can yayınları’nın kısa klasiklerini çok severek okuyorum. ama uzun süredir beğendiğim bir kısa klasik bulamamıştım. fakat iyi ki okumuşum bu kitabı. kapağının güzelliğine vurulup aldığım bir kitaptı biraz da bu benim için. birçok kişi kitabı ortalama bulmuş, ben de ortalama…devamıcan yayınları’nın kısa klasiklerini çok severek okuyorum. ama uzun süredir beğendiğim bir kısa klasik bulamamıştım. fakat iyi ki okumuşum bu kitabı. kapağının güzelliğine vurulup aldığım bir kitaptı biraz da bu benim için. birçok kişi kitabı ortalama bulmuş, ben de ortalama buldum diyebilirim genel olarak verdiği mesajları beğendim. tasvirleri güzeldi.
stendhal’den de ilk defa bir öykü okudum.
bu kitabı ben biraz da can yayınları’nın yine kısa klasiklerinden marcel proust’un kıskançlık öyküsüne benzettim. okuyacaklara tavsiye ediyorum boş zamanda değerlendirilebilecek güzel bir kitap. 🧡
7/10 ☀️🌊🐬
puanı çok düşük bir kitaptı zaten ve keşke araştırıp da öyle okumaya başlasaydım diyorum… bazen gerçekten negatif yorumları dikkate almak gerekiyor ve gerçekten hiç beğenmediğim bir kitap oldu. içinde 4 tane öyküsü vardı ve son 2 öyküsünü okudum, diğerleri de…devamıpuanı çok düşük bir kitaptı zaten ve keşke araştırıp da öyle okumaya başlasaydım diyorum… bazen gerçekten negatif yorumları dikkate almak gerekiyor ve gerçekten hiç beğenmediğim bir kitap oldu. içinde 4 tane öyküsü vardı ve son 2 öyküsünü okudum, diğerleri de benzer türdeydi bu yüzden okumadım. kısa klasikleri birazcık rafa kaldırmak istiyorum ben çünkü şu sıralarda çok beğendiğim kısa klasik bulamıyorum.
yorumlarım bu şekildeydi, okuyacaklara keyifle okumalar diliyorum 🫶🏻
Spoiler içeriyor
o kadar güzel bir kitaptı ki bu satırları yazarken hâlâ daha gözüm dolu dolu. zülfü livaneli’nin eserleriyle neden daha öncesinde tanışmadım diye kendime kızdım hatta. annemin ve en yakın arkadaşımın önerisiyle başlamıştım bu kitaba ve açıkçası biraz önyargılıydım çünkü tarihi…devamıo kadar güzel bir kitaptı ki bu satırları yazarken hâlâ daha gözüm dolu dolu. zülfü livaneli’nin eserleriyle neden daha öncesinde tanışmadım diye kendime kızdım hatta. annemin ve en yakın arkadaşımın önerisiyle başlamıştım bu kitaba ve açıkçası biraz önyargılıydım çünkü tarihi kitapları hiçbir zaman okuyamamıştım. fakat bu kitap tarihi kitaplardan da çok ayrıydı. kafamda şu an çoğu cümle karman çorman ve nasıl toparlayacağımı bilmiyorum umuyorum ki hislerimi en doğru şekilde ifade edebilirim…
kitap bana kültürel açıdan çok şey kattı öncelikle, tarihi açıdan da aynı şekilde. sosyal konuların tamamına dokunması da çok güzel bir detaydı. ana karakterin kadın olduğu ve bir kadının ağzından yazılan bir romanı sanıyorum ki daha öncesinde hiç okumamıştım. türkiye’de dul ve çocuklu bir kadın olmanın zorluklarını, insanların bakışlarını çok güzel bir şekilde anlattı bu kitap. betimlemeleri çok güzeldi, her bir cümle gerçekten de gözümde canlandı. diğer günler de soluksuz okudum fakat bugünümün tamamını bu kitabı bitirmeye harcadım ve 250 sayfa kadar bitirdim.
profesörle maya’nın daha birçok şey yaşamasını isterdim o içimde çok ukte kaldı. nadia da, maya duran da, maximilan wagner da içimde kapanmayan bir yara artık 💔
birçok kişi zülfü livaneli’nin politik görüşünden de kaynaklı olarak kitapta türkiye’yi çok fazla kötülediğini ya da kitabın balon(?) bir kitap olduğunu, abartıldığını söylüyor ama ben kesinlikle öyle düşünmüyorum. türk edebiyatına karşı inanılmaz mesafeliydim ve okuduğum türk edebiyatı eserleri arasında tek sevdiğim sabahattin ali’nin kürk mantolu madonna kitabıydı. ama bu kitap onu da, şu ana kadar okuduğum diğer edebi değerdeki eserleri geçti ve bende yeri çok ayrı olan bir kitaba dönüştü. tekrar tekrar okumak istiyorum.
adaletsizliği, zorluğu, türkiye’de bir kadın olarak var olmayı bu kadar güzel açıklayan bir kitap daha okumamıştım. (öznel)
zülfü livaneli’nin diğer kitaplarını da okumayı çok istiyorum, özellikle son ada’yı ve kardeşimin hikayesi’ni. tekrar kavuşmamıza o kadar uzun bir zaman olmadığını biliyorum🫶🏻
ve bu kitaba herkesin bir şans verebileceğine inanıyorum ❤️🩹
“hem müslüman, hem yahudi, hem katoliktim. yani insandım.”
10/10…🤎
İkinci yenicilerin en gözde şairlerinden edip cansever’in bu seçme şiirler kitabını bitirdim. benim en sevdiğim şiir akımı ikinci yenidir çünkü şairlerin de tamamını çok seviyorum ve imgeye bayılıyorum. benim için bir şiirde olmazsa olmaz diyeceğim unsur mutlaka imgedir. mesela birinci…devamıİkinci yenicilerin en gözde şairlerinden edip cansever’in bu seçme şiirler kitabını bitirdim.
benim en sevdiğim şiir akımı ikinci yenidir çünkü şairlerin de tamamını çok seviyorum ve imgeye bayılıyorum.
benim için bir şiirde olmazsa olmaz diyeceğim unsur mutlaka imgedir. mesela birinci yeniciler (garipçiler) [orhan veli kanık, melih cevdet anday, oktay rifat horozcu] asla imge kullanmazlar ve gündelik olayların tamamının şiire konu olabileceğini eserlerinde yansıtırlar. aynı zamanda serbest ölçü kullanılar, doğaçlamadırlar.
fakat ikinci yeniciler tabii ki öyle değil, belli bir kurala göre hareket ederler. neyse, şiir ekstradan ilgi alanım olduğu için genel bir bilgi vermek istedim.
ben bu yapı kredi yayınları’nın seçme şiirlerini çok beğeniyorum. edip cansever’in bu şiir kitabını okumayı da uzun bir süredir bekliyordum. birkaç şiiri özellikle çok hoşuma gitti ve nispeten diğer şairlere göre anlaşılmasının bir nebze daha zor olduğunu düşünüyorum, mesela aynı seriden behçet necatigil’in eski sokak şiir kitabını da okumuştum. daha lirik, daha kolay anlaşılabilir şiirleri vardı. behçet necatigil’i de çok severim ben. ama edip cansever’in tabii ki de daha kapalı bir anlatımı var. eğer siz de imge ve şiirde derinlik seviyorsanız kesinlikle edip cansever’in şiirlerine bir göz atmalısınız.
keyifle okumalar dilerim 🌊✨
***
“rengini dünyaya ilk defa sunan
adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
sevgilim
bana ‘sen bir şairsin’ dediğin zaman.
yalnız sana yazıyorum bu şiiri
istersen bir şiir gibi okuma
çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
soğuklar başlayınca havalanıp
millerce yol katettikten sonra
güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.
ve yazmış olacağım bir de
her dönemde her çağda
sevdanın kendine özgü diliyle.”
gelmiş bulundum - edip cansever
***
7/10 ✨
jose saramago’dan okumuş olduğum 3. kitap. ben şu ana kadar okuduğum saramago kitaplarının ikisini de çok beğenmiştim. bilinmeyen adanın öyküsü’nü ve körlük’ü okumuştum. körlük zaten muazzam bir kitaptı. hiçbir kitabı onun önüne koyamam o çok ayrı, ama bu kabil’i bilinmeyen…devamıjose saramago’dan okumuş olduğum 3. kitap.
ben şu ana kadar okuduğum saramago kitaplarının ikisini de çok beğenmiştim.
bilinmeyen adanın öyküsü’nü ve körlük’ü okumuştum.
körlük zaten muazzam bir kitaptı. hiçbir kitabı onun önüne koyamam o çok ayrı, ama bu kabil’i bilinmeyen adanın öyküsü’ne göre daha az beğendim mesela.
habil ve kabil’in hayatı aslında benim ilgimin olduğu bir alan, daha öncesinde mark twain’in adem ile havva’nın güncesi kitabını okumuştum mesela. onu çok beğenmiştim.
bunun da başları o kitap gibi gidiyordu ama sonrası benim için biraz sıkıcılaştı.
ayrıca kitapta çok fazla erotik sahne de vardı, onu da belirteyim :)
saramago’nun ateist olduğu yorumunu duymuştum, ne kadar doğru bilmiyorum.
kitapta kuran’da geçen habil ve kabil bilgilerinin dışında da aslı değiştirilmiş(?) bir sürü kısım vardı. farklı yorumlamalar işte 🤷🏼♀️
bunlar gerçekten bilgi için miydi yoksa kurgu kitabı mıydı ondan da tam emin olamadım.
hani, ilgisi olanlar için doğru bir kitap mı orası tartışılır. fakat kurgu genel olarak güzeldi.
jose saramago’nun dilini de çok severim zaten. bu kırmızı kedi yayınları’nda da yine diğer eserlerinde olduğu gibi noktalama işaretleri kullanılmamış. ilk defa saramago okuyacaklar için uyarayım dedim.
yani genel yorumum; beğendiğim, ama beni inanılmaz etkileyen bir kitap da olmadığı yönünde. okuyacaklara keyifle okumalar diliyorum.
6/10
okuduğum 3. japon edebiyatı kitabı. daha öncesinde ithaki’nin japon klasiklerinden ogai mori’nin yaban kazı’nı ve osamu dazai’nin çok popüler olan insanlığımı yitirirken kitabını okumuştum. bu öğrenci kız da osamu dazai’den okumuş olduğum 2. kitap. ben normalde japon edebiyatı okumayı pek…devamıokuduğum 3. japon edebiyatı kitabı. daha öncesinde ithaki’nin japon klasiklerinden ogai mori’nin yaban kazı’nı ve osamu dazai’nin çok popüler olan insanlığımı yitirirken kitabını okumuştum. bu öğrenci kız da osamu dazai’den okumuş olduğum 2. kitap.
ben normalde japon edebiyatı okumayı pek seven biri değilim. sadece konusunun tokyo’da geçmesi benim ilgimi çektiği için almak istemiştim. tokyo’da yaşayan bir kadının 1 gününü anlatıyordu kitap. çok fazla ruhsal tasvir vardı ve ben normalde de severim. aynı stefan zweig, franz kafka ve dostoyevski esintisi aldım zaten bu kitaptan da. diyalog yok denecek kadar azdı, içerisindeki cümleleri de güzeldi fakat biraz zor okudum incecik bir kitap olmasına rağmen. sanıyorum ki artık japon edebiyatından durum öyküleri okumayacağım çünkü okurken çok sıkılıyorum. kötü değildi zaten birçok kişi de beğenmiş ama benim için mükemmel bir kitap da değildi, ama zamanıma yazık oldu keşke okumasaydım da diyemeyeceğim. sadece japon edebiyatının korku klasiklerini okumak için çok heyecanlıyım. en ilgi çekici kitabından başlamak istiyorum.
bu kitabı insanlığımı yitirirken kitabına göre daha çok beğendim ama onu da belirtmek istiyorum, iyi okumalar dilerim 🌸
7/10
Spoiler içeriyor
agatha christie’den okumuş olduğum 12. kitap. en sevdiğim yazar agatha christie benim. ama sanırım bu sıralarda çok fazla agatha christie okuduğum için bir yerden sonra sıkılmaya başladım, ve bugün itibariyle agatha christie okumayı biraz rafa kaldırıyorum. geçen yaza göre bu…devamıagatha christie’den okumuş olduğum 12. kitap. en sevdiğim yazar agatha christie benim. ama sanırım bu sıralarda çok fazla agatha christie okuduğum için bir yerden sonra sıkılmaya başladım, ve bugün itibariyle agatha christie okumayı biraz rafa kaldırıyorum. geçen yaza göre bu yaz yine bayağı az kitap okudum bu sebepten olayı alışkanlığımı geri kazanırım diye agatha ile devam etmek istedim ama beni daha çok geriletti.
şimdi kitapla alakalı yorumlarıma gelecek olursam, dış görünüşü beni çok çekmişti çünkü briçe, iskambil kağıtlarına büyük bir ilgim var benim. fakat benim için bu eseri hem biraz monoton ilerledi hem de katili tahmin ettim. bu yüzden benim için biraz patladı. karakterlerin işleniş biçimini beğendim, başlarda anne’den şüphelensem de sonralarda doktordan şüphelendim ve gerçekten de katil doktor çıktı. aynı zamanda bu eserinde ilk defa karşılaştığım ve agatha christie’nin kurgusal karakteri olan polisiye yazar oliver da vardı. sanıyorum ki birkaç eserinde daha varmış. ve yine, sevdiğim dedektif hercule poriot da vardı. marple’a göre on kat daha çok seviyorum belki de. cinayeti çözüş şeklini pek sevemedim ama bu sefer. bu sebepten ötürü de beni pek sarmamış olabilir. yine de kesinlikle kötü değildi birçok kişinin de favori agatha christie kitaplarından biriymiş bu. şans verebilirsiniz ama ben katili tahmin ettiğim ve olay örgüsü beni içine çok fazla çekemediği için heyecanlanmadım.
elimde agatha christie’den 1 tane kitabı kaldı sadece onu da yakın bir zamanda okumayı düşünmüyorum ama agatha’dan kitap önerileriniz varsa kesinlikle açığım 💚
7/10 🃏
Spoiler içeriyor
bir süredir kişisel gelişim kitabı okuduğum için normal hayatımda okuduğum kitaplara ara vermiştim. şimdi de yaza en çok uyum sağlayan türlerden biri olan, ve benim de okumayı en sevdiğim yazarlardan olan agatha christie’den bir tane daha kitap bitirdim. agatha christie’den…devamıbir süredir kişisel gelişim kitabı okuduğum için normal hayatımda okuduğum kitaplara ara vermiştim. şimdi de yaza en çok uyum sağlayan türlerden biri olan, ve benim de okumayı en sevdiğim yazarlardan olan agatha christie’den bir tane daha kitap bitirdim.
agatha christie’den okuduğum 11. kitap bu bu arada, gerçekten kendisinin kalemine bayılıyorum 🤍
bu kitapta da dedektifimiz yine hercule poriot, ben hercule poriot serisini jane marple’a göre çok daha fazla beğeniyorum. bu eseri de zaten yine adını çokça duyduğumuz ve sürükleyici de giden bir eseriydi. anlatıcımız diğer kitaplarından farklı olarak yüzbaşı hastings’ti. günlük tarzında yazılmıştı. olay örgüsü de zaten arkasında da yazdığı gibi bir tane katilin alfabe sırasına göre cinayetleri işlemesinden bahsediyordu ve oldukça heyecanlı geçti. tabii en sonunda da dedektif hercule poriot cinayeti çözüyordu, katili de buluyordu. gerçekten bayılıyorum o son kısma 🤍 bu kitabı da beğendim aynı diğer kitapları gibi.
ben herkese öneriyorum 💗
⚠️**katil: franklin clarke**
8/10 🔤
stephen king’e başlangıç yapmayı çok istiyordum, herkes en az hayatının bir döneminde ya kitabına denk gelmiştir ya da uyarlanmış filmlerinden birini izlemiştir diye düşünüyorum. ben de stephen king’e hayvan mezarlığı ile başlangıç yaptım yakın çevremin önerisiyle. iyi ki diyemeyeceğim ne…devamıstephen king’e başlangıç yapmayı çok istiyordum, herkes en az hayatının bir döneminde ya kitabına denk gelmiştir ya da uyarlanmış filmlerinden birini izlemiştir diye düşünüyorum. ben de stephen king’e hayvan mezarlığı ile başlangıç yaptım yakın çevremin önerisiyle.
iyi ki diyemeyeceğim ne yazık ki çünkü benim için çok ağır aktı kitap ve korku kitabı olmasına rağmen çok uzun bir sürede okudum, normale göre çok kitap okuyan biri olmama rağmen. kitabın ilk 100 sayfası filan gayet akıcıydı ama o churchill’in öldürülüp de gömülmesinden sonra yani aslında en akıcı olması gereken yerler benim için hiç akıcı değildi. fakat stephen king’in dilini gerçekten çok beğendim ben. basit bir dili var, bu da okunabilirliği kolaylaştırıyor.
elimde stephen king’den bir tane daha roman var medyum diye, o da beğenilen bir romanı bildiğim kadarıyla. bir de onunla şansımı denemek istiyorum açıkçası.
ama kesinlikle kötü bir kitap değildi, sadece benim için akmadı bunu da belirtmek istiyorum 🤗
6/10 🐈⬛