Homo Ludens benim için “oyun” kavramını tamamen yeniden düşündüren bir kitap oldu. Johan Huizinga’nın anlattığı şey aslında çok basit gibi başlıyor: İnsan oynayan bir varlıktır. Ama sayfalar ilerledikçe bunun sadece çocuklukla ya da boş zamanla ilgili olmadığını fark ediyorsun. Hukuktan…devamıHomo Ludens benim için “oyun” kavramını tamamen yeniden düşündüren bir kitap oldu. Johan Huizinga’nın anlattığı şey aslında çok basit gibi başlıyor: İnsan oynayan bir varlıktır. Ama sayfalar ilerledikçe bunun sadece çocuklukla ya da boş zamanla ilgili olmadığını fark ediyorsun. Hukuktan sanata, savaştan dine kadar hayatın neredeyse her alanının içinde bir “oyun” yapısı var.
Ben okurken en çok şuna takıldım: Biz oyunu genelde ciddiyetsiz bir şey gibi görüyoruz ama Huizinga tam tersini söylüyor. Oyun kendi kuralları olan, sınırları olan ve aslında çok ciddi bir alan. Hatta kültürün temeli bile oyun olabilir diyor. Bu bakış açısı baya çarpıcıydı.
Bazı yerleri açık konuşayım biraz ağır ilerliyor. Akademik dili var ve her bölüm “akıcı roman” gibi gitmiyor. Ama altını çize çize okuduğum çok fazla yer oldu. Özellikle sanat ve ritüellerle ilgili kısımlar bana tiyatro açısından da farklı bir perspektif verdi.
Genel olarak kitap bana şunu düşündürdü: Hayatta yaptığımız birçok şey aslında farkında olmadan bir oyunun parçası. Rollerimiz var, kurallar var, hatta kazanan-kaybeden bile var. Bu açıdan bakınca günlük hayat bile biraz sahne gibi geliyor.
Kısaca: Kolay bir kitap değil ama kafanı açıyor. Özellikle sanatla, tiyatroyla veya insan davranışlarıyla ilgileniyorsan kesinlikle okunur.
“Tiyatro gibi bakıyorum hayata... Perdesi ağır ama sahnesi samimi. Rol yapmaktan değil, içten oynamaktan yanayım. Hem çocuk gibi gülmek istiyorum biriyle, hem gece oturup saatlerce susabilmek… Kitap kokusu, taş sokaklar, sahne ışığı… Göz göze gelince susan ama kalbi konuşan biri.…devamı“Tiyatro gibi bakıyorum hayata...
Perdesi ağır ama sahnesi samimi.
Rol yapmaktan değil, içten oynamaktan yanayım.
Hem çocuk gibi gülmek istiyorum biriyle,
hem gece oturup saatlerce susabilmek…
Kitap kokusu, taş sokaklar, sahne ışığı…
Göz göze gelince susan ama kalbi konuşan biri.
Herkes ya kendini saklıyor ya da bir şeyler istiyor.
Ben sadece 'olmak' istiyorum.
Yanımda 'var' olan biriyle.
Ne eksik ne fazla… sadece sahici.”
Ben Tiyatronun hem izleyici hem oyuncu tarafındayım iki tarafı da çok severim. Saygılarımla...
Emirhan Kızılyar 🎭
Şu saçma sapan anlam karmaşası olan bir dünyada daha fazla ne olsa diye bekliyor insan artık. Anlamsızlıklara mana ararken daha fazla anlamsızlık daha fazla saçma olaylar gerçekleşiyor. Bunca olaylara bunca lanetlenmiş saçma dünyaya rağmen intihar etmemek gerçekten mantıksız gelmeye başlıyor…devamıŞu saçma sapan anlam karmaşası olan bir dünyada daha fazla ne olsa diye bekliyor insan artık. Anlamsızlıklara mana ararken daha fazla anlamsızlık daha fazla saçma olaylar gerçekleşiyor. Bunca olaylara bunca lanetlenmiş saçma dünyaya rağmen intihar etmemek gerçekten mantıksız gelmeye başlıyor artık. Evet umut güzel bir kavram bataklığa batmış bile olsak bir umut yeşerir o bataklıktan bizi sıyırır. Ama sorun şu ki o bataklıktan ne kadar kurtulmuş olduğumuza sevinsek de ardında sayısız bataklılar bekliyor olacak bizi. Sorunlar biz bu bataklıkda son nefesimizi verdiğimizde son bulur. Yani ben öyle umut ediyorum...
Bahtsız Oidipus sen de bu lanetli duyguların yapmacık olduğu ölünce ne olduğunu bile bilmediğimiz bilinmezliklerin fazla duyguların sahte olduğu bir dünyaya lanetlenmiş olarak geldin. Başına gelen olaylar seni her defasında daha da dibe attı. Hayatta her şey yolundaymış gibi gözüküyor bile olsa yaşadığımız, yaşamayı beklediğimiz ve ne yaşadığımızdan haberimizin bile olmadığı saçmalıklar bizi daha da tüketecek. Bu dünya anlam aramak için çok kısa ama o kısa zaman zarfında defalarca yıkılıyoruz kalkıyoruz anlam aramaya bir dala tutunmaya çalışıyoruz sonra tekrar bataklığa batıyoruz...
Bir aptalın anlattığı bir masal bu : Kuru gürültüler, deli saçmalıklarıyla dolu. Tiyatro aşığı bir insan olarak en sevdiğim yazarlardan biri olan Shakespare'in Machbet adlı eserini hem okuma hemde izleme fırsatı buldum. İnsanı fazlasıyla sorgulatan düşündüren kült eser en sevdiğim…devamıBir aptalın anlattığı bir masal bu :
Kuru gürültüler, deli saçmalıklarıyla dolu.
Tiyatro aşığı bir insan olarak en sevdiğim yazarlardan biri olan Shakespare'in Machbet adlı eserini hem okuma hemde izleme fırsatı buldum. İnsanı fazlasıyla sorgulatan düşündüren kült eser en sevdiğim tiyatro oyunları arasındadır.
Bu arada ben alternaif tiyatroda izleme fırsatı bulmuştum düşünenler için çok güzel bir deneyim her an oyunun içindesiniz bir olsun kopmadığımız bir oyun oldu. Sıradaki hedefim Moda sahnesinde izlemek orada ki performansı da çok merak ediyorum.
Sanatla , sevgiyle kalın 🎭🎭
"Bir hiç için bir sürü gürültü" Bu mecraya bir şeyler yazmayalı epeyce zaman oldu. Bilmiyorum benim zamanımda ki kaliteli tayfa duruyor mu? Burayı aile gibi görürdüm. Zaman çok hızlı geçiyor burada ki veyahut gerçek hayattaki güzel zamanlar hızlıca akıp gidiyor.…devamı"Bir hiç için bir sürü gürültü"
Bu mecraya bir şeyler yazmayalı epeyce zaman oldu. Bilmiyorum benim zamanımda ki kaliteli tayfa duruyor mu? Burayı aile gibi görürdüm. Zaman çok hızlı geçiyor burada ki veyahut gerçek hayattaki güzel zamanlar hızlıca akıp gidiyor. Bu süreçte var olan sancıları bence çok kafaya takmamak gerekli. Sonuçta hayat çok kısa. Bir hiçliğe kafayı fazla takarsak var olan zamanımızı hiç edip dururuz. O yüzden.
"Bir hiç için bir sürü gürültü"
Sizce de öyle değilmi arkadaşlar ?
Gerilimi bize kitap bitene dek yaşatan bir Stefan Zweig şaheseriyle merhabalar arkadaşlar.. Ben bir alıntı üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bana göre bu alıntı bu kitabı özetler niteliğinde mükemmel bir cümle. "Korku cezadan daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da…devamıGerilimi bize kitap bitene dek yaşatan bir Stefan Zweig şaheseriyle merhabalar arkadaşlar..
Ben bir alıntı üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bana göre bu alıntı bu kitabı özetler niteliğinde mükemmel bir cümle.
"Korku cezadan daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir."
Sonuçta cezamızın günü ve tarihi bellidir değilmi arkadaşlar. İnsanı en çok belirsizlikler yorar. Bu bir korkudan doğan belirsizlik olunca insanın nefes alması bile çok zordur...
O korku biz hangi ortama gidersek gidelim peşimizi bırakmayacak. Vicdanımız bizi rahat bırakmıyacak, onunla yaşamaya çalışacağız ama olmayacak doğru düzgün ne yaşadığımızı anlamıyacağız.
Atacağımız adımları iyi düşünüp iyi değerlendirelim. Sonradan pişman olup pişman olduğumuz noktada aradığımıız bulamayınca başka denizlere yelken açmaya çalışırken korkuyu da sırtlayıp götürbiliriz ve hayatımızı mahvedebiliriz. Atacağımız adım ne olursa olsun iyice analiz etmemiz şart arkadaşlar..
Spoiler içeriyor
Saçma düzene başkaldırış olan muazzam bir aşk hikayesiyle merhabalar arkadaşlar.. 🇰🇬 Kitap sizi ilk kelimesinden itibaren alıp Kırgızistan'ın bozkırlarına kadar götürüyor. Her toplumda olduğu gibi bu küçük avılda da (memleket, köy) kendine has örf ve adetleri var. Bu törelere, adetlere…devamıSaçma düzene başkaldırış olan muazzam bir aşk hikayesiyle merhabalar arkadaşlar.. 🇰🇬
Kitap sizi ilk kelimesinden itibaren alıp Kırgızistan'ın bozkırlarına kadar götürüyor. Her toplumda olduğu gibi bu küçük avılda da (memleket, köy) kendine has örf ve adetleri var. Bu törelere, adetlere uymayı sürdüren bir aileye gelin olarak gelen Cemile'yi kiçine balası yani kaynının ağzından izliyoruz beraber zaman geçiriyoruz. Kısaca özetlemek gerkirse böyle ama asıl konuya gelirsek.
Cemile savaş sebebiyle askere gitmek zorunda olan 3 erkekli bir ailenin 2 çocuğudnan biris ile evlenmiştir. Ancak askerde olması sebebiyle eşini görmesi onumla zaman geçirmesi biraz olanaksızdır. 2 erkeğin askerde olması sebebi ile evin tarla işlerini ve askere yiyecek içecek gönderme gibi işleri ailenin askere giden eşleri ve bir erkek çocuğu varsa onun yapması zorunludur. Bu sebepten ötürü kiçine bala ile Cemile fazlasıyla vakit geçirmektedir. Cemile harektli kişiliği dışadönük tavırları güzelliği ile hemen hemen herkesi etkilemektedir. Kiçine bala biraz kıskansada oda bu güzelliğe hayran olmakta kendini alkoyamaz. Abisinin de eşi olduğu için onu koruma iç güdüsü devreye giriyor o yüzden hep onun çevresinde durmaktadır. Konunun devam ediş şekli genel itibariyle böyledir.
Bir gün askerden Danyar adında birisi askeri vazifesini tamamladıktan sonra köye gelir. Oradaki vazifesi Cemile ve kiçine bala ile askerlere yiyecek, giyecek her türlü yardımı götürmede sorumludur. Danyar'ın kimsesinin olmayışı giydikleri elbiselerin yırtık olması ve içe dönük kişiliği saatlerce uzaklara bakıp dalması insanlarda merak konusu uyandırıyordu.
Konuyu bağlamam gerekirse Cemile ile Danyar vakit geçirdikçe birbilerine olan bağlılıkları artmaktadır Danyar'ın türküleri Cemile'yi Cemile'nin türküleri Danyar'ı etkiliyordu. İkiside birbirinden habersiz hayallerinde olan kişilik ile karşılaştıkarının yavaş yavaş farkına varıyordu. Ancak Cemile evli olması aralarında ki engllerden brisi idi. Cemile ona değer vermeyen metuplarında bile bir cümle bile yer vermeyen birisini sevmeke için hiçbir sebibin olmadığının farkındaydı.
Danyar ve Cemile bütün herşeyi geride bırakarak beraber kaçmıştırlar ve bu aşk hikayesi mutlu sonla bitmiştir.
🗣️ Bana göre olması gerketiği gibi bitti. Sonun kötü bitmesinden çok endişeliydim ya Cemile intihar eder diyrodum ya da ikisi birden ama ne mutlu ki ikiside olmadı ve mutluluğa kavuştular. Yani o cahil köy halkı ve saçma olan törelere(her adet için demiyorum) bağlı kalıp yaşayadabilirler özgürlüğe kavuşmaları beni çok mutlu etti. Bir ömür boyu pişmanlıkla yaşıyacaklardı. Kadına zülmetmeyi erkeği kadından üstün görmeyi erkeklik sananları bırakıp harika insan Danyar ile kaçtığı için hayatısının en önemli kararını verdi Cemile saçma adetlere başkaldırış yaptı. O kaba saba erkek toplumu malesef günümüzde halen varlığını devam ettiriyor.. Namussuzluk yapıp sonra da Cemile kaçtığı için onu namussuzlukla suçlayınca erkek olunmuyor!
Firar Meğer ben ne kadar boş şeylere ağlamışım Kalbim hakikat diye bir ihtimale tapmış. Ne manasız şeylere meğer bel bağlamışım Meğer benim peşinden koştuklarım serapmış... Kimsede bulamadım menfaatsiz bir yürek Kadınlar bana yalnız soğuk bir deri verdi. Bir kardeş sevgisini…devamıFirar
Meğer ben ne kadar boş şeylere ağlamışım
Kalbim hakikat diye bir ihtimale tapmış.
Ne manasız şeylere meğer bel bağlamışım
Meğer benim peşinden koştuklarım serapmış...
Kimsede bulamadım menfaatsiz bir yürek
Kadınlar bana yalnız soğuk bir deri verdi.
Bir kardeş sevgisini uzattığım her erkek
Çamurladıktan sonra kalbimi geri verdi...
Anladım insanlardan geldiğini kederin
Uzak, herkesten uzak bir hayat süreceğim.
Benim bu inzivama taarruz edenlerin
Yüzüne hakaretle, kinle tüküreceğim...