Başlangıçta "The Prestige" filminin basit bir sihirbazlık hikayesi olduğunu düşündüğümde, yanıldığımı anlamam uzun sürmedi. Christopher Nolan’ın bu başyapıtı, illüzyonun ötesinde bir derinlik ve karmaşıklık barındırıyor. İki sihirbazın rekabeti üzerinden insan doğasının en karanlık ve saplantılı yanlarını keşfetmemi sağladı. Filmin merkezinde…devamıBaşlangıçta "The Prestige" filminin basit bir sihirbazlık hikayesi olduğunu düşündüğümde, yanıldığımı anlamam uzun sürmedi. Christopher Nolan’ın bu başyapıtı, illüzyonun ötesinde bir derinlik ve karmaşıklık barındırıyor. İki sihirbazın rekabeti üzerinden insan doğasının en karanlık ve saplantılı yanlarını keşfetmemi sağladı.
Filmin merkezinde yer alan Robert Angier (Hugh Jackman) ve Alfred Borden (Christian Bale), sadece sihirbaz değil, aynı zamanda trajedinin iç içe geçtiği bir hayatı sürdüren iki karakter. Angier, gösterişli ve karizmatik, izleyicinin ilgisini her zaman üzerinde toplayan bir isim. Ancak, karısının ölümünden sonra Borden’a duyduğu nefretle, onun performansını gölgede bırakmak için her şeyi göze alan bir adama dönüşüyor. Angier’in hırsı ve intikam arzusu, onu insanlıktan uzaklaştıran bir yola sürüklüyor. Bu, izleyici olarak bana, hırsın ve intikamın insanı nasıl tüketebileceğine dair derin bir düşünce sağladı. Öte yandan, Borden’ın karakteri daha karmaşık ve gizemli. Borden, gerçek sihirbazlık ve sanatın peşinde olan, tutkusu uğruna her şeyini feda eden bir adam. Onun sırrı ve bu sırrı koruma konusundaki kararlılığını filmin en büyük twistlerinden biri olan "The Transported Man" numarasıyla doruğa ulaşıyor. Bu numaranın arkasındaki gerçeği öğrendiğimde, Borden’ın sanatı uğruna hayatını nasıl şekillendirdiğini görmek beni derinden etkiledi. Bu, bana fedakarlığın ve bağlılığın en uç noktasının ne anlama gelebileceğini gösterdi.
Nolan’ın yönetmenliği, film boyunca gerilimi ve merakı diri tutuyor. Filmdeki her detay, dikkatle düşünülmüş ve işlenmiş. Angier ve Borden’ın hikayesini izlerken, bir yandan da kendi etik değerlerimi ve insan doğasının sınırlarını sorgularken buldum kendimi. Angier’in Tesla ile olan işbirliği ve bilimsel yenilikler peşindeki çılgınlığı, filmin bilim kurgu elementlerini de başarıyla harmanladığını gösteriyor.
Film bana sadece iyi bir hikaye anlatmakla kalmadı, aynı zamanda insan doğasının derinliklerine inmeme yardımcı oldu. Karakterlerin saplantıları, tutkuları ve trajedileri üzerinden, kendi hayatımda hangi noktada durduğumu ve nelere değer verdiğimi yeniden değerlendirme fırsatı buldum. Belki de bu yüzden, "The Prestige" sadece bir film değil, aynı zamanda bir hayat dersi niteliği taşıyor.
( Filmi 4. izleyişim ayrıca bunu da belirtmek isterim :))
Nasıl bir korku filmi bu. Aşırı komik değil miydi ? Ailenin biraz daha ciddi olsaydı gerilim oluşabilirdi ama çok ciddiyetsizlerdi. Alex ve annesi biraz gerilim ortamı oluşturuyordu ama yinede komikti :) sonunu zaten söylemiyorum bile , benim için biraz zaman…devamıNasıl bir korku filmi bu. Aşırı komik değil miydi ? Ailenin biraz daha ciddi olsaydı gerilim oluşabilirdi ama çok ciddiyetsizlerdi. Alex ve annesi biraz gerilim ortamı oluşturuyordu ama yinede komikti :) sonunu zaten söylemiyorum bile , benim için biraz zaman kaybı olarak geldi film .
Kapak resminden dolayı hiç izleme fikri yoktu aklımda. İlgilimi pek çekmemişti ama bir oturuşta izledim. Karakterlerin psikolojik davranışları , yaşamdan kaynaklanan kötü travmaların beden ve ruh üzerindeki etkilerini ve olayların günümüzde gayet rahat evet olmuştur diyebileceğimiz artık kabullenmiş, olma olasılığı…devamıKapak resminden dolayı hiç izleme fikri yoktu aklımda. İlgilimi pek çekmemişti ama bir oturuşta izledim. Karakterlerin psikolojik davranışları , yaşamdan kaynaklanan kötü travmaların beden ve ruh üzerindeki etkilerini ve olayların günümüzde gayet rahat evet olmuştur diyebileceğimiz artık kabullenmiş, olma olasılığı çok yüksek olayları izlemek biraz da acı verdi. Herşeyi bu kadar rahat benimseyip kabullenemeyiz, bu kadar sıradanlaştıramayı.
Martha üzümlü kekim biraz fazla mı üzüldü:((
İki saat gerekli miydi bence değildi sahneler çok yavaş ve araya gereksiz uzatmalar konulmuş. İzlerken artık ne olacak ne bitecek diye kafamda bir sürü senaryo oluştu ama biraz vasat bitti diye düşünüyorum. Ağırlıklı olarak erkeklerin seçim yaptığı ve sevgililerine yada…devamıİki saat gerekli miydi bence değildi sahneler çok yavaş ve araya gereksiz uzatmalar konulmuş. İzlerken artık ne olacak ne bitecek diye kafamda bir sürü senaryo oluştu ama biraz vasat bitti diye düşünüyorum. Ağırlıklı olarak erkeklerin seçim yaptığı ve sevgililerine yada eşlerine tercih halklarını sormadan kendi istedikleri doğrultuda onları bu seçimin içine koymaları...
... Eşitlik kisvesi altında doğru bildiğimiz şeyin derinliklerine düşebiliriz, düzen isteriz. Doğanın hiyerarşisine boyun eğebilir miyiz? Benliğinin bu dünyaya bu gerçeğe batmasına izin ver. Her şeyin olması gerektiği halinin derinliklerine dal.
İstediğin hayalin , dünyanın , düşüncenin içinde ol sana ait olmayana adapte ,uyum sağlayamazsın. Sen içindeki kendini çıkar sahip oldukların mutluluğunu daim kılmaz.
Film mi ilk izlediğim de aklıma Split filmi geldi kurguları birbirine çok yakın ama çekim tarihlerine bakınca Barınak filminin , Split ten önce çekildiği görülüyor. Psikolog Dr. Care Harding babasının çoklu kişiliğe sahip olduğundan şüphelendiği bir hastayı kızının araştırmasını istiyor.…devamıFilm mi ilk izlediğim de aklıma Split filmi geldi kurguları birbirine çok yakın ama çekim tarihlerine bakınca Barınak filminin , Split ten önce çekildiği görülüyor. Psikolog Dr. Care Harding babasının çoklu kişiliğe sahip olduğundan şüphelendiği bir hastayı kızının araştırmasını istiyor. Adamın bir çok ismi oluyor ama tam gerçekten adını kim olduğunu anlamış değilim kurguyu hastalığa bağlı olarak bırakmaları daha iyi sonuç verebilirdi. İnanç konusuyla kurgu yapılmasını çokta beğenmedim sonlara doğru bir tık olaylar bulanıklaşıyor ve anlamsız bir sonuç meydana geliyor en azından benim için öyle :)
Güzel ama eksikk. Kitabını okuyan biri olarak film çok eksik kalmış. Ama yinede izlerken çok keyif aldım. Şuan ki yaşantımız da bireysel olarak intihar dükkanımız yok ama mutsuz , huzursuz kişilere iyi gelmemekte onlara kötü bir şeyler vermeye satmaya neden…devamıGüzel ama eksikk. Kitabını okuyan biri olarak film çok eksik kalmış. Ama yinede izlerken çok keyif aldım. Şuan ki yaşantımız da bireysel olarak intihar dükkanımız yok ama mutsuz , huzursuz kişilere iyi gelmemekte onlara kötü bir şeyler vermeye satmaya neden oluyoruz. Ne kadar farkına varıyoruz tabi ki de hiç.
Herkese karşı yapayalnızım, bu acımasız dünya da kimse anlamıyor beni...
"Next Floor": Kendi Tüketim Çılgınlığımızla Yüzleşmek Denis Villeneuve imzalı "Next Floor", beni etkileyen ve derin düşüncelere sevk eden bir kısa film. Görsel bir şölen gibi başlayan bu yolculuk, hızla insanın tüketim çılgınlığına dair derinlemesine bir düşünce evrenine dönüşüyor. Filmin merkezinde,…devamı"Next Floor": Kendi Tüketim Çılgınlığımızla Yüzleşmek
Denis Villeneuve imzalı "Next Floor", beni etkileyen ve derin düşüncelere sevk eden bir kısa film. Görsel bir şölen gibi başlayan bu yolculuk, hızla insanın tüketim çılgınlığına dair derinlemesine bir düşünce evrenine dönüşüyor.
Filmin merkezinde, zengin ve israfa düşkün bir tabloyla karşılaşıyoruz. Lüks bir yemek daveti, göz alıcı yiyeceklerle dolu. Ancak, altta kalan devasa masa yavaşça çökmeye başlıyor. İşte bu an, israfın ve açgözlülüğün sembolik bir ifadesi olarak karşımıza çıkıyor.
Film, kendi tüketim alışkanlıklarımızla yüzleşmemizi sağlıyor. Israf, zenginlik ve açgözlülük gibi temaları ustalıkla işleyerek, izleyiciyi sorgulamaya, düşünmeye sevk ediyor.
Filmin gücü, neredeyse hiç diyalog olmamasına rağmen atmosfer ve görsel anlatımla karakterlerin duygularını ve durumlarını anlatmasında yatıyor. En sevdiğim yanı:)