Spoiler içeriyor
Öncelikle Arda Erel'i çok seviyorum. İstanbul sözleşmesinin feshedilmesi sonucu sosyal medya da bir gönderisi sayesinde tanıdım kendisini ve o zamandan beri severek takip ediyorum . Ancak ne yazık ki kitabını o kadar da severek okuyamadım. O kadar büyük bir hayal…devamıÖncelikle Arda Erel'i çok seviyorum. İstanbul sözleşmesinin feshedilmesi sonucu sosyal medya da bir gönderisi sayesinde tanıdım kendisini ve o zamandan beri severek takip ediyorum . Ancak ne yazık ki kitabını o kadar da severek okuyamadım. O kadar büyük bir hayal kırıklığına uğradım ki, anlatamam.
Bildiğim kadarıyla yazdığı ilk kitapmiş. Tabiri caizse toyluğunun verdiği acemilikle bu kitap çok karman çorman olmuş.
Yazarın vermek istediği mesajlar çooook güzeldi. Bu mesajları hiç sakınmadan sade bir dille okuyucuya aktarmış. Ama maalesef ki ben en çok bu yönünü sevmedim. Daha çok kara mizah ya da klasik Okuyan biri olarak bu kadar yalın bir kitap okumak açıkçası tuhafıma hatta kolayıma gitti. Buna rağmen okurken çok keyif aldım orası ayrı.
Baş karakter kızımız Derin, bir psikolog. ve Erel ' de bu fırsatla her danışan üzerinden farklı ve güzel mesajları veriyor. Verdiği mesajlar; homofobik toplumda kendin olmak, vücudumuzdak ki toplum baskısı ve taciz ve tecavüz gibi olaylar hakkında mesajlar idi. Yani dediğim gibi mesajlar çoook güzeldi fakat aktarma biçimi oldukça yalındı.
Şimdi kitapta ki en en sevmediğim durumdan bahsetmek istiyorum. Psikolog ve danışanın ilişki yaşaması ve bu ilişkinin 2 seans sonucunda olması. Bu kadar kötü ve saçma bir kurgu olmasını istemezdim açıkçası.
Yazarın burada aşk engel tanımaz mesajını Cook yanlış bir biçimde verdiğini düşünüyorum. Okurken inanılmaz rahatsız oldum. Özellikle seks üzerinde fazla ve gereksiz durduğunu düşünüyorum.
Derin'in Doruk'la yaşadığı her anda, bana hiç kimse böyle yapmamıştı triplerine girmesinden o kadar Cook sıkıldım ki. Kitabı yarım bırakma eşiğinden döndüm.
Doruk karakteri lise dizilerinde ki kötü çocuk teriminin tam karşılığı bir betimleymeye sahipti bence. Hal ve hareketleri öyle olmasa da . klişe ötesi bir karakter olduğunu düşünüyorum. Havalı araba, babadan kalma şirket, motosiklet, aile sorunları vs.
Tüm bunlara rağmen kitabı okurken yazarla çok tatlı bir bağ kurdum. Ajda Pekkan'dan bahsetmesi, ama kelimesi hakkında ki düşüncesi, insan hakları ve felsefe hakkındaki alıntıları ve psikoloji hakkında çıkarımlari çok hoşuma gitti. Her ne kadar psikolog mesleğini Derin karakteri ile mahvetmesi hoşuma gitmese de, Arda Erel'i sosyal medyadan da takip etmem üzerine kitabını sanki arkadaşımın yazdığı bir kitabı okuyormuşcasına okudum.
Kitabın sonları acayip belirsiz bitti. Gerilim ve şaşırmalar çok fazlaydi. Bu durum kitabı güzelleştirdi. Zaten ikinci kitabı da varmış. O yüzden belirsiz bitmesinin nedenini anladım. İkinci kitabı da bir ara okumayı düşünüyorum.
Birkaç alıntı bırakayım;
"İnsanlar kendi isimlerine bile hapisler."
"Şimdi, yıllar sonra böyle hissetmek, dünyam cennete dönmüştü sanki. Iyi insan bulmak, iyi iş bulmaktan, iyi bir yer de yaşamaktan, iyi bir film izlemekten, iyi bir yemek yemekten de çok daha büyük bir şeydi."
"Geceleri ortalığı aydınlatma görevi ışıklardan acılara mı geçiyordu? Nedense herkes acılarını geceleri düşünürdü... Belki de sabahın kalabalıklığı, gecenin tek başınalığına galip gelemediğinden, herkes düşünmek için geceyi seçiyordu."
Ve son olarak en sevdiğim alıntı;
"Bazen cümleye ama kelimesi girince, sanki öncesinde dediklerini boşa dinlenmiş gibi hissediyordum. Çünkü o ama'dan sonra gelenler, hep daha çok anlam taşırdı."