Ahmed Arif ne güzel anlatmış insanı: “Ulan ne boktan bir şeymiş şu hayat kavgası… Ne yana dönsen puslu bir yol, ne yana dönsen mayın tarlası. Bu kadar mı azalır insan, bu kadar mı yorulur insan…” 🦋
1984’ü okurken en çok düşündüğüm şeylerden biri, insanın elinden kelimeleri aldığında aslında düşüncelerinin de sınırlarını daraltabileceğin fikriydi. Çünkü insan bazen hissettiği şeyi bile bildiği kelimelerle anlamlandırıyor. Kelime dağarcığın ne kadar daralırsa, düşüncelerini ifade edebileceğin alan da o kadar küçülüyor. Belki…devamı1984’ü okurken en çok düşündüğüm şeylerden biri, insanın elinden kelimeleri aldığında aslında düşüncelerinin de sınırlarını daraltabileceğin fikriydi. Çünkü insan bazen hissettiği şeyi bile bildiği kelimelerle anlamlandırıyor. Kelime dağarcığın ne kadar daralırsa, düşüncelerini ifade edebileceğin alan da o kadar küçülüyor. Belki de bu yüzden kitapta dili değiştirmek, sadece konuşmayı değil, düşünmeyi de değiştirmek anlamına geliyor.
Bir yandan da geçmişi düşündüm. Geçmiş gerçekten yaşandığı için mi vardır, yoksa onu hatırladığımız ve kayda geçirdiğimiz için mi? Eğer yazılanlar değiştirilebiliyorsa, bir süre sonra insan kendi hatırladığı şeyden bile şüphe edebilir mi?
Kitap bana en çok şunu düşündürdü: Gerçeği değiştirmek için her zaman gerçeği yok etmek gerekmiyor. Bazen insanların kelimelerini, hafızasını ve düşüncelerini değiştirmek yeterli olabilir.
1984’ü bitirdikten sonra hikâyeden çok, insan zihninin ne kadar kolay şekillendirilebileceğini düşünmeye devam ettim. Sanırım beni asıl rahatsız eden de buydu.
“Babası, herkes ne söylerse söylesin kızına olan güvenini hiç kaybetmedi. Atılan iftiralar, söylenen sözler onun inancını yıkmaya yetmedi. Ama ne yazık ki kızının hayatta kalmasına, babasının ona duyduğu güven bile yetmedi. Bazen bir insanın masumiyetine inanmak, onu hayatta tutmaya yetmiyor.”
Spoiler içeriyor
Savaşın yalnızca yetişkinler arasında yaşandığını düşünmek, çocukların ve masum insanların yaşadıklarını görmezden gelmektir. Bazılarının hayatının gerçeği olan savaş, onu yaşamayanlara bazen bir masal, bir film ya da bir oyun gibi gelir; oysa bazı insanlar için o “oyun”, hayatlarının acı gerçeğidir.