Mutlu mu olmak istiyorsunuz, yoksa bir anda sıkışmış, takıntılı biri mi? Hayatınızdaki o kişi sizi istemiyorsa, ne diye dönüp dolaşıp profiline girersiniz ki? Bu kadar mı düştünüz, bu kadar mı acı dolu görünmek istiyorsunuz? “Ben yalnızım, ben tekim, ıssız adamım,…devamıMutlu mu olmak istiyorsunuz, yoksa bir anda sıkışmış, takıntılı biri mi? Hayatınızdaki o kişi sizi istemiyorsa, ne diye dönüp dolaşıp profiline girersiniz ki? Bu kadar mı düştünüz, bu kadar mı acı dolu görünmek istiyorsunuz? “Ben yalnızım, ben tekim, ıssız adamım, ben Nejat İşler’im!” Bakın, bu tutum sadece size zarar verir. Bu sevgi, aşk ya da adı her neyse değil; bu sadece takıntı. Yapmanız gereken, bu olaylardan birini aşıp ileriye bakmak. Bu melankoli cidden kimseye bir fayda sağlamıyor. Siz bakmayın o melankolik takılanlara; sadece duygularınızı kullanıyorlar. Kendinize gelin, acınası olmaktan vazgeçin! Bu dünyaya savaşmaya geldik, pes etmeye değil! Korkmaya hiç değil!
“Aynasıza bak, sarhoş sandı beni iyi mi?” Kendi kendine gülümsedi ve derin düşüncelere daldı. “ Gerçi öyleydim,” dedi ve peşinden ekledi: “Bir kadının yüzüne bakıp sarhoş olacağımı hiç sanmazdım.” Martin Eden Jack London syf 33
Spoiler içeriyor
Bu filmi daha önce izlemiştim. Geçenlerde Kaptan Tsubasa hakkında konuştuktan sonra bu film aklıma yine geldi. Tamam, Tsubasa Japon mangası, bu film ise Çin yapımı; ama içerik olarak birbirlerine benziyorlar. İzlediğim en absürt filmlerden biri, ancak absürt filmleri severim. Altın…devamıBu filmi daha önce izlemiştim. Geçenlerde Kaptan Tsubasa hakkında konuştuktan sonra bu film aklıma yine geldi. Tamam, Tsubasa Japon mangası, bu film ise Çin yapımı; ama içerik olarak birbirlerine benziyorlar.
İzlediğim en absürt filmlerden biri, ancak absürt filmleri severim. Altın Bacak, yirmi yıl önce sahada uğradığı saldırı sonucu bir numarayken futbol hayatı sona erer. Şans eseri Demir Bacak ile tanışır. Demir Bacak, Şaolin kungfusunu dünyaya duyurmak ister ve bunu futbol ile başaracağını düşünür. Kardeşlerini toplayıp bir futbol takımı kurar. Yirmi yıl önce Altın Bacak’a komplo kurarak bir numara olan kötülük takımının antrenörüyle karşı karşıya gelirler. Finale kadar Şaolin futbol takımı zorlanmadan çıkar. Kötülük takımı, ilaç kullanarak oldukça güçlü hale gelmiştir. Bir takım olaylar sonucunda Şaolin takımı kazanır.
Spoiler içeriyor
Ben bu filmi Instagram’dan bir kesitte görmüştüm; daha doğrusu gördüğümü sandım, yanlış film adı vermişlerdi. Peki ya hayatını mahveden adamı ayağına getirebilseydim, eğer yanına kâr kalacağını garanti edebilseydim, onu öldürür müydün? İnsan ne ister? . . Bir amaç. Neyse, filme…devamıBen bu filmi Instagram’dan bir kesitte görmüştüm; daha doğrusu gördüğümü sandım, yanlış film adı vermişlerdi.
Peki ya hayatını mahveden adamı ayağına getirebilseydim, eğer yanına kâr kalacağını garanti edebilseydim, onu öldürür müydün?
İnsan ne ister? . . Bir amaç.
Neyse, filme geçelim. Filmde bazı cinsel sahneler var; pek rahatsız edici dozda olmasa da cinsellik barındırıyor.
Film, John’un bir bombayı imha etmeye çalışmasıyla başlıyor ve bombacıyla dövüş sahnesinden sonra bombayı imha edemeyip yüzü yanıyor. Bu sahnelerde tabii iki tarafın da yüzünü göremiyoruz. Hastanede uyanıyor; yüzü değişmiş, sesi kısılmış oluyor. Daha sonra çok alakasız bir şekilde bir barda işe başladığını görüyoruz ve barda bir adamla tanışıyor. İddia üzerine adam hikayesini anlatmaya başlıyor. Hikaye şöyle başlıyor:
Küçük bir kızken yetimhaneye bırakılıyor, orada büyüyor. Kızlardan daha güçlü olduğunu görüyor, hatta erkeklerden de daha güçlü olduğu derslerinde çok iyi oluyor Jane. Onu bir uzay araştırması ve astronotluk şirketine deneme üzerine alıyorlar; yine çok başarılı oluyor, bir kavgaya karışıyor ve oradan uzaklaştırılıyor. Bir eve dadı olarak işe giriyor, akşamları zarafet okuluna gidiyor. Okul çıkışı bir adamla karşılaşıyor, tanışıyorlar falan; arada bir takım olaylar gelişiyor. Adam onu bırakıp gidiyor. Jane daha sonra hamile olduğunu anlıyor, kızını doğuruyor ama doğum sırasında fark ediliyor ki Jane her iki cinsiyete de sahip ve rahmi alınmak zorunda kalınıyor. Kızını adamın biri kaçırmış oluyor ve hayatında artık hiçbir amacı kalmıyor. Erkek olarak hayatına devam etmek için bir takım ameliyatlar gerçekleştiriyor. Filmin ilk yarısı böyle geçiyor. Daha sonra zamanda sıçramalar ile barmen John, Jane’i geçmişe götürüyor; hayatını mahveden adamı bulmak için. Ama bir bakıyoruz ki Jane’in hamile kaldığı ve tek bir kere görüştüğü adam John, yani kendisinin erkek haliymiş. Ve Jane’in doğurduğu kız aslında Jane’in kendisiymiş. Ve artırıyorum: Barmen, Jane’in John olduktan sonra bombalı saldırıda yaralanıp yüzünün değiştiği halmiş. Ve sıkı durun, bombacı aslında John’un barmen halinin büyümüş haliymiş. Yani tüm film Jane, John, barmen, bombacı; hepsi tek kişiymiş.
Spoiler içeriyor
Filmi az önce bitirdim. Hepimizin sosyal medyada, özellikle Reels’te gördüğü o sahne var ya; küçük bir kız köpeği sevmek istiyor, sahibi izin veriyor, sonra kız ve iki ablası çıkıp şarkı söylüyor. Birileri taşkınlık yapınca filmin kahramanı onları dövüyor. Bu sahneyi…devamıFilmi az önce bitirdim. Hepimizin sosyal medyada, özellikle Reels’te gördüğü o sahne var ya; küçük bir kız köpeği sevmek istiyor, sahibi izin veriyor, sonra kız ve iki ablası çıkıp şarkı söylüyor. Birileri taşkınlık yapınca filmin kahramanı onları dövüyor. Bu sahneyi bir kenara koyalım.
Film, siyahiler ve N*ziler arasında bir çatışmayla başlıyor. Bryon ve arkadaşları, 14 yaşında bir siyahi çocuğu öldüresiye dövüyor. Polis, Bryon’ı alıyor, sorular soruyor ama o hiçbir şey söylemiyor ve serbest kalıyor. Babası onu almaya gelirken, yolda evsiz bir çocuğu da yanlarına alıyor. Bryon bu çocuğu geri göndermeye çalışıyor ama başaramıyor. Anlatımım biraz karışık, kusura bakmayın.
Filmin başında bahsettiğim küçük kızın annesiyle Bryon arasında bir şeyler filizlenmeye başlıyor. Bryon, içinde bulunduğu durumdan kurtulmak istiyor ama bunu kendine bile itiraf edemiyor.
Bryon’ın ait olduğu sözde “Viking” ailesi, bir camiyi yakmaya gidiyor. Cami içinde insanlar varken Bryon onları görüyor ve çıkmaları gerektiğini söylüyor. Bu olaydan sonra ailesiyle arası iyice bozuluyor. Sonra bırakıp Julie’nin yanına yerleşiyor, evleniyorlar falan. Bryon’a döneceğim ama önce Julie hakkında birkaç laf etmek istiyorum.
Julie, üç kız çocuğu olan bir kadın. Film boyunca “Kızlarıma kimse dokunamaz!” gibi laflar ediyor. Bu çok güzel, bir annenin kızlarını koruması gerektiği kesin. Ama bir yandan da bu kızları N*zilerin arasına sokan, sahneye çıkıp şarkı söylemelerine izin veren, partilere kızlarıyla birlikte giden ve başkan yardımcısını evine alıp evinin kurşunlanmasına ses çıkarmayan da o değil mi? Bryon, kızlardan birinin kolunda dövme görünce telaşlanıyor (haklı olarak) ve kıza soruyor. Çünkü o çetenin neler yapabileceğini biliyor. Üstelik film boyunca “anne” dediği kadın, Bryon’ın öz annesi değil. Bence bu kadın pedofili, bu benim kişisel gözlemim.
Bryon, kızın kolunu tutunca Julie “Kızıma dokundun, ailemden çık!” diyor. Kızını korumasında haklı, buna lafım yok. Ama aynı Julie, kızlarını daha beter durumlara sokarken sesini çıkarmadı. Bryon, onunla olabilmek için ailesini terk etti. Tek varlığı köpeğiydi, ama köpeğini de öldürdüler. O anki tepkisi bana çok saçma geldi.
Bryon kovulunca gidip Darley Jenkins’le konuşuyor. Darley, dövmeleri sildirme konusunda ona yardımcı oluyor. Sözde “Viking” N*zi çetesine polis baskın yapıyor. İki yıl sonra Bryon, kapıda oğlunu görüyor ve film bitiyor.
Film, ırkçı yaklaşımları ve baskıları Bryon ile Darley’nin nasıl aştığını anlatıyor. Rahatsız edici görüntüler var, ama hikaye etkileyici. İnceleme burada bitti.
Herkese selam, ben Fahri. Bu benim öyküm. Ne kadar uzun ya da kısa olacak, bilmiyorum. Yazıyı yazmaya başladığım tarih 15 Ekim. 19 Ekim 1999’da, sabah saat 10 civarında doğdum. Ailemin tek çocuğuyum. İlk iki yılım sıradan geçti, klasik bir aile…devamıHerkese selam, ben Fahri. Bu benim öyküm. Ne kadar uzun ya da kısa olacak, bilmiyorum. Yazıyı yazmaya başladığım tarih 15 Ekim.
19 Ekim 1999’da, sabah saat 10 civarında doğdum. Ailemin tek çocuğuyum. İlk iki yılım sıradan geçti, klasik bir aile hikayesi işte. Sonra 3 Ekim 2001’de babam trafik kazası geçirdi. 4 Ekim sabaha karşı vefat etti. O zamanları hatırlamam tabii. Hatırladığım ilk anım, anneme babamın nerede olduğunu sormamdı. Annem sabırla, kızmadan anlattı. “Yine anlatıyorum, çünkü daha önce de sana anlattım,” dedi. Ama o önceki anlatımları hatırlamıyorum.
Yıllar öyle geçti. Anaokuluna başladım. Pek arkadaşım yoktu. Öncesinde kuzenlerimle de pek oynamazdım. Anaokulunda arkadaşlarım oldu. Bir kız vardı, adını hatırlamıyorum. İlk o zaman âşık oldum (tabii ki aşk değildi). İlkokula geçtim. Çevrem, arkadaşlarım oldu. İlk üç sınıf böyle geçti. Üçüncü sınıfta oyun oynarken kolumu kırdım. İlk zamanlar anneme, “Ben dokunamıyorum, sen taşı,” derdim. O yaz evimizden taşındık. Yeni çevremde beni dışlayan, zorbalık yapan çocuklarla dolu bir ortama geldik. Çok kavga ettim o yıl. Zamanla bana alıştılar. Sonraki yıllarda yeni gelenler oldu, ben de göze batmamaya başladım.
Yedinci sınıfta aşk batağına düştüm (ve tabii ki bu da aşk değildi). Kıza açılamadım. Bir mektup yazıp çantasına koydum. Ama o, benimle alay etti. Sadece o değil, sınıfın tüm kızları alay etti. Şimdilerde kilom var, ama o yıllarda çok daha fazla kiloluydum. Sanırım bu yüzden kız beni her gördüğünde “Never, never!” deyip geçiyordu. O yıl benimle epey eğlendi. Dersleri boşladım. Notlarım kusursuz değildi ama iyiydi. Yine de o yıl öğretmenler kurulu kararıyla sınıfı geçtim.
Sekizinci sınıfta bu kızla mesafemi koydum, onu hayatımdan çıkardım. Dershaneye gidiyordum. Aynı hikayeyi dershanede de yaşadım, ama bu sefer kısa sürdü. Kıza açıldım, bu kez konuşabildim. Ama o, en yakın arkadaşıma (erkek) gülerek, “Fahri bana âşıkmış,” dedi. Arkadaşım, “Ee, ne var bunda?” deyince konu kapandı. Dersleri toparladım gibi. Liseye geçtim.
Lisede yine başarısız bir ilişki girişimim oldu. Detay vermeyeceğim, çünkü bu o kadar yaralayıcı değildi. Lise bir güzeldi. Hoca soru sorar, hep elim havada olurdu. Sene bitti, ama sonra bana bir şeyler oldu. Ne oldu, bilmiyorum. Hoca soru sorduğunda elim kalkmaz oldu, utanırdım. Arkadaş ortamından kendimi soyutlamaya başladım. Boş derslerde herkes arkadaşlarıyla konuşur, ben susardım. O yıllardan sonra hep sustum. Lise öyle böyle bitti.
Üniversiteye başladım. “Kimse beni tanımıyor, istediğim gibi bir Fahri oluşturacağım,” dedim. Pek başaramadım. 18 yaşındaydım, basit bir matematik sorusuna cevap veremedim. Adi bir hoca vardı (küfürsüz metni tamamlayacağım). Beni azarlamaya başladı. Önce o mahcubiyet gülümsemem oldu, sonra yüzüm düştü, düştü. Zaten içime kapanık, pek sohbet edemeyen biriydim. Sesim iyice içime kaçtı. Yine başarısız bir ilişki girişimim oldu. Aramızda kapanan bir konuydu, bahsetmeye gerek yok. Yine olmadı.
Birinci sınıfın tatilinde bir ilişkim oldu, 6 ay sürdü. Ayrılıklarla doluydu. İkinci sınıfta pek bir şey olmadı. Üniversiteden mezun oldum. İş bulamadım. Defalarca KPSS’ye girdim, olmadı. Yeni bir üniversiteye başladım, uzaktan eğitimle. Bu süreçte 6 Şubat’ı yaşadım. Kötü şeyler oldu, ama çok detaya giremeyeceğim. Her gören, “İş bul artık,” demeye başladı. Tamam, haklılar, iş bulmam lazım. Ama bunun için sağdan soldan uyarı almama gerek yok, ben farkındayım. Son iki yıldır ekonomik olarak sıfırdayım. Bu yüzden herhangi bir girişimde bulunamıyorum. İşe başvuruyorum, genelde olumsuz dönüş alıyorum, bazen hiç dönüş alamıyorum.
Sanal birkaç flörtüm oldu, ama artık anlamsız gelmeye başladı. Gerçek hayatta olmuyor. Çevrem yok. Çevrem, işim olmadığı için yok. Bir YouTuber’dan, “Kendinizi yazın, yaralarınızı görün,” gibi bir şey duydum. Bu metni bu yüzden yazdım.
Ne diyeyim, sen buraya kadar okuduysan, umarım sen, ben ve bizler hızla iyileşiriz.
Spoiler içeriyor
Film oldukça etkileyici ve benim de hoşuma giden bir tarzda başlıyor. İlk dakikalardan itibaren Reggie ile Frances tanışıyor, randevulaşıp dışarı çıkıyorlar. Ancak bu romantik başlangıcı bir kenara bırakırsak, hikayenin merkezinde Reggie ve Ronald adında ikiz kardeşler var. Her iki karakteri…devamıFilm oldukça etkileyici ve benim de hoşuma giden bir tarzda başlıyor. İlk dakikalardan itibaren Reggie ile Frances tanışıyor, randevulaşıp dışarı çıkıyorlar. Ancak bu romantik başlangıcı bir kenara bırakırsak, hikayenin merkezinde Reggie ve Ronald adında ikiz kardeşler var. Her iki karakteri de Tom Hardy canlandırıyor ve performansıyla göz dolduruyor. Ronald, şizofren bir hasta ve gangsterlik yapmayı seven, dizginlenmesi zor bir karakter. Reggie ise daha sakin, mantıklı ve işin başında olan bir isim; kumarhane ve kulübün sahibi.
Reggie ne zaman işleri düzeltmeyi başarsa, Ronald bir şekilde her şeyi bozuyor. Örneğin, Reggie hapse giriyor, Ronald kulübü batırıyor. Reggie işleri yoluna koymaya çalışıyor, ancak Ronald bu kez evrak işlerini yürüten adamı (adını hatırlayamadığım bir karakter) vurdurtuyor. Bu olaylar, Reggie’nin en büyük sadakat borcunu hissettiği kardeşi Ronald’ın, sürekli olarak işlerini baltalamasına neden oluyor.
Frances’e dönersek, o ve Reggie evleniyor, ancak Frances’in hayatı bu evlilikle daha da kötüleşiyor. Reggie, işlerine gömüldüğü için Frances’le neredeyse hiç vakit geçiremiyor. Frances, hem Reggie’nin annesi hem de Ronald tarafından sürekli eleştiriliyor. Çay yapamaması bile büyük bir mesele haline getiriliyor; kıyafetleri için “Bunu evsiz biri bile giymez,” gibi iğneleyici yorumlar yapılıyor. Reggie’nin annesini hiç sevmedim; şizofren oğlu Ronald’a sahip çıkması gerekirken, Frances’e yükleniyor. Reggie ise bu iki taraf arasında sıkışıp kalıyor.
Hikaye ilerledikçe Reggie’nin alkol sorunu ortaya çıkıyor. Bir gün Frances’i dövüyor ve ona tecavüz ediyor. Frances, bu olaydan sonra evi terk ediyor. Ancak terk etmeden önce yoğun psikolojik baskıya maruz kalıyor. Reggie, barışmak için çabalasa da Frances, İbiza’ya gitmek istediğini söylüyor. Ne yazık ki, aynı gece intihar ediyor. Ertesi sabah Frances’in kardeşi onu buluyor. Bu olay, Reggie’yi tamamen yıkıyor. İşler daha da kötüye gidiyor sonunda Reggie tutuklanıyor ve anlatılana göre 33 sene boyunca ikisinin ismi yazılı biletler hep onun üzerine kalıyor.
Spoiler içeriyor
Tuhaf Sihir (Strange Magic), gençler için neşeli ve renkli bir animasyon filmi. İki krallık var: Biri aydınlık, diğeri karanlık. Sınırlarında yetişen özel bir çiçek, aşk iksiri yapımında kullanılıyor. Hikâye, Marianne’in nişanlısıyla başlıyor. Nişanlısı, kral olma hırsıyla dolu ve Marianne’i aldatıyor.…devamıTuhaf Sihir (Strange Magic), gençler için neşeli ve renkli bir animasyon filmi. İki krallık var: Biri aydınlık, diğeri karanlık. Sınırlarında yetişen özel bir çiçek, aşk iksiri yapımında kullanılıyor.
Hikâye, Marianne’in nişanlısıyla başlıyor. Nişanlısı, kral olma hırsıyla dolu ve Marianne’i aldatıyor. Düğün iptal oluyor, olaylar gelişiyor. Elf, karanlık ormanda Şekerleme Perisi’ne ulaşıp aşk iksiri yaptırıyor. Ancak iksir yanlışlıkla Marianne’in kardeşi Dawn’a dökülüyor ve Kral Bog’a âşık oluyor. Marianne, kardeşini kurtarmak için maceraya atılıyor. Marianne ve Kral Bog birbirlerine aşık oluyor.
Hikâye, komik ve tempolu anlarla ilerliyor.
Disney müzikallerine benziyor ama sıkmıyor, aksine eğlenceli. Şarkılar akılda kalıcı, animasyonlar capcanlı. Romantizm ve komedi güzel bir uyum içinde. Gençler ve animasyon tutkunları için keyifli bir seyirlik.
Bir hedefin var: Atanmak, üniversite kazanmak ya da kapının önüne çıkmak… Bunun önemi yok; hedefin ne kadar büyük ya da küçük olduğu tamamen zihnine bağlı. Ama ne zaman kendinden şüpheye düşersen, ne zaman “ya” ile başlayan cümleler kurarsan —“Ya atanamazsam?”,…devamıBir hedefin var: Atanmak, üniversite kazanmak ya da kapının önüne çıkmak… Bunun önemi yok; hedefin ne kadar büyük ya da küçük olduğu tamamen zihnine bağlı. Ama ne zaman kendinden şüpheye düşersen, ne zaman “ya” ile başlayan cümleler kurarsan —“Ya atanamazsam?”, “Ya üniversiteye yerleşemezsem?” ya da her neyse— işte o zaman kaybetmiş olursun. Daha adım atmadan, başlamadan kaybedersin. Mantıklı düşünmeyi bırak; mantık seni bir yere götürmez. Delicesine kendine inan, delicesine yapacağına inan. Çünkü yapacaksın! Kendinden asla şüphe etme.