Ölüler Günü, Latin Amerikalı ve İspanyol asıllıların kutladığı bir dini bayram. Bu bayramla ilgili her türlü figür ve detaya bayılıyorum. Bir kere atalarını unutmamak için yapıyorlar ve her zaman korkunç gözüken kuru kafaları bu kadar güzel yorumlamaları hayranlık verici. Hep…devamıÖlüler Günü, Latin Amerikalı ve İspanyol asıllıların kutladığı bir dini bayram. Bu bayramla ilgili her türlü figür ve detaya bayılıyorum. Bir kere atalarını unutmamak için yapıyorlar ve her zaman korkunç gözüken kuru kafaları bu kadar güzel yorumlamaları hayranlık verici. Hep korktuğumuz çekindiğimiz kabristanlar bu bayramda ışıl ışıl ve kalabalık. Ölümü kucaklamak bir nevi. Bu animasyon film, ölüler gününde unutulmak üzere olan bir atanın torunu tarafından aranmasıyla başlıyor. Son yıllarda fark ettim ki dili İngilizce olan filmler azalmaya İspanyolca olanlar artmaya başladı. Güzel de oldu 🤓🤓🤓
Freddy abimizden çocukken çok korkardım 😂😂😂 yetişkinliğimde tekrar izlediğimde ise filmi eşsiz kılan pek çok öğenin bizi karşıladığını fark ettim.. Bilinçaltı etten kemikten karşımızda... En kötü kabuslar gerçek oluyor... Sinema tarihi için Kült olmuş bu yapımı gerçekçilik yerine onu farklı…devamıFreddy abimizden çocukken çok korkardım 😂😂😂 yetişkinliğimde tekrar izlediğimde ise filmi eşsiz kılan pek çok öğenin bizi karşıladığını fark ettim.. Bilinçaltı etten kemikten karşımızda... En kötü kabuslar gerçek oluyor... Sinema tarihi için Kült olmuş bu yapımı gerçekçilik yerine onu farklı kılan öğelere dikkat kesilerek izlemenizi tavsiye ederim.
Saplantılı âşık hikayesini bir de bu filmden izleyin derim. Az replik barındıran senaryosu, yönetmenin elinde ışıldıyor. Aynı döngüyü defalarca yaşamak zorunda kalan bir kadının isyan ve teslim oluşunu görüyoruz. Genel olarak sakin ilerleyen filmin finali sarsıcıydı.
Müziklerine bağlandığım, aşırı eğlenceli tiyatro vari film. Hep dört karılı adamlar olacak değil ya Hürmüz olaya el koyup eşitliği sağlıyor hepimiz adına. 😂
Hayvan hakları üzerine yazılmış bir hikaye gibi gözükse de başka pek çok yönden de gayet etkileyiciydi. Genetiğiyle oynanmış hayvanlardan elde edilen ürünlerin, hiçbir engelle karşılaşmadan insanlık üzerinde oluşturduğu gıda terörizmi ve bu hayvanları korumaya çalışanlara terorist denilmesi... Koskoca bir şirkete…devamıHayvan hakları üzerine yazılmış bir hikaye gibi gözükse de başka pek çok yönden de gayet etkileyiciydi. Genetiğiyle oynanmış hayvanlardan elde edilen ürünlerin, hiçbir engelle karşılaşmadan insanlık üzerinde oluşturduğu gıda terörizmi ve bu hayvanları korumaya çalışanlara terorist denilmesi... Koskoca bir şirkete karşı küçük bir kız. Tüm dünyadaki şirketlere karşı güçsüz zavallı halkı temsil ediyor adeta. Paranın aslında değersiz olduğu vuruluyor finalde yüzümüze. Vee hepsi bir yana en sevdiğim repliği;
“ÇEVİRİ KUTSALDIR!”
Unutursak kalbimiz kurusun! Bu film din, dil, ırk, zaman ve coğrafya farketmeksizin feodal yapının köylü üzerinde nasıl bir hegemonya kurduğunun ispatıdır. Sistemsel kötülük evrensel resmen. Sadece adı değişiyor özü hep aynı; bombok!
Yaşım 12, altıncı sınıfa yani ortaokul bire gidiyorum. Okulun üç kitaplıktan oluşan bir kütüphanesi vardı. O zamanlar bana devasa geliyor ama şimdi sadece evimdeki kitaplıkta iki kat fazla kitabım var. Okulun çok okuyan kızı olarak Kütüphanecilik kolu başkanıyım. 600 küsür…devamıYaşım 12, altıncı sınıfa yani ortaokul bire gidiyorum. Okulun üç kitaplıktan oluşan bir kütüphanesi vardı. O zamanlar bana devasa geliyor ama şimdi sadece evimdeki kitaplıkta iki kat fazla kitabım var. Okulun çok okuyan kızı olarak Kütüphanecilik kolu başkanıyım. 600 küsür kitap var ve sadece 120 kadarı roman. Hepsi bağış kitap bu yüzden de gazetelerden kuponla alınıp evde yer kaplıyor diye atılan Meydan Larousse ansiklopedilerle dolu raflar. Onları da okuyorum ama, sorun yok çünkü okuma oburluğumu bastıramıyorum bir türlü. Sonra bir gün yeni bağışlar geldi. Bir çuval kitap. Evet çuval, koli filan değil. Patates gibi çuvala tıkmışlar hepsini. Ama çektikleri eziyet benimle karşılaşınca son buluyor. Tek tek siliyor, yırtık yerlerini onarıp bantlıyorum. En son da demirbaş etiketini yazıp kitap sırtına yapıştırıp rafa koyuyorum hepsini. Sonra birden çuvaldan hayatımı değiştiren o kitap çıkıyor; HARRY POTTER VE FELSEFE TAŞI! Yırtık pırtık kapağı ilgimi çekiyor ve arka kapak yazısını okuyorum. İçimde bir kıpırtı “Hemen okumalıyım bunu!” diyor. Kapağı açıyorum ve Melike diye biri içine adını yazmış. Kimdir o Melike bilmiyorum ama ömrüm boyunca hep müteşekkür oldum kendisine. Dayanamayıp derste sıranın altından okuyorum. Bir günde bitiyor kitap ama aslında bambaşka şeyler başlıyor zihnimde. Kitabın kabağını kapatıp “Ben de yazar olacağım!” diyorum kendime. Söz uçar yazı kalır, diye bir de kendime not yazıyorum çiçekli kaplığı olan kullanmaya kıyamadığım defterime. Yatağımın üstünde çocuk kalbimde kuş gibi hafif bir duygu, gözümde yaşlar... Hiçbir şeyi istemediğim kadar çok istiyorum yazar olmayı. Dileğim kabul olsun diye BİN kez Nasr suresini okuyup dua ediyorum. Önce tedbir sonra tevekkül, deyip boş durmayarak kararımın ertesi günü yazmaya başlıyorum. O günden sonra da iflah olmaz şekilde hep yazıyorum... Tam 14 yıl sonra dileğim kabul oluyor ve üniversite bittikten sonra işsizlikten kırıldığım 5 yılın ardından Rabbim “Yürü ya kulum!” diyor. Hepsi âşık olduğum kadın J.K. Rowling sayesinde... O, üniversiteye giderken nasıl ailesine baş kaldırıp Alman yerine Yunan edebiyatı koridoruna daldıysa ben de ailemin isteği olan devlet memurluğu yerine hayal alemine dalıp olmayacak duaya bin kez amin diyorum. Bir şeyi kırk kez dersen olurmuş lafını da deneyimleyerek onaylıyorum. Herkes de bambaşka yeri var Harry Potter’ın, biliyorum... Benimki de bu işte...