İçindeki derin felsefi diyaloglar ile hayrete düştüm. 69 yıl önceki bir yapım olduğunu göz önünde bulundurarak diyebilirim ki ilginç ve derin bir yapım. Veba hastalığı varoluşsal sorgulamalar, o dönemi yansıtma çabasına girmeden ilginç ritüelleri izliyoruz. Ölümle satranç oynamak fikri hala…devamıİçindeki derin felsefi diyaloglar ile hayrete düştüm. 69 yıl önceki bir yapım olduğunu göz önünde bulundurarak diyebilirim ki ilginç ve derin bir yapım. Veba hastalığı varoluşsal sorgulamalar, o dönemi yansıtma çabasına girmeden ilginç ritüelleri izliyoruz. Ölümle satranç oynamak fikri hala yaratici duruyor. Kült bir yapım herkese hitap etmez temposu yavaş ama bir o kadarda düşündürücü tavsiye ederim
Spoiler içeriyor
✝️'Sanırım ben de Tanrı'nın sevgili bir kulu değilim.'✝️ ☁️ Ticket To Heaven' ı bitirdim ve gerçekten uzun süre etkisinden çıkabileceğimi sanmıyorum. Bu dizi sadece bir aşk hikâyesi anlatmadı; inanç, suçluluk, affetmek ve insanın kendiyle olan savaşını da anlattı. 🤍 Duygusal…devamı✝️'Sanırım ben de Tanrı'nın sevgili bir kulu değilim.'✝️
☁️ Ticket To Heaven' ı bitirdim ve gerçekten uzun süre etkisinden çıkabileceğimi sanmıyorum. Bu dizi sadece bir aşk hikâyesi anlatmadı; inanç, suçluluk, affetmek ve insanın kendiyle olan savaşını da anlattı. 🤍
Duygusal bir dizi olduğunun farkındaydım ama ciddi manada uzun zamandır bir dizi beni bu kadar sarsmamıştı. Her bölümünü bazen tebessümle, bazen de dolu gözlerle izledim. 🥹
Beni en çok etkileyen şeylerden biri de kullandıkları semboller ve metaforlardı. Özellikle tespih detayı... 📿 Başta küçük bir aksesuar gibi duruyor ama bölüm bölüm aslında ne kadar anlam taşıdığını fark ediyorsun. Tespih normalde dua etmeyi, bağışlanmayı ve huzuru temsil ederken dizide karakterlerin yüklerini, pişmanlıklarını ve içlerinden atamadıkları suçluluklarını da temsil ediyor gibiydi.
Yedi büyük günah temasını ele almaları da çok hoş bir detaydı. Bunu daha çok karakterlerin seçimlerinde hissettirdiler. Bazen gurur, bazen öfke, bazen kıskançlık onların en büyük düşmanı oldu. Ve bence dizinin vermek istediği şeylerden biri de buydu; insanı mahveden şey her zaman karşısındaki insanlar değil, bazen kendi içindeki karanlık oluyor.
Bir de cennet ve cehennem meselesini işleyişleri çok güzeldi. ☁️🔥 Dizi boyunca bana sürekli şunu hissettirdi: Belki de cennet ve cehennem öldükten sonra gidilen yerler değil, insanın yaşarken kendi içinde yarattığı yerlerdir. Mesela Tanrak affedilmeyi o kadar çok isterken bir türlü kendisini affedemedi. Asıl cehennemi de buydu belki.
Oyunculuklara gelirsek... 🥹 Gerçekten bazı sahnelerde tek bir bakışla sayfalarca diyalogdan daha fazla şey anlattılar. Özellikle sessiz sahneler beni çok vurdu. Çünkü bazen insanın içinde kopan fırtınayı anlatmak için konuşmaya gerek olmuyor. Bir bakış, titreyen bir ses ya da sessizce dökülen bir gözyaşı her şeyi anlatabiliyor. 🤍
Birkaç sahneden özellikle bahsetmek istiyorum; 🌼📿📘✝️
• Rak'ın yakalanma korkusuyla Barth'la anıları olan her şeyi yakması...
• Pederin her şeyin farkında olmasına rağmen Rak'a bu kadar destek çıkması ve sadece bunu kendi ağzından itiraf etmesini istemesi...
• Rak'ın Barth'tan etkilendiğini fark ettiğindeki şok, korku, kendini bilemeyişi...
• Barth'ın sırf erkekleri sevdiği için, öz babası yüzünden hayatının altüst oluşu...
• Rak'ın bir aileye duyduğu özlem, yalnızlığı ve ait olma isteği...
Ve daha niceleri... 🥹
Ve final... 🥹🤧 Phak hocanın "İkiniz nasılsınız?" diye sorduğu ana kadar Rak'ın seçtiği yoldan çok emindim. Hem böyle bittiği için çok mutlu oldum çünkü son ana kadar kendi kalbinden korktu, bu savaşı kaybedeceğini düşündü ama sonunda hiçbir şeyini kaybetmeden kazanmayı başardı.
Ama içimde bir yerde mutsuz son isteyen biri de vardı. Çünkü sanırım böyle bir hikâyeye biraz trajedi de yakışırdı ve daha akılda kalıcı olabilirdi. Yine de bu haliyle bile harikaydı.
Son olarak... Eksikleri var mıydı? Vardı. Ama hissettirdikleri benim için çok daha ağır bastı. Bazı diziler bittiğinde unutuluyor, bazılarıysa bir sahnesiyle, bir repliğiyle, bir tablosuyla ya da küçücük bir tespihle bile insanın aklında kalıyor. 📿☁️🤍
Ticket to Heaven benim için tam olarak öyle bir dizi oldu..
bu diziyi kimse izlememiş gibi hissediyorum nedense çok popüler değil gibi okadar iyiki dizi bayılıyorum en sevdiğim Octavia çok güçlüydü savaş olsun akıl olsun(et yedirme sahnesi korkunç onu unutalım🤗) dizideki her karakter ayrı zeki ve güçlüydü btw bellamy'nin sonda olan…devamıbu diziyi kimse izlememiş gibi hissediyorum nedense çok popüler değil gibi okadar iyiki dizi bayılıyorum en sevdiğim Octavia çok güçlüydü savaş olsun akıl olsun(et yedirme sahnesi korkunç onu unutalım🤗) dizideki her karakter ayrı zeki ve güçlüydü btw bellamy'nin sonda olan olayını hatırlamak istemiyorum neyseki clarkla gerçek hayatta evli mutlu çocuklu bu yüzden mutluyum🥳🥳
Filme bayıldımm sanırım comfort filmlerime girer. Filmde sadece aşk olmaması kardeşlik bağının daha çok olması beni cezbetti. Jill ve Isabelle çok tatlısınız 🤍 Onlarla ağlayıp onlarla güldüm. Çifti de çok beğendim sahneleri aşırı güzeldi çok tatlıydılar. Hem ağladığım hem güldüğüm…devamıFilme bayıldımm sanırım comfort filmlerime girer. Filmde sadece aşk olmaması kardeşlik bağının daha çok olması beni cezbetti. Jill ve Isabelle çok tatlısınız 🤍 Onlarla ağlayıp onlarla güldüm. Çifti de çok beğendim sahneleri aşırı güzeldi çok tatlıydılar. Hem ağladığım hem güldüğüm hem heyecanlandığım bir film oldu. Favorilerime ekledim bilee
‘6.5 Metre, hırslı bir narkotik komiseri ile onun aylardır peşinde olduğu büyük bir uyuşturucu baronunun karşı karşıya gelişini ve bu mücadele üzerinden İran'daki uyuşturucu krizini, çaresizliği ve adalet sistemini konu alır. Polisiyle, suçlusuyla ve bağımlısıyla tüm toplumun içine sıkıştığı o…devamı‘6.5 Metre, hırslı bir narkotik komiseri ile onun aylardır peşinde olduğu büyük bir uyuşturucu baronunun karşı karşıya gelişini ve bu mücadele üzerinden İran'daki uyuşturucu krizini, çaresizliği ve adalet sistemini konu alır. Polisiyle, suçlusuyla ve bağımlısıyla tüm toplumun içine sıkıştığı o kaçınılmaz ve karanlık kısır döngüyü anlatır.’
🕯️
“Saygın biri olmak istiyordu ama olamadı. Çok uğraştı ama işe yaramadı. Yapısında yoktu. Rol yaptığı belli oluyordu. Kibar biri gibi konuşmak istiyordu ama küfretmeden duramıyordu. Bir kabadayı olmak daha kolaydı. Görünmek istediği kişi olmasına yardım etmeye çalıştım ama yapamadım.”
“Bu işleri neden daha önce bırakmadın? Daha önce gözaltına alınıp bırakılmışsın, paran da varmış.”
“Gözlerim hala açtı.”
“Sokak o kadar dardır ki iki kişi karşı karşıya geldiğinde biri diğerine yol vermeden diğeri geçemez, diğerinin geçmesi için beklersin. Yani eve girebildiğinde kendini şanslı hissediyorsun. Kendi evime girebilmek için neden kuyruğa gireyim ki? Biz koyun değiliz, bizler insanız, bir kulübeden daha fazlasını hak ediyoruz!”
🕯️
İnsan doğduğu yeri gerçekten geride bırakabilir mi? Yoksa büyüdüğü sokaklar, çocukluğu, yoksulluğu ve çaresizliği ömrü boyunca peşinden mi gelir? 6.5 Metre, bu soruların kesin bir cevabını vermiyor. Bunun yerine bizi, suçun görünen yüzünün ardındaki hayata bakmaya davet ediyor.
Her suçun bir faili vardır; fakat her failin de bir geçmişi vardır. Film, uyuşturucu ticaretini yalnızca bireysel tercihler üzerinden anlatmıyor. Karşımıza, insanları o noktaya getiren mahalleleri, aileleri, yoksulluğu ve umutsuzluğu çıkarıyor. Böylece suçu bireysel bir mesele olmaktan çıkarıp toplumsal bir yaraya dönüştürüyor.
Bir toplumun en karanlık yüzünü görmek istiyorsanız mahkeme salonlarına ya da hapishanelere bakmanız yetmez; insanların çocukluklarına da bakmanız gerekir. 6.5 Metre tam da bunu yapan bir film. İzleyicisini suçluları yargılamaya değil, onları ortaya çıkaran düzeni, kırılmayan döngüleri ve insanı şekillendiren koşulları sorgulamaya davet ediyor.
💸
Film, ilk bakışta bir polis ile uyuşturucu baronu arasındaki kovalamacayı anlatıyor gibi görünse de, aslında anlattığı şey çok daha derin: Yoksulluğun, umutsuzluğun ve eşitsizliğin insanı nasıl dönüştürdüğü. Film boyunca polisler uyuşturucu satıcılarını yakalar, bağımlılar sokaklardan toplanır, hapishaneler dolar, mahkemeler çalışır. Fakat bütün bu hareketliliğin içinde insanın aklına tek bir soru gelir:
Gerçekten değişen ne var?
Bir satıcı yakalanır, yerine yenisi gelir. Bir uyuşturucu baronu idam edilir, onun boşluğunu başka biri doldurur. Film tam da bu nedenle suçun bireysel değil, yapısal yönüne dikkat çeker. Çünkü burada mücadele edilen şey yalnızca insanlar değildir; onları o noktaya getiren koşullardır.
Filmin en güçlü yanı, seyirciye siyah-beyaz bir dünya sunmamasıdır. Polisler yalnızca kahraman değildir. Suçlular yalnızca canavar değildir. Yönetmen bizi rahat bir ahlaki yargının içine yerleştirmez. Bir sahnede polise hak verirken, başka bir sahnede onun yöntemlerini sorgularız. Bir sahnede Naser’e öfkelenirken, başka bir sahnede onun çocukluğunu ve büyüdüğü çevreyi düşünmeden edemeyiz.
Naser Khakzad filmin en çarpıcı karakteridir. O yalnızca uyuşturucu ticareti yapan bir adam değildir. Aynı zamanda saygın olmak isteyen, ailesini kurtarmaya çalışan, geçmişinden kaçmaya çalışan ama geçmişi tarafından sürekli yakalanan bir insandır.
Bir noktada şu cümleyi kurar:
“Hepsini al ama evi alma.”
Bu yalnızca bir ev isteği değildir. O ev, çocuklarının ve kardeşlerinin kaderidir. Çünkü Naser çok iyi bilir ki bazı mahalleler sadece insanların yaşadığı yerler değildir; aynı zamanda insanların kaderini yazan yerlerdir.
💸
Film boyunca Naser’in para kazanma hırsını izleriz. Ancak zaman geçtikçe bunun yalnızca zengin olma arzusu olmadığını fark ederiz. O, parayla geçmişini silebileceğini düşünmüştür. Ailesini daha iyi evlere taşımış, çocukları yurt dışına göndermiş, onlara kendisinin yaşayamadığı hayatı vermeye çalışmıştır. Ama film acı bir gerçeği gösterir:
Para, yoksulluktan kaçmayı sağlayabilir; geçmişten kaçmayı değil.
Naser’in en sarsıcı sözlerinden biri ise şudur:
“Bir daha asla bir çocuk öldürdüğümü söyleme.”
Bu cümle, karakterin içindeki çelişkiyi ortaya koyar. Uyuşturucu satıcısı olduğunu inkâr etmez. Ancak çocuk katili olarak anılmaya dayanamaz. Çünkü insan, en büyük suçlarının içinde bile kendine ait bir masumiyet kırıntısı aramaya devam eder.
⏳
Filmin bir başka unutulmaz cümlesi ise şudur:
“Beni kendileri öldürebilsinler diye hayatımı kurtardılar.”
Bu söz, yalnızca idamı bekleyen bir adamın çaresizliği değildir. Aynı zamanda sistemin ironisini de anlatır. Ölmek isteyen bir insan kurtarılır; yaşaması için değil, devlet tarafından öldürülebilmesi için.
Filmin adı olan 6.5 Metre de tesadüf değildir. İran’da bağımlı sayısının milyonlara ulaşmasına yapılan gönderme, filmin en büyük iddiasını açıklar: Bu artık birkaç kişinin hikâyesi değildir. Toplumsal bir yaradır.
Film boyunca bağımlıları görürüz. Kadınlar, erkekler, yaşlılar, çocuklar… Hepsinin ortak noktası aynıdır: Yoksulluk ve umutsuzluk.
Uyuşturucu burada bir neden değil, çoğu zaman bir sonuçtur.
Belki de filmin en etkileyici yanı, kimseyi aklamamasıdır. Ne polisi ne suçluyu ne de sistemi tamamen masum ilan eder. Bunun yerine şu soruyu sorar:
Bir insan doğduğu mahalleyi, çocukluğunu ve çaresizliğini ne kadar geride bırakabilir?
Bu soruya kesin bir cevap vermez.
⚖️
Final sahnesi ise filmin bütün anlatısını tek bir anda özetler. Seyirci yalnızca bir insanın sonunu izlemez; aynı zamanda aynı döngünün yeni bir kurban bulacağını hisseder. İşte o an, filmin asıl trajedisi ortaya çıkar. Çünkü mesele tek bir suçlunun ölmesi değildir. Onu ortaya çıkaran koşulların yaşamaya devam etmesidir.
6.5 Metre bize şunu öğretir:
Bir toplumu yalnızca suçluları cezalandırarak değiştiremezsiniz. Çünkü suç çoğu zaman tek başına doğmaz. Yoksullukla, eğitimsizlikle, umutsuzlukla ve eşitsizlikle birlikte büyür.
Belki de bu yüzden film bittikten sonra akılda kalan şey polis operasyonları ya da kovalamacalar değildir. Akılda kalan, insanların birbirine yol vermeden geçemediği o dar sokaklardır. Çünkü yönetmen bize şunu fısıldar:
Bazı insanlar suçun içine yürüyerek girmez. Hayat, onları yavaş yavaş oraya doğru iter.
Ve tam da bu yüzden 6.5 Metre, yalnızca İran’ın değil, dünyanın birçok yerinin hikâyesidir. Uyuşturucuya dair olduğu kadar, insan doğasına; suça dair olduğu kadar, umuda; bireylere dair olduğu kadar, toplumun sorumluluğuna da ayna tutan güçlü bir insanlık dramıdır.
🪁
“Leyla neden bahsediyor?”
“Japon’un numarası.”
“Onu ne yapacaksın?”
“Bir yol bulacağım. Burada sıkışıp kalmayacağız!”
“Aptal olma! Öğrenirler. Sakın bir şey yapma.”
“Buraya geldiğimde 1 milyon bağımlımız vardı. Ama şu an 6.5 milyon!”
🪁
Bundan sonra adını, Kırk yılda bir anarım. Sende kaybettiğimi, Başkasında ararım. Acıların kadını Bergen kadın cidden acılar kadını buna rağmen mücadele etmekten vazgeçmedi sevdiği adam sonu oldu asıl acı olan bu o.c 7 ay yatmış cezaevinde 30 yaşınfa gencecik yaşta…devamıBundan sonra adını,
Kırk yılda bir anarım.
Sende kaybettiğimi,
Başkasında ararım.
Acıların kadını Bergen kadın cidden acılar kadını buna rağmen mücadele etmekten vazgeçmedi sevdiği adam sonu oldu asıl acı olan bu o.c 7 ay yatmış cezaevinde 30 yaşınfa gencecik yaşta toprağa girdi üzücü baya bu durum
Herkesin çok övdüğü için büyük beklentilerle başladığım bir kitaptı. Ancak benim için beklediğim kadar etkileyici olmadı. Anlatımı bana çok akıcı ve sürükleyici gelmedi. Finalinin de beni şaşırtmasını bekliyordum ama öyle olmadı. Bu yüzden kitap bende beklediğim etkiyi bırakmadı ve maalesef…devamıHerkesin çok övdüğü için büyük beklentilerle başladığım bir kitaptı. Ancak benim için beklediğim kadar etkileyici olmadı. Anlatımı bana çok akıcı ve sürükleyici gelmedi. Finalinin de beni şaşırtmasını bekliyordum ama öyle olmadı. Bu yüzden kitap bende beklediğim etkiyi bırakmadı ve maalesef çok beğenemedim.
Yani scream serisi benim için başkadır ama 7 olmamış ya diğer bölümleri defalarca izlemişliğim var arada sıkıldıkça izlerim ama son filmi 1 kere izlemek yetti 🥴 sinamaya gidemedim diye üzülmüştüm ama iyiki gidememişim vasat üzüldüm 🥲 ( diğer filmler hala…devamıYani scream serisi benim için başkadır ama 7 olmamış ya diğer bölümleri defalarca izlemişliğim var arada sıkıldıkça izlerim ama son filmi 1 kere izlemek yetti 🥴 sinamaya gidemedim diye üzülmüştüm ama iyiki gidememişim vasat üzüldüm 🥲 ( diğer filmler hala benim bebeklerim bu arada 😍 ) he bide bence 8 i de iptal edin bacım 🤭😁