Gecem gündüzüm gündüzüm ise gecem oldu, makyajdan nefret etmeme rağmen gözlerimin altındaki minik gezegen halkalarını kapatmaya çalışıyorum. Gün geçtikçe daha büyükleri ekleniyor farklı renklerde…🪐 06.54
En istemediğim düşünceler arasında bir o kadar da değilim. Hayatta en nefret ettiğim şey araf. Gitgide köreldiğimi hissediyorum, kelimelere vuramayacağın kadar yorgunum. İçimdeki boşluk artık parmaklarımdan klavyeye dökülemeyecek kadar derin, dokunsam da anlatamıyorum, anlatsam da eksik kalıyor. Kendimi fazlasıyla zorladığımın…devamıEn istemediğim düşünceler arasında bir o kadar da değilim.
Hayatta en nefret ettiğim şey araf.
Gitgide köreldiğimi hissediyorum, kelimelere vuramayacağın kadar yorgunum.
İçimdeki boşluk artık parmaklarımdan klavyeye dökülemeyecek kadar derin,
dokunsam da anlatamıyorum, anlatsam da eksik kalıyor.
Kendimi fazlasıyla zorladığımın farkındayım.
Hatta bazen bunu fark ettiğim halde duramıyorum,
sanki kendimi zorlamak bile bir alışkanlığa dönüşmüş gibi.
Doyduğumu hissediyorum ama önümde hâlâ dibinde biraz kalmış bir tabak var,
ve ben sırf o yemeğe küsmeyeyim diye
zorla bitirmeye çalışıyorum.
Oysa içimde bir yer biliyor;
bitirmeye çalışırken kusarsam
bir daha asla o yemeği yiyemem.
Ve başka bir şey yemek…
yiyemeyeceğim anlamına gelmez belki,
ama doymak istediğim yemek o değil.
Ama bitirmezsem de…
yarım bırakmanın verdiği o huzursuzlukla
bir daha masaya oturmak istemeyeceğim.
İki ihtimal de aynı yere çıkıyor gibi,
farklı yollar ama aynı sonuç:
isteksizlik, yorgunluk ve geri dönmek istememek.
Sonuç hiçbir türlü değişmeyecekse neden hâlâ çabalıyorum diye soruyorum kendime.
Cevap vermek yerine susuyorum,
çünkü cevabı biliyorum ama kabul edemiyorum.
Olmayacağını bildiğim bir şeye neden tutunuyorum?
Gerçekten olacağına inandığım için mi,
yoksa olmayacağını kabullenmenin ağırlığını kaldıramadığım için mi?
Belki de bu bir umut değil.
Belki de bu, kendi kendime kurduğum bir savunma biçimi.
Bir şeyi tamamen bırakmanın getireceği o kesin boşluk hissinden kaçmak için
“belki” kelimesine sığınıyorum.
Çünkü “belki” varken hiçbir şey tamamen bitmiş sayılmıyor.
Ve ben, bitmiş şeylerin yasını tutmaktansa
bitmemiş gibi davranmayı daha kolay buluyorum.
Tekrar o sevdiğim yemeği yiyebileceğime inandığımdan değil bu,
hatta belki de yiyemeyeceğimi biliyorum.
Ama ona aç kalma ihtimali…
o ihtimalin kendisi bile beni olduğum yerde tutmaya yetiyor.
Belki de mesele doymak ya da yemek değil.
Belki de mesele,
sevdiğim yemeyi yemeye çalışırken değil de, midemi bulandırdığı için kusacak hale gelmekten korkmak.
-evsizkafka
04.42
Bul beni, evin sandığın sana zindan olan o kafesten gökyüzüne bana uç ki gökyüzünün anlamı kuşun ise varoluş sebebi olsun. Sev beni, korkularından sıyrıl tekrar gel bize, izin ver bul bizi, biliyorum çok zor insanın evi bellediği korunma alanının kafes…devamıBul beni, evin sandığın sana zindan olan o kafesten gökyüzüne bana uç ki gökyüzünün anlamı kuşun ise varoluş sebebi olsun.
Sev beni, korkularından sıyrıl tekrar gel bize,
izin ver bul bizi, biliyorum çok zor insanın evi bellediği korunma alanının kafes olduğunu fark edişi, izin ver alayım seni o kafesten.
Mecalin yok bilirim hissederim ağırlığını lakin izin ver bulayım seni.
Kurtuluşun kaçışın değil özgürlüğün olsun, s
Bul beni, bizi, en çok kendini.
-evsizkafka 02.34
Sedef sebültekin/Bul beni
Her yıldız varoluşundan utanmalı gözlerinin karşısında, ay ise kendi ışığını sorgulamalı senin çehren kadar berrak olamayacağından Gözlerin kalbimin ışığı, ruhumun hem zehri hem de ilacı oldu. Bir bakışınla dirilip, bir bakışınla yok olabilecek kadar sarhoş ve teslimim sana. Hangi güç…devamıHer yıldız varoluşundan utanmalı gözlerinin karşısında,
ay ise kendi ışığını sorgulamalı senin çehren kadar berrak olamayacağından
Gözlerin kalbimin ışığı, ruhumun hem zehri hem de ilacı oldu.
Bir bakışınla dirilip, bir bakışınla yok olabilecek kadar sarhoş ve teslimim sana.
Hangi güç senin karşında dimdik durabilir
hangi ruh güzelliğinin ağırlığını taşıyabilir bilmiyorum sevgili… Lakin ben başaramıyorum.
Ama şunu biliyorum
sana her baktığımda,
kusursuzluğunun içinde kayboluyorum ve hiç kimsenin beni bulmamasını diliyorum
yeniden, yeniden ve yeniden.
Bul, ve tekrar al beni gözlerinin arasına, tekrar bak bana ki varolmam için bir sebep olsun, tekrar kaybolayım sende seninle beraber.
bana bunu bahşet.
-Ayparçam'a.
04.23
🎶Moonlight Sonata 1st. Movement.
Mükemmel ötesi bir anlatım diyebilirim, çoğu tarih kitabında net bir kaynaktan örnek verilir veyahut bu kaynakta böyle geçiyor deriz lakin Feridun bey bir çok kaynaktan derlemeler yapıp tarihi bu şekilde önümüze sunmuş diyebiliriz. Özellikle bunaltmayan detaycılığı okuyucuyu hem kültürel anlamda…devamıMükemmel ötesi bir anlatım diyebilirim, çoğu tarih kitabında net bir kaynaktan örnek verilir veyahut bu kaynakta böyle geçiyor deriz lakin Feridun bey bir çok kaynaktan derlemeler yapıp tarihi bu şekilde önümüze sunmuş diyebiliriz. Özellikle bunaltmayan detaycılığı okuyucuyu hem kültürel anlamda coştururken bir yandan da duyuruyor, 400 küsür sayfalık bir kitaptı 3 günde bitirdim,kesinlikle verim alabileceğiniz tekrarlanan satırlara yer vermeyen dolu dolu bir kitaptı. 0 dan tarihe merak saranada belirli bir bilgi birikime sahip okura da öneririm, sağlam kaynak alın aldırın.
Emin olunki bu uzun satırlarda illaha kendinizden bir parça bulacak ve ait hissedeceksiniz bundan mütevellit sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim. İnsan kendini en çok kalabalıkların ortasında kaybeder derler ya, yalan değil ama eksik. Asıl kayıp, insanın kendi iç sesine tahammül…devamıEmin olunki bu uzun satırlarda illaha kendinizden bir parça bulacak ve ait hissedeceksiniz bundan mütevellit sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim.
İnsan kendini en çok kalabalıkların ortasında kaybeder derler ya, yalan değil ama eksik. Asıl kayıp, insanın kendi iç sesine tahammül edemediği o an başlar. Gürültü kesildiğinde, telefon sustuğunda, herkes dağıldığındageriye kalan şey sessizlik değil çıplaklıktır. Kendinle baş başa kalmanın o rahatsız edici kemiklere işleyen hali.
Sanat dediğin şey de tam burda doğar zaten,bir boşluğu doldurmak için değil, o boşluğun içini kurcalamak için.
İnsan kendini anlatmak için yazmaz çoğu zaman kendinden kaçamadığını fark ettiği için yazar. Çünkü kelimeler insanın kendine kurduğu en zarif tuzaktır Yazdıkça çözülür gibi olursun ama aslında daha da dolaşırsın. Cümlelerin seni özgürleştirmez seni sana daha çok yaklaştırır. Ve insanın en büyük korkusu da budur; kendine yaklaşmak
Yalnızlık… Öyle romantize edildiği gibi zarif bir melankoli değil Yalnızlık, insanın kendi içindeki yabancıyla aynı odada kalmasıdır. Tanımadığın, hatta tanımak istemediğin bir versiyonunla göz göze gelmek kaçacak yerin yoktur çünkü o sensin Ne kadar bastırırsan bastır ne kadar başka insanlarla doldurmaya çalışırsan çalış, o eksik parça sessizce orda durur. Bekler ve maalesefki çok sabırlıdır.
Kendini tanımak dedikleri şey de öyle kişisel gelişim kitaplarının anlattığı gibi ışıklı huzurlu bir süreç değil. Aksine kirli.
İçinde hoşuna gitmeyecek şeyler bulursun Kıskançlık, bencillik, korkaklık… ve en kötüsü de alışkanlık. İnsan en çok kendi karanlığına alışır. Sonra o karanlığı savunmaya başlar işte o noktada sanat devreye girer ya seni o karanlıktan çekip çıkarır ya da daha derinine iter. Ortası maalesefki yine yok keza gördüğünüz üzere biz zanaatkarlar ve sanatçılar bu yüzden biraz deliyiz ya..
Edebiyatın gücü de burda yatıyor Sana “iyi hissettirmek” için değil seni rahatsız etmek için var Sana ayna tutar ama o aynada görmek istediğin yüzü değil görmekten kaçtığın ifadeyi gösterir. Okurken boğazında bir düğüm oluşuyosa işte o zaman doğru yerdesin. Çünkü insan, ancak canı yandığında kendine dürüst olabilir
Ve belkide en acı gerçek şu İnsan kendini tamamen tanıyamaz. Her keşif yeni bir bilinmezlik doğurur Her cevap başka bir sorunun kapısını aralar. Bu yüzden bu arayış bitmez. Bitmemeli de Çünkü insanın kendini bulması aslında hiçbir zaman bulamayacağını kabullenmesiyle başlar
Geriye ne kalır biliyomusun? Yarım kalmışlık hissi. Ama o yarım kalmışlık eksiklik değil hareketin kendisi. Seni yazmaya düşünmeye hissetmeye zorlayan şey belki de insan dediğin şey tamamlanması gereken bir bütün değil sürekli parçalanıp yeniden kurulan bir metindir. Ve sen o metnin hem yazarı, hemde en acımasız eleştirmenisin.
Sevgilerle,Evsiz Kafka. 05.16
Son zamanlarda adını koyamadığım bir eksiklikle yaşıyorum, sanki yarım bırakılmış bir şarkının içinde sıkışmışım devamı var biliyorum, ama kimse çalmıyor keza çalmasını da istemiyorum. Bir şarkı açıyorum, sözlerini ezberlemiyorum çünkü zaten tüm besteler tıpkı senin gibi tamamlanmadan içimde yaşıyorlar. Bazı…devamıSon zamanlarda adını koyamadığım bir eksiklikle yaşıyorum,
sanki yarım bırakılmış bir şarkının içinde sıkışmışım
devamı var biliyorum,
ama kimse çalmıyor keza çalmasını da istemiyorum.
Bir şarkı açıyorum,
sözlerini ezberlemiyorum
çünkü zaten tüm besteler
tıpkı senin gibi tamamlanmadan içimde yaşıyorlar.
Bazı cümleler var,
sanki sen söylemişsin gibi.
Bir geceyi hatırlıyorum,
her şey olması gerektiği gibiydi
ve tam o yüzden yanlıştı.
Gözlerine baktığımda
ilk defa korktum.
Çünkü ilk defa her şey
gerçekti.
İnsan bazen sevdiği şeyi mahveder
çünkü onu taşıyacak kadar güçlü değildir.
Ben de seni tam da bu yüzden kaybettim.
İçimde garip bir özlem var, adını koysam büyüyecek, susuyorum ki taşmasın. Çünkü biliyorum; bazı şeyler tam dozunda güzeldi. Bir ilaç gibi… fazlası zehir. Saatlerce göz göze oturmanın o tuhaf sükûneti, teninle zihnimin aynı anda sustuğu o anlar… Şimdi düşününce masal…devamıİçimde garip bir özlem var, adını koysam büyüyecek,
susuyorum ki taşmasın.
Çünkü biliyorum; bazı şeyler tam dozunda güzeldi.
Bir ilaç gibi… fazlası zehir.
Saatlerce göz göze oturmanın o tuhaf sükûneti,
teninle zihnimin aynı anda sustuğu o anlar…
Şimdi düşününce masal gibi,
ama masallar uzayınca inandırıcılığını kaybeder.
Eseri seriye dönüştürmek istemiyorum,
ama yaşadığımızın hakkını da yedirmiyorum.
Çünkü bazı insanlar hayatında kalmaz,
ama sende iz bırakır.
Çizik gibi değil,
parmak izi gibi.
Meğer döngü
birine sıkıca sarılmakla,karşısında tamamen soyunmakla değil,
gerektiğinde bırakabilmekle kırılıyormuş.
Kalabilmek değilmiş cesaret,
tadında bırakıp gidebilmekmiş.
Özlemek geri dön demek değilmiş bazen.
Sadece “yaşandı”yı inkâr etmemekmiş.
Ve ben inkâr etmiyorum.
Ama kapıyı da aralamıyorum.
Çünkü biliyorum kendimi
bir adım daha atarsam
hikâye derinleşmeyecek,
dağılacak.
O yüzden içimdeki özlemi
terbiye etmeyi seçiyorum.
Sevdiğim bir şarkıyı
tam nakaratta kapatır gibi.
Sevgilerle, EvsizKafka.
00.36 🌖
Her şey kısa bir edebiyat kitabı gibiydi, incecik görür çerezlik diye alırız yanımıza bir solukta okuruz ve etkisinden çıkamayız. 60-70 sayfaya nasıl sığdı bunlar nasıl bu kadar doyurucu ve kararlı biter diye şaşırırız bazen 300-400 sayfalık kitaplarda bile o hissiyatı…devamıHer şey kısa bir edebiyat kitabı gibiydi,
incecik görür çerezlik diye alırız yanımıza bir solukta okuruz ve etkisinden çıkamayız.
60-70 sayfaya nasıl sığdı bunlar nasıl bu kadar doyurucu ve kararlı biter diye şaşırırız bazen 300-400 sayfalık kitaplarda bile o hissiyatı yakalayamayız.
Seni tanımak çerezlik bir edebiyat kitabına başlamak gibiydi kısa ama anlamlı, yeni bir cilte veyahut seriye ihtiyaç duymaksızın tadında,yaşandı ve bitti.
Brek/İlaç gibi
-Evsizkafka
03.01