gibi. Kimse ona güvenmiyor ama o karanlığın ortasında geleceğe köprü kuruyor.
Ve en dokunaklı sembol: Erebor’un kapıları. Açılmasını bekleyen, ama bir türlü açılmayan kapılar… Bu da bana Allah’ın rahmet kapılarını hatırlattı. Zamanı gelince açılır ama önce kalbin niyeti doğru olacak. Çünkü kapıdan önce anahtarı bulmak gerek. O anahtar da çoğu zaman sabır.
Bazen yolculuk, haritayla değil kalple başlar. Bilbo evinden çıkmak istemedi. Rahattı, güvendeydi. Ama huzur başka, hakikat başka bir yerdeydi. Tıpkı Hz. İbrahim’in “Ben Rabbime gidiyorum, O bana doğru yolu gösterecektir” demesi gibi. (Saffat, 99) Bu yolculuk sıradan bir macera değil.…devamıBazen yolculuk, haritayla değil kalple başlar. Bilbo evinden çıkmak istemedi. Rahattı, güvendeydi. Ama huzur başka, hakikat başka bir yerdeydi. Tıpkı Hz. İbrahim’in “Ben Rabbime gidiyorum, O bana doğru yolu gösterecektir” demesi gibi. (Saffat, 99)
Bu yolculuk sıradan bir macera değil. Aslında içsel bir hicret. Konfor alanından çıkıp, zorluğa razı olmak. Çünkü İslam’da da böyledir: Hakkı aramak için yola çıkarsın, sonunda kendini bulursun. Cücelerin kaybettiği yurt bana Kudüs’ü hatırlattı. Yıllarca uzak kalınmış ama kalpten silinmemiş bir yer. Onlar yurtlarını geri almak için yürüyor, bizse bazen sadece hatırlamakla yetiniyoruz. Ama asıl mesele toprak değil, onu savunan yürektir.Gandalf’ın Bilbo’yu seçmesi çok anlamlı. En küçük, en sessiz olanı seçiyor. Bu da bana şu ayeti getiriyor aklıma: Allah, dilediğini seçer…(Kasas, 68). Seçilen hep güçlü olan değil, kalbi temiz olan. Bilbo kılıç kullanmaz, ama vicdanı keskindir. Ve Thorin gururlu, öfkeli ama davası olan bir lider. Liderlik, sadece yürümek değil; yanlış yaptığını fark ettiğinde dönüp özür dileyebilmektir. Filmde bu dönüşü sezmek mümkün. Ve roller, goblinler, yaratıklar:) Bunların hepsi dıştaki düşman gibi. Ama asıl düşman, korku. Çünkü korku, insanı felç eder. İslam’da “korkmayın, üzülmeyin, siz üstün geleceksiniz” (Âl-i İmrân, 139) ayeti ne güzel bir teminat değil mi? ;) Bilbo’nun şu sözüyle bitirmek isterim: “Evime dönmek istiyorum ama bu yolculuk doğru hissettiriyor.” Bazen doğru olan yol en zoru olur. Ama içimizden bir ses, oraya ait olduğumuzu fısıldar canım Bilboo:))
Spoiler içeriyor
Serinin bu bölümü bana, karanlığın gölgesi düştüğünde bile yola devam etmenin adını koydu: Tevekkül. Her şey dağılmış, Dumbledore yok, dostlar eksik, düşman güçlü… Ama yine de yola devam etmek gerekiyor. Tıpkı Hz. Musa'nın kavmini Firavun’un zulmünden çıkarırken arkasında deniz, önünde…devamıSerinin bu bölümü bana, karanlığın gölgesi düştüğünde bile yola devam etmenin adını koydu: Tevekkül. Her şey dağılmış, Dumbledore yok, dostlar eksik, düşman güçlü… Ama yine de yola devam etmek gerekiyor. Tıpkı Hz. Musa'nın kavmini Firavun’un zulmünden çıkarırken arkasında deniz, önünde düşman varken bile yoluna güvenle yürümesi gibi. Filmde “Ölüm Yadigârları” üç güçlü nesneyle anlatılıyor: Asa, Taş ve Görünmezlik Pelerini. Bu üçü bana nefsin üç temel arzusu gibi geldi. Güç (asa), geçmişe tutunma (taş) ve görünmez olma arzusu (kaçış, korku). Ama İslam’da bu üç arzunun da cevabı var. Gerçek güç takvadadır. Geçmiş için tevekkül, gelecek için sabır öğütlenir. Ve görünmezlik değil, ihlasla yapılan iyilik esastır. Çünkü Allah görüyor, yeter. Hermione’nin çantasındaki sonsuz eşyalar bana “az görünene aldanma” dersini hatırlattı. Kalp küçük ama koca bir dünyayı taşır. Kur’an’da “onlar dış görünüşe bakar, Allah kalpleri bilir” (Hac, 46) denir. Film boyunca kalpten yapılan duaların ve bağların ne kadar güçlü olduğunu görüyoruz.
Bir de horcrux taşıyanın değişmesi meselesi. O kadar tanıdık ki. Günah da böyle bir şey. Taşıdıkça insanı değiştiriyor, asabiyet, kıskançlık, korku.....İçinde kötülük büyüyor. Nefsi kontrol etmezsen, o seni yönetmeye başlıyor. Ve en acısı: Dobby’nin ölümü. Sessiz, temiz bir kalbin feda oluşu. Bazen kurtarıcılar büyülü kişiler değil, saf gönüller oluyor. Tıpkı Kur’an’da geçen “Allah, ummadığınız yerden yardım eder” ilkesinde olduğu gibi. Özetle bu filmde “bilinmeyene doğru bir yürüyüş” var. Ve her şey çözüldüğünde değil, karıştığında da sabretmek gerektiğini öğretiyor. Çünkü gerçek imtihan, her şeyin belirsiz olduğu yerde başlar.
Bu filmde en çok şunu düşündüm: Bilgi tek başına kurtarmaz. Eğer niyet kirliyse, bilgi sadece silaha dönüşür. Melez Prens’in defteri tam da bunu anlatıyor. İçinde güçlü büyüler var, ama kimin elinde olduğuna göre şekil alıyor. Tıpkı Kur’an’da geçen şu uyarı…devamıBu filmde en çok şunu düşündüm: Bilgi tek başına kurtarmaz. Eğer niyet kirliyse, bilgi sadece silaha dönüşür. Melez Prens’in defteri tam da bunu anlatıyor. İçinde güçlü büyüler var, ama kimin elinde olduğuna göre şekil alıyor. Tıpkı Kur’an’da geçen şu uyarı gibi: “İnsanlara ilim verildi ama bir kısmı ilmi üstünlük aracı yaptı.” (Bakara, 102) Snape karakteri bu filmin en derin sembolü. Kimin tarafında olduğunu bilmeden izliyorsun. Yüzü sert, kalbi meçhul. Ama bana şunu düşündürdü: Her insan dışıyla değil, içindeki niyetiyle ölçülür. İslam’da da amellerin değeri niyetledir. Belki Snape’in hikâyesi de bunu en acı haliyle gösteriyor.bDumbledore’un ölüm sahnesi ise çok çarpıcı. Herkesin dayandığı bilgenin düşmesi. Bazen Allah sevdiğini alır ki, sen artık kendin ayakta durmayı öğren. Filmde Harry artık korumasız. Ama asıl mesele bu zaten: Gerçek yolculuk, yalnız başladığında başlar. Ve hortkuluklar, ruhun bölünmesi, parçalanması. Bana günahların kalpte açtığı yaraları hatırlattı. Her büyük günah bir çatlak gibi. Zamanla insanın içini delik deşik eder. İslam’da bu yüzden tövbe kapısı sürekli açıktır. Çünkü insan parçalanabilir, ama Allah isterse yeniden bütün kılar. Filmin adı gibi: Melez Prens.Ne tam iyi ne tam kötü. İşte insan da öyle. İçinde hem karanlık var hem ışık. Hangi tarafı beslersen, sen “o” oluyorsun.