Imax’te izledik filmi ve tüm sahneler muhteşemdi. Görsellik, efektler ve yeni nesil sinema teknolojisinin hakkını veren muazzam bir yapım olmuş. Benim gibi sinemaya gittiğinizde ses sizi sarsın, bas içinizi titretsin ve oklar üstünüze uçsun, film kucağınızda oynasın ve sizi içine…devamıImax’te izledik filmi ve tüm sahneler muhteşemdi. Görsellik, efektler ve yeni nesil sinema teknolojisinin hakkını veren muazzam bir yapım olmuş. Benim gibi sinemaya gittiğinizde ses sizi sarsın, bas içinizi titretsin ve oklar üstünüze uçsun, film kucağınızda oynasın ve sizi içine alsın istiyorsanız bilete vereceğiniz her kuruşa değer.
Hayat gerçekten çok garip bir döngü. Aslan Kral 1994 yılında, 5 yaşımdayken sinemada izlediğim ilk film. Babamla gitmiştim ve harika bir anı benim için. Aslan Kral’ın, Simba’yı köşeye sıkıştıran sırtlana “Hinyaa hagarinyaaaa! Bir daha yavruma dokunacak olursan seni öldürürüm!” dediği…devamıHayat gerçekten çok garip bir döngü. Aslan Kral 1994 yılında, 5 yaşımdayken sinemada izlediğim ilk film. Babamla gitmiştim ve harika bir anı benim için. Aslan Kral’ın, Simba’yı köşeye sıkıştıran sırtlana “Hinyaa hagarinyaaaa! Bir daha yavruma dokunacak olursan seni öldürürüm!” dediği repliği babam oyun olsun diye tekrarlardı hep. Bu gece filmin bu versiyonunu 5 yaşındaki oğlumla izledim ve replikleri onun yaşından beri biliyor olmama hayret ederek babamdan öğrendiğim oyunuma ortak oldu. Garip hissediyorum. Hem o, sinemaya babasıyla gidip kalbi mutlulukla yumuşacık olan kızım hem de oğlunu mutlu ve güvende tuttuğu için mutlu olan anneyim…
Spoiler içeriyor
Bu nadide sanat eserine Raff’ta ilk yorum yapan olmaktan onur duydum. Her sahnesinde, Finlandiyalı yönetmen Klaus Härö, bizleri sanatının doyumsuz seyri ile büyülüyor. Amerikan sinemasından çok uzak bir doğallıkla yapıyor bunu hem de. İmgeleri öyle yerinde ve güzel kullanmış ki…devamıBu nadide sanat eserine Raff’ta ilk yorum yapan olmaktan onur duydum. Her sahnesinde, Finlandiyalı yönetmen Klaus Härö, bizleri sanatının doyumsuz seyri ile büyülüyor. Amerikan sinemasından çok uzak bir doğallıkla yapıyor bunu hem de. İmgeleri öyle yerinde ve güzel kullanmış ki hem her biri, çok net vermek istediği mesajı yerine ulaştırıyor hem de bunu usta bir sanatsallıkla, zorlama ve yapmacıklıktan uzak yapıyor.
Bir dede-torun ilişkisini anlatan insani yönüyle ise evrensellik kazanıp, kişisel ilişkilerin insanın var olduğu her yerde aynı kaldığını gözler önüne seriyor.
Kuşak çatışması ise zorlama repliklere ihtiyaç duyulmadan sade ve öz şekilde işlenmişti. Mektuplarını daktilo eden dede ve mail atan torun…
Yaşlı bir sanat tüccarı Olavi’nin, değeri bilinmeyen bir tablo bulup onu gerçek değerinde satabilmek için verdiği uğraşı konu alan filmde en çok üç imgelem dikkatimi çekti.
İlki, Oliva’nin torunu Otto’ya işi öğretmek için getirdiği sergide gösterdiği bir tabloydu. Tabloda yaşlı bir adam ve elinden tuttuğu minik bir bebeğin birlikte yürüyüşü resmedilmişti. Bu aslında aynı zamanda Oliva ve Otto’yu simgeliyordu.
İkincisi, tüccarın tabloyu satacağı alıcının son anda vazgeçmesi üzerine yüksek ve lüks bir binadan, cam bir asansörle hızla inişiydi. Bu da zenginlik hayallerinin batışını simgeliyordu.
Üçüncü ve en etkileyici bulduğum ise Oliva’nın kalktığı sandalyenin dönmeye başlaması ve o odadan çıktıktan sonra sandalyenin yavaşlayarak durmasından öldüğünün anlaşılmasıydı. Bu da bir ömür boyu çalışıp, işiyle ömürünün denk gittiği hatta aynı zamanda bittiğini ifade etmesiydi.
Ana akım sinemadan uzaklaşıp böylesi bir lezzetle tanıştığım için bu gece kendimi şanslı sayıyorum.
Okuduğum çoğu kitap Raff’ta kayıtlı olmadığı için bir yerden sonra kitapları Raff’ıma eklemeyi bıraktım. Zaten hemen hepsi evimin kitaplığının rafında gerçekten dizili. Ama bu kitap için Raff’a eksik içerik bildiriminde bulundum. Çünkü bu kitap gibi bir çocuk kitabı daha önce…devamıOkuduğum çoğu kitap Raff’ta kayıtlı olmadığı için bir yerden sonra kitapları Raff’ıma eklemeyi bıraktım. Zaten hemen hepsi evimin kitaplığının rafında gerçekten dizili. Ama bu kitap için Raff’a eksik içerik bildiriminde bulundum. Çünkü bu kitap gibi bir çocuk kitabı daha önce hiç okumadım.
Bu kitap aile bireylerinden birini kaybetmiş bir çocuğu anlatıyor. Acının ve kaybın çocuklardaki etkisi ve yas dönemindeki ailenin nasıl değiştiğini çok gerçekçi ve doğru anlatmıştı. Bazen metanetli olmayı ve hayatın her şeye rağmen değiştiğini çocuklardan öğreniriz. Eğer bir yakınını kaybetmiş bir çocuk tanıyorsanız ona bu kitabı hediye etmelisiniz. Benim bu kitaptan bir yetişkin olarak çıkardığım ders şu oldu; eğer ebeveynseniz matem bile sizin için lükstür. Çünkü sizin mutsuzluğunuz ve hüznünüz çocuğunuzun dünyasını karartır.
Çocuk/yetişkin okunmasını tavsiye ederim.
“Ben Batman değilim!” gibi güzel ve yerinde pek çok ince sinemacılık esprisinin de içinde yer aldığı bu dedektiflik filmi, ilki gibi eğlenceli ve adeta bir ünlüler geçidi. Film her anlamda iyiydi. Hemen izlenmeli 👌🏻
“Daima ciltli kitap alın!” 🤣🤣🤣 İngiliz erkek oyuncu dışında filmde oyunculuk becerisi olan bir Allah’ın kulu yoktu. Çerezlik, yemek yerken eşlik etsin diye izlenebilecek hoş bir film olmuş.
Çok çok güzel bir diziydi. Poe başta olmak üzere tüm gotik sanatçı ve eserlere saygı duruşu vardı dizide. Addams ailesi hayranı birisi olarak favori karakterim daima Wednesday olmuştur. Fakat bu versiyonda Wednesday’i apayrı beğendim. Özellikle polisiye kısmı, bulmaca sever benim…devamıÇok çok güzel bir diziydi. Poe başta olmak üzere tüm gotik sanatçı ve eserlere saygı duruşu vardı dizide. Addams ailesi hayranı birisi olarak favori karakterim daima Wednesday olmuştur. Fakat bu versiyonda Wednesday’i apayrı beğendim. Özellikle polisiye kısmı, bulmaca sever benim için muazzamdı. Fantastik, komedi ve polisiyenin mükemmel harmanı olan diziyi tek solukta bitirdim. Şimdi ikinci sezonu bekleme işkencesi var ama sorun yok; işkence hoşumuza gider 😉