Bu abimizin oyunculuğunu seviyorum yaa Nerdeeen nereye dedirten filmlerden. Karakterin açgözlülüğü diğerlerinin ekmeğine yağ sürmeseydi ilk bir saatte biterdi ama işte film bu ya.. O tıklama sahnesi zamanı geri alma isteğini piklere çıkardı. Sevdim ben, beklemediğim kadar heyecanlıydı. Sadece sonunu…devamıBu abimizin oyunculuğunu seviyorum yaa
Nerdeeen nereye dedirten filmlerden. Karakterin açgözlülüğü diğerlerinin ekmeğine yağ sürmeseydi ilk bir saatte biterdi ama işte film bu ya..
O tıklama sahnesi zamanı geri alma isteğini piklere çıkardı. Sevdim ben, beklemediğim kadar heyecanlıydı. Sadece sonunu bağlamadan önce çok fazla olay birbirine girdi gibi geldi, orada biraz uzaklaştım ama Kang Ha Neul bey geri geri çağırınca ben de pıtı pıtı izlemeye geri döndüm.
Mantık hatası falan arayasım yok pek bu aralar, soo... Eyiydi yani. İzleyiverin gı
Hep yağmurun yağmasından bahsedilir de güneş de yağıyor arkadaş, vallahi yağıyor üstüme üstüme yağıyor yanıyorum Allah'ım... Diziye gelirsek berbat bir şey, aldatma güzellemesi yapılıyor bildiğiniz ama karakterler çok 'masum', pehhh.. adaletin bu mu yönnnetmenim? Annem izliyor diye yanında eşlik ettim,…devamıHep yağmurun yağmasından bahsedilir de güneş de yağıyor arkadaş, vallahi yağıyor üstüme üstüme yağıyor yanıyorum Allah'ım...
Diziye gelirsek berbat bir şey, aldatma güzellemesi yapılıyor bildiğiniz ama karakterler çok 'masum', pehhh.. adaletin bu mu yönnnetmenim?
Annem izliyor diye yanında eşlik ettim, ben ve bir paket sade pattis cipsi. Ben dayandım ama cipsim dayanamadı 😔😔
Çekmeyin şöyle şeyler kardeşim, illa bişi çekecekseniz senaryo kağıtlarını klozete atın sifonu çekin.
Yav izle izle izle, sonunda puf... Kızın cesareti, aşkı için baş kaldırması etkileyiciydi. Genelde töre, adet, gelenek konulu dram filmlerinde ya kaderlerine boyun eğerler ya da kaçarlar ama Dilber farklı bir yol çizmeye çalıştı. Yol yoldaşı Ali gibi korkağın biri…devamıYav izle izle izle, sonunda puf...
Kızın cesareti, aşkı için baş kaldırması etkileyiciydi. Genelde töre, adet, gelenek konulu dram filmlerinde ya kaderlerine boyun eğerler ya da kaçarlar ama Dilber farklı bir yol çizmeye çalıştı. Yol yoldaşı Ali gibi korkağın biri olduktan sonra tek başına çizmesi mümkün olmadı tabi. Yine de takdir edilesi.
Mehmet'in nazik, düşünceli ve kibar bir karakter oluşu da güzeldi. Eskisini aratan bir yeni eş senaryosu çıkar diye korkmuştum, öyle bişi olmadı çok şükür. Televizyon sahnesi çok güzeldi.
Yani, ben bu filmi annem dram filmi seviyor diye açtım, iyi yönde büyük bir beklentim yoktu ve sanırım bu yüzden eksiklere falan çok takılmadım, izleyip geçmelik. Sonu dışında tabi. Ne gerek vardı böyle bir sona? Bu kadar kurşuna? Senaryo yazarına saygımı bozmak istemem de yani gerçekten ne gerek vardı yahu?
Neyse, süresi uzun değil akşam çayın kahvenin yanına eşlik eder, çok sıkmaz, sonunda wtf dedirtip kapattırır.
Grange'ın okuyup sevmediğim bir eseri hiç olmadı ve bu da istisna değil ama eski zamanlardaki kadar ters köşe olmadım okurken, kitaba adını veren olayı okurken epey şaşırdım ve bilgilendim ama kitabın sonu gayet tahmin edilebilirdi. Ha öldü ha ölecek derken…devamıGrange'ın okuyup sevmediğim bir eseri hiç olmadı ve bu da istisna değil ama eski zamanlardaki kadar ters köşe olmadım okurken, kitaba adını veren olayı okurken epey şaşırdım ve bilgilendim ama kitabın sonu gayet tahmin edilebilirdi. Ha öldü ha ölecek derken ikinci yarıyı bir çırpıda okuyuverdim ki bu açıdan da favori yazarımdır kendisi.
Bu kitap özelinde de geçerli olan bir durum var, Grange olayın geçtiği bölgeyi çok güzel betimliyor. Bir polisiye yazarı düşünün ki yazdığı eserleri okurken insanın o olayların geçtiği sokaklarda dolaşası gelsin. Gerilimin dozunu düşürmeden çok iyi bir dengede ayarlıyor bu durumu, o yüzden hayranım tarzına.
Tatlı bir animasyon. Hayvanları anlayabilmeyi insanlarla konuşmaya tercih ederdim bana soran olsa ama bana soran var mı? Yok. Bencil kelebeği tahttan indirip karıncayı böcek kralı seçmek gibi detaylar pek sevilesiydi.
İntro müziği: Deli gibi sevmek ruhumuzda var "Çok mu şey istedim? Aile olalım istedim, aile olalım" Ah şu başrolün yerine koyacaksın Yaprak Dökümü Oğuz'u, bak bakalım Nikki'nin sesi çıkıyor mu Şahsen benceeee saçççççççma sapan bi şeydi. İzleyince direkt anlaşılan şeyleri…devamıİntro müziği: Deli gibi sevmek ruhumuzda var
"Çok mu şey istedim? Aile olalım istedim, aile olalım"
Ah şu başrolün yerine koyacaksın Yaprak Dökümü Oğuz'u, bak bakalım Nikki'nin sesi çıkıyor mu
Şahsen benceeee saçççççççma sapan bi şeydi.
İzleyince direkt anlaşılan şeyleri inceleme videolarında çook ince detaylarmış gibi sunmaları da komik. Evet, alışılmış korku kültürünün dışında ve bu açıdan hoş, ama bu kadar. Öyle abartılacak ince detayı falan yok kardeşim, zorlamaya gerek yok bence.
Spoiler içeriyor
O kaza sahnesi tesadüf değil de planlanmış bir olay olsaydı, iyi denebilirdi ama bu haliyle noo yani ne diyeyim.. Finali de tatmin edici değildi. Ters köşe var evet, ama damakta tat bırakan türden değil.
Spoiler içeriyor
Kendisinden çok izleyici kitlesine şaşırdığım birkaç filmden biridir. Fight Club, American Psycho ve başka birkaç filmde benzer durumla karşılaşıyorum. Bir kısım filmi yere göğe sığdıramazken diğer bir kesim yaşının da verdiği yeniyetme düşünceyle kendine filmden rol model bile seçerken, bir…devamıKendisinden çok izleyici kitlesine şaşırdığım birkaç filmden biridir. Fight Club, American Psycho ve başka birkaç filmde benzer durumla karşılaşıyorum. Bir kısım filmi yere göğe sığdıramazken diğer bir kesim yaşının da verdiği yeniyetme düşünceyle kendine filmden rol model bile seçerken, bir grup da çıkıp "amaaan abartı, içi boş, gereksiz yere şişirilmiş" diyip geçiyor. Aralarından zararlı bir film diyenler de çıkıyor. Bunun sebebini bu film için özel olarak belirtmek gerekirse, filmin tek bir konu üzerine eğilmemiş olması diyebilirim. Sistem eleştirisi desen var, aile içi sorunlar desen o da var, bireysel sorunlar mı? Olmaz mıı o da var tabisii. E hâl böyle olunca herkes kendi tuttuğu yerden ipin ucunu aramış durmuş.
Filmin en büyük başarısı da bu, herkese bir anlamda hitap edebilmek.
Lester karakteri ilk dakikalarda içine kapanmış, görev ve kimliklerini boş vermiş biri olarak karşımıza çıkıyor. Tabi her zaman böyle olmadığını, onun da gençlik ateşiyle yanarak yaşadığını hissettiği zamanlar olduğunu görüyoruz, bu dönem aynı duyguları ve heyecanı taşıyarak hayatını birleştirdiği eşiyle gelinen son noktada ise işler pek de yolunda gidiyormuş gibi gözükmüyor, biraz zamanın biraz da sistemin eli değiyor yani çiftimize. Hayat bu iki kişiyi, ortak yaşamlarında farklı kişilere dönüşecekleri sınavlardan geçiriyor.
Lester iş hayatının, toplumun ve eşinin baskısıyla giderek içine kapanıyor; yaşamak istediği şeyleri sürekli erteliyor. Carolyn ise aynı baskılar karşısında sisteme tamamen teslim oluyor. Başarıyı, statüyü ve maddi değerleri hayatının merkezine koyuyor; giderek daha yüzeysel, soğuk ve kontrolcü bir karaktere dönüşüyor. Burada ikisinin de birbirlerini sağlıksız şekilde besleyerek, ilişkilerini çürüttüklerini ve içi boş hâle getirdiklerini görüyoruz, üstelik ikisi de bu durumu sorgulamanın mesuliyetinden yıllarca kaçarak her şeyi daha da ağırlaştırıyorlar.
Sadece evliliği değil yaşamı da tüketen karakterlerimiz, yeniden nefes alabildiklerini hissetmek için yeni bir tutku arayışındalar. Bunu ilk başaran Lester oluyor, kendini baba, eş ve çalışan şeklinde sıralanan tüm kimliklerinden bağımsızca yeniden genç ve gözleri ateşli haliyle görmeyi arzulayan Lester, bunu bir yeniyetmenin vücudunda bulacağına kendini inandırmakta gecikmiyor.
(Açıkçası bu sahnelerinin karakter gelişimi vs. açısından savunulacak tarafını pek göremiyorum, bunların normalleştirilmesine de karşıyım ama maalesef karşılaştığım birçok ergenlik çağındaki kişinin benzer ilişkilerin içine çekildiğini de görmekteyim, anlıyorum da ama görmek yine de hoşuma gitmiyor, ister gerçek hayatta isterse de filmlerde. Filmdir diyip geçemiyorum, Fight Club'tan esinlenen kitle kadar buradaki Angela karakterinden de etkilenenlerin olduğunu düşünüyorum. Ama bu konunun ucu çok uzaklara gideceğinden- bireyin izlediği içeriklerden, karşılaştığı tiplemelerden ve maruz kaldığı olaylardan kötü yönlü ve sığ derecede etkilenmeyecek şekilde sağlam bir temel üzerine kişilik inşası vs.- filme geri dönmek istiyorum.)
Evet filme dönecek olursak, Lester'in inanışının asıl temelini filmin sonundaki sahnelerde görüyoruz. Lester'in Angela'yı isteme sebebinin aslında gençliğinin temsili oluşu, olaylar bir fanteziden ötesine geçerek Angela'nın gerçek bir kişi olduğunu anladığı anda tüm isteğinin farkındalıkla parçalanmasında yansıyor. Zaten bundan sonraki diyalogları da bunun göstergesi, artık Angela'nın hayatını merak ediyor, ona kızını soruyor, onu bir arzu nesnesi olarak değil kızının arkadaşı olarak görmeye başlıyor. Filmin başından beri peşinden koştuğu tutku, tam onu elde edeceği anda anlamını yitiriyor.
İşin ironik tarafı da burada başlıyor. Çünkü o ana kadar hayatını anlamlı kılacağını düşündüğü hemen hemen her şey ya gerçekleşmiş ya da gözünde değerini kaybetmiş durumda. Kariyer hırsı yok olmuş, statünün anlamsızlığını kabul etmiş, burgercide çalışabilecek kadar sistemin dayattığı başarı anlayışından uzaklaşmış, gençlik takıntısını ise Angela'nın gerçekliğiyle birlikte geride bırakmış durumda.
Bu yüzden finalden sonra Lester yaşasaydı hayatı nasıl devam ederdi sorusunun cevabını vermekte zorlanıyorum. Çünkü film boyunca onu ayakta tuttuğunu sandığı bütün motivasyonlar ya sönüyor ya da dönüşüyor. Belki de ilk kez gerçekten yaşamaya hazır hâle gelmişti; belki de ilk kez yaşayacak bir nedeni kalmamıştı. Film bu sorunun cevabını vermiyor ama izleyiciyi tam da bu ikilemin içinde bırakıyor.
Bir diğer dikkat çeken kısım bence ihanet bölümüydü, çoğu kişinin ilk aldatan olarak Carolyn'ı göstermesini yanlış buluyorum. Fiziksel olarak ilk adımı atan Carolyn olabilir; ancak bana göre Lester çok daha önce eşini zihninde aldatmaya başlamıştı. Angela'yı sürekli cinselleştirmesi, onunla ilgili kurduğu fanteziler ve zihinsel olarak evliliğinden tamamen kopmuş olması da ihanetin bir türü. Carolyn'in başka bir adama yönelmesi ise bana göre bu kopuşu fark ettikten sonra geliyor. Bu yüzden ilk ihaneti yalnızca fiziksel eylem üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor.
Renklerin ve kameranın kullanımı üzerine birkaç incelemede güzel detaylara değinilmiş, tutkunun simgesi olarak kırmızının seçilmesi gibi. Ama ben Carolyn'ın sahnelerinde yoğun kırmızı detayı hatırlamıyorum, gül bahçesi dışında. Gülleri beslerken en canlı kırmızıyı görüyoruz, eşini aldattığını sahnelerde ise böyle bir canlılığa denk gelmiyoruz. Bunun sebebi, esas tutkusunu yüksek statü sahibi bir erkeğin kollarında veya rütbe yükselişinde değil de, içten içe bahçesinin canlanmasında ve bunun nezdinde kendinin de yaşayacak oluşunda görmesi olabilir mi? Bilemiyorum.
Baş karakter Lester evet ama her karakterin bir hikayesi var. Komşu Frank, Frank'in oğlu, Lester'in kızı, Angela... Hepsiyle ilgili yorum yazasım var ama bir yerden sonra yazmak yorucu geliyor. Belki daha sonra burada diğer karakterlerle ilgili yazmaya devam ederim.
Son olarak, hayatı geniş pencereden ele almasına, fark ettiğim ve etmediğim güzel detaylara sahip olmasına rağmen tamamen kusursuz bir film diyemem. Özellikle Lester'ın dönüşümünün çok kısa bir zamana sıkıştırılması beni ikna etmedi. Birkaç olay ve uyuşturucu kullanımıyla yılların ezilmişliğinden sıyrılıp bambaşka birine dönüşmesi bana oldukça hızlandırılmış geldi. Gerçek hayatta böyle bir uyanışın çok daha sancılı ve uzun süreceğini düşünüyorum.
Birkaç gün önce ablamla izledik; ablam, ben ve bir rulo havlu kağıt, ağladık durduk. Kızın akıbetini anlatmadıkları için de içimde bir şeyler yarım kaldı, ablam her şeyi çok ciddiye alıyorsun dedi, o sırada gözleri şiş şiş bana bakıyordu. Sanırım gerçekten…devamıBirkaç gün önce ablamla izledik; ablam, ben ve bir rulo havlu kağıt, ağladık durduk. Kızın akıbetini anlatmadıkları için de içimde bir şeyler yarım kaldı, ablam her şeyi çok ciddiye alıyorsun dedi, o sırada gözleri şiş şiş bana bakıyordu. Sanırım gerçekten her şeyi çok ciddiye alıyorum, film bu abi diyip geçmeli belki de, geçemiyorum, o kıza ne oldu hâlâ merak ediyorum.