Spoiler içeriyor
Bir Ruhun Ataleti: Oblamov Üzerine Kişisel Bir İnceleme İvan Gonçarov’un ölümsüz eseri Oblamov, sadece bir karakterin hikayesi değil; aslında hepimizin içindeki o erteleme ve tembellik dürtüsünün vücut bulmuş hali. Kitabı okurken başlarda Oblamov’u kendime çok yakın hissettim. Bende de olan…devamıBir Ruhun Ataleti: Oblamov Üzerine Kişisel Bir İnceleme
İvan Gonçarov’un ölümsüz eseri Oblamov, sadece bir karakterin hikayesi değil; aslında hepimizin içindeki o erteleme ve tembellik dürtüsünün vücut bulmuş hali. Kitabı okurken başlarda Oblamov’u kendime çok yakın hissettim. Bende de olan o malum erteleme huyu ile bazen tam tersi şekilde olayları anında çözme isteği arasındaki o gelgitli ruh hali, karakterle aramda güçlü bir bağ kurdu.
İdealizm ve Gerçeklik Arasında Olga
Kitabın kalbi, Oblamov’un uyuşuk hayatına bir güneş gibi doğan Olga ile atıyor. Olga’nın Oblamov’u o derin uykusundan uyandırma çabası, onu hayata yeniden döndürme arzusu aslında bir "kurtarma operasyonu" gibiydi. Okurken yalan yok; Olga’nın bu dönüşümü tamamlamasını ve her şeye rağmen Oblamov ile evlenmesini çok istiyordum. Stolz fazla "doğru" ve fazla "planlı" bir karakter olarak karşımızda dururken, benim gönlüm hep o yarım kalmış, naif ruhun (Oblamov) yanındaydı.
Hayallerin Yıkılışı ve Stolz Faktörü
Ancak olaylar beklediğim gibi gelişmedi. Olga’nın Stolz’a ilgi duymaya başladığı o an, resmen hayallerim yıkıldı ve kendimi gerçekten kötü hissettim. Evet, Olga ve Stolz’un mutlu bir evliliği oldu; mantık kazandı, rasyonalizm galip geldi. Fakat Oblamov’un o saf, masum ama harekete geçemeyen dünyasının bu pragmatik gerçeklik karşısında yenilmesi, içimde buruk bir tortu bıraktı.
Son Söz: "Oblamovluk" Nedir?
Kitap bize gösteriyor ki; Stolz olmak hayatı idame ettirmektir, ama Oblamov olmak hayatın o hüzünlü ve duraksayan tarafında kalmaktır. Benim için bu hikaye, sadece bir tembellik güzellemesi değil; insanın değişime olan direncinin ve bazen sevginin bile bir ruhu ayağa kaldırmaya yetmeyişinin trajik bir kanıtı. Mantık kazansa da, benim duygusal tarafım hala o tozlu kanepede, gerçekleşememiş hayalleriyle yatan Oblamov’un yanında bir yerlerde duruyor.
O halde iyi olan neydi? Kötü olan neydi? Aralarındaki ayrım çizgisi neydi? “ Sahtelik neydi?” sorusu üzerine hem geçmişe hem de bugüne ait rengarenk bir dizi maske hayal gücünün önünde yükseldi. Gonçarov Oblamov syf:578
Bugün sabah uyandıktan hemen sonra yürüyüşümü yaptım. Bir süre sonra oyun oynadım, kaç saat oynadım bilmiyorum. Biraz ders çalıştım, sonra da kitap okudum. Tüm sosyal medya hesaplarımı kapattım, bir burası kaldı. Böyle gelişimimi falan anlatmak için yazacağım. Kimseyle konuşmadım; yavaş…devamıBugün sabah uyandıktan hemen sonra yürüyüşümü yaptım. Bir süre sonra oyun oynadım, kaç saat oynadım bilmiyorum. Biraz ders çalıştım, sonra da kitap okudum. Tüm sosyal medya hesaplarımı kapattım, bir burası kaldı. Böyle gelişimimi falan anlatmak için yazacağım. Kimseyle konuşmadım; yavaş yavaş yalnızlığıma alışmaya başlıyorum.
Kafam çok rahat.
Çevremdeki herkesle bağlarımı kopardım, en yakınlarım bile artık birer yabancı, hatta birer düşman benim için. Ne bir yere ne de bir kimseye ait hissedebiliyorum; aidiyet duygum tamamen silindi. İnsanların gürültüsünden çekilip herkesten uzak, sadece kendime ait kuralların geçtiği o sessiz…devamıÇevremdeki herkesle bağlarımı kopardım, en yakınlarım bile artık birer yabancı, hatta birer düşman benim için. Ne bir yere ne de bir kimseye ait hissedebiliyorum; aidiyet duygum tamamen silindi. İnsanların gürültüsünden çekilip herkesten uzak, sadece kendime ait kuralların geçtiği o sessiz evreni kurdum. Artık sadece kendi dünyamda, kendi yalnızlığımdaki o sığınaktayım.
Erdal Beşikçioğlu’nun sahne devleştiği o meşhur performansı Bir Sanat Dehası: Bir Delinin Hatıra Defteri Beni az çok tanıyanlar Erdal Beşikçioğlu’na olan hayranlığımı bilir; bu yüzden içinde yer aldığı her yapıma bu özel selamla başlamayı kendime bir borç biliyorum. Benim için…devamıErdal Beşikçioğlu’nun sahne devleştiği o meşhur performansı
Bir Sanat Dehası: Bir Delinin Hatıra Defteri
Beni az çok tanıyanlar Erdal Beşikçioğlu’na olan hayranlığımı bilir; bu yüzden içinde yer aldığı her yapıma bu özel selamla başlamayı kendime bir borç biliyorum. Benim için gerçek bir sanatçıya her yer sahne olabilir; nitekim Beşikçioğlu, bir asansör sepetinin daracık alanını uçsuz bucaksız bir evrene dönüştürerek izleyiciye tam bir görsel şölen sundu.
Bu performansı canlı izlemeyi çok isterdim. Hatta üstadın bu klasiği sahnelediğini duyduğumda, heyecanla Gogol’ün romanını alıp bir solukta okumuştum. Ancak sahnede izlediğim şey, zihnimde canlandırdıklarımın çok ötesindeydi. Hikayenin teknik detaylarına veya içeriğine girip büyüyü bozmak istemem; fakat şunu söyleyebilirim ki, kağıt üzerindeki kelimelerin böylesine sarsıcı bir ruh haliyle ete kemiğe bürünmesi tek kelimeyle büyüleyiciydi.
Yusuf kuyunun derinliğinde, Yunus balığın karanlık karnında, İbrahim ise harlı ateşin tam ortasında tek bir hakikatten emindi: Rabbi onu bırakmamıştı. Onlar için kuyu bir sarayın kapısı, balığın karnı bir ibadethane, ateş ise bir gül bahçesi oldu. Çünkü Allah’a güvenmek; imkânın…devamıYusuf kuyunun derinliğinde, Yunus balığın karanlık karnında, İbrahim ise harlı ateşin tam ortasında tek bir hakikatten emindi: Rabbi onu bırakmamıştı. Onlar için kuyu bir sarayın kapısı, balığın karnı bir ibadethane, ateş ise bir gül bahçesi oldu. Çünkü Allah’a güvenmek; imkânın bittiği yerde imanın, çarenin tükendiği yerde mucizenin başlamasıdır.
Bugün senin "kuyun" hangi dert, "karanlığın" hangi keder olursa olsun hatırla: Seni yoktan var eden, darlığından da haberdardır. O, en çaresiz anını en büyük çıkış kapına çevirmeye mukdirdir. Sen sadece kalbini O’na yasla; O seni asla yarım bırakmaz.