O korku filmini izlemeyecektim Biliyordum böyle olacağını hep böyle oluyor bir kaç yıl geçiyor unutuyorum yine bir anlık gaza geliyorum izliyorum sonra yine uyuyamıyorum zaten tek başıma kalıyorum hayır ne gerek var şimdi tribe girdim lavaboda yüzümü yıkarken korkuyorum sağı…devamıO korku filmini izlemeyecektim
Biliyordum böyle olacağını hep böyle oluyor bir kaç yıl geçiyor unutuyorum yine bir anlık gaza geliyorum izliyorum sonra yine uyuyamıyorum zaten tek başıma kalıyorum hayır ne gerek var şimdi tribe girdim lavaboda yüzümü yıkarken korkuyorum sağı solu kolluyorum gece gece ses kasıyorum gereksiz tetikleyeyim
Ve asıl korktuğum şey evet korktuğun şeyin anlamsız olduğunu biliyorum ama bir gün bir dolabın arkasına bakarken bir gün acaba bir şey çıkar mı
derken gerçekten bir şeyin çıkması ve benim göt olmam yani o an göt olmakla korku arasında kalıp o şok ve panikle kala kalmam yani o zaman düşünüyorum nasıl bir tepki vereceğim acaba
şokunu atlatmam birkaç gün sürer çünkü
Gelecek derdi vardı sanki yetmiyormuş gibi bir de bununla uğraşıyorum gece gece
Bu bana bir anımı hatırlattı bir ara bir rüya görmüştüm rüyamda bir şey beni izliyordu o kadar gerçiydi ki görüntü
sonrasında bana doğru yaklaşıyordu yavaş yavaş bana bakıyor bana yaklaşıyordu kendimi görüyorum yatağı görüyorum derken iyice yaklaştı iyice yaklaştı tam bana dokunacaktı ki uyandım çevreme baktım tribe girdim tüm gece uyuyamadım...
Spoiler içeriyor
Normalde korku filmi izlemem çünkü korkuyorum yani izlerken gizemli bir gerginlik olduğunda güzel ama rahatsız edici ise hoşuma gitmiyor ayrı olarak illaki insanın zihnini de bir süreliğine etkiliyor (tehlike modu aktif oluyor) her sese dikkat kesilmeye başlıyor :D Bazı filmler…devamıNormalde korku filmi izlemem çünkü korkuyorum yani izlerken gizemli bir gerginlik olduğunda güzel ama rahatsız edici ise hoşuma gitmiyor ayrı olarak illaki insanın zihnini de bir süreliğine etkiliyor (tehlike modu aktif oluyor) her sese dikkat kesilmeye başlıyor :D
Bazı filmler de genelde korkutucudan çok iğrenç oluyorlar aniden bir şey çıkıyor yani pek etkileyici değiller hikaye açısından aslında tam bir zaman kaybı zaten ruhlara inanmıyorum çoğu korku filmi de niyeyse hep ruh cin teması içeriyor bunlarla korkutmaya çalışıyor halbuki zaten gerçek hayatta olan bir şeyi alıp olduğu gibi gerçekçi haliyle kullanabilirler zaten kötü şeyler var ya hayatta o şekilde yansıtsalar aslında çok daha can alıcı olacakken gereksiz yere zorluyorlar bence her neyse dediğim gibi ruhlara ya da cinlere inanmadığım için ki bence bu hayaletlere inanmak gibi bir şey biraz tuhaf
İlgimi çekmiyor bir de iğrenç şeylere dayanamıyorum çoğu korku filmi sadece mide bulandırıcı hepsi bu
Bir de geçenlerde bir tane video izliyordum orada bir adam şöyle demişti:
Ben denedim bayağı denedim her şeyi denedim tamam korkunç olabilir ama bir yolunu buluruz orta noktayı buluruz çünkü ben istiyorum o fantastikliği istiyorum hayatımda istiyorum ben
varsa gelsin deyip durdum denedim olmadı keşke olsa keşke olsa bir yolunu buluruz bir orta noktayı buluruz ama maalesef yoksa ben gerçekten istiyorum ama yok işte...
Resmen aydınlandım bunu duyunca gerçekten de ben de öyle düşünüyorum benim de fantastik diye bir özlemim var
Bu hayatta da korkulacak tek şey mantıklı zaten olabilecek yani sıra dışı olmayan gayet de olası olumsuz durumlar trafik kazası eve hırsız girmesi vesaire
Bu filmi de izledikten sonra gerçekten hoşuma gitti çünkü gerçekten bir dedektiflik bir hikaye gördük eğlenceliydi harbiden ama tabii ki aklımda birçok soru işareti kaldı ki bundan pek hoşlanmıyorum işim gücüm yok senin evren ile mi uğraşacağım kardeşim ama yine de biraz bunu araştırdım yapay zeka ile kolaylaştı malum derken çıkardığım sonucu aşağıda paylaşıyorum spoiler içeriyor filmi izlemediyseniz kesinlikle okumanızı tavsiye etmiyorum gerçekten iyi film önce izleyin
----------------------------------------------------------------------------------------------
Lanet Mekaniği: Samara'nın videokasеtini izleyen kişi 7 gün içinde ölür. Kurtulmanın tek yolu: kasetin bir kopyasını yapıp başka birine izletmek. Bu bir zincir mektup sistemi devam ettirirsen yaşarsın, yapmazsan ölürsün.
1. Oteldeki kaset: Daha önce lanetlenen biri, zinciri devam ettirmek için kaseti otele bıraktı
2. Rachel kaseti izledi 7 günlük geri sayım başladı
3. Rachel kaseti kopyaladı ve Noah'a izletti Rachel kurtuldu, Noah lanetlendi
4. Aidan (oğlu) da kaseti izledi o da lanetlendi
5. Rachel, Samara'nın cesedini bulup düzgünce gömdü düşüncesi: belki huzur bulur, lanet biter
6. AMA işe yaramadı. Samara'nın amacı huzur bulmak değil, öfkesini yaymaktı
7. Noah, kaseti başkasına izletmedi 7. gün geldiğinde Samara onu öldürdü
8. Rachel anladı: Cesedi gömmek yetmedi, zinciri devam ettirmek gerekiyormuş
Rachel farkında olmadan Noah'ı ölüme mahkum etti. Kaseti ona izlettiğinde, Noah da zinciri devam ettirmek zorundaydı. Ama Noah bunu yapmadı çünkü bilmiyordu
Rachel, oğlu Aidan'ı kurtarmak için kaseti kopyalayıp bir başkasına izletmek zorunda kaldı filmini sonunda
Lanet bir virüs gibi: Durdurmak için bir yol yok, sadece yayılmaya devam ediyor
İlk başta filmi izleyen herkes Samara'nın iyi biri olduğunu kurban olduğunu düşünüyor ta ki aslında kendisine yapılanı kollektif bir şekilde cezalandırmak istediğini öğrenene kadar kendisi özel güçlerle doğmuştu (zaten nereden nasıl geldiği şüpheli) ve bunu kötüye kullanıyordu çevresine zarar veriyordu annesi o yüzden onu öldürdü sonra da annesi bu acıya dayanamayıp intihar etti yani kız önceden de kötüydü öldükten sonra da aynı kötülüğü devam ettirdi
Yaşarken annesine ve atlara zarar veriyordu öldükten sonra da amacı huzur bulmak değildi öfkesini ve nefretini yaymak istiyordu
Babası karısının ve atlarının geldiği son durumdan sonra yani atlarının ölmesi karısının da delirmesinden sonra kızı da kontrol edemeyeceğini anlayınca ondan vazgeçti
Sonuç olarak lanet asla bitirilemez biri kendini feda etse biter mi diye düşünüyor insan ama hayır bir kere başlayıp bir sürü kopya oluşmaya başladıktan sonra bir kişinin fedası gerçekten etkili olamayacaktır muhtemelen tüm kasetleri bulmak kolay olmayacaktır ya da günümüz internet çağında herhalde yaymak daha da kolaylaşacaktır
Tabii ki de bu tür filmlerde en sevmediğim şey mantığın doğru düzgün yazılmaması yani ne istersen yapabilirsin evren için ama bari bir şeyleri mantıkla yap ki boktan olmasın yine de bu film bu konuda oldukça iyiydi aslında yani bırak diğer korku filmlerini birçok filme göre oldukça iyiydi tutarlıydı ilgi çekiciydi ve rahatsız etmedi mantık hataları göze batmadı bu konuda başarılıydı diyebilirim bence gerçekten izlediğim ilk korku filmiydi ve iyiydi daha önce maruz kaldığım saçmalıkları filmden saymıyorum
(Sesli klavye ile yazıyorum yazım hatası olabilir)
Bir bina kadar büyük olan, Saatte 20 litre benzin harcayan, Çok fazla gürültü ve duman çıkaran Ve bir elmayı dörde bölmesi gereken ama üçe bölen şey nedir? Devlet Makinesi
Bilim insanı olmak naif olmaktır. Gerçeği aramaya o kadar odaklandık ki, gerçekten ne kadar az kişinin onu bulmamızı istediğini göremedik. Fakat, görsek de görmesek de, tercih etsek de etmesek de, gerçek hep orada. Gerçek, ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi umursamaz. Hükümetlerimizi umursamaz,…devamıBilim insanı olmak naif olmaktır. Gerçeği aramaya o kadar odaklandık ki, gerçekten ne kadar az kişinin onu bulmamızı istediğini göremedik.
Fakat, görsek de görmesek de, tercih etsek de etmesek de, gerçek hep orada.
Gerçek, ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi umursamaz.
Hükümetlerimizi umursamaz, ideolojilerimizi, inançlarımızı...
Her zaman pusuda bekler.
Sonunda Çernobil'in hediyesi de bu oldu.
Bir zamanlar, gerçeğin bedelinden korkuyordum.
Şimdi sadece şunu soruyorum: Yalanların bedeli nedir?
Dolunay olduğunda ayın üzerinde bir tavşan figürü belirir. Bu konuda birçok mitolojik hikaye vardır fakat pek güzel değiller. Bir de pek iyi olmasa da fena da olmayan over the moon filminden de esinlenerek bir hikaye yazdım. Çin'de bir gün bir…devamıDolunay olduğunda ayın üzerinde bir tavşan figürü belirir. Bu konuda birçok mitolojik hikaye vardır fakat pek güzel değiller. Bir de pek iyi olmasa da fena da olmayan over the moon filminden de esinlenerek bir hikaye yazdım.
Çin'de bir gün bir prenses yaşarmış. Bu soylu doğan kadın sıradan bir adama âşık olmuş ama evlenmeleri kesinlikle yasakmış. Buna rağmen kendilerini riske atıp gizlice bir tepede buluşurlarmış. Her buluşmada bir daha ne zaman ve hiç görebilecekler mi bilmeden, sonsuza kadar vedalaşır gibi bakarlarmış birbirlerinin gözlerinin içine.
Prenses bu aşkı kurtarmak ve bir geleceğe sahip olmak için, hayallerini yaşayabilmek için bir kahine gitmiş ve ondan bir çözüm istemiş. Kahin, ona sonsuza kadar aşkını yaşaması için bir iksir vermiş. İksir sadece sevdiğinin yanında içildiğinde işe yararmış. Prenses yola koyulmuş. Artık tüm bu belirsiz bekleyiş bitebilirmiş.
Prenses, iksir ile birlikte her zaman buluştukları dağa gitmiş. Mutluluk ile anlatmış olanları ve heyecan ile prenses bir çırpıda içmiş iksiri. Fakat bir tuhaflık varmış. Prenses iksiri içtiği gibi gökyüzüne yükselmeye başlamış. Sevgilisi bir elinden hızla yakalayıp onu yanında tutmaya çalışmış, çaresizce denemiş. Prenses ölüm korkusu tüm bedenini sarar iken sevgilisinin gözlerine son kez bakmış. iksir lanetliymiş... Prensesin eli kaymış ve hızla yükselmeye başlamış. Hızla uzaklaşır iken giderek azalan sesinle seni seviyorum sözleri giderek kaybolmuş. Prenses Ay’a kadar yükselmiş ve ayda mahsur kalmış.
Kehanet böylece gerçekleşmiş. Prenses ölümsüz olmuş ve sonsuza kadar Ay’da, aşkını düşünerek yaşamış.
Sevdiği adam ise her ay, Ay’ın en parlak olduğu zaman, prensesini kaybettiği tepeye çıkıp bir şekilde geri dönmesini umarak beklemiş. Bir yol, bir çözüm arayıp durmuş. Tüm ömrünün sonuna kadar prensesini kurtarmak için bir umut aramış ta ki ölüm onu götürene dek. Çok yaşlandığı bir gün, bin bir zorlukla çıktığı o tepeye yine gelip prensesini düşünüp dalıp gittiği bir gece hüzün ve özlem içinde ölmüş.
Onca bekleyişten sonra prenses, içinde de bir parçanın ölüp kayboluşunu derinden hissetmiş. Sevgilisini artık sonsuza kadar göremeyeceğini, artık bittiğini ve hiç bir seçenek yada umudun kalmadığını anlamış. Bu acıya dayanamayan ay ona bir hediye vermiş. Ölümsüz prensese eşlik etmesi ve onu dinlemesi için bir tavşan. Onun yalnızlığına ve yalınlığına en azından bir dinleyici olması için.
Her gece gökyüzüne baktığında, kendinle baş başa kaldığında, Ay’daki tavşanı gördüğünde…
Onu, sana eşlik eden bir dinleyici olarak düşünebilirsin.
Galileo 1610’da kendi yaptığı teleskopla Jüpiter’in aylarını keşfettikten sonra, din çevreleri onun Güneş merkezli yeni kuramını, insanın tahtından indirilişi olarak betimlemiş ve ciddi biçimde kınamışlardı. Bunun, tahtından daha birkaç kez inecek olan insan için yalnızca bir ilk olduğunu tahmin edemezlerdi…devamıGalileo 1610’da kendi yaptığı teleskopla Jüpiter’in aylarını keşfettikten sonra, din çevreleri onun Güneş merkezli yeni kuramını, insanın tahtından indirilişi olarak betimlemiş ve ciddi biçimde kınamışlardı. Bunun, tahtından daha birkaç kez inecek olan insan için yalnızca bir ilk olduğunu tahmin edemezlerdi elbette. Yüz yıl sonra, İskoçyalı çiftçi James Hutton’ın tortul katmanlarla ilgili çalışması, Kilise’nin Dünya’nın yaşıyla ilgili tahminlerini altüst ederek gezegeni sekiz yüz bin kez daha yaşlı kılıyordu. Kısa süre sonra Charles Darwin insanları, çeşitli canlılarla dolup taşmakta olan hayvanlar âleminin dallarından biri olmaya indirgeyerek, onları görkemli konumlarından etti. 1900’lerin başlarında kuantum mekaniği, gerçekliğin dokusuyla ilgili anlayışımızı geri dönüşsüz biçimde değiştirdi. 1953’te ise Francis Crick ve James Watson’ın DNA’nın yapısını çözmesiyle yaşamın gizemli hayaleti, yalnızca dört harften oluşan diziler halinde yazılıp bilgisayarda depolanabilen bir gerçekliğe dönüşmüştü.
Geride bıraktığımız yüzyılda ise nörobilim, bilinçli zihnin, teknenin kaptanı olmadığını gösterdi bize. Böylece evrenin merkezinden düşüşümüzün üzerinden geçen kısacık bir dört yüz yıl sonra, kendi merkezimizden de düştüğümüze tanık oluyorduk.
Bunca bilimsel ilerlemenin yanında, birçok kişinin aklında rahatsız edici bir soru da belirdi: Tahttan onca kez indirildikten sonra, elimizde ne kaldı? Kimi düşünürlere göre, evrenin büyüklüğü daha açık hale geldikçe, insan da önemini o ölçüde yitiriyordu; neredeyse kaybolma noktasına varana dek. Anlaşıldı ki, uygarlıklara atfedilen dönemsel zaman ölçekleri, gezegendeki çokhücreli yaşamın uzun tarihi içinde, yaşamın tarihi de gezegenin tarihi içinde ancak bir göz kırpma süresiyle temsil edilebilirdi. Ve bu gezegen de, evrenin o muazzam genişliği içinde küçücük bir madde zerresinden ibaretti; uzayın o ıssız eğriliği boyunca kendisi gibi küçük zerrelerden uzağa kozmik hızlarla taşınan küçücük bir nokta. Bundan iki yüz milyon yıl sonra ise bu hayat dolu, üretken gezegen, Güneş’in genişlemesiyle yutulup yok olacaktı. Leslie Paul, Annihilation of Man (İnsanlığın Yok Oluşu) adlı kitabında şöyle yazıyordu:
Bütün yaşam yok olacak, bütün zihinler duracak ve her şey, sanki hiçbir şey hiçbir zaman olmamışçasına geriye dönecek. Dürüst olmak gerekirse, evrimin uğruna yolculuk yaptığı hedef de budur; çılgıncasına yaşayıp çılgıncasına ölmenin varıp varacağı “hayırlı” son… Yaşam dediğimiz şey, karanlıkta yakılan ve hemen ardından sönen bir kibritten farksızdır. Er veya geç ulaşılan sonuç ise… onun anlamdan tümüyle yoksun kalmasıdır.
Eğer beyinlerimiz, anlaşılabilecek kadar basit olsaydı, bizler onu anlayacak kadar akıllı olamazdık. Evrende keşfetmiş olduğumuz en harikulade şey bu: beynimiz, yani ta kendimiz.
"Her şeyin bir mucizesi vardır, karanlığın ve sessizliğin bile." – Helen Keller Gelecek neler getirecek? Evren nasıl sona erecek? Bunu asla kesin olarak bilemeyiz. Ancak bilim, evrenin sonuna dair büyüleyici bir tablo çizmeye başladı bile. Şu anda yaptıklarımız ve önümüzdeki…devamı"Her şeyin bir mucizesi vardır, karanlığın ve sessizliğin bile."
– Helen Keller
Gelecek neler getirecek?
Evren nasıl sona erecek?
Bunu asla kesin olarak bilemeyiz. Ancak bilim, evrenin sonuna dair büyüleyici bir tablo çizmeye başladı bile.
Şu anda yaptıklarımız ve önümüzdeki birkaç yılda yapacaklarımız, gelecek binlerce yılı derinden etkileyecek.
Modern insanın şimdiye kadar bildiği tek koşullar değişiyor.
Hem de çok hızlı bir şekilde.
Bu gezegendeki hiçbir şey aynı kalmaz; her şey değişir. Dünya, tarihindeki büyük sıçrayışlardan birini yapıyor. Ama bu sıçrayışların nereye ineceğini bilmiyoruz. Dünya, her zaman bu sıçrayışları yapagelmiştir. Bu gezegendeki her şey hareket halindedir. Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz; her şey dönüşür ve sonunda bozulur.
Tıpkı güneşimize olacaklar gibi. Yakıtı tükendiğinde...
Güneş, gösterişsiz bir şekilde sönmeyecek. Çekirdeği çökecek ve bu çöküşün ürettiği yoğun ısı, dış katmanlarının şişmesine neden olacak. Bir gün, tarihimizin ve yaşamın yuvası olan Dünya, Güneş’le birlikte ölecek. Geriye kalan kalıntılar, derin uzayın dondurucu karanlığında yavaşça soğuyacak.
Güneşimizin kaderi, diğer tüm yıldızlar için de kaçınılmazdır. Bir gün hepsi ölecek ve evren ebedi karanlığa gömülecek.
Sonrasında...
Yeni yıldızlar bir daha oluşmayacak.
Evrenin sonu büyük bir patlama ile değil, yavaş ve ağır bir süreçle gelecek. Bu son, ateşli değil...
Buzlu olacak.
Ancak bir şey kesin: Evren daha yeni doğdu.
Bir gün bir sahabe, çölde ilerlerken bir vaha görmüş. Vahaya doğru ilerlemiş ve oradaki gölden su içmek için yaklaşmış. Tam o sırada yanında bir akrep belirmiş. Sahabe sormuş: “Limadha anta huna? (Burada ne yapıyorsun?)” Akrep cevap vermiş: “Sa'ashrab alma'a. La…devamıBir gün bir sahabe, çölde ilerlerken bir vaha görmüş. Vahaya doğru ilerlemiş ve oradaki gölden su içmek için yaklaşmış. Tam o sırada yanında bir akrep belirmiş.
Sahabe sormuş:
“Limadha anta huna?
(Burada ne yapıyorsun?)”
Akrep cevap vermiş:
“Sa'ashrab alma'a. La tukhafi. Lan awadhiki.
(Ben de su içmeye geldim. Korkma, sokmam seni.)”
Sahabe suyunu içerken akrep gelip onu sokmuş.
Sahabe sormuş:
“Neden soktun beni, eyyyyyyyy akrep?”
Akrep cevap vermiş:
“E ben akrebim, sokarım.”
Bu da böyle bir hikaye. Tabii zamanla değişmiş, biraz da değiştirilmiş hali.