Mükemmel ötesi bir anlatım diyebilirim, çoğu tarih kitabında net bir kaynaktan örnek verilir veyahut bu kaynakta böyle geçiyor deriz lakin Feridun bey bir çok kaynaktan derlemeler yapıp tarihi bu şekilde önümüze sunmuş diyebiliriz. Özellikle bunaltmayan detaycılığı okuyucuyu hem kültürel anlamda…devamıMükemmel ötesi bir anlatım diyebilirim, çoğu tarih kitabında net bir kaynaktan örnek verilir veyahut bu kaynakta böyle geçiyor deriz lakin Feridun bey bir çok kaynaktan derlemeler yapıp tarihi bu şekilde önümüze sunmuş diyebiliriz. Özellikle bunaltmayan detaycılığı okuyucuyu hem kültürel anlamda coştururken bir yandan da duyuruyor, 400 küsür sayfalık bir kitaptı 3 günde bitirdim,kesinlikle verim alabileceğiniz tekrarlanan satırlara yer vermeyen dolu dolu bir kitaptı. 0 dan tarihe merak saranada belirli bir bilgi birikime sahip okura da öneririm, sağlam kaynak alın aldırın.
Emin olunki bu uzun satırlarda illaha kendinizden bir parça bulacak ve ait hissedeceksiniz bundan mütevellit sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim. İnsan kendini en çok kalabalıkların ortasında kaybeder derler ya, yalan değil ama eksik. Asıl kayıp, insanın kendi iç sesine tahammül…devamıEmin olunki bu uzun satırlarda illaha kendinizden bir parça bulacak ve ait hissedeceksiniz bundan mütevellit sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.
İnsan kendini en çok kalabalıkların ortasında kaybeder derler ya, yalan değil ama eksik. Asıl kayıp, insanın kendi iç sesine tahammül edemediği o an başlar. Gürültü kesildiğinde, telefon sustuğunda, herkes dağıldığındageriye kalan şey sessizlik değil çıplaklıktır. Kendinle baş başa kalmanın o rahatsız edici kemiklere işleyen hali.
Sanat dediğin şey de tam burda doğar zaten,bir boşluğu doldurmak için değil, o boşluğun içini kurcalamak için.
İnsan kendini anlatmak için yazmaz çoğu zaman kendinden kaçamadığını fark ettiği için yazar. Çünkü kelimeler insanın kendine kurduğu en zarif tuzaktır Yazdıkça çözülür gibi olursun ama aslında daha da dolaşırsın. Cümlelerin seni özgürleştirmez seni sana daha çok yaklaştırır. Ve insanın en büyük korkusu da budur; kendine yaklaşmak
Yalnızlık… Öyle romantize edildiği gibi zarif bir melankoli değil Yalnızlık, insanın kendi içindeki yabancıyla aynı odada kalmasıdır. Tanımadığın, hatta tanımak istemediğin bir versiyonunla göz göze gelmek kaçacak yerin yoktur çünkü o sensin Ne kadar bastırırsan bastır ne kadar başka insanlarla doldurmaya çalışırsan çalış, o eksik parça sessizce orda durur. Bekler ve maalesefki çok sabırlıdır.
Kendini tanımak dedikleri şey de öyle kişisel gelişim kitaplarının anlattığı gibi ışıklı huzurlu bir süreç değil. Aksine kirli.
İçinde hoşuna gitmeyecek şeyler bulursun Kıskançlık, bencillik, korkaklık… ve en kötüsü de alışkanlık. İnsan en çok kendi karanlığına alışır. Sonra o karanlığı savunmaya başlar işte o noktada sanat devreye girer ya seni o karanlıktan çekip çıkarır ya da daha derinine iter. Ortası maalesefki yine yok keza gördüğünüz üzere biz zanaatkarlar ve sanatçılar bu yüzden biraz deliyiz ya..
Edebiyatın gücü de burda yatıyor Sana “iyi hissettirmek” için değil seni rahatsız etmek için var Sana ayna tutar ama o aynada görmek istediğin yüzü değil görmekten kaçtığın ifadeyi gösterir. Okurken boğazında bir düğüm oluşuyosa işte o zaman doğru yerdesin. Çünkü insan, ancak canı yandığında kendine dürüst olabilir
Ve belkide en acı gerçek şu İnsan kendini tamamen tanıyamaz. Her keşif yeni bir bilinmezlik doğurur Her cevap başka bir sorunun kapısını aralar. Bu yüzden bu arayış bitmez. Bitmemeli de Çünkü insanın kendini bulması aslında hiçbir zaman bulamayacağını kabullenmesiyle başlar
Geriye ne kalır biliyomusun? Yarım kalmışlık hissi. Ama o yarım kalmışlık eksiklik değil hareketin kendisi. Seni yazmaya düşünmeye hissetmeye zorlayan şey belki de insan dediğin şey tamamlanması gereken bir bütün değil sürekli parçalanıp yeniden kurulan bir metindir. Ve sen o metnin hem yazarı, hemde en acımasız eleştirmenisin.
Sevgilerle,Evsiz Kafka. 05.16
Son zamanlarda adını koyamadığım bir eksiklikle yaşıyorum, sanki yarım bırakılmış bir şarkının içinde sıkışmışım devamı var biliyorum, ama kimse çalmıyor keza çalmasını da istemiyorum. Bir şarkı açıyorum, sözlerini ezberlemiyorum çünkü zaten tüm besteler tıpkı senin gibi tamamlanmadan içimde yaşıyorlar. Bazı…devamıSon zamanlarda adını koyamadığım bir eksiklikle yaşıyorum,
sanki yarım bırakılmış bir şarkının içinde sıkışmışım
devamı var biliyorum,
ama kimse çalmıyor keza çalmasını da istemiyorum.
Bir şarkı açıyorum,
sözlerini ezberlemiyorum
çünkü zaten tüm besteler
tıpkı senin gibi tamamlanmadan içimde yaşıyorlar.
Bazı cümleler var,
sanki sen söylemişsin gibi.
Bir geceyi hatırlıyorum,
her şey olması gerektiği gibiydi
ve tam o yüzden yanlıştı.
Gözlerine baktığımda
ilk defa korktum.
Çünkü ilk defa her şey
gerçekti.
İnsan bazen sevdiği şeyi mahveder
çünkü onu taşıyacak kadar güçlü değildir.
Ben de seni tam da bu yüzden kaybettim.
İçimde garip bir özlem var, adını koysam büyüyecek, susuyorum ki taşmasın. Çünkü biliyorum; bazı şeyler tam dozunda güzeldi. Bir ilaç gibi… fazlası zehir. Saatlerce göz göze oturmanın o tuhaf sükûneti, teninle zihnimin aynı anda sustuğu o anlar… Şimdi düşününce masal…devamıİçimde garip bir özlem var, adını koysam büyüyecek,
susuyorum ki taşmasın.
Çünkü biliyorum; bazı şeyler tam dozunda güzeldi.
Bir ilaç gibi… fazlası zehir.
Saatlerce göz göze oturmanın o tuhaf sükûneti,
teninle zihnimin aynı anda sustuğu o anlar…
Şimdi düşününce masal gibi,
ama masallar uzayınca inandırıcılığını kaybeder.
Eseri seriye dönüştürmek istemiyorum,
ama yaşadığımızın hakkını da yedirmiyorum.
Çünkü bazı insanlar hayatında kalmaz,
ama sende iz bırakır.
Çizik gibi değil,
parmak izi gibi.
Meğer döngü
birine sıkıca sarılmakla,karşısında tamamen soyunmakla değil,
gerektiğinde bırakabilmekle kırılıyormuş.
Kalabilmek değilmiş cesaret,
tadında bırakıp gidebilmekmiş.
Özlemek geri dön demek değilmiş bazen.
Sadece “yaşandı”yı inkâr etmemekmiş.
Ve ben inkâr etmiyorum.
Ama kapıyı da aralamıyorum.
Çünkü biliyorum kendimi
bir adım daha atarsam
hikâye derinleşmeyecek,
dağılacak.
O yüzden içimdeki özlemi
terbiye etmeyi seçiyorum.
Sevdiğim bir şarkıyı
tam nakaratta kapatır gibi.
Sevgilerle, EvsizKafka.
00.36 🌖
Her şey kısa bir edebiyat kitabı gibiydi, incecik görür çerezlik diye alırız yanımıza bir solukta okuruz ve etkisinden çıkamayız. 60-70 sayfaya nasıl sığdı bunlar nasıl bu kadar doyurucu ve kararlı biter diye şaşırırız bazen 300-400 sayfalık kitaplarda bile o hissiyatı…devamıHer şey kısa bir edebiyat kitabı gibiydi,
incecik görür çerezlik diye alırız yanımıza bir solukta okuruz ve etkisinden çıkamayız.
60-70 sayfaya nasıl sığdı bunlar nasıl bu kadar doyurucu ve kararlı biter diye şaşırırız bazen 300-400 sayfalık kitaplarda bile o hissiyatı yakalayamayız.
Seni tanımak çerezlik bir edebiyat kitabına başlamak gibiydi kısa ama anlamlı, yeni bir cilte veyahut seriye ihtiyaç duymaksızın tadında,yaşandı ve bitti.
Brek/İlaç gibi
-Evsizkafka
03.01
Lucid dream.. Kişinin rüyayı kontrol etmesi, rüyanın içersindeyken rüyanın rüya olduğunu fark etmesi ve uyanacağını fark etmesidir. Gerçek hayatta bunu tecrübelerim diyebilirim, rüyada gibiydim her şey o kadar kusursuz ve gerçeklik algımı yıkacak derecede huzurluydu ki.. Uyudum uyandım ve rüyada…devamıLucid dream..
Kişinin rüyayı kontrol etmesi, rüyanın içersindeyken rüyanın rüya olduğunu fark etmesi ve uyanacağını fark etmesidir.
Gerçek hayatta bunu tecrübelerim diyebilirim, rüyada gibiydim her şey o kadar kusursuz ve gerçeklik algımı yıkacak derecede huzurluydu ki..
Uyudum uyandım ve rüyada olmadığımı fark ettim bir an korktum her şey rüya mıydı diye.
Tekrar uyuya kaldım, bir kapı tıklatmasıyla uyandım ve fark ettim ki her şey bir rüyaymış uyanmak istemedim.
En kötüsü de rüyanın rüya olduğunu fark ettiğimi sanarken bile bir rüya içersinde ol uşum ve ansızın uyanışımdı.
Can Ozan,Sedef Sebüktekin/
Sen kocaman çöllerde
-Evsizkafka
02.45
Sevda insana iki kişilik bir masa kurdurur. Karşındaki gerçekten seni sevdiğinde, dünya biraz daha yavaş döner; kalbin acele etmez. İnsan kendini seçilmiş değil, anlaşılmış hisseder. O huzur, gürültüsüzdür. Ama sevildiğini bildiğin yerden bir gün ses kesilirse, işte orası felaket. Masada…devamıSevda insana iki kişilik bir masa kurdurur.
Karşındaki gerçekten seni sevdiğinde, dünya biraz daha yavaş döner; kalbin acele etmez.
İnsan kendini seçilmiş değil, anlaşılmış hisseder.
O huzur, gürültüsüzdür.
Ama sevildiğini bildiğin yerden bir gün ses kesilirse, işte orası felaket.
Masada iki tabak kalır, biri soğur.
Sen hem kendi payını hem onun payını bitirmeye çalışırsın.
Doymazsın.
Çünkü mesele açlık değil, eksilen sandalyedir.
Karşılıksız aşk aç bırakmaz;
fazla bırakır.
Sindiremediğin bir fazlalık gibi içinde dolaşır.
Ve insan en çok da, bir zamanlar sevildiğini bildiği için kusacak gibi olur.
Bir ruhun bir diğerine ait hissetmesi, hayatın o bağı "oldurabileceği" anlamına gelmez. İnsan bazen en çok yakıştığı, ruhunun en rahat nefes aldığı yerde barınamaz. Hayat bir matematik denklemi değildir; her zaman iki doğru kesişmez. Bazen zaman yanlıştır, bazen şartlar eksik,…devamıBir ruhun bir diğerine ait hissetmesi, hayatın o bağı "oldurabileceği" anlamına gelmez. İnsan bazen en çok yakıştığı, ruhunun en rahat nefes aldığı yerde barınamaz. Hayat bir matematik denklemi değildir; her zaman iki doğru kesişmez. Bazen zaman yanlıştır, bazen şartlar eksik, bazen de cesaret o ağır yükün altında yarım kalır. Sevginin varlığı, her zaman bir yolun açılacağı anlamına gelmez.
Aralarında görünmez, metafizik bir ip vardır. Bu bağ ne kopar ne de çözülür; çekildikçe can yakar, gevşedikçe derin bir özlem bırakır.
İki ruh, birbirine denk bir ihtimal olarak kalabilir tıpkı gerçekleşemeyen ama doğruluğundan şüphe edilmeyen bir teori gibi. Varlıkları ispatlıdır ama bir sonuçları yoktur. En nihayetinde hayatın kuralı şudur
Bazen her şeyin tam olması, bir şeyin olması için yeterli değildir. Bazı şeyler, sırf olmaması gerektiği için olmaz.
Belki başka bir boyutta, başka bir olasılıkta o ip bir düğüm değil, bir köprüdür. Ama dünya hayatının gerçekliğinde bazı bağlar; birbirine değemeyecek kadar yakın ama asla kopamayacak kadar sıkı kalmaya mahkûmdur.
Aitlik hissi yavaş yavaş siliniyor bazen. Bir yere, bir insana, hatta kendine bile ait hissedememek… İnsan nereye tutunur o zaman? Çünkü ait olmak biraz da güvenmek demektir. Ve güven sarsıldığında insan ilk önce kendinden uzaklaşır. Bazen düşünüyorum, belki de kaybolmak…devamıAitlik hissi yavaş yavaş siliniyor bazen. Bir yere, bir insana, hatta kendine bile ait hissedememek… İnsan nereye tutunur o zaman? Çünkü ait olmak biraz da güvenmek demektir. Ve güven sarsıldığında insan ilk önce kendinden uzaklaşır.
Bazen düşünüyorum, belki de kaybolmak bir yok oluş değil; bir geçiştir. Eski benliğin çözülmesi, yeni bir benliğin henüz inşa edilmemesi hâli. Fakat o aralık… o boşluk… insanı en çok yoran yer tam da orası.
Ve yine de soruyorum kendime:
Gerçekten kayıp mıyım, yoksa sadece ait olduğum yeri henüz keşfetmemiş biri mi?
-Evsiz Kafka