bugün tam olarak ihtiyacım olan duyguları veren bi filmdi. hüzün, sevgi, umut, ironi, öfke... bilmiyorum aslında epey çeşitliymiş yaşattıkları. hayata gerçekten epeyce yaklaştıran, yaklaştırırken de hislendiren, epey kaliteli bir yapım. 10/10
bir eserde ve hatta hayatta şahit olduğum en sağlıklı ilişkiydi galiba. ilişki nasıl olmalı diye açıp açıp izlenmeli. ayrıca çok da derindi aralarında olan şey. çok gerçekti ya, o kadar güzel işlenmişti ki... Jay'e de toksik masküleniteden bu denli uzaklaşmış…devamıbir eserde ve hatta hayatta şahit olduğum en sağlıklı ilişkiydi galiba. ilişki nasıl olmalı diye açıp açıp izlenmeli. ayrıca çok da derindi aralarında olan şey. çok gerçekti ya, o kadar güzel işlenmişti ki...
Jay'e de toksik masküleniteden bu denli uzaklaşmış bi karakter olduğu için ayrı düştüm tabii🫠🫠
chatgptye "beni tanıdığın kadarıyla kesinlikle izlemelisin dediğin filmler ne?" diye sorarak haberdar olduğum bu film, en sevdiğim filmler arasına girmeyi başardı. ayrıca kendisi, üstüne en uzun incelemeyi yaptığım film de oldu ama el yazımla günlüğüme yazdığım ve ekstra olarak bir…devamıchatgptye "beni tanıdığın kadarıyla kesinlikle izlemelisin dediğin filmler ne?" diye sorarak haberdar olduğum bu film, en sevdiğim filmler arasına girmeyi başardı. ayrıca kendisi, üstüne en uzun incelemeyi yaptığım film de oldu ama el yazımla günlüğüme yazdığım ve ekstra olarak bir kere de dillendirdiğim tahlil ve çıkarımlarımı buraya tek tek yazmak için çok üşengecim.
fakat genel bir özet verecek olursam:
başrolümüz henüz büyüyememiş ve yeterince sorumluluk almayan, ilk tanışıldığı zaman insanlara çekici, farklı, eğlenceli gelen ama aynı özelliklerinden dolayı onunla ciddi (ister arkadaşlık üster romantik anlamda) bir şeylerin düşünülmemesine yol açan birisi. filmin başında hep "garip, uyumsuz, ait olamayan" kişiyken (buradaki ait olamayış varoluşsal sancının sanatsal bir tezahüründen çok duygusaldı ve bu beni karaktere çok daha yakın hissettirdi) sonrasında özünden bir şey kaybetmeden, mutsuzluklarına çözüm bulabilen bir karakterin, gelişim hikayesi.
bilmiyorum ya çok sevdim. bu karakterin büyüyüşüne, bir yetişkin olma hikayesine, değişmesine ama hâlâ aynı kalışına:) şahit oluyorduk ve hoştu, epey hoştu.
sinematografik açıdan aşırı estetik değil ama filmin kurgusuyla, vermeye çalıştığı duygularla olağanüstü şekilde uyuşan, o duyguya girmekte hiç zorlanmayacağınız görseller, vücut dilleri vardı. başrolümüzün dansçı olmasında da bunun etkisi vardı elbette ama diğer fiziksel özellikleri (uzun olması ve bununla ilgili "evlenmek için çok uzunum" şeklinde geçen repliği gibi detayların da) etkisi epey vardı bence. müzikler de duygunun verilmesine yardımcı olmaları konusunda çok çok iyi seçilmişlerdi.
en iyi arkadaşı Sophie ile olan ilişkileri de çok ilgi çekiciydi bence. çok "gerçekti". onu çokkk fazla sevmesi, gidince kalan boşluğu aynen tutmaya çalışması, bir yandan onu kıskanması, ona özenmesi ama onun iyiliğini istemeye devam etmesi...
ya en basitinden aidiyet sorununun somutlaştırılmasında "ev" konusunda yaşadığı problemlerin bir metafor olarak kullanılması çok hoş bir detaydıııı.
spoiler: ki filmin sonunda diceksiniz ki "ahhh ne kadar güzel bir isim seçmişler allah'ım mükemmel!!"
en son Frances'in (başrol) hazırladığı koreografi ve bununla ilgili söylediği "hata gibi görünen işleri yapmak hoşuma gidiyor." sözü de filmin özeti gibiydi.
yani başta hata gibi gözüken hareketlerin aslında "tam"lığın başka bir tezahüründen ibaret olduğunu çok iyi anlatmışlardı.
OF BAYILDIM YANİ İZLEYİN ARKADAŞLAR.
(epey bir şey yazdım içimde kalmasın diye diye xjdlrm raf'taki en uzun analizimi de böylece okumuş oldunuz, tebrikler efenim)
istediğim korku seviyesine ulaştırmadı beni ya. daha çok normal bir dram gibiydi. film sonuna kadar "ee nerede korkacağız?" diye bekledim. gerilim de yoktu öyle aman aman. sevemedim kısacası, beklentimi karşılamadı. 5/10
hayatımda izlediğin en iyi filmler arasında ilk üçe girer. o kadar çok sevdim ki. anne ve babası çok küçüklerken vefat etmiş, babaannesi ve amcası tarafından yetiştirilen beş kız kardeşin hikayesi anlatılıyor. diyaloglar da bana çok samimi geldi, dümdüz genç kızlar…devamıhayatımda izlediğin en iyi filmler arasında ilk üçe girer. o kadar çok sevdim ki.
anne ve babası çok küçüklerken vefat etmiş, babaannesi ve amcası tarafından yetiştirilen beş kız kardeşin hikayesi anlatılıyor.
diyaloglar da bana çok samimi geldi, dümdüz genç kızlar ne konuşabilir, hangi cümleyi nasıl kurar bence çok iyi düşünülmüş ve yazılmıştı.
kadın, cinsellik, siyaset, ikiyüzlülük, evlilik, cinsiyet rolleri, baskı... birçok konuya değinilmiş ve bence sinematografik olarak da çok hoştu.
izleyin izlettirin
10/10
sonuçta hiçbir yere bağlanmayan, kurgusu aşırı derecede zayıf, kalitesiz bir dizi. izlemeyin 2/10 2 puanı kısa olmasından ve büyülü müyülü olmasından veriyorum
çok tatlıydı yine... değindiği konular, yaptığı vurgular içimde unutulmaya yüz tutmuş bazı şeyleri tekrar hatırlamama sebep oldu: iyilik gibi, doğa gibi... minik siyasi oyunlara ve insanların sinsiliklerine ve tam tersi iyiliklerine de göndermeler vardı ve bunları, hayatın yansıtıldığı tüm o…devamıçok tatlıydı yine...
değindiği konular, yaptığı vurgular içimde unutulmaya yüz tutmuş bazı şeyleri tekrar hatırlamama sebep oldu: iyilik gibi, doğa gibi...
minik siyasi oyunlara ve insanların sinsiliklerine ve tam tersi iyiliklerine de göndermeler vardı ve bunları, hayatın yansıtıldığı tüm o sanat eserlerinde; daha yalın ve direkt verilmiş halde, devreye giren birçok dinamikten arınmış şekilde izleyebilmek insana iyi geliyor çünkü hayatı ve insanı anlamayı kolaylaştırıyor bence.
tatlı ya işte; hoş vakit geçirmek için, iyi hissetmek için, kötü hissetmek için, hissetmek için, kırılabilir taraflarınızı açmaya yeltenebilmek için, iyi insan olmayı istemek için izleyin:)
çok güzeller ama çok çabuk bitiyorlar:((( ilk mangalarımdı, animeyi izlerkenki kadar zevk aldım neredeyse. 9/10 başka manga önerileriniz varsa sevinirim
daha yarısında falanım ama o kadar güzel ki muhtemelen dönüp 5 kere falan daha, önceki okuyuşlarımda tam anlamıyla idrak edemediğim ama sezdiğim yahut daha da ötesi sezmekten bile aciz olduğum ayrıntıları görebilmek için okurum. "Kaybetmeden bulamadığımız bilemedin kaldır vur! Pencereden…devamıdaha yarısında falanım ama o kadar güzel ki muhtemelen dönüp 5 kere falan daha, önceki okuyuşlarımda tam anlamıyla idrak edemediğim ama sezdiğim yahut daha da ötesi sezmekten bile aciz olduğum ayrıntıları görebilmek için okurum.
"Kaybetmeden bulamadığımız bilemedin kaldır vur! Pencereden kim baktı. Neden baktı? Kapa gözlerini kapa. Ellerin büyüyor mu? Yok büyümüyor. Büyümüyor, büyümüyor, yaşasın. Ama acıyor, hayır acımıyor, yalan söyleme. Yüreğinin üstünde bir şey varmış gibi değil mi? Yalan. Mutlak bir yerde okudun.Yahut biri anlattı. Yahut aklında böyle kalmış. Yüreğinin üstünde bir şey yok. Yalnızlık. Yalnızlık güzel.Güzel değil. Kavun acısı. Kavun acısı da ne."
"Dörder bira içtik. Ayrıldık. Ertesi akşam ben saat sekiz buçukta tiyatroya gittim. O gelmemişti daha. Perdenin açılma zili çalarken yarama başka biri gelip oturdu.
Yani Usta biletini satmış, tiyatroya gelmemişti.
Yani Usta bana son defa bir çocukluk yapmıştı. Hoşuma gitti. Bir tuhaf oldum. Bir yalnızlık duydum. Halbuki ben tiyatroları hep yalnız seyreder, zevk alırdım. Tenha geceleri seçerdim. Paradilere çıkardım. O akşamki temsil kadar kötüsünü galiba bir daha seyretmeyeceğim(...)Ama yüreğimi bir şey, bir demirden avuç da sıkmıyor değil hani. Ama boş ver! İnanma! Hadi canım sen de! Üzülme be Yani Usta. Beni gördüğün zaman gülümseyiver."
10/10
şu birkaç haftadır neredeyse tüm külliyatını bitirmeye niyetlendiğim Byung-Chul Han abimizin en yorum yapmakta zorlanacağım kitabına yorum yapasım geldi çünkü öteki 5 ya da 6 kitap hâlâ yarımken bunu bitirdim. dönemimizi birçok açıdan ele alıyor ama bu açıyı biraz kavramaya…devamışu birkaç haftadır neredeyse tüm külliyatını bitirmeye niyetlendiğim Byung-Chul Han abimizin en yorum yapmakta zorlanacağım kitabına yorum yapasım geldi çünkü öteki 5 ya da 6 kitap hâlâ yarımken bunu bitirdim.
dönemimizi birçok açıdan ele alıyor ama bu açıyı biraz kavramaya başladığınızda, öteki konularda yorumlarının ne tarz olacağını kestirir hâle geliyorsunuz. birçok kavramı kendine has tanımladığı (yazının kendi içindeki direkt anlamı) için kitabı özetlemek ve genel anlamda bahsetmek aslında biraz zor. (aşağıya birkaç alıntı bırakacağım ama kitaptaki kasıtla anlaşılır mı emin değilim.) kısa kısa makalemsi denememsi yazılardan oluşuyor, birçok alt başlığın olması bana göre okumayı kolaylaştırıyor.
yanlışlayabileceğim herhangi bir tespitinin bulunmayışını da piyasada günümüzü bu kadar geniş bir perspektiften değerlendiren beşka eserlerin bulunmayışından çok kendi cahilliğime veriyorum. (bildiğiniz başka eserler ve yazarları öneri olarak yorum bırakırsanız sevinirim.)
bu ve benzeri kitap ve konularla ilgili tartışmak isteyen olursa mümkünse discord'da falan sesli yapalım bunu çok mutlu eder beni çünkü. öyle bir konuşmaya, iletişime ihtiyacım var ayrıca fikir alışverişi hem arada gerilim olursa keyifli olur, hem yeni bakış açıları sunar.
alıntılar:
💭"...Yapa'bilme' özgürlüğü, emir ve yasaklar dile getiren yap'malı'sından daha fazla zorlama üretiyor hatta. Yapmalısının bir sınırı vardır. Yapabilme ise sınır tanımaz."
💭"Neoliberal performans toplumunda başarısız olan kişi, toplumu ya da sistemi sorgulamak yerine başarısızlığından kendini sorumlu tutar ve utanç duyar. Neoliberal rejimin kendine has zekâsı burada kendini gösterir. Sisteme karşı direnişe izin vermez."
💭"Hakkındaki enformasyonun kişinin kendisi tarafından belirlenmesi özgürlüğün temel bir parçasıdır."
💭"Verimi arttırmak için sürekliliği giderek aşındırıp istikrarsızlık üreten neoliberal ekonomi, üretim sürecinin heyecana dayanmasını teşvik eder. İletişimin hızlanması iletişimin heyecan kazanmasını kolaylaştırır, çünkü akılcılık heyecanlılıktan 'yavaş'tır. Adeta 'hızsız'dır. Böylece de hızlanma baskısı bir 'heyecan diktatörlüğüne' yol açar."
💭"İyi bir hayat tasası değildir kendini optimize etme çabasının ardındaki. Bizzat sistemik zorlamalar, ölçülebilir pazar başarısıdır bunu zorunlu kılan."