Best Fiction of The Year ya da Awardswinner olmaktan fersah fersah uzakta bulunan filmimiz "Çöp Filmler" başlığıyla oluşturacağım yeni rafımda ilk sıralarda olma başarısını gösteriyor.
Kız kardeşim bunu izlemeyi düşünüyor. Ona hayatın böyle bir şeyi izleyecek kadar uzun ve zamanın böyle bir şeye harcanacak kadar değersiz olmadığını anlatmak isterdim. Sonra belki de izlemesi daha iyi olur diye düşündüm. İnsan kötülerle karşılaşmadan iyiyi nasıl bulabilir ki?
Askere gidecek olanlara bazı tavsiyeler: - Birinci ve en önemli tavsiye: Uyumak için göz bandı alın. - Akıllı telefonu götürsem mi götürmesem mi diye tereddütte kalmayın. Götürün, içeri sokamasanız bile emanetçiye bırakır çarşıda kullanırsınız. - Tuşlu telefona izin var. Müzik…devamıAskere gidecek olanlara bazı tavsiyeler:
- Birinci ve en önemli tavsiye: Uyumak için göz bandı alın.
- Akıllı telefonu götürsem mi götürmesem mi diye tereddütte kalmayın. Götürün, içeri sokamasanız bile emanetçiye bırakır çarşıda kullanırsınız.
- Tuşlu telefona izin var. Müzik çalan, radyosu olan bir telefon ve kulaklık götürün mutlaka. Yatarken telefonu komutana yakalatma endişesi olmadan müzik dinlersiniz.
- Asla ama asla askercell almayın. Hiç kullanmayacağınız bir hat için onca parayı Turkcell'e yedireceğinize kantinde yiyin. Ben kurallara uyan bir vatandaşım diyorsanız o başka, o zaman alabilirsiniz.
- Mavi renk dışında bir havlu götürün. Hepsi mavi olduğu için birbirine karışıyor.
- Dolabınızda cüzdan, telefon gibi şeyler bulundurmayın. Normalde kilit takmanıza bile gerek yok, hiçbir şeyiniz çalınmaz, bunu ilk aylarda anlarsınız. Ama yine de değerli eşyalarınız sizde ya da arkadaşınızda olsun.
- Mehmetçik sigortası denen bir sigortanız var, askerlik esnasında ve sonrasında başınıza gelebilecek her türlü kaza bela için 12 ay boyunca geçerli. Yaptırın, cüzi miktar ücretin hesabını yapmayın.
- Sigara içmeyen biri olarak bunu söylemem doğru mu bilmiyorum ama söylüyorum müsaadenizle, içmeyin arkadaşlar. Bırakın, valla yazık bak hem paranıza hem sağlığınıza.
- İçiyorsanız ve bırakmayacaksanız o izmaritleri sağa sola atmayın. Onları toplayanlar da sizin gibi asker ve aldıkları her izmarit için o izmariti atan kişiye hakkını vererek küfür ettiklerinden emin olabilirsiniz.
- İçmiyorsanız başlamak gibi bir akıllılığı zaten hiç yapmayın. Sigaraya başlatacak bir askerlik yok, 2020 yılındayız.
- Arabesk müzik dinleyen tayfadan uzak durun, moodunuzu düşürmeyin. Ya da o tayfaya dahil olun isterseniz, kime ne.
- Herkesle kanka olmak gibi bir hataya düşmeyin. En çok yapılan hatalardan birisi. Önce insanları gözlemleyin, tartın, kimin ne olduğunu anlayın. Seçilen kişi değil seçen kişi olun.
- On tane, yirmi tane goygoy arkadaşınız olacağına üç tane hakiki dostunuz olsun. Kaliteli insanlarla birlikte olmaya bakın. Unutmayın: "İnsan birlikte en fazla vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır."
- Komutanlara yalakalık yapan, diğer tüm askerler tarafından af buyurun "saksocu, loklokcu" diye adlandırılan bir tayfa var. Onlarla sosyal mesafenize çok dikkat edin. En küçük hatanızda sizi komutana ispiyonlamaktan zevk duyacaklardır.
- 21 gün ya da 180 gün, kaç gün olduğu farketmez. Hayatınızdan eksiliyor bu günler. O kadar çok boş vaktiniz olacak ki inanamazsınız. Kendinizi geliştirmeye bakın. Mesela yabancı bir dilin altyapısını atabilirsiniz. Dünya edebiyatı klasiklerini okuyabilirsiniz. Bu tavsiyemi ciddiye alın.
- Çöplerinizi her zaman çöp kutusuna atın. Pencere önlerinde, kalorifer aralarında, sandalye ya da masa üstlerinde bırakmayın. Normal insanlar çöpünü çöpe atar. Çok basit. Çöpünüzü çöpe atın.
- Rahat olun, relax olun. Tüm saçmalıklara hazır olun. Küçük şeyleri dert etmeyin. Askerliğe benim getirdiğim tanım şu: "En saçma şeyleri en büyük ciddiyetle yapma sanatı."
- Vatan millet sakarya gibi bir zihniyet sahibiyseniz askerlikte bunların hiçbirinin olmadığını anlamak için kışlaya girmeyi beklemeyin. Hayalinizde öyle bir askerlik varsa yanlış yerdesiniz. Askeriye burası, Söz dizisi değil.
- Askeriye bir işletme arkadaşlar. Komutanlar da maaşını alan idareciler. Bu kadar basit.
- Kitap okuyun, kitap okuyun, kitap okuyun. Karamazov Kardeşler ve Yüzbaşının Kızı gibi klasikleri askerde okudum ve bir sorun bakalım pişman mıyım? Değilim. Sadece bu iki eseri okuduğum için bile hayatıma değer katan bir 6 ay olduğunu söylersem abartmış olmam.
- 6 ay askerlik yapacaklar için, yeni bir dil öğrenme konusunu düşünün derim. İnsan 6 ay bir dil öğrenmeye uğraşsa tüm Milli Eğitim müfredatını sollayacak sonuç elde eder.
- Masa tenisi, PlayStation sistemleri, televizyon, langırt gibi pek çok eğlenme seçeneğiniz var. Hayvan gibi bağıra çağıra olmadığı sürece bunları istediğiniz kadar kullanabilirsiniz.
- Askerlik akılalmaz bir zaman, insan ve kaynak israfıdır. Dünyanın en gereksiz eylemidir. Ama eğlencelidir arkadaşlar, pek çok insan için güzel bir tecrübedir. Tadını çıkarın.
- O kapıdan çıktığınız zaman sizi girdiğiniz zamandan daha iyi yapacak ne varsa onları yapın: Kaliteli insanlarla birlikte olmak, kitap okumak, yeni bir dil öğrenmeye başlamak gibi.
Askere gitmeden önce izlenecek filmler listesi şöyle:
* Bir Zamanlar Askerdik
* Kapıdaki Düşman
* Er Ryan'ı Kurtarmak
* Hacksaw Ridge
* İnce Kırmızı Hat
* Pearl Harbor
* Son Kale (Cezaevi filmi ama askerliğe de uyar)
Filmler ve tavsiyeler tamamen şahsi tecrübe ve düşüncelerim ekseninde paylaşılmıştır ve hepsi sadece askerlik için değil hayat için de geçerlidir. Eklemek istediklerinizi okumaktan mutluluk duyarım.
Spoiler içeriyor
Konu Wayfair. İddialar gerçek mi? Muhtemelen değil. Olabilir mi? Pekala olabilir. Dizideki Les Pollos Hermanos adlı firmayı hatırladınız mı? Dükkanları müşteriyle dolu ve ürünleri sevilerek yenilen bir burger zinciri. Fakat bu sadece istikrarlı bir şekilde üretilen ve satılan yüzlerce kilo…devamıKonu Wayfair.
İddialar gerçek mi? Muhtemelen değil.
Olabilir mi? Pekala olabilir.
Dizideki Les Pollos Hermanos adlı firmayı hatırladınız mı? Dükkanları müşteriyle dolu ve ürünleri sevilerek yenilen bir burger zinciri. Fakat bu sadece istikrarlı bir şekilde üretilen ve satılan yüzlerce kilo uyuşturucu için kullanılan bir kılıf ve dağıtım ağıydı aynı zamanda. Narkotik polislerinin severek yediği hamburger.
İddialar bana bu sahneleri ve Gustavo'yu hatırlattı. Bu dizi için fazlasıyla güzel ve yerinde bir konuydu bu. Uyuşturucular kimyasal ürünler kullanılan çamaşırhanelerde üretilir ve dolu paketler burger sosu kovalarının içinde üzerine mor ışıkta görünen işaretler konularak firmanın soğuk zincir araçları vasıtasıyla her yere dağıtımı yapılır. Güvenli ve kusursuz bir yöntem.
Gerçekle kurgunun artık birbirinden ayırt edilemediği zamanların insanlarıyız. Kısacık ömrümüzde duyduğumuz, gördüğümüz hatta bizzat yaşadığımız öyle korkunç hadiseler var ki, bu bağışıklık yüzünden şaşırma yetimizi bile kaybettik nerdeyse. Son günlerde konuşulan olay da bunlardan biri. Sanal alem böyle konuları çok sever, çünkü etkileşimi boldur. Gerçekle kurgunun ayırt edilemez hale geldiğini unutmamalıyız.
İddialar ne kadar mantıklı görünse de Coca-Cola'nın içine karışan fareler ya da Danone'nin çocukları aptallaştırdığı iddialarının bir benzeri olabilir nihayetinde. Gerçek olma ihtimali zaten var, ama bu da bir ihtimal.
İnternette See dizisindeki kör insanlar gibiyiz ve etrafımız bize hiç hissettirmeden her an ne yaptığımızı, neler konuştuğumuzu takip edebilecek, hatta bize istediği gibi zarar verebilecek"gölgelerle" dolu. Okuduğumuza, yazdığımıza, girdiğimiz ve paylaştığımız bilgilere büyük bir hassasiyetle dikkat etmeliyiz bir kez daha anlıyoruz ki. Ve gerçek dünyada sevdiklerimize de.
İnsan olmak bu kadar zor olmasaydı keşke.
Klişelerle dolu. Dan Brown şöyle bir yazar; bir kitabını okuyorsunuz 'vaaav' diyorsunuz, 'ne kitaptı ama!' İkinci kitabını okuyorsunuz, 'hmm, güzeldi' diyorsunuz. Üçüncü kitabı okuyunca dördüncüyü okumayacağınızı anlıyorsunuz. Victor Hugo'nun, Balzac'ın, Dostoyevski'nin tüm kitaplarını okumamışım daha, ne Dan Brown'u Allah aşkına!
Scorsese ustanın 77 yaşında oluşuna bakmadan ihtiyarlar heyetini toplayıp, Jim Carrey'nin "Aman Tanrım" isimli muhteşem filmindeki Jimmy Hoffa göndermesini anlamayanlar için çektiğini düşündüğüm filmdir. Çünkü ancak tanrısal güçlere sahip bir muhabir Jimmy Hoffa'nın cesedinin bulunduğu anı haberleştirebilir. 💪 Çoktan klasikler…devamıScorsese ustanın 77 yaşında oluşuna bakmadan ihtiyarlar heyetini toplayıp, Jim Carrey'nin "Aman Tanrım" isimli muhteşem filmindeki Jimmy Hoffa göndermesini anlamayanlar için çektiğini düşündüğüm filmdir.
Çünkü ancak tanrısal güçlere sahip bir muhabir Jimmy Hoffa'nın cesedinin bulunduğu anı haberleştirebilir. 💪
Çoktan klasikler arasına adını yazdırmıştır The Irishman.
Albert Camus'un Yabancı'sındakine benzer bir yalnızlık... "İnsan hayatı sadece kendine göre yaşamamalı, biraz da diğer insanlar gibi olmalı." Ama nasıl? Diğer insanlar gibi olmak isteyip olamamanın ızdırabını diğer insanlar nereden bilebilir ki...
Kaliteyi arıyorum. Müzikte, kitapta, dizide, filmde ve hatta insanda. Mükemmele olan iştiyakım beni hemen tüm insanlardan ve hayattan uzaklaştırsa bile çoğu zaman, buna değer. Yalnızım ve yalnız öleceğim. Şikayetçi olmasam da bu durumdan, bu benim tasarımım değil. Sıradan olana tahammül…devamıKaliteyi arıyorum. Müzikte, kitapta, dizide, filmde ve hatta insanda. Mükemmele olan iştiyakım beni hemen tüm insanlardan ve hayattan uzaklaştırsa bile çoğu zaman, buna değer. Yalnızım ve yalnız öleceğim. Şikayetçi olmasam da bu durumdan, bu benim tasarımım değil. Sıradan olana tahammül edemiyorum.
Tüm o kan, vahşet, barbarlık.. sanatsal bir gösteriye dönüşüyor. İnsan ruhunun çetrefilli labirentlerinde yönümü kaybediyor, çirkinliğin içine gizlenmiş güzellikte yolumu buluyorum. İnsan mükemmel bir tasarım, ruh, madde ve hayat. Delilik ve dahilik arasında bir ömür sürüyorum. Bir kelebek kanadındaki zarafetin ve dehşet verici bir vahşetin aynı anda yaşandığı noktadayım.
Bu, benim tasarımım değil.
*** Bir yasa teklifim var sayın başkan: Hudutları kaldıralım! Ne o, şaşırdınız bakıyorum. "Hudutları kaldırırsak hudut karakollarında nöbet tutan, görev yapan yüzlerce asker ne olacak?" diye düşünüyorsunuz değil mi? Onu da düşündüm merak etmeyin. Hayatı boyunca kendisine hiç şiir okunmamış…devamı***
Bir yasa teklifim var sayın başkan: Hudutları kaldıralım! Ne o, şaşırdınız bakıyorum. "Hudutları kaldırırsak hudut karakollarında nöbet tutan, görev yapan yüzlerce asker ne olacak?" diye düşünüyorsunuz değil mi? Onu da düşündüm merak etmeyin. Hayatı boyunca kendisine hiç şiir okunmamış kadınlara şiir okumakla görevlendirelim her birini. Evet evet, şiir.
Her kadın dinlemeli bir erkekten Annabel Lee'yi, Allahaısmarladık şiirini ya da hadi hiç olmadı Mona Roza'yı. Hiçbir kadın 'kendisine bir kez olsun şiir okunmamış kadın' statüsünde olmamalı. Öyle değil mi? Bir kadın iki şekilde güzelleşir çünkü: Güldüğünde ve sevip sevildiğinde. Kadınlarımız gülsün sayın başkan, sevilsin. Erkeklerden çokça işitmişlerdir bugüne kadar bağırtıları, hakaretleri, küfürleri. Şiir duysunlar, hepsi duysun.
Hazır el atmışken futbolu da yasaklayalım sayın başkan. İnsanlarımız tüm vakitlerini, hatta ömürlerini bir topu tekmeleyen adamları seyrederek geçirdikleri için tekmelenecek bir topmuş gibi bakıyorlar her şeye ve herkese. Stadyumları okuma salonlarına çevirelim. Onbinlerce insanımız toplanıp şiir okusun birlikte, kitap okusunlar. Dülger Balığının Ölümü konuşulsun bir hafta, bir sonraki hafta Orhan Veli'nin Süleyman Efendi'si. Stadyumdan çıkarken yüzlerinde huzur ve tebessüm olsun. Birbirlerine tebessümle bakıp sarılsınlar.
Evlerine, sevgililerinin ya da ailelerinin yanlarına vardıklarında onlara stadyumda öğrendiği harika bilgilerden bahsetsinler. "Anne hani çocukken leğende banyo yapıp hemen sobanın yanına koştuğumuzda, saçımızdan sobanın üstüne damlayan su damlaları sağa sola kaçışırdı ya, Leidenfrost Etkisi diyorlarmış ona." ya da "Sevgilim, NASA'nın paylaştığı galaksi resimlerinin aslında gerçek fotoğraf olmadıklarını, uzaydan yakalanan frekansların bilgisayarda görselleştirilerek oluşturulduğunu biliyor muydun?" desinler.
Fazla konuştum sanırım sayın başkan. Bu gecelik bu kadar yeter. Siz düşünürsünüz bu söylediklerimi, gerekirse danışmanlarınızla toplanır istişare ederiz. Gitmeden size bir beyit okuyup iyi geceler diyeyim:
"Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta
Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta."
- Ertesi sabah -
Buyrun memur bey, bir sorun mu vardı? Bu kağıdı getirmek için mi geldiniz bu kadar erkenden, hay Allah. Neymiş ki acaba? "Hapishanelerde boş yer olmadığı ve sanık güldürmek konusunda yetenekli olduğundan sarayda soytarılık yapmasına karar verilmiştir."