Uzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. sonunda anladım ki bu engeller…devamıUzun zamandan beridir gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.
Alfred D. Souza
Kubrick'in Burgess kadar iyi bir iş çıkardığını söyleyemeyeceğim ama filmi kitaptan bağımsız bir şekilde ele aldığınızda 8/10 bir film diyebilirim. Filmde, kitapta çok gözüme çarpmayan şey Hükümet eleştirisi oldu. Hükümet eleştirisi çok sert bir şekilde yapılmış. Hükümetin kendi çıkarları doğrultusunda…devamıKubrick'in Burgess kadar iyi bir iş çıkardığını söyleyemeyeceğim ama filmi kitaptan bağımsız bir şekilde ele aldığınızda 8/10 bir film diyebilirim.
Filmde, kitapta çok gözüme çarpmayan şey Hükümet eleştirisi oldu. Hükümet eleştirisi çok sert bir şekilde yapılmış. Hükümetin kendi çıkarları doğrultusunda her türlü pisliği yapacağına değinilmiş. Seçimleri kazanmak /kaybettirmek için siyasetçilerin yaptığı işlerin hiçbirinin aslında toplum yararı için değil kendi koltukları için olduğu açıkça belirtilmiş. Nicolas Gomez'in dediği şu söz geldi aklıma: "Devrim korkutucudur ama seçim kampanyaları da iğrençtir."
Filmi izlerken şunu farkettim ki bir şeyleri izlerken hissettiklerimiz yeteri kadar ahlâki ve doğru (aslında bu farkı nasıl anlatacağımı bilmiyorum) değil yani senaristler, yönetmenler nasıl istiyorlarsa öyle hissediyoruz öyle görüyoruz ama kitap okurken öyle değil bir şeyleri tüm gerçekliğiyle bir yerlere oturtabiliyor, iyiyi kötüyü ayırt edebiliyor ve buna göre duygular oluşturuyoruz. Çünkü filmi izlerken Alex'e acıdım onu için kafamda bahaneler uydurdum ama kitabı okurken öyle hissetmedim Alex'i öldürmek, olabildiği kadar tüm işkenceleri üzerinde denemek ve daha bir çok kötü senaryolar kurdum kafamda. Ya da bu sadece bir şeyleri görselleştirme ile de alâkalı olabilir. Ya da doğru nedir ? Belki de doğru Alex'i anlamaya çalışmaktir gerçekten de bilemiyorum.
Peki ya iyileşmek neydi? Filmde Alex'e "Ludovici Tekniği" ( Pavlov'un deneyi ) uygulayan Doktor da bunu kaldıran doktor da Alex'e iyileştin diyordu. Gerçekte hangisi iyileştirmişti Alex'i, onu seçim yapma hakkından alıkoyan mı, yoksa tüm mekanizması kötülüğe çalışan birini topluma öylesine salan mı?
Spoiler içeriyor
Merhabalarrrr!!!! Normalde bir kitabı ya da filmi okumadan önce biraz bakınırım içeriği nasıl, konusu ne diye ama Otomatik Portakal'ı uzun zamandır merak ettiğim ve sürekli okumayı ertelediğim için hiç bakinmadan direkt okudum hâl böyle olunca da baya bir afalladim. Utanarak…devamıMerhabalarrrr!!!!
Normalde bir kitabı ya da filmi okumadan önce biraz bakınırım içeriği nasıl, konusu ne diye ama Otomatik Portakal'ı uzun zamandır merak ettiğim ve sürekli okumayı ertelediğim için hiç bakinmadan direkt okudum hâl böyle olunca da baya bir afalladim.
Utanarak söyleyeceğim ki ilk defa tanıştığım (ki diğer eserleriyle tanışmak için sabırsızlanıyorum) Anthony Burgess harika bir yapıt çıkarmış.
Ayrıca hayatının son demlerini (yanlış teşhisten dolayı öyle biliyor) karısının güzel bir yaşam sürmesi için harcayacak kadar nahif ve iyi birinin kötülüğü bu kadar gerçek bu kadar doğal bir şekilde yazmış olması beni kalemine hayran bıraktı.
Kitap kabaca 15 yaşında genç bir erkek çocuğu olan Alex'in Kavga, gürültü, kan revan, taciz , tecavüz, yağma, hırsızlık, yalan, çetelesme vb. daha bir çok kötülüğü ve en son da cinayeti işlemesini ve topluma kazandırılmaya calışılmasını bize Alex' in ağzından anlatıyor. Tabii kabaca :)
"Tanrı biz kullarından ne istiyor? Tanrı'nın istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi? Kötülüğü seçen biri gerçekte iyiliğe zorlanan birinden daha mı geçerli Tanrı'nın gözünde?"
Kitapta Alex'e iyi bir annen iyi bir baban ve güzel bir yaşamın var neden kötülük ediyorsun? Diye soruluyor ve Alex aslında basit bir şekilde "Ben yaptıklarımdan zevk, mutluluk duyduğum için kötüyüm o kadar." Demiş olsa da bize asıl cevabı yine kitap şu şekilde veriyor: "Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu, terbiyeli olmaları söz konusu değildir."
İyi biri olmak için, iyi bir aile, iyi bir maddiyat ve güzel bir yaşantı yeterli midir? Genel olarak toplum ne derece bir etkendir? İnsan ruhu kötülükle / iyilikle mi doğar yoksa insan John Lucke'un dediği gibi bir "Tabula Rosa" mıdır? Kötü birini topluma geri kazandırıp iyi bir vatandaş yapabilir miyiz yoksa insan değişmez bir varlık mıdır?
Kitabı kabaca anlattığım kısımda Alex'in en son cinayet işlediğini söylemiştim, tabii bu cinayetten sonra Alexi tutukluyorlar. Alex bir süre hapis hayatı yaşadıktan sonra "suçluları topluma kazandırmak" için yapılan bir deneyde kobay olmak şartıyla serbest bırakılacağı söyleniyor. Dışarı çıkıp kötülük etmek için can atan Alex elbette ki bunu kabul ediyor ve bir ömür özgür olmak için 15 günlük kobaylığa razı oluyor. Daha sonrasında bugünlerde daha yeni yeni kavramaya başladığım Pavlov'un klasik kosullanmasına bağlı olarak Alex'in üzerine "Ludovici Tekniği" uygulanıyor ve Alex her kötülük yaptığında midesi bulanıyor inanılmaz derin acılar çekiyor ve böylece kötülük etmiyor yani Alex istemediği ve iyi biri olduğu için değil kötülük yapınca otomatik olarak acı çektiği için kötülük yapmıyor. Burada incelememin başında yazdığım alıntıyla geri dönme ihtiyacı duyuyorum: "... Tanrı'nın istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi? Kötülüğü seçen biri gerçekte iyiliğe zorlanan birinden daha mı geçerli Tanrı'nın gözünde?" Alex kötülüğü seçmişti ama iyiliğe zorlanmıştı bunu tıpkı OTOMATİK PORTAKAL gibi yapıyordu peki o zaman Alex kazanılmış sayılır mıydı?
Kitabın sonunda Alex 20 li yaşlarında garip bir şekilde kötülüğü bırakıyor ya da kısmen bırakıyor ya da sevgili yazarımız kötülük gençlik demek istedi ve gençlik bitince de kötülük de bitti dedi. Açıkçası son bölümü pek kavrayamadım.
( Bu arada hassas biriyseniz kitabı tavsiye etmiyorum okurken dişimi sıkmaktan bir hal oldum)